Devlet Kuramları ve Siyaset


Toplumun değişik dönemlerinde, toplumun toplam değerlerinin, emek ve sermaye (sanayi sermayesi, ticari sermaye ve para sermayesi) sınıfları arasında kar, ücret ve rant olarak bölüşülmesindeki oranlar, kapitalist devlet mekanizmasının da YAPISAL olarak değişen biçimlerine karşılık gelir. Devlet’in işlev olarak değişen biçimleri ise toplumsal siyaset yapışın biçimlerini belirler.

İlk olarak, Emek ve sermaye arasında sınıf mücadelesinin dingin-sakin dönemlerinde genellikle devletin “kapitalizmin iktisadi işlevleriyle iç içe geçmiş siyasi işlevlerin nesnel yapısı olarak devlet” (yani yapısalcı devlet) kuramı, devletin kapitalizmin varoluş koşullarını nasıl yeniden ürettiği sorusuna ve Yarının kapitalizminin neleri gerektirdiği ve bu gerekliliklerin bugüne nasıl bir etki yaptığı sorusuna yanıt vermede öne çıkan bir kuramdır. Bu bakış açısında devletin sosyal yönünün öne çıktığı ve emeğin bölüşümden aldığı payın görece yüksek olduğu bir dönemsellik öne çıkar.

İkinci olarak, sermaye sınıfının emek üzerinde sömürü baskısını artırdığı, kapitalist üretim tarzının gerektirdiği artı değer oranını artırmak için emeğin çalışma süresinin artırılması, işin yoğunlaştırılması, ücretlerin reel olarak düşürülmesi, yedek işçi ordusunun çoğaltılması şeklinde bölüşümde emeğe düşün payların azaltılması dönemlerinde ise, “Kapitalist sınıfın aracı”, “sermaye sınıfının yürütme kurulu” olarak devlet kuramı öne çıkar. Bu kuramda, emeğin sermaye ile olan ilişkilerinde, devlet, demokratik-siyasi mücadele koşullarında veya sömürüye, baskıya karşı mücadelede reformlara yönelik her adım gereksiz bir siyasi mücadele olarak görülür, devlet yapısının bu mücadele hiç bir olanak tanımayacağı düşünülür. Sadece devrim’in amaç olarak düşünüldüğü ve sorunların tek çözüm adımının bu olduğu bir devlet çözümlemesi ise her türden demokrasi mücadelesini hafife almak ile sonuçlanacaktır.

Üçüncü devlet kuramı, “Devleti sınıf mücadelesinin bir alanı olarak gören” kuramdır. Bu kuramda, devlete ve sermaye sınıfına karşı verilen mücadele, sınıfların yoğunlaştığı bir alan olarak devletin, sınıf mücadelesinin siyasal olarak bir alanı olduğunu öne çıkarır. Bu nedenle, devlete karşı verilecek demokrasinin genişletilmesi ve reformlar ile yeni mevziler kazanılması, sınıf mücadelesinin bir parçası olarak kabul edilir. Bu anlayış, hızlı toplumsal değişimlerin görüldüğü Zaman’larda öne çıkar. Bölüşüm için mücadele bu dönemde keskinleşir.

İkinci ve üçüncü devlet kuramlarının, yani “devleti sınıf mücadelesinin bir alanı” olarak gören yaklaşım ile, “devleti kapitalist sınıfın sınıf organı” olarak gören yaklaşımlar, devrimci iradenin ortaya çıkmasını kolaylaştıran iki kuramdır. Buradaki tehlike, devletin Yapısal-nesnel bir kurum olduğunun unutulmasının devrimci siyasetin dayandığı Temel’in dikkate alınmaması ve sisteme karşı mücadelenin, yönetimselliğe karşı mücadeleye indirgenmesidir. Bu da, mücadelenin reformizme ve sistem içine sıkışmasına neden olacaktır.

Dördüncü devlet kuramı, “kapitalistlerin emek üzerinde tam bir denetim kurduğu ideolojik hegemonya” dönemidir. Bu kuram, sermayenin ve devletin işçi sınıfı üzerinde gerici, baskıcı dönemin geçerli kuramıdır. 1980’lerden bu yana yaşanan Neoliberal dönem bunun örneğidir. İşçi sınıfı kapitalizmin sömürü argümanlarının “doğal”, “değişmez” doğrular olduğu ve işçi sınıfının sınıf çıkarlarının sermayenin sınıf çıkarlarına doğrudan bağlı olduğuna ideolojik olarak “ikna edilirler”. Sınıf unutturulur, işçiler sermayenin fraksiyonları arasında seçim yapma özgürlüğüne sahip olur, devlet, işçilerin de devleti olarak algılanır, özne sağcılaştırılır. (Tam da burada, sınıfın, sınıf mücadelesinin, Özne’nin öldüğü, tarihin bittiği teorilerinin kimin işine yaradığı ortaya çıkar.)

Sınıflar arasındaki mücadelede, devlet analizinin sınıfsallığın unutulması, devrimci mücadelenin coşkusu, ve tarihi yapan Özne’nin coşkusunun ve görevlerinin unutulması karşımıza çıkar . Bu dört devlet kuramı da, kapitalist devletin değişik toplumsal dönemler için doğru olduğunu ve bu dönemselliklerde de devrimciler açısından uygulanacak siyasetin farklı olacağını düşünmek gerekiyor. Somut, çeşitliliklerin ve çelişkilerin bütünlüğü içinde somuttur bu nedenle de bu somutun içinde uygulanacak siyasetin, somutu duruma uygun olması gerekir, bunun için de her somut durum, içinde bulunduğu dönem ile birlikte analiz edilmelidir.

İnsanlar, biz, Özne, Sınıf, bir yandan siyaset yaparken tarih yapıyoruz, diğer yandan yaptığımız tarih tarafından biçimlendiriliyoruz. Tarihsel ve toplumsal olarak içinde bulunduğumuz Özgürlük ve zorunluluğumuz buradan kaynaklanır. Geleceğimizin rastlantısallığı ve belirlenmişliğini en geniş olarak anlamanın yolu, devlet kuramlarında olduğu gibi, bütünselliğin içindeki çeşitliliği Marksist materyalist metodoloji ile kavramakla mümkündür.
Fe

About Ferruh Erkem

Check Also

Marx ve Doga 2/Paul Burkett

Doğa ve Kapitalizm Paul Bukett/ Marx’ın materyalizminin ve kapitalizm tahlilinin ortak noktası, bütün toplumların emeklerini, …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com