TANER AKÇAM: ERMENİ SOYKIRIMI KARARI NE ZAMAN VERİLDİ ?

TANER AKÇAM ERMENİ SOYKIRIMI KARARININ NE ZAMAN VERİLDİĞİNİ ORTAYA KOYAN ARAŞTIRMASINI PAYLAŞTI

 

Akçam, Kürtlerin Ermeni Soykırımı’ndaki rolüne ilişkin yeni araştırmaları da tartışacaktı, ancak zaman bulamadı. Dinleyicilerden gelen talep üzerine, yazıda bahsi geçen Erzurum Valisi Tahsin de dahil olmak üzere, telgraflarında Kürt aşiretlerinin Ermeniler de dahil olmak üzere Hıristiyan köylerine saldırıp yağmalamasından şikayet eden ve bu Kürtlerle savaşmak için daha fazla güvenlik gücü talep eden yerel valilerin bazı haberlerini paylaştı. Aynı anda tüm Ermeni nüfusunun yok edilmesini öneren Türk yetkililer neden Kürt aşiretlerinin Ermenileri yok etmesini engellemek için yardım istesinler ki? Akçam bu merak uyandırıcı soruyu, hipotezini paylaşacağını söylediği bir sonraki konferansının beklentisiyle dinleyicilerin düşünmesi için bıraktı.

 

 

 

The Armenian Mirror
15/03/2023

FRESNO – Prof Dr Taner Akçam, 3 Mart’ta Fresno State Üniversitesi’nde verdiği konferansta Ermeni Soykırımı’nın planlanmasıyla ilgili yeni bulguları paylaştı. UCLA Promise Ermeni Enstitüsü’nde Ermeni Soykırımı Araştırma Programı’nın direktörü olan Akçam, Birinci Dünya Savaşı sırasında iktidardaki İttihat ve Terakki Cemiyeti (CUP veya “Ittihad” – Türkçe’de İttihat ve Terakki Cemiyeti) siyasi parti üyeleri tarafından gönderilen ve Osmanlı Ermeni nüfusunun tam ölçekli imhasına nasıl ve ne zaman karar verildiğine ışık tutan yeni telgraflar keşfetti ve daha önce bilinen belgeleri doğruladı.

Niyet Üzerine Çatışan Teoriler

Akçam, Ermeni Soykırımı konusunda önde gelen bazı akademisyenlerin Soykırımın ne ölçüde önceden planlanmış olduğu konusunda nasıl fikir ayrılığına düştüklerini anlattı. Ermeni Soykırımı araştırmalarının babası olarak bilinen ve Akçam’ın akıl hocası olan Vahakn Dadrian, Ermeni halkını ortadan kaldırmak için her zaman uzun menzilli bir hedef olduğuna ve Birinci Dünya Savaşı’nın sadece faillere, 1913-1918 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nu otoriter bir tek parti devleti olarak yöneten siyasi parti İttihat ve Terakki’ye planlarını hayata geçirmek için bahane ve kılıf sağladığına inanıyordu.

Ronald Suny ve Donald Bloxham gibi diğer akademisyenler bu teze karşı çıkarak, Ermenileri ortadan kaldırma kararının savaş sırasında, Rusların Kafkas Cephesi’ndeki Sarıkamış savaşında (Ocak 1915) Osmanlı ordusunu yenilgiye uğratması ve İngiliz ve Müttefiklerin Gelibolu’ya saldırarak (Mart 1915) İstanbul’u ele geçirme tehdidiyle karşı karşıya kalmasıyla bağlantılı olarak alındığını savunmuşlardır. Bu akademisyenler, Osmanlıların kaybetmeye başladıkları bir savaşta Ermeni nüfusunu bir iç tehdit olarak görmeye başladıklarında sert önlemlere başvurduklarını ileri sürmüşlerdir.

Akçam, İttihat ve Terakki’nin “Nihai Çözüm “ünün gelişimini gerçekten anlamak için o dönemde yeterli kanıt bulunmadığından, her iki düşünce ekolünün de nihayetinde spekülasyona dayandığını belirtmiştir. Kanıtlar açıkça soykırım niyetine ve devlet destekli imhaya işaret etse de, plana ne zaman ve nasıl karar verildiği belirsizdi ve akademisyenler ikinci dereceden tarihi gerçeklere dayanarak varsayımlarda bulunuyorlardı (örneğin, “Enver Paşa Sarıkamış’taki yenilgiden Ermenileri sorumlu tuttu.”).

Akçam, Osmanlı Arşivleri’nden yeni keşfedilen ve/veya doğrulanan telgraflarla, vahşetin nasıl yaşandığına dair yeni bilgiler ortaya koydu ve kabul gören bazı tarihsel varsayımlara meydan okudu.

Karar İstanbul’da Değil Erzurum’da Alındı

Akçam, Anadolu ve Batı Ermenistan’daki tüm Ermenileri ortadan kaldırmaya yönelik nihai kararın İstanbul’daki İttihat ve Terakki Merkez Komitesi (Mehmet Talat, İsmail Enver ve Ahmet Cemal üçlüsü liderliğinde) tarafından alındığını belirtirken, Ermenileri yok etmeye yönelik “ilk kararın” 1 Aralık 1914’te Erzurum’da alındığını gösteren yeni kanıtlar ortaya koymuştur.

Merkezi Erzurum’da bulunan Teşkilat-ı Mahsusa’nın (“Özel Örgüt”, doğrudan İttihat ve Terakki liderlerine karşı sorumlu olan eski hükümlüler ve Kürt aşiret mensuplarından oluşan kolordu) Merkez Komitesi, o tarihte kuvvetlerine “isyanın potansiyel liderleri olduğundan şüphelenilen veya Müslümanlara karşı saldırı düzenleyebilecek kişilerin tutuklanması ve ortadan kaldırılması” emrini vermiştir.

Görünürde bu, şüpheli devrimcilerin tutuklanması ve idam edilmesine yönelik bir emir olsa da, “potansiyel isyan liderlerini” “tüm yetişkin Ermeni erkekler” olarak yorumlamak oldukça kolaydı. Dahası, Akçam’ın da belirttiği gibi, Almanya’nın Nazi liderliği de “Barbarossa Operasyonu” (Almanya’nın Sovyetler Birliği’ni işgali) sırasında cephe gerisinde bulunan tüm Yahudi erkeklerin öldürülmesini emrederken aynı ifadeyi kullanmıştır. Akçam, Alman SS’lerinin sadece erkekleri öldürmek yerine bölgedeki tüm Yahudi nüfusunu imha ettiğini belirtmektedir.

Andonyan Belgeleri ve Dr. Bahaeddin Şakir

Akçam, 2018 yılında yayımlanan Öldürme Emirleri adlı kitabında “Andonyan Belgeleri” olarak adlandırılan belgelerle ilgili olarak daha önce yaptığı bazı keşifleri gözden geçirerek yeni araştırmasına zemin hazırladı.

Ermeni yazar Aram Andonyan 1921’de Paris’te Büyük Suç adlı bir kitap yayınladı ve bu kitapta Türk yetkili Naim Bey tarafından Halep’te kendisine verilen telgraflara da yer verdi. Telgrafların üst düzey Osmanlı yetkililerinden gönderildiği ve Ermenilerin yok edilmesine yönelik emirler içerdiği iddia ediliyordu. Osmanlı Türkçesi ile yazılmış olan telgrafların Türk inkârcılar tarafından sahte olduğu onlarca yıl boyunca iddia edilmiştir. Bu telgrafların Ermenilere yönelik devlet destekli kasıtlı soykırımın en açık kanıtı olması, birçok akademisyenin telgrafların gerçek olup olmadığı konusunda hemfikir olamadığı bir dönemde soykırım tarihi hakkında “tarafsız” bir şekilde yazmayı çok zorlaştırdı. Akçam’ın Killing Orders’da yayımlanan araştırması telgrafların tamamen gerçek olduğunu kanıtladı.

En önemli telgraflardan biri 3 Mart 1915’te yazılmış ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Adana şubesinin parti sekreterine gönderilmiştir. Telgrafın bir bölümü şöyledir: “Komite… Türkiye sınırları içinde yaşayan tüm Ermenilerin yok edilmesine, tek bir Ermeni’nin bile kalmasına izin verilmemesine karar vermiş ve bu konuda hükümete geniş yetki vermiştir. Bu öldürme ve katliamın nasıl yapılacağı konusunda [merkezi] hükümet, vilayet valilerine ve ordu komutanlarına gerekli talimatları verecektir.”

Eğer bu telgraf gerçek ise, tüm Ermenileri yok etmeye yönelik imparatorluk çapında bir planın en eski kanıtı olacaktır. Ancak, Akçam telgrafların çoğunun gerçek olduğunu kanıtlamış olsa da, alttaki imzanın okunması çok zor olduğu için bu özel telgraf hala sorgulanmaktaydı, ancak “Beha” yazıyor gibi görünüyordu ve bunun anlamı belirsizdi. Ancak Ankaralı bir Türk akademisyenin 2017 yılında yayınladığı bir kitapta, halen İstanbul’daki bir kütüphanede bulunan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne ait bir “not defteri “nin tamamı yayınlandı ve bu defterde Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanı ve Ermeni Soykırımı’nın mimarlarından biri olarak kabul edilen Dr. Bahaeddin Şakir’in gönderdiği tüm telgraflar yer aldı. Akçam, bu son araştırmanın yanı sıra Şakir’in makaleler yazdığı Osmanlı Türk gazetelerinde yaptığı araştırmalar sayesinde, Şakir’in makalelerinin çoğunu “Beha” takma adıyla imzaladığını ve telgrafın altındaki imzanın Şakir’inkiyle aynı olduğunu doğrulayabildi ki bu Andonyan’ın bile farkında olmadığı bir gerçekti.

Şakir Ağustos 1914’te Erzurum’daydı, Mart 1915’te İstanbul’a döndü ve Nisan 1915’te tekrar Erzurum’a gitti; dolayısıyla Akçam, Soykırım kararının Şakir’in de içinde bulunduğu İttihat ve Terakki Merkez Komitesi tarafından Şakir’in İstanbul’da bulunduğu dönemde alındığı sonucuna vardı ki bu da telgrafın gönderildiği zamana denk geliyordu. 14 Mart’ta gönderilen bir başka telgrafta “Ermeni eylemlerine karşı alınacak acil önlemler konusunda Üçüncü Ordu Komutanlığı’na başvurulması”, 7 Nisan’da gönderilen bir telgrafta ise “komitenin Türkiye’de yaşayan tüm Ermenilerin yok edilmesine karar verdiği” belirtilmiştir.

Akçam, bu ve diğer birçok telgrafa dayanarak nihai kararın 16 Şubat ile 3 Mart 1915 tarihleri arasında alınmış olması gerektiği sonucuna varmıştır.

İpuçlarının İzini Erzurum’a Kadar Sürmek

Peki bu karar neden tam da Şakir’in İstanbul’da olduğu bir zamanda alındı? Akçam bu soruyu yanıtlamak için savaş sırasında Türkiye’nin fiili diktatörü olan Talat Paşa ile Şakir arasındaki telgraf yazışmalarının izini sürdü.Talat, 26 Kasım 1914’te Erzurum’daki hükümet dairesine bir telgraf çekerek, Şakir’i Erzurum’a ve telgrafhaneye çağırmalarını, böylece Merkez Komite ile doğrudan iletişim kurabileceğini bildirmişti. Şakir o sırada bölgedeydi ama Erzurum’da değildi.

Akçam, 16 Şubat’ta Şakir’in Erzurum’a vardığını ve İstanbul’daki parti liderleriyle iletişim kurmaya başladığını; bunun büyük olasılıkla nihai kararın verildiği zaman olduğunu savunuyor, ancak bu iletişimlere dair elimizde bir kayıt bulunmadığına dikkat çekiyor. Ancak Akçam’ın araştırması, Şakir oraya gelmeden önce bile Erzurum’da daha erken kararlar alındığını gösteriyor. Nihai karar tüm Osmanlı İmparatorluğu’nu etkilese de,

1 Aralık 1914’te Erzurum’da alınan karar Muş ve Van vilayetlerini ya da Akçam’ın deyimiyle “Tarihi Ermenistan’ın yarısını” da etkilemiştir.

Akçam bir kez daha 1 Aralık kararıyla ilgili çok fazla belge bulunmadığını, ancak “bunun tek sebebinin Türk hükümeti ya da inkârcıların bunları ortadan kaldırması olmadığını” belirtti. Akçam, orijinal yazışmalar sırasında yetkililerin telgrafları okuduktan sonra yakmaları gerektiğini, bu nedenle bazılarının günümüze ulaşmasına rağmen birçok telgrafın çoktan yok olduğunu kaydetti. Talat’a gönderdiği bir başka telgrafta Şakir, “kağıda dökülemeyecek bazı düşünce ve görüşlerim olduğu için” İstanbul’a gelmek zorunda olduğunu belirtiyor. Akçam, bunların Ermeni nüfusa karşı giderek sertleşen önlemlerle ilgili olduğunu tahmin ediyor.
Akçam, Aralık 1914 boyunca Erzurum’daki İttihat ve Terakki Komitesi’nin ve Erzurum Valisi Tahsin Bey’in İstanbul’a telgraflar göndererek aldıkları kararların bir listesini yaptıklarını anlattı. Telgraflardan birinde, “gerek şehir merkezlerinde [Bitlis ve Van], gerekse civar köylerde isyanın potansiyel liderleri olduklarından veya Müslümanlara saldıracaklarından şüphelenilen Ermenilerin önceden tutuklanmaları ve Müslümanlara saldırmaları halinde imha edilmeleri için derhal Bitlis’e sürülmeleri” isteniyordu.

Akçam bu belgedeki ifadelerin önemine dikkat çekmiştir. Emir, Ermenileri “olası” isyanlarından “önceden” hedef almaktı. Bu, pek çok Türk inkârcının devlet tarafından misillemeyle karşılanan Ermeni isyanının bir kanıtı olarak kullandığı Nisan 1915’teki Van Savunmasından çok önceydi. Akçam, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gerçek Ermeni isyanlarına karşılık vermek yerine Ermenileri “potansiyel” devrimciler ve İmparatorluk hainleri olarak görmeye başladığını savunuyor. Böylece, herhangi bir Ermeni “devlet düşmanı” olarak şüpheli hale gelebiliyordu.

Radikalleşme Taşradan Geldi

Akçam, Ermeni Soykırımı’na ilişkin ilk kararın İstanbul’dan ziyade Erzurum’da alınmasının yanı sıra, Ermeni-Türk meselesinin giderek radikalleşmesinin ve soykırım önlemlerine başvurulmasının yukarıdan aşağıya bir olgu olmaktan ziyade, vilayet valilerinin taleplerinin bir sonucu olduğuna dair ikna edici bir argüman ortaya koymuştur.

Erzurum Valisi Tahsin Bey, 20 Aralık 1914 tarihli bir telgrafta, merkezi hükümete “Erzurum merkez komitesi tarafından daha önce alınan kararın … diğer vilayetlerde de derhal yürürlüğe konmasını” teklif etmiştir.

Akçam’ın iddiası, yerel valilerin İstanbul’daki merkezi hükümete Ermenilerin tüm vilayetlerde imha edilmesine yönelik merkezi bir karar alması için baskı yaptıklarıdır. Akçam’ın ifadesiyle, bu yeni bilgi Soykırım’ın nasıl ve neden gerçekleştiğine dair mevcut anlayışımızı değiştiriyor. Geleneksel görüş, mezalimin esas olarak İttihat ve Terakki üçlüsü ve onların İstanbul’daki diğer parti liderleri tarafından planlandığı ve uygulandığı yönündeydi. Akçam’ın yeni araştırması sayesinde artık valilerin sandığımızdan çok daha önemli bir rol oynadığını biliyoruz. Onlar sadece Talat ve Enver’den emir alan pasif alıcılar değillerdi.

Akçam’a göre önemli keşiflerden biri, valilerin birbirleriyle iletişim kurmaları ve bölgelerde kararlar almaları. Ermenilerin gerçekten imha edilmesi gerektiği fikrini savunanların onlar olması çok önemli.

Daha Erzurum Merkez Komitesi kararını vermeden Vali Tahsin İstanbul’a aynı yönde telgraflar gönderiyordu. Örneğin, 17 Kasım’da “Ermeniler hakkında kalıcı bir karar alma ve emir çıkarma zamanı gelmiştir” diye yazıyordu. Bu arada İstanbul’daki yetkililer Tahsin’e “kesin bir emir verilinceye kadar iyi düşünülmüş tedbirlerle” durumun gerektirdiği her şeyi yapması gerektiği cevabını verdiler. Akçam bu durumu “vali bastırıyor ama İstanbul sakin kalıyor” şeklinde özetledi.

Bir başka vali, Van Valisi Cevdet Bey, 19 Kasım’da “yangının kontrolden çıkmasını bilerek beklemenin bizim için felaket olacağını” ve Osmanlı’nın yeni kurulan Balkan devletlerine toprak kaybettiği “Rumeli’de yaşananlara benzer bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu” yazıyordu. “Ermeni isyanını beklemeden” Türk yetkililerin “mümkün olduğunca güçlü bir şekilde” hareket etmesini önerdi.

Akçam, Holokost’u yansıtan bir şekilde, İttihat ve Terakki’nin paranoyasının onları soykırıma götürdüğünü, çünkü devlete sadakatsizlik konusunda “şüpheli görünen herkesin” “potansiyel bir tehdit” olabileceğini ve bu nedenle “ortadan kaldırılması gerektiğini” belirtti. Bu aslında “tüm Ermeniler yok edilmelidir” anlamına gelmektedir.

Erzurum’daki İttihat ve Terakki liderliğinin Doğu Vilayetlerindeki Ermenilerin ortadan kaldırılmasına karar vermesi 1 Aralık’ı, İstanbul’daki liderliğin de tüm İmparatorluk için aynı kararı alması Mart ayını bulduysa da, bu tarihten önce yerel valilerden telgraflar yağmaya başlamıştı. Erzurum, Van ve Bitlis valileri 1914 Kasım ve aralık ayları boyunca Ermeniler hakkında nihai bir karar verilmesini ve hükümetin kendilerine radikal önlemler almaları için izin vermesini talep ettiler, ancak Mart ayına kadar herhangi bir karar çıkmadı.

Sonuçlar

Akçam, nihai sonuçlara varmadan önce, bu gizli telgrafların tümünde “imha” kelimesinin kullanılmış olmasının önemine dikkat çekerken, Türk inkârcıların çoğunun yıllarca “imha” niyeti olduğunu reddettiğini belirtti. Telgraflarda kullanılan diğer bazı eşanlamlı kelimeler ise “zulüm ve yok etme” ya da “imha ve yok etme “dir. Nisan ayındaki telgraflarda “Ermenilerin maddi ve manevi güçleriyle birlikte mümkün olan en geniş ölçüde yok edilmesinden” bahsediliyordu ki bu soykırıma açık bir göndermeydi.

Erken imha kararları, her ikisi de normalde soykırıma yol açan kışkırtmalar olarak varsayılan İngiliz Gelibolu çıkarması ve Sarıkamış’taki Osmanlı yenilgisinden önceki dönemde alınmış olması açısından önemlidir.

Akçam, Kürtlerin Ermeni Soykırımı’ndaki rolüne ilişkin yeni araştırmaları da tartışacaktı, ancak zaman bulamadı. Dinleyicilerden gelen talep üzerine, yukarıda bahsi geçen Erzurum Valisi Tahsin de dahil olmak üzere, telgraflarında Kürt aşiretlerinin Ermeniler de dahil olmak üzere Hıristiyan köylerine saldırıp yağmalamasından şikayet eden ve bu Kürtlerle savaşmak için daha fazla güvenlik gücü talep eden yerel valilerin bazı haberlerini paylaştı. Aynı anda tüm Ermeni nüfusunun yok edilmesini öneren Türk yetkililer neden Kürt aşiretlerinin Ermenileri yok etmesini engellemek için yardım istesinler ki? Akçam bu merak uyandırıcı soruyu, hipotezini paylaşacağını söylediği bir sonraki konferansının beklentisiyle dinleyicilerin düşünmesi için bıraktı.

Bu haber The Armenian Mirror’da yayınlandı.

Çeviri: Hasan Şükrü Dal

Taner Akçam’ın yazılarını kaynak olarak kullanmak isteyenlerin Journal of Genocide research dergisindeki makalelere bakmalarını tavsiye ederim

About Hasan Şükrü Dal

Check Also

Toplumsallık illüzyonları

Burjuva toplumda birbirleriyle ancak metalar aracılığıyla ilişki kurabilen yalıtık bireyler, meta mübadelesinin yapıldığı pazarda kof …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com