Önleyici Savaş Doktrini

Önleyici Savaş Doktrini
ABD, 2003’de Irak’ın üzerine füzeleri yolladığında, Irak’ı bir daha kolay kolay belini toparlayamayacak bir konuma ve küresel kapitalist üretim tarzının uysal bir parçası haline getirmeye kararlı görünüyordu. ABD, Irak’da üç gerekçe ile savaş başlatmıştı:
Birincisi, Irak, gizlice Nükleer silah üretiyordu, bu da hegemon olarak ABD ve müttefiklerinin güvenliğini tehlikeye düşürüyordu. (Cia’nın raporlarıyla iddia edilen bu savın yalan olduğu, daha sonra kabul edilecekti.
İkincisi, Irak, Kuveyt’e, orada Hakkı olduğunu iddia ederek saldırmıştı. Ve
Üçüncüsü, Saddam, bir diktatördü.

Bu üç gerekçeyi ileri süren ABD, Önleyici Savaş Doktrini dediği bir sava dayanarak Irak’a saldırdı ve tarihin gördüğü en çok cana mal olan savaşlardan biri yaşandı. Bu savaşta iki şey yeniydi: ilk olarak son teknoloji silahlar bu savaşta denendi – gerçekten işe yarıyordu, hedefler tam isabet vuruluyor ve çok can alınıyordu. İkinci olarak yeni olan da, bu savaşlarda, özelleştirilmiş savaş kurumları, birlikleri, özelleştirilmiş şirket askerleriyle, hatta yiyecek ve lojistik sağlayan şirketlerle yürütülmüş olmasıydı. Yeni Savaşların yeni olan yönü buydu (bir diğeri de terör, online sistemlere saldırılar ve gizli savaş birlikleri idi).

Önleyici Savaş doktrininin önemli bir sakıncası sonradan çıktı: kendinde bu Hakkı gören hegemon güçler, “kendi çıkarlarıyla tanımladıkları savaş olgusunu, önleyici savaş kamuflajı içine sokarak” asıl amaçlarını gizler olmuşlardır. En önemlisi de, bu doktrini amacına uygun veya değil, kullanarak, ülkelerin sınırlarına saldırıyı “meşru” hale getirerek, periferilerdeki veya kendi sınır bölgelerindeki periferik ülkelerde, bu ülkelerin güvenliklerini tehlikeye atmalarıdır. Deyim yerindeyse, hegemon ülkeler bu ülkelere neo-kolonyalist bir tarzda yaklaşmakta, onları kendi çıkarları için sadece bir araç konumunda görmektedirler.

Jack Levy, realist paradigma literatüründe, “önleyici savaş” kavramının, devletler arasında eşitsiz gelişme nedeniyle şekillenen güç dağılımındaki farklılıkların ortaya çıkardığı, çatışmacı bir önlem alma eylemi olarak yer aldığını yazmaktadır. (B. Gülboy-Mutlak Savaş, sf.140). Dikkat edilirse burada önleyici savaşın nesnesi durumundaki çevre ülkeler, kaderleri dünya hegemonyasındaki araçsal rolleri kadar rol almakta, her zaman haksız bir saldırının muhatabı riskini taşımaktadırlar. Devletlerarası güç ilişkileri, güçsüz ülkelerin kabusu olmaktadır. Bunun en yakın örnekleri ABD’nin Irak, Afganistan saldırıları, uluslararası güçlerin Suriye operasyonları, Türkiye’nin Suriye ve Kuzey Irak üzerine sınır ötesi operasyonlarıdır, Libya’dır, Yemen’dir.

Devletlerarası jeopolitiğin en son kurbanı da Ukrayna olmuştur. Giderek eriyen hegemonyasını korumaya çalışan ABD İle yeni hegemonya paylaşımında kendine büyük güç kümelenmesinde yer açmak isteyen Rusya arasındaki alan hakimiyeti mücadelesinin nesnesi olan Ukrayna, Rusya’nın sınır periferisinde olmanın, Abd ve Rusya arasında güç paylaşımında farklı tercihlerinin bedelini ödemektedir. ABD ve NATO,nun, Rusya’ya bu şekilde zarar verme aracı olarak kullandığı Ukrayna için en akıllıca yol, ABD ve Rusya’dan güvenli bir bağımsızlık yoluyla özerkleşmesi ve içindeki azınlık güçleriyle özerkliği kapsayan demokratik ülke birliğini sağlamasıdır.
Bunun için de diplomasiye-dış Politikaya öncelikli ve tek çare olarak başvurulması savaşa karşı tek yoldur. Ne Ukrayna halkı ne de Rus halkı bu durumu hak etmiyor.
fe

About Ferruh Erkem

Check Also

Olası 2023 Haziran seçimleri sürecinde Türkiyenin siyasi panaoroması

Olası 2023 Haziran seçimleri sürecinde Türkiye’nin siyasi panaroması Türkiye siyaseti Sol’un oyun dışına itilmesi nedeni …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com