BU EKSEN KIRILMADIKÇA-M. Taş

Adil ve özgür olmayan seçimlerin değerlendirmesini muhalefet bugüne kadar yapmadı.  Millet İttifakı bileşenleri, sonuçların açıklanmasından hemen sonra tek bir söz söylemeden farklı yönlere dağılıp gitti. Diktatörlüğe karşı direnen, geleceğini demokratik Türkiye’de gören 25 milyon seçmen sahipsiz bırakıldı, sesi soluğu kesildi. CHP ve Millet İttifakının diğer üyeleri, Erdoğan’ın on yıl boyunca yarattığı otoriter rejimin temsili sistemde yol açtığı tahribatları analiz edemeyecek kadar aciz ve basiretsiz olduğunu gösterdi.

Millet İttifakı bileşenlerinin yaptığı hatalar ve sergilediği sorumsuzluk örneklerini bir yana bırakıp, Erdoğan’ın inşa ettiği merkezi otoriter rejim için yapılanları hatırlayalım: Hukuk iktidara bağlandı, medyanın özerkliği kaldırıldı, ifade özgürlüğü engellendi, eğitim kontrol altına alındı ve partilerin faaliyetleri sınırlandırıldı. Sonuçta, demokratik olmayan ama demokratik görünen, faşizmi barındıran ama faşizme dönüşmeyen tek adamda temsil edilen hibrid rejimin oluşturulma süreci bitince, temsili sistemin aşağıdan yukarı işleyişi tam tersine çevrildi.

Rejimin gerçekleştirdiği bu değişiklikler sonucunda bir eksen üzerinde hareket eden temsili sistemin üç birleşeni; seçmenin özgür iradesi, temsilcilerin seçimi ve meclisin bileşimi ve işlevi yasallık kazandıracak bir formata sokuldu.

Yazıda, otoriter rejim koşullarında temsili sistemin üç dinamiğini, seçimleri baz alarak değerlendireceğiz. Üçünü kendi özgüllükleri içinde çözümlerken, sistemin demokrasiyi yeniden ayağa kaldırmada nasıl yetersiz kaldığını, büyük kırılmalara ve adaletsiz sonuçların oluşmasına yol açtığını vurgulayacağız.

OTORİTERLİĞİ ÜRETEN EKSEN  

Öncelikle bir noktayı belirtmek önemlidir: Temsili sistemin gerçekten demokratik olması için, seçme seçilme ve meclisin aynı koşullara sahip olması ve en başta özgür iradeyi değiştirebilecek herhangi bir dış etkiden uzak olmaları gerekir.

Özgür irade elde edilmesi zor bir demokratik inisiyatiftir, nüfusun büyük kesiminin özgür kararlarının her aşamada dış etkenler tarafından değiştirilmediği garanti edilmelidir. Demokrasinin başlangıcı sayılan özgür iradeyi elde etmek ve korumak gerçekleşmese, mantıklı bir sonuç olarak demokrasi gelmez.

Tek adam yönetimi, demokrasinin ilk ve temel halkası olan özgür iradeyi, tıpkı faşist diktatörlükte olduğu gibi, iç ve dış müdahalelerle manipüle etti. Erdoğan, akıl almaz yalan ve iftiraya dayalı söylemle, aşırı sağcı milliyetçiliği siyasi İslam’la harmanlayarak, Kürd halkını ve marjinal grupları düşman gösterip, seçmen kararlarının sandığa yansımasını önledi. Muhalefet cesaretle bu azgın saldırıya karşılık verme refleksini gösteremedi.

Seçim gününde elinde oy pusulasıyla seçmen kabinesine giren yurttaşların kendi başına bilinçli, özerk, özgür, sorumlu ve etik bir şekilde, bireysel ve kollektif düşünerek oy kullanması olanaksızdı. Çünkü ezici çoğunluğunu emekçi halkın oluşturduğu seçmen kitlesi, özgür iradesiyle sunulan alternatifler arasından en doğru olanı seçme iradesi, seçim gününden çok önce engellenmişti. Kampanya süresince devletin mali desteği ile ayakta duran yandaş medya, seçmeni, Erdoğan ve Cumhur İttifakının politik mesajlarının bombardımanı altında bıraktı.

Seçmenler üzerinde milliyetçilik, dini baskılar, korkutma ve yıldırma gibi eylemler devlet eliyle yapıldı. Seçmenin parti-devlet baskısıyla şartlanmış ve iradesi manipüle edilmişken oyunu kullandı, sandık dışardan kuşatıldı, seçimlerin temel ilkelerinden biri olan oy kullanırken gizlilik kuralı, pratikte işlemez duruma getirildi, bireysel özgürlükle demokrasinin kesiştiği bu karar anında seçmen müdahale ve manipülasyon nedeniyle rasyonel düşünüp politik karar veremedi. Erdoğan, devlet ve yandaş medya birlikte demokrasinin yaşam kaynağını kesti.

Seçimlerin eşit ve adil yapılmayışı, özgür iradenin serbestçe açığa çıkmamasında belirleyici etkisi olmuştur.  İktidar, HDP’yi seçim arifesinde kapatmakla tehdit ettiği gibi, tüm muhalefetin terörist ve dinsiz kitapsız olduğunu Göbels ağzıyla günlerce tekrar etti.  Devlet olanakları; valiler, kaymakamlar, jandarma, TRT ve merkez bankasının kaynakları tek yanlı Erdoğan için çalıştı. Bununla da kalınmadı, seçim ekonomisi uygulanarak milyonlarca emeklinin ve memurun aylıkları arttırılarak seçmenin özgürce karar vermesinin önü kesildi.

Seçimleri siyasi hesaplaşma, rakipleri alt etme ve bir dönemi kapatıp yeni bir dönemi başlatma olarak gören otoriter rejim, sandıktan çıkacak sayısal çoğunluğu aramıştır, meşruiyeti değil. Her ne olursa olsun statükoyu korumak, iktidarda kalmak, despotluğun devamında ısrar etmek, özgür iradenin meşruiyeti belirleyen içeriğini değiştirmiştir. Seçmenin özgür iradesiyle demokrasiyi veya demokratikleşmeyi tercih edemeyecek duruma getirilmiştir.

Seçmen, sadece özgür irade önündeki engellerle karşılaşmadı aynı zamanda o iradeyi taşıyacak temsilcileri belirleme sürecinden uzak tutuldu. Çoğulcu demokraside, halk adına hareket edecek temsilcilerin seçim yoluyla belirlenmesi esastır. İktidar ve muhalefet partileri, iç demokrasilerini işletmeden aday belirlemeleri, özgür iradeye ve meşruiyete gölge düşürdü. Tüm partilerin adayları, yukardan parti hiyerarşisi tarafından saptandı, üstelik seçmenin tanımadığı bölgelerden gösterildi. Sağ parti adayları CHP’den, Emek ve Özgürlük ittifakı partilerinin HDP’den ve HDP’nin tüm adayları Yeşil Sol Partiden gösterilmesi   temsiliyet sistemini asli görevinden uzaklaştırılmıştır. Bu durumda seçilenlerin özgür iradenin sorumluluğunu taşıması beklenmezdi.

Partiler sadece seçim yarışına girecek adayları yukardan belirlemekle kalmadı. Projeler, kararlar, politik sorunlar ve çözüm yolları, yukardan aşağıya indirildi. Kendi içlerinde demokrasiyi işletmemeleri sonucunda, seçilenin seçmeni temsil etmesi çökertildi. Temsili sistemin iradeyi taşıma işlevi formaliteden öteye gitmedi. Bu anlamda Erdoğan ülke yönetiminde ne yaptıysa siyasi liderler küçük çapta kendi partilerinde yaptı.

Seçilenler halkın değil partilerin ve liderlerin temsilcileri oldular.  Tıpkı “Vesayetçi demokrasi” dönemlerinde olduğu gibi, seçilenlerin halk iradesine göre toplumu yönetmesine son verildi. Yukardan gelen direktiflerle hareket eden temsilciler birer elite dönüştürüldü. Temsili sistemin meşruiyeti taşıma işleyişindeki bu bozulma parlamentonun temel faaliyetlerini de etkiledi.

Seçilenler TBMM’de yemin ederek mazbatalarını aldılar. Yürütmeyi denetleyemeyen, yasama gücüne sahip olmayan meclis 2017 Anayasa değişikliği ile işlevsiz hale getirilmişti. Denetimindeki hükümet ilga edildi; tek kişiye indirgenen yürütme ise, siyasal sorumluluktan arındırıldı. Yönetimde keyfilik, hak ve özgürlüklerin kurumsal güvenceleri birer birer büküldü, eğreti kılındı.

Temsili sistemin oturduğu üç dinamikten oluşan eksen, devlet eliyle baş aşağı oturtulduğundan meşruiyet için gerekli olan özgür irade aşamalı olarak parçalara ayırılarak işlemez duruma getirildi. Demokrasinin eşitlik, özgürlük, adalet, hoşgörü ve farklılıklara saygı gibi temel değerleri siyasi yaşamda uygulanmadığından, halk için halkın kendini yönetmesini sağlayacak olan temsili sistem, yapması gerekeni yapamaz hale getirildi. Demokrasiyi taşıyan bu eksen kırılmadıkça, ne zaman yapılırsa yapılsın, seçimlerden demokrasi değil diktatörlük çıkar.

About Mehmet Tas

Check Also

Devlet Kuramları ve Siyaset

Toplumun değişik dönemlerinde, toplumun toplam değerlerinin, emek ve sermaye (sanayi sermayesi, ticari sermaye ve para …

2 comments

  1. Son cumleniz sovyet ve cin deneyimlerinide kapsadigini sanirim aurica oy hirhizliginin yapildigi bilinmesine ragmen söz konusu elit tabakanin ses cikarmamasi sanki dogalmis gibi davranmasi ahalinin vurdumduymazligi parlementer diktatörluklerin yarattigi telafisi zor hasardir. Sevgiler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com