KÜÇÜLME KOMÜNİZMİ DÜŞÜNCESİ VE EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI- M.Taş

Japonya’da yarım milyon kopya satan bir kitabın genişletilmiş İngilizce versiyonu olan “Marx in the Antrophocene”de (Antroposen Çağda Marx) Kohei Saito’nun kitabını okumaya ara verip kısa bir özetini yapmaya karar verdim. Ekolojik Marksizm’e ve güncel tartışmalara önemli katkılar sağlayan bu kitabın Türkçeye çevirisi kısa zamanda yapılır sanırım.

Bana göre, kitabın önemini arttıran bir gelişme de Emek ve Özgürlük İttifakının bileşimi ve Yeşil Sol Partiden seçimlere girmenin önemidir.  İttifakın kendisini ve zorunluluktan kaynaklanan ama aslında bir gerçeğin dayatmasından doğan seçim taktiğini açıklayacak teorik alt yapı kitapta fazlasıyla bulunabilir. Saito, işçilerin, ezilen halkların, kadınların kurtuluşu ve ekolojik krize karşı mücadele sorunlarının el ele gittiğini vurguladığı çalışmasında bir bakıma bizim sorunlarımıza da ışık tutuyor. Kitapta geliştirilen Yeşil komünizmin teorik temelleri aynı zamanda Emek ve Özgürlük İttifakının politik perspektifiyle uyum içinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu yüzden işçileri, çevreyi, kadınları ve Kürdleri temsil eden ittifak bileşenlerinin hiçbiri ayrı listelerde seçim yarışına gitmemeli. Tek bir listede yüzden fazla milletvekiliyle parlamentoya girmek ekolojik demokratik bir Türkiye projesi için dev bir adım olacağı unutulmamalı.

Saito’nun Marx’a dayandırdığı düşüncelerin enternasyonal ilerici devrimci hareketin pratik politik vizyonuna getireceği katkılar şimdilik bir yana bırakırsak kitapta geliştirilen önemli bazı teorik argümanlara değinmeye çalışalım.

1868-1883 yılları arasındaki yaşamının son on beş yılının not defterlerinde, Marx’ın ilgisi, doğa bilimlerine ve kapitalist olmayan toplumlara odaklandığını belirten Kohei Saito bunun, Marx düşüncesinde “epistemolojik bir kopuş” olduğu sonucuna varır.

Saito’ya göre, 1867’de Kapital’i yayınlayan Marx, kapitalizmin ekolojik çıkmazlarının zaten farkındaydı. Bunu, özellikle John Bellamy Foster tarafından vurgulanan metabolik bozulma kavramı etrafında teorileştirdi. İnsan ve doğa arasındaki ilişki bir metabolizma, yani uyumlu bir gelişime izin veren bir dizi karşılıklı ilişki olarak düşünülür.

Değer üretimi ve onun sonsuz birikimi merkeze alındığında doğal ihtiyaçlar yadsınır: “doğal kaynaklar, mekân ve zaman, sermayenin tek taraflı çıkarlarına ve değerlenmesine tabi tutulur. Metabolizma çatlıyor ve bu çatlak kapitalizmde onarılamaz hale geliyor” diyor Kohei Saito.

Tabii ki, sermaye bu çatlağa teknolojik yeniliklerle karşı koymaya çalışır, bu sadece “metabolik yer değiştirmedir”. Örneğin, gübreler toprağın tükenmesini önlemeyi mümkün kılar, ancak karbondioksit üretimi, su kirliliği veya biyo çeşitliliğin tahrip edilmesi yoluyla yeni metabolik zorluklar ortaya çıkarır.

Engels’in vizyonun Sovyetlerde karikatürize edilip çarpıtıldı ve ayrıca Batı Marksizm’i Marksizmi doğa alanının dışına itip toplumsal alanla sınırlamak oldu. Marx’ın düşüncesi toplumla sınırlıydı, doğa dahil değildi. Ancak J B Foster’ın ekososyalizmi, “Marx ve Engels’in düşüncesinin doğal alanda birliğini savundu.”

Kohei Saito ise farklı bir yol izler. “Marx’ın düşüncesinin yalnızca toplumsal olduğu fikrini reddeder, ekolojiyi diyalektik değişimin merkezine koyar. Özellikle Engels’in Kapital’in son iki kitabını yazarken ve Marx’ın not defterlerinin seçimini yaparken ve yeniden yazarken yaptıklarını yapmaz, bu konularda Engels’ten ayrılır.”

Bu ayrışmanın kökeni doğa ve toplum anlayışında yatmaktadır. Engels, “doğayı, insanlardan ve insan ilişkilerinden bağımsız, kendi diyalektiği tarafından yönetilen bir varlık olarak görür. İnsanlar için zorluk, bu dış güce hakim olmak ve kontrol etmektir.” Ekososyalizmin inşa edildiği çerçeve budur.

Saito’ya göre, geç Marx’ın vizyonu hem ortada hem de daha karmaşıktır. Ona göre doğa, insan toplumlarından önce var olması onun özerk karakterini belirler. Bugün ekolojik krizin geri döndürülemez oluşundan bahsediyorsak, bunun nedeni toplumun kontrol edemediği doğal bir süreç olmasıdır.

“Bu nedenle, doğanın yalnızca insanlar için toplumsal bir bağlamda var olduğunu ve bu bağlamın da doğayı değiştirdiğini inkar etmek imkansızdır.” Başka bir deyişle, toplumsal olanın doğal olan üzerinde belirleyici bir etkisi vardır. Her yerde, “doğa” toplum tarafından değiştirilir ve yeniden tasarlanır.

Marx’ın son döneminde açıkladığı gibi, metabolizmanın iki biçimi arasında, toplumsal ve doğal olan arasında bir diyalektik olduğu fikri de budur. Doğa ve toplum birbirini değiştirir ve etkiler. “Marx, insanlar ve doğa arasındaki ilişkinin toplumsal ve fiziksel dönüşümünü tarihsel, ekonomik ve ekolojik perspektiflerden yakalamaya çalıştı,” diye özetliyor Kohei Saito.

Bununla birlikte, toplum ve doğa arasındaki bu ilişkide bir “asimetri” vardır: “Doğa toplumsal olmadan var olabilir, ancak bunun tersi de geçerli değildir.” Kapitalizmin ekolojik krizinin şekillendiği yer burasıdır. Bu sistemde, değer yasası fiziksel ve doğal destek olmadan gelişemez, amaç sonu gelmeyen birikimdir.” Bu nedenle, kaçınılmaz olarak bu destekle çatışır.

Bu görüş, Marksizm’de önemli bir değişikliği ifade eder. 1867’den önce Marx, kapitalizmi, üretici güçlerin gelişimi yoluyla, insanlığın sosyalizme ulaşması için zorunlu bir adım biçimini temsil ettiğini düşünüyordu. İkincisi, kapitalizmin teknolojilerine ve üretici güçlerine sosyalist amaçla el konulmasını temsil ediyordu. Engels’in benimsediği ve aynı zamanda ekososyalist düşüncenin merkezinde yer alan fikir budur.

Fakat Saito’ya göre, Marx’ın son yıllarda geliştirdiği ve yukarıda tanımladığımız doğa ve toplum arasındaki bağlara ilişkin görüş bazı şeyleri değiştiriyor. Eğer kapitalist gelişmenin zorunlu ilerleyişi ekolojik bir kriz yaratıyorsa, “kapitalist üretici güçlerin gelişmesi artık olumlu bir gelişme değil, kaçınılması gereken bir risktir.”

“Marx, teknolojinin gelişiminin post-kapitalizmin maddi temelini mutlaka hazırlamadığını fark etti,”

Burada duracağım. Kitap özetinin geri kalan bölümünü bir sonraki yazıya bırakmak daha doğru olur.

Yukarıda açıklamaya çalıştığım teorik argümanlar gerçekte ilerici hareketin politik vizyonuna geniş açılımlar getiriyor. Emek ve Özgürlük İttifakına geniş bir ufuk açıyor. Seçimlere tek bir listeyle girmek ve parlamentoda güçlü bir grup kurmak ittifak bileşenlerini güçlendireceği gibi bu politik ekolojik perspektiflerle doğayi koruyan, adil, demokratik ve sosyalist bir Türkiye projesini hayata geçirmek eskisinden çok daha kolay olacağına inanıyorum.

-ROMARIC GODIN, Kohei Saito y el pensamiento de Karl Marx, , 17/MAR/2023| vientosur

-Kohei Saito, Marx in the Anthropocene: Towards the Idea of Degrowth Communism, Cambridge University Press, Cambridge, 2023, Reviewed by Tim Christiaens

About Mehmet Tas

Check Also

Yarının sosyalizmi için dünün komünisti/Yazan:Phillip Becher/cevri Mustafa Aydin

Yarının sosyalizmi için dünün komünisti/Yazan:Phillip Becher İtalyan komünizminin bugüne kadarki son karizmatik lideri Enrico Berlinguer …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com