Fransa’da yaşamı durduran sokak eylemleri-Nevcivan Burçak Balta

Yakın zamanda katıldığımız Ekonomi konferansında konuşmacılar bugünkü dünyada neoliberal sistemin tarihsel ölçekte kapitalizmin bunalımlarından söz ediyordu.

Neoliberalizm, aslında kapitalist sistemin bunalımdan dünyanın genelinde yaşanan ekonomik krizlerden nasıl çıkılacağına dair bir reçete sunamıyor.

Ekonomistler devrim yapmak devrimci durum varlığından söz etmiyordu.

Fiilen bu durum söz konusu olsa da önerilen sonunda hepimizin bildiği bir ekonomik model Cumhuriyetin kuruluşundan beri altı okun biri devletçilik oku olarak bildiğimiz bugün özelleştirme politikalarıyla terk edilen bugünün ekonomistlerinin kamuculuk dediği bir sistem öneriliyordu.

Ekonomistler kapitalist sistemin 1800`lerin sonundan itibaren sanayi devrimleri ile sistemini kurarak güçlenirken üretim araçlarının gelişmesinin sağladığı artı değerin rantın karın gittikçe arttığını  buna bağlı olarak kapitalist ülkelerin zenginleşme yaşadığı  toplumların eskisine göre endüstrileşme ile birlikte modernleşme yaşadığı görece kademeli  zenginleşme ve gelişmeden  söz edebiliriz.

Kapitalist sistemi analiz eden ekonomistler bir yandan da bunalımlarından söz ediyordu.

1900`lerin başında ardından 1939 ……1975 petrol fiyatlarından kaynaklanan bunalım …    1980 …..   2008 ekonomik krizi 2018 ve 2020 de pandemi ile dünyayı vuran ekonomik krizleri sıralayarak anlatırken …    Krizlerden ve resesyonlar ekonomisinden bahsederken dünya halklarının gittikçe yoksullaşmasından da söz ediliyor ve zenginliğin paylaşımında çoğunluğun azınlığa göre yoksullaşması çarpıcı grafiklerle anlatılıyordu.

Resesyon ya da durgunluk, makroekonomide geleneksel olarak reel gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) iki veya daha fazla çeyrek yıllık periyotta arka arkaya negatif büyüme göstermesi durumudur.

Sıkça duyduğumuz bu ekonomik tanımlama emperyalist devletlerin sürekli ekonomik durumunun kalp atışları gibi izlendiği dünyada ekonomik krizler ekonomide küçülme ve gerilemeyi ifade eder.

Sistemin bir yandan zenginlik üretirken diğer yandan da bunalımlar ve krizler ürettiğini anlıyoruz. Bu bir paradoks olarak tekrarlanıyor.

Sistemin halkın refahına yönelik önlemleri alamadığını sistemin paylaşımdaki adaletsizliğini vurgular.

Kapitalist sistemin emperyalizme dönüştüğü ülkelerde tekelci kapitalizmin bugün geldiği aşamada küresel şirketler aracılığı ile zenginleşme sağlanırken bir yandan da paylaşımdan kaynaklanan adaletsizlik kitlesel yoksullaşma yaratıyor. Artı değerden beslenen sistemin zenginliği, yoksula ve emekçiye yansımadığını aradaki ekonomiden pay alma makasının açılmasıyla dünya genelinde ekonomik krizler yaşandığını anlıyoruz.

1900”lerden bugüne ekonomik krizlerin savaşlarla aşıldığı bunun somut örnekleri birinci ve ikinci paylaşım savaşları olduğunu söylemek mümkün. Bu savaşlar dünya dengesinde emperyalist ülkelerin paylaşımını ve güç sıralamasındaki değişimin yaşandığını anlatır.

İkinci paylaşım savaşından sonra oluşan iki kutuplu dünyada bir yanda “sosyalist sistem” diğer yanda dünyanın geri kalanında hüküm süren kapitalist sistem vardı.

70 yıl süren soğuk savaş yıllarında Keynesçi politikalar izlenerek emekçilerin yaşam standardını iyileştiren ve paylaşımda adaleti sağlamaya çalışan sistem, aslında Avrupa sosyal demokratlarının sosyalizm hedefinden saptığı sosyalist sisteme karşı revizyonizmi benimsediği bir ekonomik sistemdir.

Bu sistemle Avrupa İşçi sınıfı devrim yapma hedefinden uzaklaşmıştır.

Bu politikaların yansıması Avrupa ülkelerinde Sosyal demokrat çizgide hatta Avrupa Komünizmi dediğimiz çizgide revizyonizm benimsenmesine  işçiler ve emekçilerin  sadece yaşam ve iş koşullarının iyileştirilmesi için mücadele etmesine neden olmuştu.

Bu süreçte paylaşımda tabana yayılan ekonomik şartlarının kısmen iyileştiğini düşünen Avrupa proletaryası düzeni değiştirme fikrinden gittikçe uzaklaşıyordu.

“Sosyalist sistemin” çözülmesinden sonra dünyada işçi ve emekçilerin iktidarı hedefleyen mücadeleden tamamen uzaklaştığı dahada artan bir realitedir.

Bunun somut örneklerinden biri Fransa’daki 2016’dan bugüne süren Sarı Yelekliler eylemleri ve bugün yaşanan emeklilerin emeklilik yaşının 62’den 64 çıkarılması gibi sosyal haklara yönelik sokak eylemlerinin nerdeyse yedi yıldır sürüyor olması gösterilebilir.

Fransa da olduğu gibi İngiltere, Yunanistan ve Almanya’da zaman zaman sokaklar dolup taşarken demokrasinin beşiği bu ülkelerde sosyalist-komünist partiler emekçileri iktidarı almakya ikna edemiyor.

1800”lerin sonuna doğru yazılan üç ciltlik Das Kapitalden bugüne Marx’ın ölümünden bugüne 140 yıl geçmiş o günün dünyasında oluşan sanayi devrimlerinden kodlanarak evrimleşen bu tarihsel süreçte üretim araçları hızla değişmiş ancak değişmeyen gerçek bu araçların özel şirketlerin elinde olduğu ve üretimden elde edilen karın bu şirketlerin elinde yoğunlaştığıdır.

Sanayide gelişme düzeyi kodlanıyor robotik ve yapay zeka teknolojisine entegre üretim araçları üretimde kullanılıyor artık.

Endüstri 4.0-5.0 düzeyi ülkelerin ekonomik gelişmişliğini anlatılırken işçi ve emekçilerin üretici güçlerin sistemden uzaklaşarak iş kaybına ve zenginleşmeye yol açan üretim fazlalığının daha spesifik ve dar tekelci şirketin elinde biriktiği gerçeğini de anlatır.

Emperyalist sistemin ekonomik krizinde küresel şirketlerin devletlerin önüne geçtiği vahşi emperyalizmin devam ettiği gerçeğini buna karşı emekçinin halkın refahını gözetecek ekonomik modellere ve bunun uygulayıcısı özne örgütlü yapılara ihtiyaç olduğunu kavramak gerektiğini hatırlatır.

Bu sorunun yanıtı;

Bugünün realitesini kavrayarak dünya genelinde solun sosyalistlerin ve komünist partilerin sürekli bunalım yaşayan ülkeleri kapitalizmden kurtarmak için bir program öneremediği gerçeğidir.

Bu sonucu doğuran nedenlerin başında geçmişte yaşanan reel sosyalizm örneklerinden çıkan olumsuz sonuçlar, başarısız ekonomik politikalar hedef olmaktan uzaklaşan sosyalizm ilkelerinde caydırıcılık olduğunu söylemek mümkün, bu gerçek durum geçmişe dönerek hedeflerin ve deneyimlerin gözden geçirilmesini gerekli kılarken yeni bir tartışmayı başlatıyor.

1789 Jakoben Kapitalist Devrimi yapan ardından 1871 de Paris komününü yaşamış dünyaya ilham kaynağı olmuş Fransız proletaryasının tavrını anlamak anlamlandırmak için tekrar eski kaynaklara gitmek ve eskinin deneyimlerden yeniyi oluşturmak diyalektik bir zorunluluktur.

About Mehmet Tas

Check Also

KÜRTLERİN TARİHİNE YOLCULUĞUM (3)-M. Taş

1.Meclis, Mustafa Kemal ve Kürt Özgürlük hareketi Balkanlar ve Ortadoğu bağımsızlık savaşlarıyla çalkalanırken Kürt ve …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com