Türkiye’nin Sağı Solu – Nevcivan Balta, Osman Naci Balta

Özellikle 1970’li yıllarda üniversitelerde ve sokaklarda sağ – sol tartışmalarına şahit olmuş, okumuş ya da dinlemiş bir nesil olarak günümüzde de sağcı ve solcu kelimelerini pek çok kez duyuyoruz.

Peki bir parti ya da fikri desteklemek bizi neden sağcı ya da solcu yapar?

1789 yılında Fransa’da Fransız Devrimi yaşanırken; parlamentoda da çetin bir tartışma ortamı vardı.

Fikir ayrılığı yaşayan gruplar arasında sert tartışmalar yaşanıyordu.

Fransız Parlamentosu’nda Başkanlık makamının sağ tarafında oturanlara “sağcı” ve savundukları fikre “sağ” adı verildi.

Aynı şekilde Başkanlık makamının sol tarafında oturanlara “solcu” ve savundukları fikre de “sol” adı verildi.

Fransız Devrimi’nin sağcıları; hiyerarşi, gelenek, kiliseye bağlılık, kilisenin liderliğini savunma ve sosyal eşitsizlik gibi fikir ve düşünceleri savunuyorlardı.

Solcular ise tahmin edeceğiniz üzere sınıf eşitliği, özgürlük, kilisenin sadece dine liderlik etmesi, sosyal eşitlik ve laiklik gibi kavramları savunuyorlardı.

Günümüzden 233 yıl önce türeyen bu iki kavram, Fransız Devrimi Dönemi’nde bu şekilde doğmuştu.

Tahmin edilenin aksine sağ ve sol kavramları, İngiltere’ye Fransa’dan hemen değil; tam 120 yıl sonra geçti.

Yani dünyada siyasi ve politik anlamda sağ ve sol kavramları 120 yıl boyunca sadece Fransa’da kullanıldı.

120 yıllık aranın ardından, 1900’lü yılların başında (20. yüzyıl) sağ ve sol kavramları İngiltere’ye taşındı ve ordanda tüm dünyaya yayıldı.

Hem Fransa’dan İngiltere’ye geçen hem de oradan bütün dünyaya yayılan sağ-sol kavramlarını Fransa’daki haliyle birebir kabul etmek imkansızdır.

Sağ ve sol kavramları her ülke, toplum ve kültürde belirli sınırlar dahilinde farklı şekilde yorumlandı.

Her ne kadar istisnalar mevcut olsa da sağ fikirlerin içinde “din, gelenekçilik, muhafazakarlık, liberalizm, demokratlık ve milliyetçilik” gibi kavramlar bulunurken; sol fikirlerin temelinde “insan, eşitlik, özgürlük, sosyal adalet” gibi kavramlar vardır.

Ayrıca; sol ve milliyetçilik birbirlerine uzak kavramlarmış gibi dursa da dünyada milliyetçi pek çok sol tabanlı parti bulunmaktadır.

Nelson Mandela, Mıhlatma Gandi, Saddam Hüseyin, Muammer Kaddafi, Beşar Esad, Doğu Perinçek milliyetçi solcu olarak sayabileceğimiz isimlerden sadece birkaçıdır.

Bugün gelinen süreçte sağ-sol kavramlarının anlamını yitirdiği siyasetle uğraşanları sağcı solcu kavramları ile ayırt etmenin anlamsız olduğunu düşünüyorum.

Yaşadığımız pratikte sol söylemlerle siyaset yapan pek çok siyasetçinin birçok sağ siyasetçiden daha düşük insani, ahlaki değerlere sahip olduğunu görüyoruz.

Pek çok siyasetçinin siyaset yaptığı kanadın (sağ-sol) değerlerinden ilkelerinden çok farklı pratik içinde olduğu görülmektedir.

Bu çalışmanın çıkış noktası Türkiye siyasetine 1960 yıllardan bugüne kadar damgasını vurmuş iki köklü sol siyasal hareketin günümüze kadar liderlerinin canlı tanıklıkları olan iki röportaj kitaptır.

Dev Genç liderlerinden Oğuzhan Müftüoğlu’nun ” Bitmeyen Yolculuk” ve Tarihsel TKP’ nine son Genel Sekreteri Nabi Yağcının “El Ele Özgürlüğe” kitabi bugün halen bu iki köklü sol geleneğin devamı niteliğindeki sol parti ve grupların mirası paylaşılamayan sol siyaset için iki önemli deneyimdir.

Bugün Sol siyasetin içinde bulunduğu kısırlığı anlamak geçmişte bu iki liderin tanıklığı ve yaşanmışlıklarındaki deneyimlerin eleştiri ve öz eleştirileri süzgecinde kendini köklü bir biçimde yenilemeye gereksinimi olduğunu düşünüyorum.

Yakın Siyasi Tarihin Tanıklıkları

68-78’kuşağı olarak tanımlanan gençlik kuşağının    tanıklıkları henüz yazılmamış resmi yakın siyasi tarihi oluşturmaktadır.

Dönemin liderleri tarafından röportaj anı kitapları adı altında önemli bilgiler belgeler yayınlanıyor.

Her döneme ait yazılı tarih sorunludur objektifliği sorgulanır.

Nedeni birçok kitap devlet kontrolunda süzgeçten geçirilerek yazılmıştır.

Kanıtları dünya savaşlarındaki cephe savaşları kazanımlar yenilgiler tehcirler soykırımlar üzerindeki sis perdesi uzun yıllar kalkmamış, sis perdesi altında örtülü gerçekler yıllar sonra yazılmıştır.

Bir röportajında Süleyman Demirel e Vahdettin Hain midir?

Sorusu yöneltildiğinde bir elli yıl daha Vahdettin e hain demeliyiz!

Yanıtıyla bir dönemi belgelerini sansürsüz ortaya koymanın zamanın toplumun buna hazır olması tarihin sözel anlatılarının yazılı anlatılardan farklı olabileceğini yansıtır.

Tarihsel Yazılı anlatımlar ülkelerin ve kişilerin bakış açısına göre de yanlıdır.

Yazılı resmi tarih kitaplarından bu bariz şekilde anlaşılır.

O günün gençleri bugünün yaşlı kuşağına dönüştü.

Her geçen gün bu kuşağın temsilcileri birer birer aramızdan ayrılıyor.

Nüfusu gittikçe azalan grubun bireylerinin acı kaybı, deneyim aktarımını tanıklıklarında  süreç içinde kayda geçilmemiş olayları   sırları hafızalarda bırakıyor kayda geçmiyor.

68-78 kuşağı neler yaşamıştı?

Bu tarihsel süreç öncesi ve sonrası ülkenin izlediği ekonomi politik, iç ve dış siyasete yansıyan konjektürel süreç açısından ülke nasıl bir kırılma geçirmişti?

Ülkenin toplumsal yapısı demokrasi ve toplumsal değerler açısından hangi doğrultuda değişim geçirmişti?

Bugün geriye baktığımızda Siyasal ve yönetsel kırılmalarla geçen tarihsel süreçte   konjektürel durum demokrasi uygulamaları ve İnsan Hakları açısından ülkenin geldiği konumu değerlendirildiğimizde anlaşılır.

Bu genç kuşak kimine göre anti faşist mücadelenin kahramanları devrimciler kimine göre de kontrolsüz eylemleriyle teröristtir.

Bakış açısına bakılan yere göre farklı değerlendirilen farklı kimlik giydirilen dönemin genç liderleri üzerinden o günleri anlamaya anlamlandırmaya çalışıyoruz.

Yakın tarih açısından Cumhuriyet in ilanını milat kabul ederek anlatıya bu referans noktasından başlarsak iç siyasetin dış siyasetten ve günün konjonktüründen ayrı düşünülemeyeceği gerçeği   görülür.

1920-1960 yılları arası iç siyasi konjonktüre “Kemalizm ideolojisi”   altı okla ifade edilen devlet ideolojisinin devlet modeli damgasını vurur.

Bu süreçte radikal sol olarak tanımlanan Marksist Leninist kökenli siyasete tümüyle set çekilmiştir.

Sosyalist Sistemin güçlendiği konjonktürde sol kökenli siyasi yapılanmalar tehlike algısı oluşturmuş yasaklıdır.

Devletin ideolojisi kesin net çizgilerle yarı liberal yarı devletçi ekonomi politik oturtulmuş tam bağımsız çok partili demokrasi hedefindedir.

Ancak çok partililik çok sayıda parti   olması anlamında kalmış, tarihsel tasarımda iki ana akımın (muhafazakar milliyetçilik ve Kemalist milliyetçilik) siyaseten mücadelesiyle geçen tarihsel süreç bugün de bunun devamı niteliğinde merkezde konumlanan aynı köklerden türeyen siyasi partilerin söz sahibi olduğu yakın siyasi tarihinin izleri bugüne yansır.

Cumhuriyetin kuruluşuyla siyasetin kurgusu muhafazakarlık milliyetçilik ulusalcılık devletçilik ekseninde şekillenmiştir.

1960 27 Mayıs ihtilali serbest piyasa ekonomisi ve dışa bağımlı ekonomik askeri politikaları benimseyen Demokrat Parti yöneticilerine karşı, kamucu devletçi eksende siyasete yön vermek isteyen kanat tarafından yapılmıştır.

Ancak dünya siyasetinde konjektürel gereği konuşlanılmak istenen düzlem batı ile entegre olmak tercihi nedeniyle sonuç itibariyle altı okta ifade bulan CHP tek parti iktidarını sonlandıran Amerikan yanlısı serbest piyasa ekonomisini benimseyen iktidarları güçlendiren bir sürece evrilmiştir.

Bu süreçteki siyasi kırılmayı   temsil edilen Amerika icazetli siyasi liderler ve onların kurduğu partilerin iktidarlarıdır.

Devletçiliğe karşı   devletin ve ekonominin liberalleşmesi dışa bağımlılığın ekonomik ve askeri düzeyde artmasını sağlayan   sağ iktidarlara kapı açmıştır.

Bunun kanıtı DP parti devamı partilerin iktidarlarında 1970’e kadar gelinen siyaset çizgisi AP Süleyman Demirel hükümetleri ve sonrasında 12 Eylül sürecine taşınan aynı çizginin devamı MC koalisyon hükümetleri ile devam ederek sürer.

12 Mart -12 Eylül de yaşanan askeri darbelerle kesilen demokrasi siyasetin ve partilerin tekrar tekrar dizayn edilmesiyle sürmüş gelişen toplumsal muhalefete karşı gittikçe otoriterleşen demokrasi örneklemesi yönetimler bu iki dönemde etkili olmuş incelenmeye değerdir.

1960 anayasasının sağladığı siyasi koşullarda parlamento dışında şekillenen legal siyasette üç ana akım sol siyaset gelişmiştir.

Birincisi;

CHP siyasetine yakın “Yön Devrim Hareketi” dir. Bu hareket ordu içinde etkin olmuş orduyla da ilişkilidir.

Doğan Avcıoğlu’nun liderliğinde önceleri Yön dergisi sonraları Devrim dergisi etrafında şekillenmiş, 27 Mayıs’ın devamı   Kemalizm’i referans alarak toplumu dönüştürmek “Milli Demokratik Devrim ” yaparak iktidarın ele geçirilmesi Kemalizm’i yenileyerek Sosyalizm e geçmek idealindeki harekettir.

Sistem içinde kalarak toplumun dönüştürülmesini savunan altı ok siyasetinden Sosyalist sola yakın bir çizgidedir.

Devletin izlemesi gereken ekonomik programın kamucu devletçi ekonomi politik uygunlaşmalarıyla dışa bağımlılığı ortadan kaldıran anti emperyalist çizgide bir devlet anlayışı oluşturmakta sol    revizyonist bakışla sosyalizm hedefindedir.

İkincisi;

TİP çizgisinde şekillenen iki dönemden oluşan bir sol hareket şekillenmesinden söz etmek mümkündür.

Birinci TiP dönemi Mehmet Ali Aybar başkanlığında sosyal demokrat çizgiden Marksist çizgiye geniş yelpaze sol cephe görüntüsündedir.

1965-1971 yılları arasında faaliyeti süren partinin iç işleyişinde Mili Demokratik Devrimciler le Sosyalist Devrimciler ayrışması yaşanmıştır.

Bu ayrımda izlenen eylem yöntemlerini pasipizim  olarak niteleyen siyasi olarak kendini farklı bir çizgide tanımlayan dernekleşerek üniversite gençliği içinde önceleri Fikir Kulüpleri sonrasında Dev Genç hareketine dönüşen bir grup oluşur.

Birinci TİP Sosyalist sistemden etkilenerek Marksist çizgiye yaklaşan iki ana akımın çıkışına kaynaklık etmiştir.

Üçüncüsü;

Dev Genç hareketi devamı akımlar THKO ve THKC nine kurulması

Marksizmin etkisinde birinci Tip den evrilen ikinci TİP, TSİP TKP kadroları Marksizmin farklı yorumlarını içeren programlarda partileri oluşturmuştur.

Dünya konjonktüründe SSCB ve Sosyalist Halk Demokrasilerinin yükselişinden etkilenen partiler, Marksist- Leninist, Maocu, Enver Hocacı  Aydınlıkçı gibi farklı    Sosyalist yorumlarda akımlar partiler şekillenir.

Marksizmin farklı uygulamalarında görüş ayrışmalarıyla bu zeminindeki siyasi yapılar oluşmuştur.

1960-1971 arası dönemde iktidarların NATO üyeliği ve ekonomik olarak dışa bağımlılığı savunan politikalarına karşı anti emperyalist mücadele zemininde sol akımların birlikte mücadele ettiği en güçlü kitlesel birliğin örgütsel bağların   sağlandığı dönem olarak tanımlanabilir.

Üniversite gençliği içinde Kemalizm den Marksizm- Leninizm e evrilen bir ideoloji çizgisine oturan siyasi hareketler milli değerler üzerinden sol siyaseti geliştirmiştir.

Ana eksene anti emperyalizmi yerleştiren Dev Genç hareketi zaman içinde kendi iç ayrışmasını yaşamıştır.

Döneme damgasını vuran eylem biçimleride tartışmalıdır.

Seçilen sert protesto yöntemleri ve silahlı eylemler zaman zaman üniversite gençliğinin terörize edildiği durumlar yaşanmasına sebep olmuştur.

Mahir Çayan ‘ın  ” Kesintisiz Devrim doktrini ” Troçkist bir yaklaşımıyla kırsaldan kente silahlı mücadeleyle devrim ideolojisi devletle çatışmalı bir gençlik profili oluşturmuştur.  Hareketin zaman içinde radikalleşen bir siyasi zemine çekilmesine neden olmuştur.

Belki de bu dönemde güçlenen sol birliğin provokasyonlara açık yumuşak karnı gençlik hareketinlerinin kontrolsüz eylemleri olmuştur.

Sonuçları ve ödenen bedeller de bunu doğrulamaktadırlar.

Dev Genç kitlesel katılımlı Üniversitelerde akademik demokratik mücadele yöntemleri izlerken bu   eylemler zamanla sertleşmiş silahlı mücadeleye dönüşmüş 12 Mart 1971 muhtırasının verilişine zemin hazırlayan silahlı provakatif eylemler yapmıştır.

ODTÜ ziyaretinde ABD konsolosunun arabasının yakılması, örgüt adına banka soygunları, İsrail konsolosunun kaçırılarak öldürülmesi, ABD askerlerinin rehin alınması, bir büyükelçinin kızının rehin alınması eylemleri ve devamında ev baskınlarında infazlar yaşanmış illegal zeminde silahlı mücadeleyi savunan bir harekete dönüşmüştür.

Mahir Çayan ve arkadaşlarının Maltepe cezaevinden firarı ve Kızıldere’de katledilmelerine giden eylemsel süreç tüm bu eylemlilik tarzıyla demokratik kitle örgütünden illegal yapılanmaya geçen gençlik örgütü hareketi marjinal çizgiye çekmesi nedeniyle en önemli eleştiri noktası olmalıdır.

Sonuç itibariyle üç genç devrimci liderin idamına giden bir dizi provokasyonlar yaşanmış ve Deniz Gezmişlerin idamını engellemek amacıyla yapılan rehin alma eylemleri ve ardından Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere de katledilmesi hunharca ölümleri hareketin kadro ve liderlerinin kaybına sebep olan hareketin sonlanmasına giden bir dizi baskın ve katliamlarla geçen bir süreç yaşanmasına neden olmuştur.

12 Mart sürecinde önemli kadrolarını kaybeden hareket sonrasında ikiye bölünerek Dev Yol ve Dev Sol gençlik örgütleri tekrar biçimlenmiştir.

Dev Yol daha kitlesel ve demokratik mücadele zemininde kalmayı tercih etmiş.

Dev Sol silahlı eylemleriyle silahlı mücadeleyi devam ettirmeyi seçmiştir.

12 Eylül 1980 darbesine kadar cephe anlayışında devrimci hareketler olarak devam etmişlerdir.

Seçilen yöntem ve stratejinin silahlı mücadele yolu ile devrim yapmak ideali nedeniyle marjinalleşerek içe kapalı küçülen yapılara dönüşmüştür.

TİP çizgisine bakılacak olursa;

TİP in ilk döneminde Marksist Enternasyonal işçi sınıfının öncü hareketi anlayışında bir çizgi ile geniş bir sol cephe oluşturma hedefinde bir çizgi izlemiştir.

Parlamenter sistem kullanılarak Kemalizm’den Sosyalizme geçişi savunan   Aydınları ve geniş emekçi kesimini kapsayıcı programıyla Kemalizm çizgisine   yakın gruplarıda içeren bir partidir.

Dev Genç Gençlik hareketi ve birçok sosyalist parti bu partinin ilk yapısından çıkmıştır.

İlk  TİP içinden çıkan kadrolarla 12 Mart sonrası kurulan ikinci TİP Behiç’e Boran başkanlığında Marksist enternasyonalist çizgide saflaşmıştır.

1972 sonrası kurulan İkinci Tip dönemi TKP Atılım dönemiyle çakışmış bu nedenle ortak çalışma ve kadrolara sahip bir yapılanma Sosyalist Sistem ile entegredir.

İki parti TİP ve TKP’nin legalleşme sürecinde birleşerek TBKP nine kurulmasından ortak ideolojik kesişimlerinin   ve ortak kadrolarının olduğu açıktır.

1920 de kurulan TKP yasaklı olması nedeniyle farklı dönemlerde birçok farklı koldan sol yapılar içinde örgütlenmiştir.

Mustafa Suphilerin katlinden sonra farklı damarlarda illegal örgütlenmeyle ortaya çıkmıştır. Marksist Leninist çizgide SBKP ve Üçüncü Enternasyonale bağlı bir partidir.

1951 tutuklamalarında zarar gören örgütsel yapısı daralan kadrolarıyla kitlesel hareketler içinde gizli örgütlenmiştir. Kadroları bu dönemde zayıftır partinin etki alanı güçlü değildir.

1973 Atılım hareketiyle 1970-1980 arası dönemde kadroları geniş bir örgütlülük düzeyine ulaşarak Sivil toplum hareketleri içinde ve Sendikal hareket içinde güçlenmiştir.

1991 yılında Sosyalist Sistemin dağılması çözülmesiyle dünya konjonktüründe Marksist Leninist çizgideki partilerin stratejik olarak varlığı tartışmalı olmuş süreç içinde de hedefleri değişmiştir.

TKP- TİP in 12 Eylül 1980 de birçok üst yönetici konumundaki kadrosu güvenlik nedeniyle yurt dışına çıkmış yurt için dede baskı ve tutuklanmalarla parti kadroları dağılmıştır.

1985’te TİP ve TKP yöneticileri Behice  Boran ve Nabi Yağcı partilerin birleşmesi kararını alarak ülkeye dönüş için girişimde bulunmuştur.

Bu dönemde Behice Boran in ölümüyle İki partinin birleşmesi Nabi Yağcı ve Nihat Sargın tarafından yürütülmüştür.

Ülkeye dönen yöneticilerinin girişimle TKP legalleşme sürecine girmiş TKP- TİP birleşerek TBKP kurulmuştur. Bu süreçte 1982 Anayasasın da yapılan değişiklikle 163- 141-142 anayasa maddelerinin kaldırılması bu geçişin olanaklı hale gelişini sağlamıştır.

Anayasa değişikliği AB üyeliği için gerekli kıstaslardan düşünce özgürlüğü ve düşüncenin ifade edilmesinin önünde engel teşkil eden anayasa maddelerinin kaldırılmasıdır. Değişiklikler AB üyeliği için ülkelere getirilen standartlar gereğidir.

AB parlamentosu Komünist ve Sosyalist partilerin örgütlenmesi önündeki engelin   ortadan kaldırılmasını üyelik için şart koşar.

Sonuç;

Cumhuriyet in kuruluşu ile başlayan yeni devletin izlemesi gereken ekonomi politiğin devletçi mi?  Liberal mi? olması gerektiği bu doğrultuda dışa bağımlılık üzerinde görüş ayrılıklarının devlet içi tartışması uzun yıllar sürer bunun ordudaki karşılığı karşılıklı darbe hamleleri olarak ortaya çıkmıştır.

Devletin demokrasi anlayışı özünde bu iki ana siyasi ve askeri eksende konumlanan süreç 12 Eylül 1980 darbesi bu süreci tamamlamıştır.

Sistem Devletçi sol bileşenleri tamamen tasviye etmiş muhafazakarlık milliyetçilikle entegre olarak devlete hakim olmuştur.

Bunun yansıması yeşil kuşak projesi ile gericilersen radikal İslami yapıların güçlenmesi demokratik değerlerin gerileyerek otoriterleşen muhafazakar tarikatlara dayalı siyasi düzlemde finans kapital oluşturarak yerli işbirlikçi kapitalist sistem toplumu gericileştirerek    dönüştürmüştür.

Bu düzlemde tekrar şekillenen sol hareketlerin geçmiş deneyimler üzerinden özeleştiri yaparak yeni bir yaklaşımla dünyada gelişen konjonktüre uygun, güncel sorunları önceleyerek rasyonel hedefler doğrultusunda politikalar belirleme zorunluluğu vardır.

 

About Mehmet Tas

Check Also

Ah o eski memurlar yok mu-Yusuf Zamir

Lenin, 27 Mart 1922 tarihli “aldatıldık” analizini yedi ay sonra şöyle geliştirecektir:“Dördüncüsü, suç devlet aygıtımızda. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com