İKİ POLİTİK YANILGI-M. Taş

TKP lideri Kemal Okuyan solun bileşenlerini “sınıftan uzaklaşmak”la suçluyor. Solu,
devletçiliği savunmadığı ve post-materyalist değerlere öncelik verdiği için eleştiriyor. Kendini nerdeyse tek doğru kabul eden Okuyan’ın bu eleştirilerinin “yüzyıl öncesi” görüşlere dayandığını söylediğimizde bazıları gereksiz yere tepki gösterdi.


TKP’nin programına değinmeden sadece devletçilik ve post-materyalist değerler üstüne
Okuyan’ın yaptığı değerlendirmelere çok kısa değineceğim. Röportajında belirttiği iki temel görüşün neden “yüzyıl geride kaldığını” açıklamaya çalışacağım. Önce Okuyan’ın devletçiliği nasıl gördüğüne bakalım.

DEVLETLEŞTİRME SOSYALLEŞTİRME DEĞİLDİR
Okuyan, “biz çözüm devletleştirmededir, sosyalizmdedir dediğimizde bize henüz bunun
zamanı değil karşılığını veriyorlar” diyor.

Okuyan, bu açıklamasıyla sosyalizmi devletçilikle eş tutuyor. Yetmiş yıllık Sovyet deneyimi ve ardından uzun zaman alan teorik tartışmalar devletleştirmenin bürokrasi ve otoriterlik doğurduğu kanıtlarıyla gösterilmesine rağmen bürokratik sosyalizmi savunmaya devam ediyor. Bürokratik totaliter sosyalizmin işçi sınıfının kurtuluşuna giden tek doğru yol olduğu inancı sosyalist komünist hareket saflarında kabul görmüştü. Böyle bir yaklaşımın Sovyetler Birliği’nin yıkılmasına yol açtığı kesin olarak anlaşılınca, Marksist hareketin saflarından düşünsel planda uzaklaştırıldı. Ancak, Sovyet deneyiminden ciddi dersler çıkaramayan azınlıktaki bazı sosyalist çevreler bu anlayışlarını hâlâ koruyor. Bugünkü TKP bu çevrelerden biridir.


Üretim araçlarının millileştirilmesi veya devletleştirilmesinin toplumsallaştırıldığı anlamına gelmediğini yeniden hatırlatmak sıkıcı olsa da gereklidir. Başlı başına devletleştirmenin kapitalist mülkiyeti ve onun sosyal ilişkilerini sosyalizme dönüştürmediğini bilmem artık bilmeyen kaldı mı? Sovyet deneyimi üzerine yıllardır yapılan çalışmalar, devletleştirmenin işçi sınıfını toplumsal üretim araçlarının sahibi yapmaya yetmediğini bütün çıplaklığıyla kanıtladı. İşçiler doğrudan doğruya üretimi kontrol de etmediğinden, “kontrol ve yönetim işlevleri”ni bürokratik yöneticiler eliti üstlendi. Sovyetlerde veya herhangi bir ülkede, bu ülke Türkiye de olabilir, devletleştirme, sosyal sermayeyi kişileştiren bürokrasiyi egemen bir sınıfa dönüştürüyor. Neden Okuyan bunda ısrar ediyor anlamak çok zor.

Tarihsel deneyimleri dikkate alan Marksistler devletçi mülkiyete alternatif Marx’ın formüleettiği toplumsal mülkiyet konseptini yeniden yorumladı ve bunu halk demokrasisiyle ilişkilendirdi. Sosyalist mülkiyetin ancak halk demokrasisi aracılığıyla hayata geçilmesi gerektiği konusunda hemen hemen uzlaşıya varıldı.


Halk demokrasisinin başlangıç yeri işyerlerinde ve üretim sürecinde demokratikleşmedir. Ekonomide söz ve karar sahibi çalışanlar olunca kapitalist mülkiyetin ve sermayenin parçalanma süreci başlar.

Üretimde demokrasi derinleştikçe üretim araçları üzerinde emeğin egemenliği artar. Bu da toplumsal mülkiyeti geliştirir. İşçilerin kontrol ettiği özerk üretim birimleri ülke ekonomisine entegrasyonu hızlandırır. Demokratik planlama aşağıdan yukarı doğru işletilir. Üretim toplumun ve doğanın ihtiyaçlarına göre düzenlenir.

Halk demokrasisi, emekçilerin üretimi ve ekonomiyi yönetme deneyimlerini artırır. Özerk üretici birlikleri süreç içinde ekonomiyi çekip çevirecek düzeye erişir. Toplumun en alt birimlerindeki bu demokratik işleyişin yaratacağı maddi ve politik koşullar sosyal mülkiyetin sosyalist mülkiyete bilinçli dönüşümünü sağlar, sosyalist iktidarın meşruiyetini güçlendirir ve sosyalizmi sürdürülebilir konuma kavuşturur.

Görüldüğü gibi Marx’ın toplumsal mülkiyet teorisi, Okuyan’ın açıkladığı devletçilikten çok farklıdır.

Bürokrasi üreten devletçilik işçi sınıfına yabancı totaliter rejimlere yol açar ve özgürlüğün önünde büyük bir engel oluşturur. Ancak halk demokrasisi aracılığıyla gerçekleşen üretim araçlarının sosyal mülkiyeti emekçi halkların kendi iktidarlarını kendileri kurmaları için ekonomik ve politik tüm koşulları hazırlar.

Okuyan solu “sınıftan uzaklaşmak”la suçlarken kendisinin devletçiliği savunmakla çoktan sınıftan uzaklaştığını söylersek haksızlık yapmamış oluruz.

MATERYALİST VE POST-MATERYALİST DEĞERLERİN BİRLİĞİ
Okuyan, birinci politik hatayı solu ve sosyalizmi zayıflatan devletçiliği kurtarıcı gibi sunarak yapıyor. Sola güç veren post-materyalist değerleri de zayıflatan değerler arasında koyarken ikinci politik hatasını işliyor. Okuyan, materyalist değerleri post-materyalist değerlerden kendine göre sübjektif bir biçimde ayırırken, “çevrecilik”, “kozmopolitlik”, “cinsiyet eşitliği” gibi post-materyalist” değerleri sol öne çıkarmamalıydı diyor.

Önce post-materyalist değerlerin ne olduğuna bakalım.

Post-materyalist değerler, politik özgürlük ve katılım, kendini gerçekleştirme, kadın-erkek, etnik-kültürel insani ilişkiler, yaratıcılık ve çevreye özen gösterme ihtiyacını ifade eder.

Modern sosyalist toplumu kurmaya çalışan Marksistler, çevre sorunlarının artmasından
dolayı post-materyalist değerlere daha geniş alanlar açarak ilerici hareketin
güçlenmesine öncülük ettiler.

Gelişmeleri yakından izleyen Okuyan “post-materyalist” değerleri red etmekten korkuyor, bu değerleri politik mücadele alanından geri çekiyor. Sosyalistlerin sosyal, etnik ve kültürel politikalar geliştirmemesi gerektiğini söylüyor. Kendilerini ekonomik ve politik taleplerle sınırlandırmalıdırlar diyor. Kürt, kadın, Alevi, azınlık ve gençlik hareketlerini işçi sınıfının bileşeni olmaktan çıkarıyor, bu kesimleri toplumu değiştirecek güçler arasında saymıyor. Sosyalist toplumun çoğulcu bir toplum olduğuna ilişkin herhangi bir vurgu yapmıyor.

“Post-materyalist” değerler, ilerici devrimci hareketi yönlendiren politikalara
dönüştürülmezse, TKP içindeki örgütlenmelerle sınırlandırılırsa toplumu değiştiren dinamik güçler olmaktan çıkar. Çünkü kadınlar-erkekler, gençler-ihtiyarlar, Kürtler, Aleviler ve azınlıklar, işçi sınıfı içindeki toplumsal katmanlardır. Cinsiyetçi, ekonomik, sosyal ve kültürel çeşitliliğin yarattığı kesişimsel eksenlerle ve birbirleriyle etkileşim içindeler. Kemal Okuyan bütün bunları “post-materyalist değerler” kategorisine toplayarak bir köşeye koyuyor. Politikada kullanılmayan bu değerlerin ne işe yarayacağını söylemiyor.


Sosyalizmi plastikten bir topluma, insan ilişkilerini maddi ekonomik çıkarlara indirgiyor. Toplumu sadece ekonomik ilişkiler ağına indirgemenin hataların en büyüğü olduğu tarihsel deneyimlerle doğrulanmıştır. Herşeyden önce ne üretim alanında ne de toplumun farklı alanlarında çalışanlar sadece geçinmek için yaşamlarını sürdürmüyorlar. Hayalleri, rüyaları, aşkları, dinleri, dilleri, kültürleriyle, okuyorlar, seviyorlar, çocuk sahibi oluyorlar, yaşlanıyor ve ölüyorlar. Çalışırken, üretirken, hizmet verirken hayatın her aşamasında yaşamı dolu dolu yaşıyorlar. Emekçiler herşeyden önce insandır. Okuyan’ın sözünü ettiği “post-materyal” ve “materyal” değerlerin tümünü yaşamlarında uyguluyorlar. O halde komünistlerin emekçilerin değerlerine cevap verecek ekonomik ve kültürel politikaları olmalı. Post-materyalist ve materyalist değerleri birbirine bağlayan politikalar sınıf perspektifidir. İkisini birbirinden ayırmak gerçek anlamda sınıf gerçeğine gözünü kapamak, sınıftan uzaklaşmaktır.

Okuyan’ın ekonomide öngördüğü devletçi vizyon toplum genelinde ekonominin, kültürün ve psikolojinin belirlediği insanı tek boyuta indirgiyor, sadece ekonomik dürtülerle hareket eden bir maymuna dönüştürüyor. Eğer sosyalizmde insanın sadece ekonomik bir aktör olması istenirse; devletin tek parti tarafından yönetilmesini, erkeklerin egemen olmasını, Kürtlerin ve Alevilerin kültürlerinin bastırılmasını, tek tür elbisenin giyilmesini, aynı müziğin dinlenmesini, kısacası farklılıkları yok sayan totaliter bir “sosyalist” rejim egemen olur. Ne işçi sınıfı ne de komünistler bunu istemez. Sosyalizmde insanın cinsiyetçi, etnik-kültürel zenginliği inkar edilirse amacı insanı özgürleştirmek olan komünizm gerçekleşemez. Okuyan, Kürtlerin ulusal haklarını inkar etmeye yeltenirken, Marksist teoriyi eğip büküyor, sınıf hareketinden ve komünizmden uzaklaşıyor. Bizimki sadece dostça bir uyarıdır.

About Mehmet Tas

Check Also

UKRAYNA-RUSYA BARIŞ MEKTUBU-çeviri

Şili Devlet Başkanı Sayın Gabriel Boric Font’a hitaben yazılmış mektup Sayın Gabriel Boric Font, Şili …

One comment

  1. Evet kemal Okuyan bir Komünist olarak doğru bir değerlendirme yapmış ki, sol adına çıkanlar senin değerlendirdiğin gibiyse. Bir kere Halk kozmopolit bir yapıdır asalaklar ve sömürenlerden oluşur peki mücadele kime karşı görünmeyen güce karşımı, iki sınıf arasındaki antagonist, çelişkiniz ortaya çıkardığı olumsuzluğa karşı, ve İşçi Sınıfı Dinleri Mezhepleri Irkları özgürlüğünü değil her yapıda ki sömürülen sınıfın birliğidir ki bu birlik her asalak yapıda ki olumsuzluğu tarihin çöplüğüne atarak insanlığın geleceğini yaşanır kılsın, hele ulusalcılık ki, Emperyalizm taşeronu rolünü oynamak için ezilen kitlelerin duygularını sömürmek için ellerinde bir silah gibi kullanılır aynı şeyi din yobazlarının Afyon dini kullandıkları gibi. işte Ulus sonra Demokrasi Özgürlük adına ülke ye Orta çağ düşüncesinin,yaygınlaşmasında dayanışma göstererek gelinen nokta evet komünistler materyalist tir her düşünce deney sonucu elde edilir şuda değildirler aşıkta olurlar fakat hayal pres değillerdir bir evvelki deney üzerinden ders çıkartırlar.çünkü bilim bir evvelkinin üzerine kurulur Evet Sovyetler yıkıldı Kapitalizmde birkaç defa yıkıldı hele dogmatik düşüncelerinden kurtulmayan küçük burjuva aydınlar çıkarları her marifeti denerler ki, Babaları Dönek KAUTSKY DİRRRRRRRR.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com