Mutlak Geri Tepme-Nevcivan Balta

Yeni Bir Diyalektik Materyalizm Temeline Doğru 

2000’lerde Diyalektik Materyalizm kavrayışıyla 20.yüzyılın başındaki kavrayış aynı mıdır?

Doğadaki nedensellikleri bilimsel bulgularla yorumlayan evrensel yasalar topluma uygulandığında nasıl bir eleştiriye tabi tutulmalı?

Tarihsel süreçte diyalektik metot, algı ve bakış açısı nasıl değişmiştir?

Engels e göre, diyalektik;

” Dış dünyadaki ve düşüncedeki hareketin yasalarını inceleyen bilimdir.”  Bu tanımlamaya 18. yüzyılda ulaşılır.

Antik çağda diyalektik bir tartışma yöntemi tartışma sanatıdır. Sofistlerle başlayan bilgi aktarımı tartışma platformlarında halk arasında dolaşan bilgelerin başlattığı bilgi alışverişi bir gelenekti. Sokrates bunun önemli temsilcilerindendir.

Fikirsel düzeyde konunun olumlu olumsuz tüm yönlerinin karşıtlık zemininde tartışıldığı   karşı argümanlarla fikrin çürütülmesi üzerine gelişen yöntemdir.    Antik Çağda   Sokratik yöntem olarak bilinen sorgulama tez anti tez oluşturma yöntemi eğitim sisteminde de soru cevap yöntemi olarak kullanılır.

Bazı anlatımlara göre ilk diyalektik yöntem kullanan filozoflar Heraklitos ve Demokritos’tur.

Aristoteles diyalektik düşünceyi ilk geliştirenin Elalı Zenon olduğunu söyler.

Ancak, felsefede bilimsel bir yöntem haline gelmesi Hegel ile gerçekleşir.

Bu nedenle Zizek “Yeni Bir Diyalektik Materyalizmin temeline doğru ” derken Hegel e kadar gider, diyalektik materyalizmi kaynağından irdelenmesini önerir.

Bunun anlamı, Hegel’in idealist köke dayanan diyalektik yöntemi düşünsel metotları  tez- antitez ve sentez üçlemesi, olumsuzlamanın olumsuzlaması, çelişki ikircikli yapıyla, eskinin yok olup yeninin oluşturulmasında değişimin sürekliliğini tekrar düzenlemek ister.

Bunu “Mutlak Geri tepme teorisi”   ile geliştirir.

İçinde barındırdığı çelişkiler ile gelişen olgular sonuçta kendi içine çöker diye düşünür.

Zizek felsefe tarihinde pik yapmış üç filozofa dikkat çeker.

Bunlar Platon, Descartes ve Hegel dir.

Felsefe tarihi bu filozofların ardılları ve karşısında yer alanların oluşturduğu görüşlerin toplamından oluşur.

Platon antik dönemde düşünceler dünyasını oluşturan yaklaşımıyla somutladığı ” Mağara Alegorisi” maddenin bilincin bir yansıması olduğu, mağaranın dışındaki gölgeler içerdeki kişi için görüntülerin izdüşümlerinden oluşur.

Mutlak zekanın düşüncenin madde olarak yansımasına benzetir.

Bu görüşe göre, Sonsuz düşüncelerden oluşan evrensel bilgi ve yaşam dışsal bir güç bir zeka tarafından oluşturulur ve yansıtılır.

Bu temelde Platon felsefesinin etkisinde kalan orta çağ teologları yeni platonculuğu güçlendirirler.

Descartes ikilikleri ortaya koyar.

Bu yaklaşımıyla idea- madde ilişkisini birbirinden ayrı olarak düşünür ve tanımlar.

Bu yaklaşım aracılığıyla felsefeyle dini kavramları ayrıştırır.

Iyilik -kötülük, ruh -madde ikiliği bu dünya öteki dünya kavramları aydınlanma sürecinde akılcılığa, rasyonalizme ve deneyciliğe geçiş felsefede idealizmi değişime uğratır.

Hegel’e göre hiçlik içinde bir boşluk oluşur ve bu boşlukta madde gelişir.

Bu kozmolojik yaklaşım insanın oluşumunda devam eder.

İnsanın varoluşu düşünmeyle başladığını uzay zaman mekanda bir başlangıcı olan madde ve tin ikiliğinin aslında tek bütüncül olduğunu düşünür.

Adem-Havva alegorisinde olduğu gibi bilgi ağacını ihlal ederek otoriteye karşı koyuş ilk günahla başlar. Buna yol açan saptırıcı rol yılanın insanı baştan çıkarıp kötülüğe sürüklemesidir.

Varoluşsal süreç böyle başlasa da gelişimi negatif pozitif ardı ardına gelen bir dizi değişimle tekrar köke öze dönüş mutlak geri tepmelerden oluşur.

Ancak bu dönüşüm hiçbir zaman ilk başlayan kökle aynı olmaz.

Açılan yara iyileşirken eski deri aynı kalmaz! Örneğinde olduğu gibi……

Eğer, ABD diğer Rusya’ya 7.000 nükleer başlıklı füze atarsa, çevresel geri tepme, tam ölçekli bir nükleer kış üretecektir, Rusya çöle dönüşebilir ve tahminen 5 milyon Amerikalı aç kalabilir. 100 nükleer silahla, nükleer caydırıcılık elde edilebilir, Rusya savaşı kaybeder çevresel bir yıkımla karşı karşıya kalırken nükleer sonbahar oluşmaz ve olası geri tepme sonucunda ABD insanı ölmez.

Rosa Lüksemburg proletaryanın devrimin nesnel koşulları tam olgunlaşmadan iktidarı ele geçirme girişimleri olacağını ve bu koşullar yeterli olgunlukta değilse geri tepeceğini ve kaosa neden olacağını ifade eder.

Oysaki, tarihsel süreçte hedefe ulaşmak için şartlar yeterince olgunlaşmamışsa, mutlak Geri tepme yaşanacaktır. Bu doğal bir süreçtir!

Evrenin oluşumuna dair bilimsel teori büyük patlamaya en çok benzeyen mistik Kabalacı evren modelidir. Buna göre evren bir tas gibidir, tasın içinde yoğun enerji bulunur ve tas kırılarak parçalanır enerji etrafa saçılır.

Enerjinin açığa çıkmasıyla enerji, madde formuna dönüşür.

Bu süreç kozmik zamanda gerçekleşir, bu durumun ilk haline gelişi için mutlak geri tepmelerle tasın bütünselliği sağlanmaya çalışılır. Ancak yeniden oluşum esnasında tas eskisi gibi kalmayacaktır.

Bu yaklaşım tekillikte başlayan bir patlama sonrası madde parçacıklarının saçılması madde anti madde karşılaşmasından arta kalan maddenin genişlediği evren modelinde genişlemenin yavaşlama sürecine girerek mutlak geri teperek başlangıç tekilliğine döner teorisinin aynısıdır.

Tesadüfen ortaya çıkan Antik çağ diyalektiği; Demokritos ve Herakles bir yana bırakılırsa diyalektik materyalizmin temelini, Hegel ve on sekizinci yüzyıl Alman Felsefesi filozofları atmıştır.

Hegel ’in diyalektik materyalizminin ayak izlerinde bilimsel gelişmelere paralel akılcılığın, deneyselliğin ve rasyonalizmin gelişmesiyle idealizm kendini yeni koşullara uyum sağlayarak kabuk değiştirir.

Bu değişim biranda olmaz diyalektiğin mantığı gereği iç çelişkilerin içinde zayıf çelişkinin elenmesi olumsuzlanması kuvvetli olanın nesnelliğinde yeninin oluşmasıyla uzun periyotta gerçekleşir.

Kant’ın aklı merkeze alan felsefesi dogmatizmi geriletmiş kutsal toplumsal ahlaki değerler, adetler, normatif felsefe kalıplarını değişime uğratır.

Hegel ‘in diyalektik anlayışı “ters duran diyalektik materyalizmdir.” Buna göre;

Tez- anti tez- sentez üçlemesinde olgular irdelenirken aklın mutlaklığı veya akılcılık inanç sistemlerinin önüne çıkar.

Olayların ve olguların yeniden yenilikçi bir bakışla kavranmasında, bir anahtar olması açısından önemlidir.

Olumsuzlamanın olumsuzlaşması matematiksel mantık önermelerinden yola çıkarak olguların ve düşüncenin diyalektik dönüşümünü ifade etme biçimidir.

Bu düşünce sisteminde ontolojik olarak mutlaklık yoktur. Örneğin yaşamın içinde Mutlak iyi veya mutlak kötü yoktur. Mantıkta ifade edildiği gibi yanlışın yanlışı doğrulanır. Matematik dilinde olduğu gibi genelleme yapılarak olgular sentezlenir.

Her yeni oluşumun çelişkilerinden birinin diğerini yenmesi eskinin çürüyerek yenin oluşması diyalektik materyalizmin temel ilkesidir. Çok bilindik bilimsel örneklemelerde doğadan ve toplumdan verilecek örneklerle somutlaşabilir. Meyvenin çekirdeğinden yeni bir meyve ağacının çıkacağı tohumun meyvenin çekirdeğinin yeni bir yaşamı içinde barındırması gibi.

Toplumsal yapıya uygulandığında ilkel toplumdan bugüne Hegel ‘in mantığıyla ifade edilirse efendi köle ilişkisi temel çelişkidir.

Marks’ın deyimiyle feodalizmde aristokrasi ile topraksız köylü sınıfının çelişkisi, üretim araçlarının gelişimi sanayi devrimlerinin oluşturduğu feodalizminden kapitalist ekonomi politiğe geçiş   burjuvazi ve işçi sınıfının (proletarya) uzlaşmaz çelişkisi toplumsal dinamiklerin temel çelişkisidir.

Bu örüntüde doğa bilimlerindeki determinizm topluma uygulanır.

Bu mantıkla olası üretim araçları ve ilişkilerindeki değişimin oluşturacağı yeni toplumsal sistemler kurgulanır. Burada eksik olan belki de göz ardı edilen faktör insan faktörünün devreye girmesiyle oluşan müdahaledir.

İnsanın iç güdüsel benliğinden arınmış mekanik bir kurgu işlemez. Doğa bilimleri ile toplum bilimleri arasındaki fark aslında Kant ve Freud’u yaklaşımdaki insan öznesidir.

Bilimdeki nedensellik topluma uygulandığında felsefede değişim yerine dogmatik statik algı gelişir.

1800’lerin sonu ile 1900’ler başında Hegel’den geliştirilen diyalektik materyalizm Marksist yoruma ulaşır.

Bu aşamada bilimdeki bakış açısı statiktir. Doğada hareket yasaları Newton mekaniği ile açıklanmaktadır. Modern fizikte görelilik ve kuantum mekaniği geliştikçe statik algı yerini göreliliğe bırakır. Bu çerçeveden bakıldığında dünyaya ve maddeye bakışta değişmelidir.

Temel bilimlerde olgulara bakışımızı makro evrenden mikro evrene çevirmekle fizik ve türevi bilimler kökten değişim geçirir. Aynı paralelde biyoloji genetik bilimi DNA materyalini çözmüştür.

2000’lerdeki bilimsel algı 1900’lerin algılarıyla açıklanamayacaktır.

Fizik ve türevi bilimlerde geçişkenli yeni ana bilim dalları spesifik alanlar mühendisliklerde entegrasyona girerek mekatronik bilişim teknolojileri malzeme mühendisliği yapay zeka robotik mühendislik alanları gelişir.

Birçok ara dalın evliliği, ile genişleyen bütüncül mühendislik alanları oluşur.

Olguların açıklanmasında bilimsel kesinlik ağırlık kazanırken mitler dönemi kapanmış olur.

Görelilik mutlaklığın yerini alır. Olgulardaki çelişkiler devinimin yönünü sürekli değiştirir.

Nesnellik oluşmadığı koşullarda değişimin beklenenden farklı gelişmesi Mutlak Geri tepme ile olgu ve olayların akışı değişir. Bu durum uzun periyotlarda değişimin gerçekleşmesidir.

Mutlak geri tepme toplumsal yapıda endüstrileşen modernleşen toplumun kapitalizmin geç emperyalist aşamasında   genleşen sermaye ihracının tekellerin gelişmesiyle küresel uzanımlı dünyada sömürge sömüren çelişkisini derinleştirir. Sermaye ihracıyla sömürülen yoksullaşan toplumlarda sistem mutlak geri tepen bir küresel bunalım ortaya çıkar.

Bu geri tepmeler dünya paylaşım savaşları ile sonlanır.

Sermaye akışı yön değiştirir. Ortadoğu da Doğu Avrupa da ortaya çıkan savaşlar bu teoriyi doğrular yöndedir

Doğa da olduğu gibi toplum yaşamının içinde uzlaşmaz çelişkiler farklı olmakla birlikte genişlemenin, genleşmenin mutlak geri tepeceği tezini öne sürmemize engel değildir.

Çelişkilerden oluşan genleşme ve büzülmeler bağrında büyüme ve küçülme barındırırken aynı zamanda   bu çelişki sonucunda sistemin tükenme noktasına gelişi kaçınılmazdır.

 Doğadaki Evrensel Yasalar Toplumsal Yasalara İndirgenebilir mi? Diyalektik materyalizm tarihsel materyalizme uygulanabilir mi?

Tüm maddi evren tekillikle büyük patlama dediğimiz olayla başlar hangi uzay zaman mekanın hangi koordinatında gerçekleştiği bilinmez.

Kozmolojik açıdan bildiğimiz bunun tanımlanamaz bir nokta olduğu evrenin oluşumunu açıklayan teorinin madde evren tekillik anında oldukça yoğun moleküler boyutta iç patlama sonucunda oluştuğudur.

Bugün gelinen devasa boyutta sürekli genişleyen maddi evrene baktığımızda kavradığımız uzay zamanın önemsenmeyecek derece küçük bir parçasını oluşturmaktadır.

Bunu şuna benzetmek daha açıklayıcı olabilir.

Google- Earth programı dünyanın herhangi bir kesitindeki haritalamada farklı ölçeklerde iç içedir. Dokundukça ölçekli konumunda detaya girer ülkeden şehir şehirden yerel birim mahalle sokağa ve konuta ulaşılır. Bu program istenen konuma ulaşana kadar harita kendini açarak yakınsayarak mekanı zoomlar.

Bu deneyimi daha büyük boyutta maddesel algımızın sınırları içinde uzaydaki bir kesitten galaksi güneş sistemi ve dünyaya, dünyadan içinde bulunduğumuz kıtalara doğa oluşumunun cansız kısmına dağ okyanus deniz dere içinde yaşayan en gelişmişinden çok hücreli memelilerden en mikroskobik virüslere zoomlayalım. Tümünün ortak yapı taşına atoma ve alt parçacıklara zoomladığımız bir büyüteç tutalım.

Bu sistemin işleyişi bir nedensellik ilişkisinde açıklamaya çalışan evrensel yasalar çıkarmaya çalışan bilim tümüyle başarılı olmuş mudur? Esas soru budur

Ulaşılabilir bilimsel bulgular yanında mitolojik algı ve dinsel tematik algılar nedensellikte (determinizmi) tüm mekanizmayı tek bir güce bağlayarak bu gücün istenci olarak açıklamaya çalışır.

Bugün kurumsallaşmış dinler bir kozmolojik zekanın olması gerektiği inancını taşır.

Dünya ölçeğinde insanları geniş kitleler halinde etkileyen öğretileriyle bu inanç sistemleri yaygın eğilim gösterir.

Diyalektik düşüncede ilerleme, dinsel ve geniş manada inanç sistemlerinden daha yavaş ilerler daha dar kapsayıcılıkta olması nedeniyle düşünce sisteminde etkin değildir.

Bu düşünce tarzını topluma insanın yaşamına uyguladığımızda nedenselliği bozan temel unsurun insan zekası ve iradesinin belirleyiciliği ortaya çıkar.

Doğadaki olayların ve olguların akışını değiştirme yetisi nedeniyle doğayı yönlendiren zeka ile insan zekasının işleyişinin aynı olup olmayacağı şüphesi taşır. Bu şüphe bugün belirsizlik ilkesini güçlendirir

Dolayısıyla evrensel mekanizmaya uygulanan yasalar toplumsal işleyiş için geçerli olmaz. Bu da bir algı yanılgısı olarak ortaya çıkar.

Düzenlilik yerine kaos nedensellik yerini belirsizlik alır.

Zoomlama dünya içinden dünya dışına yönlendikçe kaos düzeni bozacak şekilde yaygınlaşır. Bu koşullara teori geliştirmek uzay laboratuvarında güçleşir.

Zoomladığımız madde parçacıklarının en basit ayrışımında kuarklar ve bozonlar düzeyinde hareketleri rastgeledir belirsizlik parametreleri çoğalır parçacığın konumu ve hızı aynı anda ölçülemez.

Parçacıkla ilgili kesin büyüklükler ölçülemez yapılan ölçümlerde görecelik öne çıkar statik algıyı değiştirir.

1900’lerin başında Plank ve Einstein’ın yaptığı maddesel parçacıkların hareketi ve çekim yasaları çalışmaları geliştirilen evrensel hareket yasaları mikro parçacık boyutunda nedenselliğin yerine belirsizlik ilkesinin gelişmesine ve makro boyutta görelilik devreye girerek makro (galaksi ve gezegenler boyutunda) ve mikro (atom ve parçacıklar) boyutta Newton hareket yasalarının yetersizliği görülür.

Newton un evrensel kütle çekim ve hareket yasaları uzay zaman ve konum olarak uygulanabilirliğinde görelilik nedeniyle sorunludur.

Gözlemcinin bulunduğu konum ve Gözlem noktasına bağlı hem konum hem de zaman boyutunda görelilik belirleyen faktör haline gelir.

Değişmez kabul edilen Kütle zaman boyut parametreleri değişir

Bir matematikçi gibi konuşursak; hipotez ve teorilerimiz olgu ve olayları kavrayışımızda yönlendirici algı görevi görür. İstatistik verilerle deneysel kanıtlar ve matematik ispatlar hipotez oluşturma gereği bu hipotezlerinde ispatlanması gereği vardır.

Sonuç;

Doğanın geniş manada algılanan uzay kesitinin kavrayışında canlılığın ve tüm organik maddenin parçacıklı yapısına uygun geliştirilen evrensel yasalar yoktur. Evrensel yasa bir zaman periyodunda geçerli olup diyalektik gereği zamana göre değişir.

Doğa yasalarının toplumsal yaşama uygulamaması algı geliştirici olup yöntem oluşturmayı   kolaylaştırıcıdır.

İnsanın benliği ve sürece müdahalesi toplum yasalarındaki nedenselliği değiştirici faktördür.

Felsefe ve matematik bilimsel yöntemler geliştirerek oluşan algının dilidir   toplumsal yasalar geliştirmede kullanılabilecektir.

Bilimsel veriler ışığında toplumsal algıyı oluşturmak nesnellik sağlanamazsa öznellik devreye girer olay ve olgular mutlak Geri teper.

About Mehmet Tas

Check Also

Hareket hâlindeki çelişki

Emeğin üretici güçleri gelişmek için “dışarıdan bir mahmuz ve kırbaca ihtiyaç duydukları sürece”, sermaye üretici …

One comment

  1. Sonuç.platona donuyor gibi öznel istenç belirsizlik..iyi de yani idea mi varlık maddesellik mi..madde düşüncede yok ediliyor..düşünce istenç v belirsizlige sürükleniyor.. nedensellik materyalist v maddenin nesnelligidir..
    Toplumsal kütle de kültürel v maddi geçim nedenselliği var bilinçte ise mantık insanlık erik estetik varoluşsal durum var..ırade istenç v yöntem..
    Bu özgünlük yabancılaşmadan kaçış yadsıma.. ve akıl mantık yaşam ile insanlığı yeniden üretme çabası bilinç..
    Kademeli diyalektikler..v oluş ki oluş maddenin varoluş biçimi..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com