Marx’ın Komünizm Anlayışı ve Sürdürülebilir İnsan Gelişimi-Admin

Paul Burkett’in “Marx’ın Komünizm Anlayışı ve Sürdürülebilir İnsan Gelişimi” başlıklı çalışmasından yaptığım tam çeviridir. Burkett’in çevirdiğim broşür hacmindeki çalışmasının, Marx’ın kapitalizm eleştirisi, komünizm ve ekolojik görüşlerine dair olduğu için ve Türkiye’de doğa yıkım ve mücadelelerin yakıcı güncelliği nedeniyle üst başlığını “Marx, Komünizm ve Ekoloji” olarak kendim koydum.

Paul Burkett, Türkiye’de yakın zamanda çevrilmiş olan “Marx ve Doğa: Bir Kızıl ve Yeşil Perspektif” kitabıyla bilinmektedir. Dünya çapında Marksist ekoloji üzerine çalışma ve tartışmalarıyla tanınmaktadır. Radikal Siyasal İktisatçılar Birliği ve Sosyalist Ekonomi Konferansının üyesi ve örgütleyicilerindendir. Çevirisini sunduğumuz çalışması, 2003 yılında Küba’da düzenlenmiş olan “Karl Marx’ın Yapıtı ve 21. Yüzyılın Meydan Okumaları” Konferansına, Marksist komünizm ve ekoloji anlayışı konusunda sunduğu bir çalışmasıdır.

Burkett’in bu çalışması, öncelikle Marx ve komünizm anlayışına karşı bilisizlikle malul anti-ekolojiklik ithamları, Marx ve Engels’in yapıtlarındaki ekolojik boyut ve ilkeleri göstererek, çürütüyor. Günümüz neoliberal kapitalizminde ölümcül bir noktaya gelen doğa yıkımı koşullarında, ekoloji tartışmalarının Marksist komünizmsiz olamayacağını gözler önüne seriyor.

Burkett’in çalışmasının bunun kadar önemli bir boyutu da, Marx ve Engels’in yapıtlarında dağınık biçimde bulunan komünist toplum çıkarsamalarına, sistematik bir iç örgü kazandırarak, Marksist komünizm anlayışına bazı temel çizgileri itibarıyla oldukça güçlü bir giriş niteliği taşıması. Çalışma bu açıdan, Marksist komünizm anlayışının bazı temel çizgilerine, bizzat Marx ve Engels’ten iç örgüsü iyi kurulmuş kısa ve bağlantılı alıntılara dayalı sistematik bir giriş broşürü olarak da değerlendirilebilir. Günümüz sınıfsal-toplumsal mücadelelerinin en yakıcı boşluklarından biri yeni ve daha yüksek bir yaşam tutkusu, yani komünizm ufku olduğundan, bu tür çalışmalara her zamankinden fazla ihtiyaç var. Ekolojiyi de kendinde bir sorun olarak değil, Marksist teorinin, komünal mülkiyet, tüm yönlü gelişmiş yetileriyle toplumsallaşmış birey, özgür zaman gibi son derece kritik konularıyla birlikte ele alan bu çalışmayı da, bu doğrultuda atılmış mütavazi bir adım olarak görüyoruz. Çünkü Burkett, Marksizme hamasi ithamlara karşı kaba bir Marksizm savunusu yapmakla yetinmiyor, Marksist komünizm anlayışının unutturulmak istenen asli saiklerini açığa çıkarıp daha bütünsel ve gelişkin bir komünist yaşam ufkuyla yanıt vermeye çalışıyor.

Burkett’in çalışması, aslen Marx’ın temel ve insan-doğa ilişkilerine dair görüşlerinin sistematize edilmesine dayanıyor. Bu yüzden öncelikle, Marx ve Engels’in çeşitli yapıtlarından yapılan iç tutarlılığa sahip alıntılar örgüsünün dikkatle incelenmesi, üzerine düşünülmesi, okurların Marksist yaklaşımlara dair kendi bağımsız kavrayışını oluşturması önem taşır. Burkett’in Marx ve Engels’in yaklaşımları üzerine kendi yorumları ise bundan sonra tartışabilir. Yazarın, Marx yorumlarında eksik ve tartışmalı bulduğum yanlar da kuşkusuz var. Ancak sorunumuz bir takım ezberleri tekrarlayıp durmak değil, bu gibi çalışmaları da hak ettikleri biçimde dikkatle inceleyip tartışarak, günümüzde ihtiyacını her açıdan duyumsadığımız daha gelişkin bir komünist yaşam ufkunu bilimsel-eleştirel bir tarzda geliştirmek.

Burkett’in orijinal İngilizce metninde atıfta bulunulan Marx ve Engels alıntılarını, doğrudan bu özgün metinden çevirdim. Marx ve Engels’in atıfta bulunulan kitaplarının Türkçe isimlerine, her alıntının sonunda parantez içinde yer verdim. Ancak referans verilen kitap sayfaları, basım tarihleri, Marx ve Engels’in yapıtlarının genellikle Progress Publishers ve İnternational Publishers tarafından yayınlanmış İngilizce versiyonlarına göredir. Bu kaynaklar, İngilizce versiyonlarıyla, çalışmanın sonunda yer almaktadır. Çeviride, Marx’ın komünizm teorisinde önemli yer tutan ve Türkçeye genellikle olduğu gibi “kapasite” olarak çevrilen “capacity” kavramı için, daha anlaşılır olacağına inandığım “yeti”, yine genellikle “birleşik” olarak çevrilen “associated” kavramı için ise, metindeki anlam bütünlüğüne göre bazan “birleşik”, bazan “ortaklaşa” kavramını kullandık.

 

MARX’IN KOMÜNİZM ANLAYIŞI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR İNSAN GELİŞİMİ

PAUL BURKETT

 

  1. ÖZET
    II. GİRİŞ
    III. MARX’IN KOMÜNİZMİNİN TEMEL ÖRGÜTLENME İLKELERİ
    1. YENİ BİRLİK VE KOMÜNAL MÜLKİYET
    2. PLANLI, PİYASASIZ ÜRETİM
    IV. MARX’IN KOMÜNİZMİ, EKOLOJİ, VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
    1. MÜŞTEREKLERİ YÖNETMEK
    2. GENİŞLETİLMİŞ SERBEST ZAMAN VE SÜRDÜRÜLEBİLİR İNSAN GELİŞİMİ
    3. ZENGİNLİK, İNSAN İHTİYAÇLARI, VE EMEK MALİYETİ
    V. KAPİTALİZM, KOMÜNİZM VE İNSAN GELİŞİMİ ÜZERİNE MÜCADELE
    VI. DİPNOTLAR
    VII. KAYNAKLAR

ÖZET

Sosyalizmin yaşayabilirliği üzerine iktisadi tartışmalar esasen enformasyon, teşvikler ve kaynak tahsisi üzerine odaklanarak insan gelişimi sorunlarını ihmal etti. Aynı zamanda Marx’ın komünizm anlayışının sınai kapitalizmin mirası olan anti-ekolojik yaklaşımlarla bozulduğu ve bu bozulmanın Marx’ın anlayışını 21. yüzyılın sürdürülebilir gelişme istemlerine bir kılavuz olamayacak kadar yararsız kıldığı önyargıları çok yaygındır. Ancak Marx’ın ortaklaşa (piyasasız) üretim ve komünal mülkiyet üzerine çalışmalarının daha derin bir incelemesi, tam tersine onun komünist anlayışının hem insan gelişimi hem de doğa sorunlarını dikkate aldığını göstermektedir. Marx kapitalizm-sonrası toplumun ayrıntılı bir tarifini sunmasa da, sürdürülebilir insan gelişimini yükseltecek bir toplumsal sistem için savaşımı aydınlatacak ilkeler anlayışına içerilidir.

 

GİRİŞ

Sosyalizmin ekonomisi üzerine tartışmalar enformasyon, teşvik ve kaynak tahsisine yoğunlaştı. (Lange ve Taylar, 1964; Science & Society, 1992, 2002). “Sosyalist hesap” üzerine bu odaklanma, insan gelişiminin bir biçimi olarak sosyalizmi gölgeledi. (1) Küresel kapitalizmin ağırlaşan yoksulluk ve çevre-doğa krizleriyle, sürdürülebilir insan gelişimi 21. yüzyıl sosyalistlerinin uğraşması gereken asli sorun olarak öne çıkıyor. İnsan gelişimi ile bu bağıntısı içinde, Marx’ın komünizm anlayışının en büyük kılavuz olacağını ileri süreceğim. (2)

Marx’ın komünizm anlayışının insan gelişiminin daha sağlıklı, sürdürülebilir ve özgürleştirici biçimini aydınlatabileceği önermesi, Marx’ın son onyıllarda o kadar moda haline gelen çeşitli ekolojik eleştirileriyle bağdaşmaz görünebilir. Marx’ın görüşü, doğal koşulları efektif olarak sınırsız kabul ettiği ve hem pratik hem etik olarak doğa üzerinde teknolojik iyimserlik ve insan hakimiyeti önyargısına kapıldığı için ekolojik olarak sürdürülemez ve arzu edilmez olmakla itham edilmektedir.

Tanınmış ekolojik iktisatçı Herman Daly’a göre örneğin, Marx “materyalist determinist olarak, yeni sosyalist insanın doğuşu için, aşırı maddi kaynak kullanmanın nesnel koşulu olarak ekonomik büyümeyi temel alır. Oysa büyüme üzerindeki çevresel sınırlar ‘tarihsel zorunluluk’ ile çelişir.” der. (Daly, 1992, s. 196). Çevre politikası teorisyeni Robyn Eckersley, “Marx, kapitalist üretici güçlerin ‘uygarlaştırıcı’ ve teknik başarılarıyla körleşti ve Victoryan inancın bilimsel ve teknolojik ilerleme yoluyla doğayı akıllandırıp fethedeceği savını olduğu gibi kabullendi.” der. Marx’ın “insan özgürlüğünü insanlığın doğaya bağımlılığıyla içsel olarak ilişkili gördü”ğü söylenir (Eckersley, 1992, s.80). Çevresel kültürelci Victor Rerkiss, “Marx ve Engels ile modern takipçilerinin”, “modern teknolojiye tapınma kültürünü” paylaştığı, bunun da “onların modern toplumun temel teknolojik yapısının eleştirilmesini reddetmekte” neden “liberallerle aynı noktaya düştüğünü açıkladığını” iddia eder (Ferkiss, 1993, s. 110). Bir diğer çevresel politik bilimci, K. J. Walker, Marx’ın komünist üretim görüsünün “doğal kaynakların” fiili ya da potansiyel kısıtlılığını dikkate almadığını ve “doğal kaynakların efektif sınırsızlığı” gibi “basit bir varsayım”da bulunduğunu iddia eder. (Walker, 1979, s. 35-36). Çevre filozofu Val Routley Marx’ın komünizm görüsünün, enerjinin “otomotik cenneti”nin anti-ekolojik – Marx’ın doğaya hakimiyet varsayımından türeyen yoğun ve “çevreyi tahrip eden”- üretim ve tüketimi olduğunu ileri sürer. (Routley, 1981, s. 242). (3) Bu iddialara yanıt vermek önemlidir, çünkü ekolojik yaklaşımlara sahip Marksistler üzerinde bile etkili olmuşlardır ve Marx’da eksik olduğu varsayılan ekolojik kılavuzluk için yüzlerini Polanyi gibi (1944) Marksist-olmayan paradigmalara çevirmelerine yol açmışlardır (Weisskopf, 1991; O’Connor, 1998).

Marx’ın komünist anlayışındaki insan gelişimi ve ekoloji öğelerin hasır altı edilmesi, bazı Marksistlerin sosyalizm mücadelesine pratik alternatif adı altında bir “yeşil kapitalizm” arayışına girmesine yol açtı (Sandler, 1994; Vlachou, 2002).

Bu yüzden, Marx’ın kapitalizm-sonrası ekonomi ve toplumu sürdürülebilir insan gelişimi olarak ele aldığına dair sayısız alt çizmesine yer verip değerlendireceğim. (4) İkinci bölüm, Marx’ın görüşündeki ortaklaşa (piyasasız) üretim ve komünal mülkiyetin insan gelişimi boyutlarını ele alıyor. Üçüncü bölüm, Marx’ın komünizm görüsüne karşı getirilen amiyane ekolojik eleştirilere yanıt veren bu ilkelerin sürdürülebilirliğini ele alıyor. Dördüncü bölüm Marx’ın komünizm anlayışı ve kapitalizmin eleştirel analizi arasındaki bağıntıları, insan gelişiminin çok önemli bir biçimine, sınıf mücadelesine, odaklanarak kısaca yeniden düşünerek sonuçlanıyor.

 

MARX’IN KOMÜNİZMİNİN TEMEL ÖRGÜTLENME İLKELERİ

  1. Marx ve Engels’in, “sosyalist ütopyacı spekülasyonlar yapıp” kapitalizmi izleyecek sistem hakkında çok az şey yazdıkları, ve yazdıklarının tamamının “Gotha Programının Eleştirisi, birkaç sayfadan ibaret olup başka bir şey olmadığı” konusunda genel bir yanlış kanı vardır (Auerbah ve Skott, 1993, s. 195). Gerçekte, kapitalizm-sonrası ekonomik ve politik ilişkiler, Marksizmin kurucularının tüm büyük ve çoğu küçük çalışmasında bulunmaktadır, ve bu tartışmaların dağınık doğasına karşın, bunlardan (komünizmin-çn) bir dizi net örgütlenme ilkesi çıkarsanabilir. Marx’ın komünizm ufkunun en temel karakteri, kapitalizmin üreticileri zorunlu üretim koşullarından koparmasını ortadan kaldırmaktır. Bu yeni toplumsal birlik emekgücünün tam anlamıyla meta olmaktan çıkarılmasını ve yeni bir komünal mülkiyet sistemini gerektirir. Komünist ya da “birleşik” üretim planlıdır ve ücretli-emek, piyasa ve devlet gibi sınıf temelli aracılar olmadan, üreticiler ve topluluklarının kendileri tarafından yürütülür. Marx sıklıkla bu karakteristikleri ortaklaşa üretimin temel tarzı olarak tarif eder: Özgür insan gelişimi.

 

YENİ BİRLİK VE KOMÜNAL MÜLKİYET

  1. Marx kapitalizmi “emekçi insan ile emeğinin araçları arasında varolan özgül birliğin bölünmesi” olarak tanımlar, komünizmi ise “özgül birliği yeni bir tarihsel form içinde yeniden kuracak” olan “üretim tarzında yeni ve köklü bir devrim” olarak. (Marx, Ücret Fiyat ve Kar, 1976, s. 39) Komünizm “emeğin ve işçinin emek koşullarından kopartılıp birbirinden bağımsız güçler haline gelmesi”nin “tarihsel tersyüz edilişi”dir. (Marx, Artı-değer Teorileri, C. 2, 1971, s. 271-2) Kapitalizmin ücret sistemi altında “üretim araçları işçiyi kullanır”, komünizmde, “işçiler, özneleşerek, üretim araçlarını, kendileri için zenginlik üretmede kullanır.” (Marx, Artı-değer Teorileri, C. 1, 1968, s. 580).
  2. Üretenlerin ve üretim koşullarının bu yeni birliği, “insan emekgücünü” diye vurgular Engels, “bir meta durumundan kurtacaktır”. (Anti-Duhring, 1939, s. 221). Doğal olarak, emekçilerin “birleşmiş işçiler” (aşağıya bakınız) olarak üretimi ele aldığı üretimde, bu kurtuluş, “yalnızca işçilerin üretim araçlarının sahipleri olmasıyla mümkündür.” (Marx, Artı-Değer Teorileri, 1971, s. 525). Bu işçi sahipliği, diğer taraftan, kapitalist mülkiyeti karakterize eden bireysel sahiplik hakkı ve yabancılaşma biçiminde değildir. Tersine, işçilerin komünal mülkiyeti kolektif üreticilerin ve onların toplumlarının üretim koşullarıyla yeni birliğini tanımlar ve güçlendirir. Aynı şekilde, Marx komünizmi “kapitalist üretimin yerini ortaklaşa üretimin, kapitalist mülkiyetin yerini arkaik mülkiyet biçiminin yüksek bir biçimi, yani komünist mülkiyetin alması” olarak tanımlar. (Marx, Bakunin’in Devlet ve Anarşi Kitabı Üzerine Notlar, 1989, s. 362).
  3. Üretim koşullarındaki komünist mülkiyetin bireysel mülkiyet olamayacağının bir nedeni, bireysel mülkiyetin “elbirliğini, üretimin her bir ayrı sürecindeki işbölümü üzerindeki kontrolü, ve toplum tarafından doğa güçlerinin üretken uygulanmasını, ve toplumsal üretken güçlerin özgür gelişimini dışlaması”dır. (Marx, Kapital, 1967, s. 762) Başka deyişle, “bireysel işçi emeğin büyük çaplı gelişimindeki üretken güçten boşanarak yalnızca bir birey olarak üretim koşullarındaki mülkiyete bağlanır” (Marx, Ekonomik Elyazmaları, 1994, s. 109). Alman İdeolojisi’nde belirttiği gibi, “proleterler tarafından mülk edinilme” öyle olmalı ki, “üretim araçlarının bir kitlesi her bireye, mülkiyet ise tümüne mal olmalı. Modern evrensel ilişki, herkes tarafından kontrol edilmedikçe, bireyler tarafından kontrol edilemez. … Tüm üretken güçlerin birleşmiş bireyler tarafından mülk edinilmesiyle, özel mülkiyet son bulur” (Marx ve Engels, Alman İdeolojisi, 1976, s. 97)

    5. Diğer taraftan, kapitalizmdeki üretimin ön toplumsallaşması nedeniyle, toplumsal karakteri sınıflı-sömürücü olmakla birlikte, üretim tarzındaki “özel” mülkiyet, şimdiden bir nevi toplumsal mülkiyettir. (5) Sermayenin “kişisel değil, (fakat) bir toplumsal güç” olarak karakterinden, şuna varılır: “Sermaye ortak mülkiyete, toplumun tüm üyelerinin mülkiyetine dönüştürülür, kişisel mülkiyet toplumsal mülkiyete dönüştürülmez. Yalnızca mülkiyetin toplumsal karakteri değişir. Sınıf karakterini kaybeder.” (Marx ve Engels, Komünist Parti Manifestosu, 1968, s. 47). (6)

  4. Marx’ın görüşü, bu yüzden, “sermayenin, artık bireysel üreticilerinin özel mülkiyeti olarak değil, ama ortaklaşa üreticilerin mülkiyeti olarak, tam anlamıyla toplumsal mülkiyet olarak, üretenlerin mülkiyetine yeniden dönüştürülmesini” içerir (Marx, Kapital, 1967, 3, s. 437). Komünist mülkiyet, “üretimin maddi koşulları” belli bireylerin ya da alt-birey gruplarının değil, bir bütün olarak “işçilerin ortaklaşa mülkiyeti”dir (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 11). Engels’in vurguladığı gibi: “’Çalışan insanlar’ evlerin, fabrikaların ve emek araçlarının kolektif sahipleri olarak kalır, ve bireyler veya gruplar tarafından maliyetin telafisi olmadan kullanılmasına izin verilmez” (Engels, Konut Sorunu, 1979, s.94). Toplumsal üretimin kolektif planlaması ve idaresi yalnızca üretim tarzının değil fakat toplam ürünün dağıtımının da ciddi toplumsal kontrolünü gerektirir. Bileşik üretimle birlikte, “her kişinin ’emeğinin tüm hasılasından yararlanması’… bu ifade yalnızca her bireysel işçinin ‘kendi emeğinin tüm hasılasının’ sahibi haline gelmesiyle değil, fakat tamamı işçilerden oluşan tüm toplumun, bir kısmını tüketim için üyelerine dağıttığı, bir kısmını üretim yöntemlerini yerine koymak ve geliştirmek için, ve bir kısmını üretim ve tüketim için bir yedeklik fonu olarak ayırdığı tüm toplumsal emeğinin toplam ürünlerinin sahibi haline gelmesine genişletildiği durumda olanaklıdır” (Engels, Konut Sorunu, 1979, s. 28). “Emeğin hasılasından” sonraki iki kesinti de “ekonomik zorunluluktur”; bunlar “tüm toplumsal üretim tarzlarında ortak olan, artı -emek ve artı- ürün biçimleridir” (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 7; Kapital, 1967, 3, s. 876). (7) Bu kesintiler “yönetimin genel harcamaları” için, “ okullar, sağlık hizmetleri, vb gibi ihtiyaçların komünal gerçekleşmesi” için gereklidir. Ancak ondan sonra “ortaklaşa toplumun bireysel üreticileri arasında bölüşülecek tüketim aracı kısmına geliriz.” (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 7-8).
  5. Komünizmin üretim koşul ve ürünlerini geniş çaplı toplumsallaştırması, diğer taraftan, bireysel mülkiyet haklarını tümden dışlamaz. Komünal mülkiyet “üretici için özel mülkiyeti yeniden kurmaz”, kimseye “kapitalizm çağının varsayımlarına dayalı bireysel mülkiyet, yani ortak toprak ve üretim tarzı üzerinden mülkiyet vermez” (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 763). Marx ısrarla vurgular; “kapitalistin yabancılaşmış mülkiyeti… yalnızca onun mülkiyetini… birleşmiş, toplumsal bireyin mülkiyetine dönüştürerek kaldırılabilir” (Marx, Ekonomik Elyazmaları, 1994, s. 109). Hatta Marx ileri sürer ki; komünizm “üretim tarzını .. bugünkü biçimiyle aslen emeği köleleştirme ve sömürme aracı olmaktan, özgür ve birleşik emeğin araçları olmaya dönüştürerek, bireysel mülkiyeti bir gerçeklik haline getirir.” (Marx, Fransa’da İç Savaş, 1985, s.75).

    8. Bu ifadeler sıklıkla basit retorik süsler olarak yorumlanır oysa komünizmin en üst amacı kapsamında bakıldığında daha açıklayıcı hale gelirler: Bireysel insanların toplumsal bireyler olarak özgür gelişimi. Marx ve Engels ısrar eder; “devrimci proleterler toplumuna … bireyler bireyler olarak katılır,” çünkü “o (komünist toplum-çn), bireylerin özgür gelişme ve hareket koşullarını – eskiden şansa kalmış ve ayrı bireylere karşı bağımsız bir varlık kazanmış olan koşullar- kendi kontrollerine almış bireylerin birliğidir” (Marx-Engels, Alman İdeolojisi, 1976, s. 89). Farklı bir ifadeyle, “bireyin tüm yönlü gerçekleşmesi yalnızca şu koşullarda artık bir ideal olarak kalmaktan çıkar; bireylerin yeteneklerinin gerçek gelişmesinin bireylerin kendi öz kontrolünde olduğu bir dünya pekliği tarafından teşvik edildiğinde; komünistlerin arzu ettiği budur” (s. 309). Sınıflı-sömürülü toplumlarda, “kişisel özgürlük yalnızca egemen sınıf koşullarında gelişen bireyler için vardır”, ama komünizmin “gerçek toplumunda”, “bireyler özgürlüklerini toplumsal-birlikleri içinde ve aracılığıyla edinirler” (s.87). Bireysel gelişmeyi, sınıf toplumlarında olduğu gibi, başkalarının pahasına kazanma olasılığı yerine, gelecek “toplum”, “her bireyine yeteneklerini her yönde geliştirme koşullarını sunacaktır, çünkü kişisel özgürlük yalnızca toplum içinde mümkündür” (s. 86). Kısacası, komünal mülkiyet, son tahlilde bireyseldir, çünkü herkesin isteğini, toplumun bir üyesi olarak, “yerine getirdiği farklı toplumsal görevlerin çok çeşitliliği ile kendi doğal ve sonradan edinilmiş yetilerini uygulamada özgür” bir birey olarak kendi gelişimi için de üretimin koşullarına ve sonuçlarına erişerek gerçekleşmesini sağlayacaktır. (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 488) Yalnızca bu yolla komünizm “sınıflı ve sınıf uzlaşmazlıklı eski burjuva toplumunu”, “her bireyinin özgür gelişiminin herkesin özgür gelişiminin koşulu olduğu bir ortaklaşacılık” ile değiştirebilir (Marx ve Engels, Komünist Manifesto, 1968, s. 53).

  6. Marx’ın komünizminin bireysel insan gelişimini yükseltmesinin en temel yöntemi, toplam üretimden (yukarıda belirtilen çıkarmalardan sonraki net ürün) bireylerin kendi bireysel tüketimleri için pay hakkını korunmasıdır. Manifesto bu konuda kesindir: “Komünizm kimseye toplumun üretimini mülk edinme gücü vermez; bu tür bir mülk edinme başkalarının emeğine hükmetmeye yol açar” (Marx ve Engels, Komünist Manifesto, 1968, s. 49). Bu anlamda, “toplumsal sahiplik toprak ve diğer üretim araçlarına genişletilir, ve özel sahiplik ise ürünler, yani üretimin sonuçları üzerindedir” (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 144). “Özgür bireyler toplumu”nun bir diğer tarifi Kapital’in 1. Ciltinde verilir: “ Toplumumuzun toplam ürünü toplumsal bir üründür. Bir kısmı üretim araçlarını yeniden üretmeye hizmet eder ve toplumsal olarak kalır. Ama bir diğer kısmı toplumun üyeleri tarafından geçinme aracı olarak tüketilir (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s.78).
  7. Tüm bunlar, kuşkusuz, bireysel işçilerin tüketim ihtiyaçlarının dağılımının nasıl belirleneceği sorusunu ortaya çıkartır. Kapital’de Marx genel terimlerle ifade eder: “dağıtım tarzı toplumun üretken organizasyonu ve üretenlerin ulaştığı tarihsel gelişim derecesine göre değişir”. Ardından (“sadece meta üretimine paralel bir saik olarak”) bir olasılığın “bireysel üreticinin geçim aracı payı”nın “onun emek-zamanı tarafından belirlenmesi”ni önerir (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 78). Gotha Programının Eleştirisi’nde, bireysel tüketim hakkının emek-zaman tarafından belirlenmesi konsepti daha isteksizdir, “komünist toplumun bağrından çıktığı kapitalist toplumun uzun doğum lekelerini taşıdığı ilk aşaması” için öngörülür (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s.10). Burada, Marx bireysel üreticinin topluma ne veriyorsa– gerekli çıkarmalar yapıldıktan sonra- aynen geri almasını öngörür. Verdiği bireysel emek miktarıdır. … Bireysel üreticinin bireysel emek-zamanı toplumsal emek gününün buna tekabül eden kısmıdır, bunun içindeki payıdır. Toplumdan şu tür bir emek miktarını (ortak fon için emeğin düşülmesinden sonra) gerçekleştirdiğine dair bir belge alır, ve bu belgeyle toplumsal tüketim araçları deposundan aynı emek miktarına tekabül eden kadarını çeker. Topluma bir biçimde verdiği aynı emek miktarını, başka bir biçimde geri alır. (s.8) (8)
  8. Emek-temelli tüketimin arka planındaki temel mantık, “belli bir andaki tüketim araçları dağılımının bizzat üretim araçlarının kendilerinin dağılımının bir ifadesi” olmasına dayanır. (s. 10). Üretim koşullarının üretenlerin mülkiyetinde olması veri olduğunda, tüketimin paranın kumanda ettiği kapitalizmde olduğundan daha sıkı biçimde emek-zamanına bağlanmasını açıklamak gerekir.
  9. Ancak, bireysel emek-zaman ölçütü, bireysel gelişim sorunundan bağımsız olarak sadece eşit değişim etiğine dayalı olduğundan, halen “burjuva hukukun dar ufku” ile zedelenmiş haldedir. Marx, bu yüzden “komünist toplumun yüksek aşamasında”, emek-temelli bireysel tüketim hakkı “tümüyle geride bırakılır ve toplum gönderine şunu yazar: herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı kadar!” (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s.10). (9) Komünizmin bu daha yüksek aşamasında “dağıtım tarzı.. toplumun tüm üyelerinin yetilerini mümkün olan her yönde geliştirmesini sağlar” (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 221). Burada “emekçinin bireysel tüketimi”, “bireyselliğin gereksinmelerinin tam gelişimi” haline gelir (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 876).

    13. Komünizmin alt aşamasında bile, komünal mülkiyet ile sağlanan bireysel gelişme yöntemleri, bireylerin tüketim payları ile sınırlı değildir. İnsan gelişimi, -bireylere dağıtımından önce toplam üretimden ayrılan- genişletilmiş toplumsal hizmetlerden (eğitim, sağlık hizmetleri, yaşlı bakımı, vd)
    yararlanacak. Bu yüzden, “üreticinin özel bir birey olarak gerçekleştirme yetisine sahip olmadığı, doğrudan ya da dolaylı biçimde toplumun bir üyesi olma yetisiyle sağlanacaktır” (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1996, s. 8). Bu tür toplumsal tüketim, Marx’a göre, “bugünkü topluma oranla ciddi biçimde artacak ve yeni toplum geliştikçe daha da yükselecektir” (s. 7).

  10. Örneğin, Marx’ın “ilkokullarla bileşik biçimde teknik okulların (teorik ve pratik)” genişlemesi öngörüsü (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 20). “İşçi sınıfı iktidara geldiğinde, ki bu kaçınılmazdır, teknik eğitim hem teorik hem pratik olarak, işçi sınıfı okullarında layık olduğu yeri alacaktır” (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 488). Marx komünist toplumun en genç üyelerinin “üretken emeğin eğitimle erken bir birleştirilmesini” bile önerir, tabii “farklı yaş gruplarının çalışma zamanının dikkatli bir düzenlemesi ve çocuklar için diğer sağlık ve güvenlik önlemleri” ile birlikte (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 22). Buradaki temel fikir şudur: “her cinsten ve yaştan bireylerden oluşmuş kolektif çalışma grubu olgusu, gerekli koşullar altında, insan gelişiminin kaynağı haline gelir” (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 490). Teorik ve pratik eğitimin bir diğer bağlantılı işlevi, “İşçi Cumhuriyetinde”, “bilimi sınıf hükümranlığının bir aracı olmaktan toplumsal güç olmaya dönüştürmek”tir, ve böylelikle “bilim insanlarının kendilerini sınıf önyargısından, karierist devlet asalaklığından ve sermaye yandaşlığından özgür düşünce insanlarına dönüştürecek”tir (Marx, Fransa’da İç Savaş, 1985, s. 162).
  11. Genişletilmiş toplumsal tüketim ile birlikte, komünizmin “işgününü kısaltması” bireylere “toplumsal gelişimin … maddi ve toplumsal avantajları”ndan yararlanacakları daha fazla serbest zaman sağlayarak insan gelişimini kolaylaştıracak (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 819-20). Serbest zaman “bireyin.. zihinsel ve toplumsal olarak özgür gelişmesi için zamandır” (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 530). Öyleki “serbest zaman, kullanılabilir zaman, kendisi zenginliktir, – çalışmadan farklı olarak; gerçekleştirilmesi gereken dışsal bir amacın baskısı olmadan ve doğal bir zorunluluk veya toplumsal ödev olarak görülmeden- kısmen ürünlerin keyfini çıkarma, kısmen serbest etkinlik olarak serbest zaman” (Marx, Artı-Değer Teorileri, 1971, s. 257). Dolayısıyla, komünizm ile “zenginliğin ölçümü.. artık, hiçbir şekilde, emek zamanı değil, ama kullanılabilir zamandır” (Marx, Grundrisse, 1973, s. 708). Buna karşın, emek, her zaman, doğayla birlikte, “zenginliğin kaynağı” olduğundan, emek zamanı “(zenginliğin) üretim maliyetinin” önemli “bir ölçüsü olmaya devam edecektir… değişim-değeri ortadan kalksa bile” (Marx, Artı-Değer Teorileri, 1971, s. 257).
  12. Doğal olarak komünist toplum, bireylerine belli sorumluluklar verecek. Özgür zaman genişlese de, bireyler, fiziksel ve zihinsel bir engelleri olmadıkça, üretken çalışmada yer almakla sorumlu olacaklar (çocuk yetiştirme ve diğer bakım etkinlikleri dahil). Kapitalizm ve diğer sınıflı toplumlarda, “belli bir sınıf emeğin doğal yükünü kendi omuzlarından atıp toplumun sırtına yıkacak güce sahiptir” (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 530); komünizmde, “emeğin kurtulmuş olmasıyla, herkes çalışan insan haline gelir ve üretken emek bir sınıf konumu olmaktan çıkar” (Marx, Fransa’da İç Savaş, 1985, s. 75). Bu yüzden, “işçiler komünist propagandalarında, her bireyin başarması gereken amacın, yeteneklerini tüm yönlü geliştirmek olduğu çağrısına, esinine, bilincine yer vermelidir, örneğin düşünme yeteneği dahil” (Marx ve Engels, Alman İdeolojisi, 1976, s. 309).

    17. Marx’ın (komünizm) anlayışında insan gelişimi ile üretken güçler arasında çift yönlü bağıntı olduğunu farketmek önem taşır, bu bağıntı, Marx her zaman “insanın kendisi”nin “en büyük üretken güç” olduğunu vurguladığından şaşırtıcı değildir (Marx, Grundrisse, 1973, s. 190). (10). Komünizm tüm üretenlerin gerçek bir birliğini, ancak her bireyin tüm yetenekleriyle bu koşullardan ortak yararlanmasını ve bu koşulları geliştirmeye katılmasını güvenceye alacak üretim koşullarında temsil edebilir. Üretimin yüksek toplumsallaşmış karakteri “bireylerin mevcut üretken güçler (yetiler-çn) bütünlüğünü, yalnız kendi öz-etkinliğini gerçekleştirmek için değil, fakat, onların varlığını korumak için bile, mülk edinmesi” gerektiği anlamına gelir (Marx ve Engels, Alman İdeolojisi, 1976, s. 96). İnsan gelişiminin etkin bir aracı olabilmesi için, bu mülk edinme, bireyleri, kendi kontrollerinin dışındaki “üretim için üretim” yabancılaşmış saikiyle işleyen devasa bir kolektif üretim makinesinde bir vida, değiştirilebilir piyonlar olmaya asla indirgememelidir. Tersine, toplumsal üretimi kavrayacak ve kontrol edecek “insanın üretken yetilerinin gelişimi”ni sağlayacak insanlık seviyesini, “insan doğasının zenginliğinin gelişiminin kendinde bir amaç olmasıyla” birarada tutmalıdır (Marx, Artı-Değer Teorileri, 1968, s. 117-8). Komünist “mülk edinme üretken güçlere karşılık gelen evrensel bir karaktere sahip” olsa da, o aynı zamanda “maddi üretim araçlarına karşılık gelen bireysel yetilerin gelişimini” ilerletir. Bu araçlar “bir bütünselliğe gelişmiş olduğundan ve yalnızca evrensel bir ilişki içinde varolabildiğinden”, etkin mülk edinilmeleri, “bizzat bireylerin yetilerinde de bir bütünselliğin gelişimini” gerektirir (Marx ve Engels, Alman İdeolojisi, 1976, s. 96). Kısacası, “bireylerin zengin ve özgür gelişimi” komünizmde “bireylerin mevcut üretken güçler temelindeki etkinliğinin evrensel karakterine” dayanır ve karşılık gelir (s. 465).

 

PLANLI, PİYASASIZ ÜRETİM

  1. Marx’ın anlayışında, özgürce ortaklaşmış üreticiler ve toplumları tarafından yürütülen, gerekli üretim koşullarıyla toplumsal olarak bütünleşmiş bir sistem, tanımı gereği, toplumsal yeniden üretimin meta mübadelesi ve para biçimlerini dışlar. Emek gücünün meta olmaktan çıkarılmasıyla kapsamlı bir “toplumsallaştırılmış üretim” gelir, buradaki “toplum” – piyasa sinyallerine göre hareket eden kapitalistler ve ücretli emekçiler değil- “üretimin farklı dallarına emekgücünü ve üretim araçlarını dağıtır.” Sonuç olarak, “para-sermaye”, ücret ödemelerine giden dahil, “ortadan kalkar (Marx, Kapital, 1967, Cilt- 2, s. 358). Yeni ortaklaşacalığın alt aşamasında, “üreticiler tüketim ürünlerinin toplumsal sunumundan kendi emek-zamanlarına karşılık gelen miktarı çekebilecek kağıt belgeler alırlar”; ama “bu belgeler para değildir. Dolaşıma girmezler” (s. 358).
  2. Marx için, toplumsal üretimde meta formunun egemenliği, üretimin, üreticilerin zorunlu üretim koşullarından toplumsal kopartılmasına dayalı bağımsız üretim birimleri tarafından organize edildiği bir biçimine özgüdür. Burada emeğin özerk üretim birimlerindeki (Marx’ın deyişiyle rekabet eden sermayeler) sarfedilmesi, yalnızca toplumun yeniden üretici işbölümüyle, ürünlerinin piyasada aldığı fiyatlara göre, ex post (sonradan) değer kazanabilir. Kısacası, “metalar yalıtık bağımsız bireysel emek türünün dolaysız ürünleridir”, ve birbirleriyle doğrudan “ toplumsal emeğin ürünleri olarak karşılaştırılamazlar”, bu yüzden “bireysel mübadeledeki yabancılaşma yoluyla genel toplumsal emek olduklarını kanıtlamaları gerekir” (Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, 1970, s. 84-5).
  3. Tersine, “komünal emek-zaman ya da doğrudan ortaklaşa bireylerin emek-zamanı … dolaysız toplumsal emek-zamanıdır” (Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, 1970, s. 85). Ve “emeğin komünal olduğu yerde, insanların toplumsal üretimdeki ilişkileri kendilerini ‘şeyler’in ‘değerleri’ olarak göstermez.” (Marx, Artı-değer Teorileri, 1971, s. 129) Üretim araçlarının ortak sahipliğine dayalı ortaklaşmacı toplumda, üretenler ürünlerini mübadele etmezler; ürünlerde içerili emek, onların maddi niteliği olarak bu ürünlerin değerini oluşturmada giderek ihmal edilebilir bir yer tuttuğundan, bundan böyle, kapitalist toplumun tersine, bireysel emek artık dolaylı biçimde var olmaz, ama bütünsel emeğin bileşik parçası olarak var olur. (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 8)
  4. Grundrisse, emeğin kapitalizm koşullarında toplumsal emek olarak dolaylı, ex post (sonradan-çn) varlığı ile emeğin “üretim araçlarının ortak mülk edinilmesi ve kontrolü temelinde” doğrundan, ex ante (önsel-çn) toplumsallaşması arasındaki zıtlığı daha da açar. (Marx, Grundrisse, 1973, s. 159). Üretimin komünal karakteri ürünü daha baştan komünal, genel bir ürün haline getirir. Üretimde özgün olarak gerçekleşen değişim — mübadele değerlerinin değil, komünal ihtiyaçlar ve komünal amaçlar tarafından belirlenen etkinliklerin değişilmesi- bireyin daha baştan ürünlerin komünal dünyasına katılımını içerecektir. Mübadele değerleri temelinde, emek kendini ancak mübadele yoluyla genel olarak gösterebilir. Fakat komünal kuruluşta bu, değişimden önce görülecektir; yani ürünlerin mübadelesi (piyasa-çn) bireyin genel üretime katılımını dolayımlayan bir aracı ortam olmaktan çıkacaktır. Dolayım, kuşkusuz, olmalıdır. Ancak, bireylerin birbirinden bağımsız üretiminden kaynaklanan ilk durumda (kapitalizm, çn), dolayımlar metaların mübadelesi, mübadele değerlerinin mübadelesi ve para yoluyla kendini gösterir. İkinci durumda (komünizm, çn), önvarsayımın kendisi dolayımlanır; yani, komünal üretim, komünallik, üretimin temel önvarsayımıdır. … Ürünün birey için genel bir karakter kazanması için önce başka bir forma çevrilmesi gerekmez. Mübadele değerlerinin mübadelesi ile yaratılan işbölümü yerine, bireyin komünal tüketime katılımının oluşturduğu emek organizasyonu geçecektir.(s. 171-2).
  5. Emeğin ve ürünlerin doğrudan toplumsal karakteri, bu yüzden, üretenler ile gerekli üretim koşulları arasındaki yeni komünal birliğin mantıksal çıkarımıdır. Üretimin yabancılaşmadan çıkarılması, üreticilerin emeklerinin yeniden üretimini gerçekleştirme tarzı olarak parasal mübadelelere mecburiyetini ortadan kaldırır. (Kapitalizmdeki-çn) bireysel ürünleri veya etkinlikleri önce mübadele değerine, paraya çevirme ve, toplumsal güçlerini nesnelleşmiş bir formla kazanma ve gösterme zorunluluğu, iki şeyi kanıtlar: (1) Bireylerin artık yalnız toplum için ve toplum içinde ürettiklerini; (2) bu üretimin doğrudan toplumsal olmadığını, emeğin dağılımını içsel olarak sağlayan bir “ortaklaşalığın sonucu” olmadığını. Bireylerin toplumsal üretime tabi olduğunu; üretimin onların dışında kaderleri gibi var olduğunu; ama toplumsal üretimin bireylere tabi olmadığını, onlar tarafından ortak zenginlikleri olarak yönetilemediğini. (Marx, Grundrisse, 1973, s. 158).

Meta formunun üretim koşullarından tasfiyesi ve işçilerin (üretim araçlarından-çn) toplumsal kopukluğunun üstesinden gelinmesi, Marx’ın komünizmi “mübadele değerine dayalı üretim tarzının ve toplum formunun çözülmesi. Bireysel emeğin toplumsal olarak ve toplumsal emeğin bireysel olarak, gerçekleştirilmesi” yalınlığında tanımlamasının, iki farklı açıklamasıdır (Marx, Grundrisse, 1973, s. 264). (11).

Daha önce not edildiği gibi, “sosyalizmin ekonomisi” üzerine tartışmalar, tahsis etkinliğinin teknik konularına (“sosyalist hesaplama”) odaklanma eğilimi gösterir. Marx ve Engels, kendileri de sıklıkla kapitalizm-sonrası ekonominin kapitalizme göre üstün planlama ve tahsis etme yeteneğine değinirler. Dahası, Marx “özgürce ortaklaşa” üretimi, “yapılan bir plana göre… bilinçli düzenlenme” olarak tanımlar (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 80). “Üretim araçlarının ortak olmasıyla, … tüm farklı bireylerin emek-güçleri toplumun bileşik emek-gücü olarak bilinçli uygulanır… Belli bir toplumsal plana uygunluk, yapılacak farklı türden işler ve toplumun çeşitli istemleri arasında uygun bir orantıyı sağlar (s. 78-9). Komünizmde, özetle, “bileşik ortaklaşa toplumlar üretimi ortak bir plana göre düzenler, böylece onu kendi öz kontrolleri altına alır, ve kapitalist üretimin can çekişmesini gösteren sürgit anarşi ve periodik kramplara son verir” (Marx, Fransa’da İç Savaş, 1985, s. 76).

  1. Buna karşın, Marx ve Engels planlı kaynak tahsisini, komünizmi kapitalizmden ayıran esas unsur olarak düşünmediler. Onlar için, komünizmin daha temel karakteristiği üretim koşullarını doğrudan üreticilerden kopartan yabancılaşmanın ortadan kaldırılması, ve yeni birliğin insanın özgür gelişimini sağlama yeteneğidir. Farklı bir ifadeyle, onlar komünizmin planlama ve kaynak yetilerini belirti olarak, üretenlerin yeni toplumundaki insanın sınırsız gelişiminin olanaklarını ise varlık koşulu olarak görürler. (12) Komünizmin üretimi meta-dışılaştırması, yukarıda tartışıldığı gibi, üretim koşullarının yabancılaştırılmaktan çıkarılmasının esas yanıdır; üretimin planlanması ise yalnızca insan yetilerinin maddi ve toplumsal koşullarını güdükleştiren etkenlere karşı bir tahsisat formudur. Marx’ın dediği gibi, meta mübadelesi yalnızca “üretimin özgül sınırlı ilişkileri içindeki bireylerin doğal sınırıdır”, bu sınırdaki “yabancı ve bağımsız karakter”in, “bireyler arasındaki varlığı, onların bu (komünal-çn) koşullarda yaşamaya başlamadığı, yalnızca kendi toplumsal yaşamlarının koşullarını yaratmakta olduğu anlamına gelir” (Marx, Grundrisse, 1973, s. 162).

Dolayısıyla, komünizmin “planlı elbirliğiyle çalışma için örgütlenmesi”nin nedeni, üretkenlik etkinliğini kendinde amaçlaştırması değildir, ama “toplumun tüm üyelerinin varlığının ve yetilerinin tam gelişmesini güvenceye” almaktır (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 167). İnsanın gelişim boyutu, Marx açısından, komünizmin “ulusal boyutta gelişmiş… bileşik emeğe”, herhangi bir merkezi devlet iktidarı tarafından hükmedilmesi değil, daha ziyade “toplumların öz yönetimiyle başlayan bir sistem”dir (Marx, Vera Zasuliç’e Mektup Taslağı 1989, s. 519). Bu açıdan komünizm “insanların kendileri için kendileri tarafından etkinliği” ya da “toplumun devlet tarafından kontrol edilmesi ve ona tabi olması yerine, toplumun devlet gücünü yeniden kendine mal etmesi” olarak tanımlanabilir (Marx, Fransa’da İç Savaş, 1985, s. 130, 153).

  1. Pek çok kişi Marx tarafından öngörülen ortaklaşa üretimin ekonomik pratikliğini sorgulamıştır. Daha azı Marx’ın görüşünün insan gelişimi boyutuna atıfta bulunur, fakat Marx’ın insanın özgür gelişimini teknolojik egemenlik ve doğa tahribatına dayandırdığını iddia eden eleştirmenler bunun dışındadır. Bu bölüm çevresel boyutu şu üç düzeyde ele alıyor: (1) komünizmin doğal koşulların kullanımını yönetme sorumluluğu; (2) genişletilmiş özgür zamanın ekolojik önemi; (3) zenginliğin büyümesi ve üretimin maliyet ölçümü olarak emek-zamanın kullanımı.

MÜŞTEREKLERİ YÖNETMEK

  1. Komünist toplumun doğal koşulları korumak ve iyileştirmek için kuvvetli bir taahhüte sahip olması şaşırtıcı gelebilir, çünkü amiyane yargı Marx’ın “doğal kaynaklar”ın “tükenmez”liğini varsaydığı ve bu yüzden “çevre korumacı, ekolojik bilinçli, istihdam-paylaşımcı sosyalizm”e gerek görmediği yolundadır (Nove, 1990, s. 230). Bu görüşe göre, Marx’ın “kıtlığı tümden ortadan kaldıracak daha ileri bir üretim tarzına olan inancı”, onun komünist görüsünün “doğanın” anti-ekolojik “insan hakimiyeti”nden “kurtuluşunda bir çıkarı olduğuna dair bir temel sağlamaz” (Carpenter, 1997, s. 140; McLaughlin, 1990, s. 95). Daha tuhafı, Marx’ın teknolojik iyimserliğinin (ya da “yaratıcı diyalektiğe olan inancının”) “modern teknolojinin yeryüzünün fiziksel çevresiyle etkileşiminin modern sınai uygarlığın tüm temellerini dengesizleştirme olasılığını” dışarda bıraktığı iddiasıdır (Feuer, 1989, p. xii).
  2. Gerçekte, Marx kapitalizmin “zenginliğin özgün kaynakları olan toprak ve emeği tahrip etme” eğilimiyle derinlemesine ilgilendi (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 507). Ve kapitalizm-sonrası toplumun doğal koşulların kullanımını sorumlulukla yönetmesi gerektiğini tekrar tekrar vurguladı. Bu onun komünal mülkiyeti toprağa ve diğer “yaşam kaynakları”na genişletme konusundaki israrını açıklamaya yardımcı olur (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 5). Marx Gotha Programının “toprağı emek araçlarına dahil etmekte yeterince net olmamasını” bu bağıntı içinde sertçe eleştirir (s. 6). Marx’a göre, “Ortaklaşalık, toprağa uygulandığında,…artık serflik, derebeyliği ve mülkiyetin aptal mistisizmi ile dolayımlanmadan, insanın toprakla içten bağını yeniden kurar, çünkü toprak bir dalevera aracı olmaktan çıkar” (Marx, Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları-1844, 1964, s. 103). Üretimin diğer koşulları gibi, topraktaki bu “ortak mülkiyet” de “eski özgül ortak mülkiyeti restore etmek anlamına gelmez, ama ortak mülkiyetin çok daha yüksek ve daha gelişkin formunu kurmak anlamına gelir” (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 151).
  3. Marx komünal mülkiyeti, toprağın ve diğer doğal koşulların ortaklaşa üreticilerin üretim ve tüketim ihtiyaçlarına hizmet ettiği bir aşırı sömürme hakkı olarak görmez. Tersine, toprak malikliğinin komünal sisteminde kullanıcıların hak ve sorumluluklarıyla birlikte, kapitalist sistemin yıkılışını öngörür: Toplumun daha yüksek ekonomik formunun bakış açısından, yeryüzünün tekil bireyler tarafından sahipliği bir insanın bir başka insanı mülk edinmesi kadar saçma görünecektir. Tüm bir toplum, bir ulus, ya da eşzamanlı olarak varolan toplumlar birlikte ele alınsa bile, yeryüzünün sahibi olamazlar. Onlar yeryüzüne yalnızca tasarruf edenlerdir, kullanıcılarıdır, ve boni patres familias gibi, onu gelecek kuşaklara iyileştirilmiş koşullarda devretmelidirler. (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 776).
  4. Marx’ın komünal toprak mülkiyeti anlayışı, “mülk edinme”ye dayalı kullanımı sınırlamak için, açıktır ki “mülk sahiplerinin” (ister bireylerin ister tüm toplumun olsun) bir hakkına dayanmaz. Daha ziyade, yeni birlikteki tüm komünal mülkiyet gibi, topraktan insanın özgür gelişiminin bir koşulu ve “ardışık kuşaklar zincirinin yaşamsal süreklilik ihtiyaçlarının tüm bir yelpazesinin temel bir kaynağı (emekle birlikte) olarak sorumlulukla yararlanma” hakkına atıfta bulunur (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 617). Marx’ın sözleriyle, ortaklaşalık, “toprağa ebedi bir komünal mülkiyet, insan soyunun ardışık kuşaklar zincirinin varlığı ve yeniden üretiminin yabancılaştırılamaz bir koşulu olarak” bakar (s. 812).
  5. Ekolojik eleştirmenler neden Marx’ın görüşünün bu kritik öğesini ıskaladılar? Yanıt “müştereklerin trajedisi” denilen modelin süregiden etkisinde yatıyor olabilir, bu model müşterek mülkiyeti bağımsız kullanıcıların doğal kaynaklara kontrolsüz “açık erişimi” olarak (yanlış) tanımlar (Gordon 1954; Hardin, 1968). Gerçekte, bu modellerin, Marx’ın doğal koşulların kullanımına komünal hak ve sorumlulukla yaklaşan görüşünden çok kapitalist rekabet anarşisi ile ortak yanları vardır (Ciriacy-Wantrup ve Bishop, 1975; Swaney, 1990). Müşterek havuz kaynaklarını koruyacak geleneksel komünal mülkiyet sistemleri büyüyen bir araştırma kütlesinin konusu olsa da (örneğin bkz, Ostrom, 1990; Usher, 1993), bizim araştırmamız kapitalizm-sonrası toplumda doğal koşulların komünalizasyonuyla gerçekleştirilecek ekolojik yönetimin potensiyellerini desteklemektedir (Burket, 1999, s. 246-8; Biel, 2000, s. 15-8, 98-101).
  6. Marx’ın gelecek toplumun toprağa sorumlu olduğu vurgusunu, komünizmde, insanlık ve doğanın içsel birliğinin bilinçli ve toplumsal farkındalığı takip eder. Marx ve Engels açısından, insanlar ve doğa “iki ayrı ‘şey’” değildir (Marx ve Engels, Alman İdeolojisi, 1976, s. 45, krş. Foster ve Burkett, 2000). Fazladan insan doğasının insanın üretim ve gelişimini ne kadar büyük ölçüde değiştirmiş olduğunu, öyle ki “insan tarihinden önceki doğanın… bugün artık var olmadığı”nı gözlemlediler; ama aynı zamanda “bireylerin doğaya hizmet ettiği” “üretimin doğal araçlarının” süregiden öneminin farkına vardılar (s. 46, 71). Komünizm, insanlar ve doğanın zorunlu birliğini parçalamak ya da bastırmaktan uzaktır, tersine bu birliği daha saydam hale getirir ve insanların doğal ve toplumsal varlıklar olarak sürdürülebilir gelişiminin hizmetine koyar. Engels, bu yüzden gelecek toplumu insanların “doğayla birliğini yalnızca hissetmekle kalmayıp kavrayacağı” bir toplum olarak tanımlar (Engels, Doğanın Diyalektiği, 1964, s. 183). Marx, komünizmi “insanın doğa ile bir varoluşu” olarak tanımlar. (Marx, Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları-1844, 1964, s. 137).
  7. Doğal olarak, komünist toplumun “İsteklerini gerçekleştirmek, yaşam kazanmak ve yeniden üretmek için Doğa ile mücadelesi” halen gerekli olacaktır. Bu anlamda Marx “ortaklaşa üreticilerin doğa ile değiştokuşlarını rasyonel olarak düzenlemesine, onu ortak kontrolleri altına almasına” atıfta bulunur (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 820). Bu tür bir rasyonel düzenleme ya da “doğaya gerçek bilinçli efendilik” üreticilerin “kendi öz toplumsal organizasyonlarının efendisi olmalarını” öngörür (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 309). Ancak asla insanlığın tüm doğal sınırları aşması, üreticilerin doğal güçler üzerine tam teknolojik kontrol sağlamaları anlamına gelmez.
  8. Örneğin, Marx ortaklaşa üreticilerin artı-ürünün bir kısmını “doğa olaylarından kaynaklanan talihsizlikler ve rahatsızlıklara karşı yedek ya da sigorta fonu” olarak bir kenara ayrılmasını, öngörmesi özellikle tarım için geçerlidir (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 7). Üretimin doğal koşullarına ilişkin belirsizlikleri (“doğanın aşırı olaylarından kaynaklanan durumlar, yangın, sel, vd.”) “sürekli bir göreli artı-üretim” yoluyla ele alınmalıdır, yani “mevcut zenginliğin basit yerine konulması ve yeniden üretimi için gerekli olandan daha büyük çaplı bir üretim gereklidir” (Marx,Kapital, 1967, Cilt-2, s. 177, 469; Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 7). “Bir yandan, doğrudan gerekli olandan belli bir miktar fazla sabit sermaye üretilmelidir; öbür yandan, ve özellikle, doğrudan yıllık gerekirlerden fazla (bu özellikle geçim araçları durumunda gerekir) hammadde, vd arzı olmalıdır” (Marx, Kapital, 1967, Cilt-2, s. 469). Marx aynı zamanda toplumun “kazalar ve doğal güçlerin yol açtığı olağanüstü tahribat durumlarında telafi için gerekecek üretim araçlarının varlığı” açısından “hesap olasıkları”nı dikkate alır (Marx, Gotha Programının Eleştirisi,1966, s. 7; Kapital, 1967, Cilt-2, s. 177).
  9. Açıktır ki, yalnızca toplum ve kontrol edilemez doğa koşulları arasındaki üretken değiştokuşun uzak görüşlü düzenlemesi anlamında, “bu tür aşırı-üretim toplumun kendi öz yeniden üretiminin maddi biçimini kontrol etmesiyle aynıdır”. (Marx, Kapital, 1967, Cilt-2, s. 469). Bu basiretli anlamda, Marx şunu belirtir; ortaklaşa üreticiler “üretimin yıllık tahıl arzını yalnızca havadaki pek minimum değişmelere göre yönetmekle; üretim evreni ve kullanım rasyonel olarak düzenlenir” (Marx, Vera Zasuliç’e Mektup Taslağı, 1975, s. 188). (13). Basitçe “üreticilerin kendileri için.. emeklerinin, veya emeklerinin ürünlerinin bir kısmını ürünlerini, zenginliklerini, veya zenginliklerin öğelerini kazalara karşı telafi etmeye harcamaları” gerekir. (Marx, Artı-değer Teorileri, 1971; s. 357-8). “Kapitalist toplumda”, tersine, kontrol edilemez doğal koşullar toplumsal yeniden üretimin anlamsız bir “anarşi öğesidir” (Marx, Kapital, 1967, Cilt- 2, s. 469).
  10. Ekolojik eleştirmenlerine karşın, Marx ve Engels insanın özgür gelişimini insanın doğa üzerindeki tek yanlı bir hakimiyet veya kontrolü olarak tanımlamazlar. Engels’e göre, özgürlük, doğa yasalarından bağımsızlaşma hayalinde değil, bu yasaların kavranmasında yatar, ve bu onları tanımlı sonuçlarına doğru sistematik işletme olasılığını verir. Bu hem dış doğanın hem de bizzat insanların bedensel ve zihinsel varlığını belirleyen yasaların – birbirinden yalnızca düşüncede ayrıştırabileceğimiz ama gerçekte ayrıştıramayacağımız iki yasa kategorisinin- iyi bir ilişki içinde olmasını gerektirir… Yani özgürlük, bizzat kendimiz ve dış doğa hakkında doğal zorunlulukların bilgisi üzerine kurulu kontrolden ibarettir” (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 125).
  11. Özetle, Marx ve Engels “doğanın verili yasaları ile uyumlu bir varoluşa” dayanan bir “gerçek insan özgürlüğü” öngörür (s. 126).

 

GENİŞLETİLMİŞ SERBEST ZAMAN VE İNSANIN SÜRDÜRÜLEBİLİR GELİŞİMİ

 

  1. Marx’ın ekolojik eleştirmenleri, genişletilmiş serbest-zaman yaklaşımıyla insanın komünist öz-gerçekleşimi doğal sınırları aşacağı için anti-ekolojik olduğunu iddia ederler. Routley (1981), örneğin, Marx’ın görüşü adına şunu ileri sürer: “bedensel emek zorunlu olarak yabancılaşmış olduğundan, otomasyon yoluyla mutlak bir minimuma indirgenmesi gereken bir şeydir. Sonuç yüksek enerji-tüketen üretimdir ve bu yüzden eldeki öngörülebilir, gerçekçi bir enerji senaryosu açısından, çevreyi tahrip edicidir” (s. 242). Marx için açıktır ki, der, “insanı doğaya bağlayan bedensel emek olgusudur ki onun gerçekten ve tamamen insan olma niteliğini imkansız kılar; bu yüzden insan ancak bedensel emeğe harcamak zorunda kaldığı zamanı kaldırdığında doğaya hakim olmuş ve tamamen insanlaşmış olarak düşünülebilir” (s. 242). Daha az dramatik olan Walker (1979) Marx’ın “yaşamak için gerekli olan minimumun üzerinde ve daha fazla kaynak olmasını açıkça ima eden” genişletilmiş serbest zaman ufku ile Marx’ın “mevcut doğal kaynaklardaki sınırları vurgulamadaki” (varsayılan) başarısızlığı arasında bir gerilime işaret eder (s. 242-3).
  2. Önceki alt-bölümde Marx ve Engels’in komünizmde doğal kaynak yönetimini umursamadığı ve onların insanın gelişimini doğadan daha fazla kopardığı yolundaki iddialara yeterince yanıt verildi. Ancak ekolojik eleştirmenlerin komünizmde özgür zaman ve çalışma-zamanı arasındaki ilişkiyi yanlış tanımladıkları da belirtilmelidir. Marx için, “insan enerjisinin kendinde bir amaç olmasının fiili maddi üretim evreninin ötesinde”, yani “zorunlu ve nesnel koşullar tarafından belirlenen emeğin” ötesinde yattığı doğrudur (Marx, Kapital, Cilt-3, s. 820). Fakat Marx için, bu “gerçek özgürlük alanı … ancak onun temeli olan zorunluluk alanı ile birlikte gelişir” (s. 820), ve iki alan arasındaki ilişki ekolojik eleştirmenlerin iddia ettiği tarzda basit bir karşıtlık değildir. Marx’ın söylediği gibi, doğrudan ortaklaşa emeğin “oldukça farklı … özgür karakteri”, “emek-zamanının normal bir uzunluğa indirildiği ve, dahası emeğin artık başkası (kapitalist-çn) için harcanmadığı” durumda, “doğrudan emeğin kendisi, burjuva ekonomisinin bakış açısından olduğu gibi, serbest zamanın soyut anti-tezi olarak kalamaz” (1971, s. 712):
    Serbest zaman – hem dinlenme zamanı hem de daha yüksek etkinlik zamanı olarak – kullanıcısını farklı bir özneye dönüştürür, ve ardından o doğrudan üretim sürecine farklı bir özne olarak girer. Bu süreç o zaman hem insanın oluşum süreci açısından, hem de toplumun birikmiş bilgisini kafasında cisimleştiren insan açısından, deneysel bilimi, maddi yaratıcılığı ve bilimi kendine mal etme disiplin ve pratiğidir. (Marx, 1973, s. 712).
  3. Marx’ın anlayışında, insanın özgür gelişiminin çalışma-zamanındaki kısalmalarla zenginleşmesi, halen toplum ve doğa “metabolizması” olarak gerçekleşen üretim alanındaki insan yetilerinin gelişimiyle pozitif rezonans içindedir. Marx’ın “teorik ve pratik” eğitim ve bilimin doğrudan-üreticilere yabancılaşmaktan çıkarılması vurguları, bu bağıntıya ilişkindir (bkz II. Bölüm). Marx doğal ve toplumsal bilimin yeni bileşimleri biçimini alan bilimsel bilginin bu yayılma ve daha da gelişmesinin … insan biliminin temeli haline geleceğini öngörür, çünkü yabancılaşmış bir biçim altında olsa da şimdiden pratik insan yaşamının temeli haline gelmiştir. Yaşam için bir temel ve bilim için ayrı temel a priori bir yalandır… Doğa bilimi kendinde insan bilimini taşıyacaktır, insan biliminin kendinde doğa bilimini taşıması gibi: sadece tek bir bilim olacaktır. (1964, s. 143)
  4. Toplumsal ve doğal bilimin bu içsel birliği, kuşkusuz, insanlığın ve doğanın içsel birliği ile mantıksal bir korolasyon içindedir. Zaten Marx ve Engels “yalnızca tek bir bilimi; tarih bilimini bilirler. Birileri tarihe iki yanından bakıp onu doğa tarihi ve insan tarihi olarak bölebilir. Ancak iki yan, birbirinden ayrılamazdır; insan varoldukça doğa tarihi ve insan tarihi birbirine dayanır” (1976, s. 34).
  5. Kısacası, Marksizmin kurucuları azalan çalışma zamanını insan gelişiminin doğadan ilerici ayrışması olarak görmediler. (14) Genişletilmiş serbest zamanı tüketim için tüketim saikiyle doldurmayı değil, azalan çalışma-zamanını toplumsal bireylerin zihinsel gelişiminin zorunlu bir koşulu olarak, doğanın ve toplumsal emeğin gelişmiş bilimsel yetilerini, çevresel ve insani olarak rasyonal bir biçimde yönetmesi olarak gördüler. “Serbest zamanın artışı” burada “kendi tarihini bir süreç olarak kavrayan ve doğayı (aynı zamanda doğa üzerinde pratik yetiler olarak varolur) kendi gerçek bedeni olarak gören” “bireyin tam gelişmesi için zaman”dır (Marx, 1973, s. 542). Üreticilerin serbest zaman ve çalışma-zamanı sırasındaki zihinsel gelişimi, süreçte merkezi önem taşır; komünist emeğin “üretim sürecindeki toplumsal karakteri yalnızca doğal, kendiliğinden bir biçimde değil, ancak tüm doğa kuvvetlerini düzenleyen bir etkinlik olarak ortaya çıkar (s. 612). Anti-ekolojik olmaktan uzak biçimde, bu, üreticilerin ve toplumlarının, doğal zenginliğin; üretimin, serbest zamanın ve bizzat insan yaşamının teorik ve pratik ebedi bir koşulu olduğunu daha fazla farkına vardığı bir süreçtir.
  6. Ekolojik eleştirmenler, artan serbest zamanın üretimin doğal çevre üzerindeki baskısını azaltma potensiyelini de gözden kaçırmış görünüyorlar. Özgül olarak, toplumsal emeğin yükselen üretkenliğinin maddi ve enerji kaynaklarının tüketimini artırması gerekmez, çünkü üreticiler daha fazla maddi tüketim yerine çalışma-zamanındaki azalma ile ilgilenir. Zenginliğin ölçütü olarak serbest zaman en iyi biçimde, komünizmin insan ihtiyaçlarını dönüştürmesinde yerini bulur.

 

ZENGİNLİK, İNSAN İHTİYAÇLARI, VE EMEK MALİYETİ

 

  1. Bazıları Marx’ın komünizm anlayışının doğaya karşı bir sorumluluk duygusunu paylaştığını kabul etse bile, bu sorumluluğun doğayı aslen insan emeğinin maddi bir aracı olarak gören bir anti-ekolojik düşünceyle sulandırıldığını iddia edecektir. Alfred Schmidt, örneğin, “Marx ve Engels doğanın kötü kullanımından yakındıkları zaman bile, doğayı kendisi olarak değil ekonomik yararlılık olarak düşünürler” iddiasındadır (1971, s. 155). Routley, Marx’ın “Doğayı açıkça insanın bir uzantısı, ve yalnızca uzantı da değil, insanın el emeği, zanaatı ve öz-ifadesi, dolayısıyla insanın yansıması ve parçası olarak” düşündüğünü ileri sürer (1981, s. 243).
  2. Önceki tartışmalarımızdan açık olmalı ki, “ekonomik yararlılık” ve “doğanın kendisi” gibi ayrıklaştırma Marx’ın materyalizmine tamamen yabancıdır. Bağlantılı bir nokta, Marx’ın zenginlik veya kullanım değeri kavrayışı “insan ihtiyaçlarının çok çeşitliliği”ne, bu ihtiyaçların fiziksel, kültürel veya estetik çeşitliliğine karşılık gelir (Marx, 1973, s. 527). (15) Bu geniş insan gelişimi anlamında, “kullanım değeri… oldukça genel olarak yaşam araçları olarak” tanımlanabilir. David Pepper doğru biçimde şu sonuca varır: “Marx doğanın rolünü insanlar için ‘araç’ olarak gördü, fakat onun için araçsal değer… estetik, bilimsel ve ahlaki değer kaynağı olarak doğayı kapsar” (1993, s. 64).
  3. Her “insanın el emeği” olarak, Marx emek ve doğanın ilkinin ikincisini tabi kılacağı bir karşıtlık düşünmez. İnsanın çalışma yetisi, veya emek-gücünün, bizzat kendisinin “doğal bir nesne, bir şey, ama yaşayan bilinçli bir şey” olduğunu, bu yüzden emeğin işçinin “Doğanın karşısına kendi özgüçlerinden birisi olarak çıktığı” bir süreç olduğunu ve “Doğanın üretimlerini kendi öz isteklerine uyarlanmış biçimiyle mülk edindiği” konusunda israr eder (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 201, 177). Marx emeği üretimde, “insan ve Doğanın her ikisinin de … insan ve doğa arasındaki maddi değiştokuşu etkilemenin zorunlu bir koşulu olarak paylaştığı bir süreç” olarak görür (s. 177, 183-4). “Doğa ve insan arasındaki metabolik etkileşimin evrensel bir koşulu” olarak, emek “insan yaşamının doğal bir koşuludur… insan yaşamının tüm özgül toplumsal biçimlerinden bağımsızdır ve aynı ölçüde hepsinde ortaktır” (Marx, 1988, s. 63). Emek, kuşkusuz “doğanın evrensel metabolizması”nın yalnızca bir parçasıdır ve Marx ısrar eder: “yeryüzü … insandan bağımsız olarak varolur” (s. 63, Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 183). Bu varoluşsal açıdan, “dış doğanın önceliği”, insanlık ve doğa arasındaki üretken “metabolizma”nın şekillenişinde toplumsal ilişkilerin önemi konusundaki ısrarına karşın, Marx’ın anlayışında “dokunulmaz olarak kalır” (Marx ve Engels, 1976, s. 46) (16).
  4. Fakat Marx ve Engels’in komünizmde zenginlik üretiminin sürekli büyümesine yaptıkları atıflar ne anlama gelir? Bunlar apaçık anti-ekolojik değil mi? Burada, bu büyüme projeksiyonlarının her zaman Marx’ın özgür ve tam kapsamlı insan gelişimi anlayışıyla yakın bağlantı içinde olduğunu vurgulamak gerekir. Aynı şekilde, onlar zenginlik artışını, doğal koşulların sınai işlenmesiyle (maddi ve enerjisel çıktı) sınırlamadan, her zaman genel biçimiyle (genişletilmiş serbest zaman dahil) ele aldılar. (17) “Komünizmin yüksek aşaması”nı tartışırken, örneğin, Marx “herkese ihtiyacına göre” ölçütünü şu koşulla koyar: “ bireylerin işbölümüne köleleştirici tabiyeti, ve bununla birlikte zihinsel ve fiziksel emek arasındaki antitez, sönümlenmiştir; emek, basit yaşam aracı olmaktan çıkıp, bizzat kendisi yaşamın birincil ihtiyacı haline gelmiştir; üretken güçler bireyin tüm yönlü gelişimiyle birlikte artar” (Marx, Grundrisse, 1966, s. 10). Aynı şekilde, Engels “üretimin pratik olarak sınırsız büyümesi”ne atıfta bulunur, ancak “pratik olarak” kavramını açımlayarak: “toplumun her üyesinin, yalnızca maddi açıdan tamamen yeterli değil.. fakat aynı zamanda fiziksel ve zihinsel yetilerinin sınırlanmamış gelişimini güvence altına alınması” (Anti-Duhring, 1939, s. 309). Bu tür bir insan gelişiminin maddi tüketimin sınırsız gelişimini içermesi gerekmez.
  5. Marx için, komünizmin “yeniden üretim sürecinin ileri genişlemesi”, “üreticiler toplumunun yaşam süreci”nin bütününü kapsar, ve daha önce tartışıldığı gibi, bu “toplumsal gelişim”in “malzemesini ve avantajlarını” bütünsel insan gelişimi açısından tanımlar (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 819, 250). Marx ve Engels komünizmi “ihtiyaçların olağan tatmininin … yalnızca ihtiyaçların kendisi ile sınırlanmasını mümkün kılan bir üretim ve ilişki organizasyonu” olarak tanımlarken, her türden sınırsız genişleyen ihtiyaçların tam giderilmesinden bahsetmezler (1976, s. 273):
    Komünist örgütlenme bireylerde günümüz (toplumsal-çn) ilişkileri tarafından üretilen arzular üzerinde iki katlı bir etkide bulunur; bu arzuların bazıları – yani her türlü toplumsal ilişki tarzında varolan ve değişen toplumsal ilişkiler altında yalnızca biçim ve yön değiştiren arzular – komünist toplumsal sistem tarafından normal gelişme şansı verilerek basitçe değiştirilirler; ancak diğerleri – yani yalnızca belli bir toplumdaki, belli bir üretim ve ilişki tarzına özgü olanlar– tümüyle varoluş koşullarını kaybederler. Komünist toplumda neyin basitçe değiştirileceği ve neyin ortadan kaldırılacağı yalnızca pratik yoldan tayin edilebilir. (s. 273)
  6. İhtiyaçların tatminine toplumsal ve insan gelişimi yaklaşımı, Marx’a atfedilmeye çalışılan şu “her türlü mal ve hizmetin sınırsız arzına sınırsız erişim rejimi” türünden belirlenimsiz “bolluk” varsayımının “saçma düşüncesi”nden çok farklıdır (1992, s. 205). (18). Komünist ihtiyaç tatmini tarzı, “bolluğun istem tatmini olarak tanımı” ile ilişki olmakla birlikte, “temel ihtiyaçlar, uygarlığın gelişimiyle zorunlu hale gelen ikincil ihtiyaçlar, ve lüks, esas olmayan veya hatta zararlı ihtiyaçlar”ın bir “hiyerarşi”sini çıkarmalıdır (s. 206-7). Marx’ın insan gelişimi anlayışı, temel ihtiyaçların ve genişleyen serbest zaman ve ortaklaşa işçi-toplumunun üretim üzerindeki kontrolüyle toplumsal olarak tedrici biçimde genişleyen ikincil ihtiyaçların tatminini öngörür – düşünülebilir her türlü ihtiyacın giderilmesini değil (Sherman, 1970).
  7. Burada, komünist zenginliğin ölçütü olarak özgür zamanının ekolojik önemi görülmeye başlanır. Özellikle, serbest zaman içerisinde gelişen ve tatmin edilen ihtiyaçlar daha az madde ve enerji yoğun olursa, onların toplam ihtiyaçlar içindeki oransal artışı üretimin doğal koşullar üzerindeki basıncını, azaltacaktır. Bu, Marx’ın anlayışı açısından, üreticiler yeni tesis edilen maddi güvence ve serbest zamanla birlikte, öz-gelişimin çok çeşitli zihinsel ve estetik biçimlerine yöneleceğinden, kritik bir noktadır. (19) İkincil ihtiyaçların bu tür bir gelişimi, gerçek işçi-toplumu kontrolünün insanlara; ekonomik, siyasal, ve kültürel yaşamın bilinçli katılımcıları haline gelmelerinde sağladığı daha geniş olanaklarla da pekiştirilecektir.
  8. Kuşkusuz, emek (doğayla birlikte) komünizmde temel bir zenginlik kaynağı olarak kalmaya devam eder. Bu, genişletilmiş serbest zamanının önceliğiyle birlikte, farklı ürün ve hizmetlerin üretimine harcanacak toplumsal emek miktarlarının halen maliyetlerinin önemli bir ölçütü olması anlamına gelir: (20)
    Komünal üretim temelinde, zaman belirlenimi, kuşkusuz esas olmaya devam eder. Toplum buğday, sığır vb üretmekte daha az zaman gerektikçe, maddi veya zihinsel olarak diğer üretimler için o kadar zaman kazanır. Birey açısından olduğu gibi, (toplumsal-çn) gelişmenin, hazların ve etkinliklerin çeşitliliği zaman ekonomisine dayanır. Zaman ekonomisi; tüm ekonomi bizzat buna indirgenir. Toplum zamanını, tüm ihtiyaçları için yeterli bir üretimi gerçekleştirmek için, amaçlı dağıtmalıdır; tıpkı bireyin zamanını çeşitli etkinliklerinin (zaman-çn) isterlerindeki uygun oranları bilerek düzenlemesi durumunda olduğu gibi.
    Bu yüzden, zaman ekonomisi, üretimin çeşitli kollarına emek-zamanının planlı dağıtımı ile birlikte, komünal üretim temelindeki ekonominin birinci yasası olarak kalmaya devam eder. Hatta burada, daha yüksek derecedeki bir yasa haline gelir (Marx, 1973, s. 172-3).
  9. Marx hemen ekler, bununla birlikte, komünizmin zaman ekonomisi “mübadele değerlerinin (emek veya ürünler) emek-zamanla ölçülmesinden esasta farklıdır” (s. 173). Komünizmin emek-zamanını maliyet ölçüsü olarak kullanması, kapitalizmdeki toplumsal emek-zamanının yalnızca dolaylı olarak, “meta fiyatlarının hareketi” ile “düzenlenmesi”nden çok farklıdır; “ toplumun çalışma-zamanı üzerindeki doğrudan ve bilinçli kontrolüyle gerçekleştirilir – bu da ancak ortak mülkiyetle olanaklıdır”(Marx’tan Engels’e, 8 Ocak, 1868, Marx ve Engels 1975 içinde, s. 187).
    Daha önemlisi, komünizmin emek-zaman ekonomisi kullanım değeri olarak, özellikle de genişletilmiş özgür zaman olarak iş görür, kapitalizmin zaman ekonomisi ise üreticilerin harcadığı artı emek-zamanı artırmaya dayanır (Marx, 1967, Cilt-3, s. 264; 1973, s. 708).
  10. Marx ve Engels, dahası, komünizmde emek-zamanı biricik kaynak-tahsisi yönergesi olarak koymazlar: yalnızca farklı türden üretimlerin toplumsal maliyetlerinin ölçümünde önemli ölçütlerden biri olduğuna işaret ederler. “Toplumun fiili, önbelirlenimli kontrolü altındaki üretim.. belli ürünlerin üretimine uygulanmış toplumsal emek-zaman hacmi ile, bu ürünlerin gidereceği toplumsal ihtiyaç hacmi arasında bir ilişki geliştirir”, çevresel maliyetler hiçbir biçimde kapsam dışı bırakılmaz (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 187). (21)
  11. Marx ve Engels’in komünizmde minimum emek maliyetini ekolojik amaçlara öncelikli görmediğinin güçlü verileri açısından, “üretimin ve, dahası, kamu sağlığının .. dolaysız bir zorunluluğu olarak”, “kent ve kır arasındaki karşıtlığı kaldırma” konusundaki ısrarlarına işaret etmek bile yeterli olur (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 323). Kapitalizmin kentsel sanayi ve nüfus yoğunlaşmasının yarattığı ekolojik tahribatı gözlemleyerek, Marx ve Engels, erkenden “kır ve kent arasındaki karşıtlığının kaldırılması”nı “komünal yaşamın ilk koşullarından biri” olarak koymuşlardı (1976, s. 272). Engels’in daha sonra vurguladığı gibi: “Havanın, suyun ve toprağın mevcut kirlenmesine yalnızca kent ve kırın iç içe geçmesiyle son verilebilir”; “tek bir kapsayıcı planlama” (Anti-Duhring, 1939, s. 323). Bu topluma artacak emek-zaman bedeli getirecek olsa da, o bu iç içe geçmeyi “kapitalist ve ücretli-işçiler arasındaki karşıtlığın kaldırılmasından daha fazla ya da daha az ütopik” olarak görmez (1979, s. 92). Dahası, Marx komünizmi “tarımı ve imalatı eski dönemlerinde birarada tutan eski birlik bağı”nın “daha yüksek bir sentezi” olarak görür. Bu yeni birlik “insan soyunun tam gelişimi için uygun bir form altında… (insan ve doğa arasındaki-çn) maddi dolaşımı sağlamanın doğal olarak gelişmiş koşulları”nın bir “restorasyonu”na doğru bir çalışma olacaktır (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 505-). Aynı şekilde, Engels, “tarım ve sanayi arasındaki birlik, ekonomik düşüncelere aykırı olan bir ekonomik fedekarlık gibi yürütülemez” diyen Duhring’i alaya alır (Anti-Duhring, 1939, s. 324). Açıktır ki Marx ve Engels, ekolojiye duyarlı üretim için toplumsal emek-zamandaki artışları memnuniyetle kabul ederlerdi.
  12. Marx’ın ekolojik eleştirmenleri tarafından düşüncesizce tekrar edilip duran şu ’emek maliyeti azaltma ile çevre dostluğu arasındaki içsel karşıtlık nosyonu’nu yine de kabul etmemiz gerekmez. Marx’ın komünizmi kapitalizmin “anarşik rekabet sistemi” ve “bizzatihi lüzumsuz olan geniş çaplı istihdam”ına bağlı doğal kaynak ve emek israfını ortadan kaldırır (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 530). Pek çok anti-ekolojik kullanım değeri, emek tahsisi ve toprak kullanımının planlı bir sistemi altında ortadan kaldırılabilir veya büyük çaplı azaltılabilir; bunlar arasında reklamcılık, gıda ve diğer malları ambalajlama ve aşırı işleme, ürünlerin planlı yıpratılmışlığı, ve otomobil sayılabilir. Tüm bu tahripkar kullanım değerleri kapitalizm açısından “vazgeçilmezdir”, fakat çevresel sürdürülebilirlik açısından “emek-gücünün ve üretimin toplumsal koşullarının en öfkelendirici israf edilişi”ni temsil ederler (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 530; Wallis, 1993, 2001).

 

KAPİTALİZM, KOMÜNİZM VE İNSAN GELİŞİMİ ÜZERİNE MÜCADELE

 

  1. Marx, kuvvetle belirtir: Mevcut “toplumdaki üretimin maddi koşulları ve buna karşılık gelen değişim ilişkilerinde sınıfsız toplumun öncüllerini bulamasaydık, onu yıkmak için her türlü girişim nafile olurdu” (Marx, Grundrisse, 1973, s. 159). O, “toplumsal emeğin üretken güçlerini geliştirme”yi kapitalizmin “tarihsel görevi ve mazareti olarak … daha yüksek bir üretim tarzının maddi koşullarını bilinçsizce yaratmasının yolu” olarak görür (Marx, Kapital, 1967, Cilt 3, s. 259). Kısacası, “işçi ile üretim koşulları arasındaki özgül birlik … yalnızca sermayenin yarattığı maddi temel üzerinde yeniden kurulabilir” (Marx, Artı-değer Teorileri, 1971 s. 422-3).
  2. Marksizmin ekolojik eleştirmenleri bu tür ifadelerde bir kez daha, kapitalizmin doğayı insan amaçlarına anti-ekolojik tarzda tabi kılmasına eleştirel-olmayan bir yaklaşımın delilini bulduklarını sanır. Ted Benton, örneğin, Marx’ın kapitalizmin “insanın gelecekteki kurtuluşunu hazırladığını” söylemesinin “19. yüzyıl endüstriyelizminin süregiden ideolojisine içerili olan doğal sınırlara karşı körlüğü” paylaştığını ileri sürer (1989, s. 74-77, aynı zamanda bkz McLaughlin, 1990, s. 95, Mingione, 1993, s. 86) Bu eleştiriye, Marx’ın düşüncesinin “üretim sorununun kapitalizm tarafından çözülmüş” gördüğü, bu yüzden “kıt kaynakların tahsisini ciddi bir sorun olarak dikkate almadığı” iddiasının ekolojik bir versiyonudur (Nove, 1990, s. 230).
  3. Bölüm III Marx ve Engels’in komünizmdeki doğal kaynak yönetimi, ve daha da temelde doğanın doğrudan-üreticilere yabancılaştırılmaktan çıkarılması konularındaki derin kavrayışını gözler önüne serdi. Ekolojik eleştirmenlerin Marx’ın kapitalist gelişme ve kapitalizmden komünizme geçiş kavramlarını da yanlış yorumladıkları görülüyor.
  4. Kapitalizmin yarattığı tarihsel potansiyel, Marx’ın görüşü açısından tam olarak nedir? Kitle üretim ve tüketiminin tüm kıtlık ortadan kalkıncaya kadar gelişmesinde mi yatar bu potansiyel? Gerçekte hayır. Kapitalizm üretken güçleri geliştirerek, “toplumun bir kesiminin diğeri pahasına toplumsal gelişmeye el koyması ve tekelleştirmesinin (maddi ve entelektüel ayrıcalıklar dahil) ortadan kaldırıldığı” ve böylelikle “maddi emeğe adanan genel zamanda daha büyük indirimin olduğu” bir sistem olasılığını yaratır (Marx, Kapital, 1967, Cilt 3, s. 819). Kısacası, insanın üretken yetilerini geliştirse de, kapitalizm, kıtlığı (tüm insan ihtiyaçlarını giderme anlamında) tam anlamıyla çözmez, tersine, insanın gelişim olanaklarındaki sınıf eşitsizliğiyle kıtlığı durmaksızın yeniden üretir. Marx’ın vurguladığı gibi, “İnsan türünün yetilerinin gelişimi başlangıçta bireylerinin çoğunluğu hatta sınıflar pahasına olsa da, sonunda bu çelişkiyi parçalar ve bireyin gelişimi ile çakışır” (Marx, Artı-değer Teorileri, 1968, s. 118).
  5. İkincisi, kapitalizm insan gelişiminin daha az kısıtlanmış biçiminin potansiyelini yaratır, çünkü üretimi artan ölçüde bir toplumsal süreç, “genel toplumsal metabolizmanın, evrensel ilişkilerin, tüm yönlü ihtiyaçlar ve evrensel yetilerin bir sistemi” haline getirir (Marx, Grundrisse, 1973, s. 158).
    Yalnızca bu toplumsallaştırılmış üretimdir ki, “bireylerin evrensel gelişimine ve toplumsal zenginlikleri olarak komünal, toplumsal üretkenliklerine uyuma dayanan özgür bireyselliği” ortaya çıkartabilir (s. 158). Marx açısından, kapitalizmin “ilişkinin evrenselliğini, dolayısıyla dünya piyasasını” geliştirmesi, “bireyin evrensel gelişim olasılığını” içinde taşır (s. 542). Bu tüm yönlü insan gelişimini (üretim ve tüketimin kendinde büyümesini değil) her zaman akılda tutarak, Marx, kapitalizm altında “bireysel ihtiyaçların, yetilerin, hazların, üretken güçlerin, vd., evrensel değişimle yaratılan evrenselliği”ne işaret eder (s. 488). Aynısı insan-doğa ilişkileri için geçerlidir. Marx’ın kapitalizmde gördüğü sadece doğaya tek yanlı insan hakimiyeti veya ondan ayrılması değildir, fakat insanlık ile doğa arasında daha az sınırlı ilişkilerin olasılığıdır. Yalnızca bu daha zengin, daha evrensel insan-doğa ilişkileriyle karşılaştırıldığındadır ki, “tüm önceki ilişki biçimleri insanlığın salt yerel ve doğa fetişisti” ilişkiler olarak görünür (s. 409-10). Daha önceki üretim tarzlarında, “insanın doğayla sınırlı ilişkisi, insanların kendi arasındaki sınırlı ilişkileri koşullar; ve insanların birbiriyle sınırlı ilişkisi doğayla sınırlı ilişkilerini koşullar” (Marx ve Engels, Alman İdeolojisi, 1976, s. 50, Marx, Kapital, 1967, Cilt 1, s. 79).
  6. Marx’ın analizleri sermayenin doğal koşulları mülk edinmesini eleştirel olmayan biçimde onaylasaydı hemen anti-ekolojik ilan edilebilirdi. Gerçekte ise, Marx, “emeğin nesnel koşulları”nın, doğa dahil, kapitalist toplumdaki “yabancılaşmış biçimi”ni kuvvetle teşhir eder (Marx, Ekonomik El Yazmaları, 1994, s. 29). O kapitalizmin yabancılaştırdığı “emeğin genel toplumsal güçleri”nin “doğal güçler ve bilimsel bilgi”yi kapsadığında ısrar eder (s. 29). Sonuç olarak, onun anlayışı nettir: “doğanın ve bilimin güçleri … sermayenin güçleri olarak emekçilerle karşıtlaşır” (Marx, Artı-değer Teorileri, 1963, s. 391). Dolayısıyla, kapitalizmde, “bilim, doğal güçler ve emeğin büyük çaplı ürünleri” yalnızca “emek sömürüsünün, artı-değer çıkarmanın araçları olarak” kullanılır (s. 391-2). Marx’ın kapitalizmin doğal koşullara el koymasına dair eleştirisi, yalnızca üretimdeki işçilerin doğrudan acısını çektikleri sömürü ve işçilerin tüketiminin kısıtlanması sorunlarıyla sınırlanmaz. Foster’in gösterdiği gibi (2000), Marx, kapitalizmde insanlık ve doğa arasındaki genel “metabolik yarılma”nın dahiyene bir eleştirel kavrayışına sahipti; bunun bir göstergesi, kent ve kır arasındaki zıtlaştırıcı işbölümünün “yaşamın doğal yasalarının sağladığı toplumsal değiştokuşun sürekliliğinde onulmaz bir kırılma” yarattığına yaptığı vurgulardır (Marx, Kapital, 1967, Cilt 3, s. 813). Marx bu çerçeveyi kullanarak kapitalizmin hem “toprağın bereketinin sürmesi için gerekli koşulları tahrip ettiğini” hem de “kentli işçi sağlığını tahrip ettiğini” açıklamak için kullanır (Marx, Kapital, 1967, Cilt 1, s. 505). Engels’e göre, sistemin doğadan yabancılaşması, toprağın yararlılığını “eylemlerinin yalnızca kısa vadeli sonuçları”na, “kar”larına zoraki uyarlayıp “aynı eylemlerin doğal sonuçlarını” gözardı eden “bireysel kapitalistler”in dar görüşlülüğünde kendini gösterir (Engels, Anti-Duhring, 1964, s. 185).
  7. Marx açısından, kapitalizmde doğanın ve diğer “üretim koşulları”nın birbirine “yabancılaşmış, bağımsızlaşmış, toplumsal güçleri”, işçilere ve toplumlarına bu koşulları “toplumsal olarak gelişmiş insanların ihtiyaçlarına, … üreticiler toplumunun yaşam sürecine” dönüştürmeleri için bir meydan okumadır (Marx, Kapital, 1967, Cilt 3, s. 250, 258, 264). Bu dönüştürme, üretim sistemini hem maddi hem toplumsal açıdan nitel olarak dönüştürecek uzun soluklu bir mücadeleyi gerektirir. Komünist üretim basitçe, salt yeni belirlenecek bir hükümetin yapapacağı yasalarla yetinerek, kapitalizmden miras alınmaz. “Uzun mücadeleler, tarihsel süreçler yoluyla, koşulların ve insanların dönüştürülmesi”ni gerektirir (Marx, Fransa’da İç Savaş, 1985, s. 76). Bu dönüşmüş koşullar arasında “yalnızca bölüşümün değişimi değil, fakat yeni bir üretim organizasyonu, veya toplumsal üretim biçimlerinin … mevcut sınıf karakterinden özgürleştirilmesi ve ulusal ve uluslar arası planda uyumlu elbirliği” yer alacaktır (s. 157). Devrim-sonrası toplum için bu “uzun mücadele” senaryosu, Marx’ı kapitalist sanayiyi nitel olarak komünist gelişmeye uygun görmekle suçlayan ekolojik eleştirmenlerin ileri sürdüğü yorumları boşa çıkaran bir çığlıktır. Marx’ın anlayışı Roy Morrison’un görüşüne daha yakın durur: “ekolojik müştereklerin yaratılması mücadelesi ekolojik demokrasinin yaratılması mücadelesidir, topluluklar, mahalleler, bölgeler … aşağıdan köktenci toplumsal dönüşüm için mücadele ve çalışma” (1995, s. 188).
  8. Marx’ın görüşünde, “özgür ve ortaklaşa emek” için mücadele “tekrar tekrar eski çıkar kalıntıları ve sınıf bencilliklerinin direnci tarafından sulandırılacak ve engellenecek”tir (Marx, Fransa’da İç Savaş, 1985, s. 157). Bu, komünizmin insan gelişimi koşullarının neden büyük ölçüde devrimci mücadeleyle – hem işçi sınıfının iktidarı alması hem de toplumsal ve maddi koşullarda bunu izleyen dönüşümler açısından- yaratılacağının açıklamasıdır. Marx ve Engels’in vurguladığı gibi, komünist “edinim … yalnızca bir birlikle, proletaryanın karakterinin yalnızca evrensel olduğu bir birlikle, ve bir yandan önceki üretim ve ilişkilerin ve toplumsal organizasyonun iktidarının yıkıldığı, diğer yandan proletaryanın bu edinimi tamamlamak için gereksindiği evrensel karakterinin ve enerjisinin geliştiği, dahası toplumdaki önceki durumundan üstüne yapışmış her şeyden sıyrıldığı, bir devrim yoluyla gerçekleşebilir” (Marx, Ücret Fiyat ve Kar, 1976, s. 97)
  9. Bu noktada artık Marx’ın neden “işçi sınıfının kurtuluşu işçi sınıfının kendisi tarafından kazanılmalı” dediği açık olmalı: İnsanın gelişimi mücadelesi kesinkes “tüm sınıf egemenliğinin kaldırılması”nı gerektirir, ve işçi sınıfı bu ufku gerçekleştirme yeteneğine sahip tek gruptur (Marx, Etnolojik Not Defterleri, 1974, s. 82). Komünizmin öz-kurtuluş doğası aynı zamanda Marx’ın ufkunun neden ütopik sosyalistler gibi ayrıntılı bir reçete biçiminde olmadığını açıklar. Bu tür bir reçete yalnızca işçi sınıfının kendisini “ayrılık içinde bir birlik olarak, bir politik komünite olarak” kavrayarak geliştireceği politik tartışma, çelişki ve stratejileri köreltir. (Shandro, 2000, s. 21). Farklı bir ifadeyle, Marx ve Engels’in komünizmin temel ilkelerini öngörme çabası, bir “master plan” olarak değil “işçilerin hareketini örgütleme ve onun içinde ve çevresindeki anlayış ve tartışmalara kılavuzluk etme” olarak görülmelidir. Bu öngörülerin kapitalist ve devrim-sonrası toplumlardaki gelişmeler ışığında durmaksızın güncellenmesi gerekse de, Marx ve Engels’in temel yaklaşımı bugün halen geçerlidir.
  10. İnsan gelişiminin eşitlikçi ve sürdürülebilir biçimlerine olan ihtiyaç, kaymak tabaka ve ekonomik kurumlarına (uluslar arası tekeller, İMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, vb) karşı dünya çapındaki isyanlarda merkezi bir rol oynamaktadır. Ancak bu hareketin, tepki gösterdiği çok çeşitli kurum ve politikaları tek bir sınıfsal sömürü sisteminin; kapitalizmin bileşenleri olarak kavrayacağı bir ufka ihtiyacı var. Kapitalizmin insanın gelişim koşulları üzerindeki iktidarına karşı çıkmak için alternatif doğrultu ve stratejileri tartışma, yeniden şekillendirme ve gerçekleştirme çerçevesine ihtiyaç var: Bu çerçeve komünizmdir. Buraya kadar, Marx’ın vizyonu, “en örgün ve tutarlı toplumsal kurtuluş programıdır ve bu yüzden … onu daha fazla çalışmaya değer” (Chattopadhyay, 1992, s. 91).

 

DİPNOTLAR

 

  1. Merkez kapitalist ülkelerdeki akademisyenler arasındaki tartışmalara atıfta bulunuyorum. Sosyalizm ile insan gelişimi arasındaki ilişkiler kuşkusuz antikapitalist hareketler ve kapitalist çevre ülkelerdeki devrimci rejimler açısından önemli bir ilgi konusu olmuştur. Örneğin Küba için, Silverman’a (1973), özellikle Ernesto Che Guevera’nın yazdığı bölümlere bakılabilir.
    2. Marx gibi, sosyalizm ve komünizm terimlerini birbiri yerine kullanıyorum. Bu nokta için, bkz. Chattopadhyay (1992).
    3. Foster (1995, s. 108-9) ve Burkett (1999, s. 147-8, 223) Marx’ın komünizminin ekolojik eleştirilerine ek referanslar sunuyorlar.
    4. Bu tebliğde tartışılan konularda Marx ve Engels arasında önemli görüş ayrımları olmadığından, Engels’in yazılarına da (ve Marx ve Engels’in ortak çalışmalarına) başvurmayı uygun buluyorum.
    5. Marx bu yüzden anonim şirketleri toplumsal sahipliğin çelişkin bir biçimi ya da “kapitalist üretim tarzının kapitalist üretim tarzı içinde kaldırılması… özel mülkiyetin kontrolü olmadan özel mülkiyet” (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 438) olarak tanımlar. Anonim şirketlerde, “özel mülk edinme ile toplumsal üretim arasındaki “antagonizma”, “negatif biçimiyle çözülür”, ancak bu “halen kapitalist mülkiyete bağlı kalan yeniden üretim sürecinin tüm işlevlerinde, ortaklaşa üreticilerin doğrudan işlevlerine, toplumsal işlevlere geçiş” zorunluluğu olarak görülebilir. (age, s. 437, 440)
    6. Kapital’in taslak elyazmalarının birinde, kapitalist mülkiyetin toplumsal karakterinin çelişkinliğine ilişkin ilginç bir bölüm vardır: “üretim koşullarının bireysel sahipliği yalnızca gereksiz değil ama büyük çaplı üretimle bağdaşmaz görünür”. Marx’ın not ettiği gibi: “Bu kapitalist üretim tarzında kapitalistin – işçi olmayan- üretim araçlarının bu toplumsal kitlesinin sahibi olmasıyla temsil edilir. Gerçekte o (kapitalist, çn) hiçbir zaman işçilerin birliğini, toplumsal birleşmesini temsil etmez. Dolayısıyla, bu çelişkin form varolmaktan çıkar çıkmaz, onların üretim araçlarına toplumsal olarak sahipliği ortaya çıkar. Kapitalist mülkiyet yalnızca üretim koşullarındaki toplumsal mülkiyetin- yani onların bireysel mülkiyete karşıtlığının- çelişkili bir ifadesidir”.
    7. “Artı-emek genel olarak, üzerinde emek harcanan olarak ve yukarıda verilen gereklerle, her zaman vardır.” (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 819). Bkz Cilt-1, s. 530, Cilt-3, s. 847.
    8. Tüketim talepleri için emek-zaman standartının ortaya çıkardığı önemli toplumsal ve teknik meselelere – özellikle emek yoğunluğu, çalışma koşulları ve becerilerdeki farklılıkların nasıl ölçüleceği ve karşılanacağı meseleleri- burada girmiyoruz. Bkz Engels, Anti-Duhring, s. 220-2 ve Marx, Gotha Programının Eleştirisi, s. 9-10.
    9. “Komünizmin en yaşamsal ilkesi, onu gerici sosyalizmlerden ayıran ilkesi, insan doğası üzerine bilgiye dayalı olan, beyinsel ve zihinsel yetenek farklılıklarının doğada midesel ve fiziksel ihtiyaçlardan bir farklılık taşımadığıdır; dolayısıyla mevcut koşullarda “herkese yeteneklerine göre” yanlış sloganı, “herkese ihtiyacına göre” sloganı ile değiştirilmelidir.” (Marx ve Engels, Alman İdeolojisi, 1976, s. 566)
  2. Marx için, “üretici güçler ve toplumsal ilişkiler”, “toplumsal bireyin gelişiminin iki farklı yanı”dır. (1973, s. 706)
    11. Benzer biçimde, Kapital’in 1. Cildinde, Marx “doğrudan birleşik emeği”, “meta üretimiyle tamamen ilişkisiz bir üretim formu” olarak tanımlar (Marx, Kapital, 1967, Cilt 1, s. 94). Bu konunun geniş bir tartışması Anti-Duhring’te bulunabilir (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 337-8).
    12. Marx komünizmin “özgür bireyselliği”ni, kapitalizmin önceki “genel toplumsal metabolizma”yı geliştirmesine dayandırır (1973, s. 158). Bu bağlantıyı Bölüm IV’te ele alıyoruz.
    13. Lewis Henry Morgan Eski Toplum kitabında, “insanın yiyecek üretimi üzerinde mutlak kontrol kuran biricik varlık” olduğunu ileri sürer. Bu ifadeye ilişkin olarak Marx “mutlak kontrol kuran” bölümünün altını çizer ve parentez içinde “?!” yorumu yapar. (Marx, Etnolojik Not Defterleri, 1974c, s. 99)
  3. Buradaki yorum Bertall Olmann tarafından desteklenmektedir: “Bugün ‘doğal’ ve ‘toplumsal’ denilen dünyalar arasındaki içsel ilişkinin, ve bu ayrı yarıların tek bir bütünlük olduğunun bilincine varmak. Birey, toplumdan veya doğadan birini öğrenirken, ikisini birden öğrendiğinin farkına varacaktır.” (1979, s.76)
    15. Bu, örneğin, bir metanın “toplum, yani müşteriler için kullanım değeri”nin, “gerçek veya hayali” olduğu anlamına gelir (Marx, 1988, s.315).
    16. Marx’ın insan emeği ve doğanın diyalektik kavrayışın ayrıntıları için, bkz Burkett (1999, 2. ve 4. Bölümler), Foster (2000), Foster ve Burkett (2000, 2001).
    17. Nüfus artışının çevre üzerindeki baskısı konusunda, Marx ve Engels “insan nüfusunun o kadar kalabalıklaşıp daha fazla artmasının kontrol altına alınması soyut olasılığı”nın farkındadırlar (Engels’ten Kautsky’e mektup, 1 Şubat 1881, Marx ve Engels, 1975 içinde, s. 315). Fakat Malthusçuluğa karşıt olarak, bugünlerde “demografik geçiş” teorisi denilenin sınıfsal bir versiyonunu geliştirmişlerdir. Engels, şöyle der: “Komünist toplumun, şeylerin üretimini düzenlediği gibi, insanların üretilmesini düzenlemesi de gerekli hale gelirse, bunu yalnızca ve yalnızca o (komünist toplum, çn) zorlanmadan yapma yeteneğine sahip olabilir.” (age). Marx- Malthus tartışmasının daha genel boyutları için bkz. Burkett (1998).
    18. Nove (1983), örneğin, Marx’ı “ihtiyaçları sıfır fiyattan karşılama yeterliliği” tasarısı yapmakla çarpıtmaya kalkışır (s. 15).
    19. İşçilerin kapitalizm koşullarındaki tüketimini, özellikle de işçinin “işlerin iyi gittiği dönemde hazlar evreninin nasıl genişletebileceğini” tartışırken, Marx’ın ana vurgusu “işçinin daha yüksek, hatta kültürel tatminleri; kendi çıkarları için ajitasyon, gazete aboneliği, kurslara gitme, çocuklarını eğitme, beğenilerini geliştirme, vb gibi onu köleden ayrılan biricik uygarlık payı”nadır (1973, s. 287). Marx’ın proleter tüketimin analizinin bir yorumu için bkz Burkett (1999, s. 163-72).
    20. “Her türlü toplumda, varoluşunun yeniden üretmenin maliyeti için emek-zaman, insanlığın zorunlu olarak bir ilgi alanı olmalıdır” (Marx, 1967, Cilt 1, s. 71). “Hiç bir toplum formu üretimin şu veya bu biçimde düzenlemesinde toplumun çalışma zamanını tanzim etmekten kaçınamaz” (Marx’tan Engels’e, 8 Ocak 1868, Marx ve Engels, 1975 içinde, s. 187).
    21. Kuşkusuz, adına layık bir komünist planlama, üretim ve tüketimle “tatmin edilecek toplumsal istekler” kategorisi altında doğal koşulların sağlanması ve iyileştirilmesini de içerecektir.

 

 

KAYNAKLAR

Auerbach, Paul, and Peter Skott. 1993. “Capitalist Trends and Socialist Priorities.”
Science & Society, Vol. 57, No. 2, Summer, pp. 194—204.
Benton, Ted. 1989. “Marxism and Natural Limits.” New Left Review, No. 178,
November/December, pp. 51—86.
Biel, Robert. 2000. The New Imperialism . London: Zed Books.
Burkett, Paul. 1998. “A Critique of Neo—Malthusian Marxism.” Historical Materialism,
No. 2, Summer, pp. 118—42.
Burkett, Paul. 1999. Marx and Nature. New York: St. Martin’s Press.
Carpenter, Geoffrey P. 1997. “Redefining Scarcity: Marxism and Ecology Reconciled.”
Democracy & Nature, Vol. 3, No. 3, pp. 129—53.
Chattopadhyay, Paresh. 1992. “The Economic Content of Socialism: Marx vs. Lenin.”
Review of Radical Political Economics, Vol. 24, No. 3—4, Fall/Winter, pp. 90—110.
Ciriacy—Wantrup, S.V., and Richard C. Bishop. 1975. “’Common Property’ as a Concept
in Natural Resources Policy.” Natural Resources Journal, Vol. 15, No. 4, October, pp.
713—27.
Daly, Herman E. 1992. Steady—State Economics, Second Edition. London: Earthscan.
Eckersley, Robyn. 1992. Environmentalism and Political Theory. Albany, NY: State
University of New York Press.
Engels, Frederick. 1939. Herr Eugen Dühring’s Revolution in Science (Anti—Dühring).
New York: International Publishers.
Engels, Frederick. 1964. Dialectics of Nature. Moscow: Progress Publishers.
Engels, Frederick. 1979. The Housing Question. Moscow: Progress Publishers.
Ferkiss, Victor. 1993. Nature, Technology, and Society. New York: New York University
Press.
Feuer, Lewis S. 1989. “Introduction.” In Karl Marx and Friedrich Engels: Basic Writings
on Politics and Philosophy, Lewis Feuer, editor, pp. vii—xix. Garden City, NY: Anchor
Books.
Foster, John Bellamy. 1995. “Marx and the Environment.” Monthly Review , Vol. 47, No. 3,
July/August, pp. 108—23.
Foster, John Bellamy. 2000. Marx’s Ecology. New York: Monthly Review Press.
Foster, John Bellamy, and Paul Burkett. 2000. “The Dialectic of Organic/Inorganic
Relations.” Organization & Environment, Vol. 13, No. 4, December, pp. 403—25.
Foster, John Bellamy, and Paul Burkett. 2001. “Marx and the Dialectic of
Organic/Inorganic Relations.” Organization & Environment, Vol. 14, No. 4, December,
pp. 451—62.
Gordon, H. Scott. 1954. “The Economic Theory of a Common Property Resource: The
Fishery.” Journal of Political Economy, Vol. 62, No. 2, April, pp. 124—42.
Marx’s Vision of Communism and Sustainable Human Development
Hardin, Garrett. 1968. “The Tragedy of the Commons.” Science, Vol. 162, December, pp.
1243—48.
Lange, Oskar, and Fred M. Taylor. 1964. On the Economic Theory of Socialism. New
York: McGraw—Hill.
Mandel, Ernest. 1992. Power and Money: A Marxist Theory of Bureaucracy. London:
Verso.
Marx, Karl. 1963. Theories of Surplus Value, Pt. 1. Moscow: Progress Publishers.
Marx, Karl. 1964. Economic and Philosophical Manuscripts of 1844. New York:
International Publishers.
Marx, Karl. 1966. Critique of the Gotha Programme. New York: International Publishers.
Marx, Karl. 1967. Capital, Vols. I—III. New York: International Publishers (1977
printing).
Marx, Karl. 1968. Theories of Surplus Value, Pt. 2. Moscow: Progress Publishers.
Marx, Karl. 1970. A Contribution to the Critique of Political Economy. New York:
International Publishers.
Marx, Karl. 1971. Theories of Surplus Value, Pt. 3. Moscow: Progress Publishers.
Marx, Karl. 1973. Grundrisse. New York: Vintage.
Marx, Karl. 1974a. “Inaugural Address of the International Working Men’s Association.”
In The First International and After, David Fernbach, editor, pp. 73—81. New York:
Random House.
Marx, Karl. 1974b. “Provisional Rules.” In The First International and After, David
Fernbach, editor, pp. 82—4. New York: Random House.
Marx, Karl. 1974c. The Ethnological Notebooks of Karl Marx, Lawrence Krader, editor.
Assen, The Netherlands: Van Gorcum.
Marx, Karl. 1975. “Notes on Wagner.” In Texts on Method, Terrell Carver, editor, pp.
179—219. Oxford, UK: Blackwell.
Marx, Karl. 1976. Value, Price and Profit. New York: International Publishers.
Marx, Karl. 1985. “The Civil War in France.” In On the Paris Commune, by Karl Marx
and Frederick Engels, pp. 48—181. Moscow: Progress Publishers.
Marx, Karl. 1988. “Economic Manuscript of 1861—63, Third Chapter.” In Collected
Works, Karl Marx and Frederick Engels. Vol. 30, pp. 9—346. New York: International
Publishers.
Marx, Karl. 1989a. “Notes on Bakunin’s Book Statehood and Anarchy.” In Collected
Works, Karl Marx and Frederick Engels, Vol. 24, pp. 485—526. New York: International
Publishers.
Marx, Karl. 1989b. “Drafts of the Letter to Vera Zasulich,” and “Letter to Vera Zasulich
(March 8, 1881).” In Collected Works, Karl Marx and Frederick Engels, Vol. 24, pp. 346—
71. New York: International Publishers.
Marx, Karl. 1994. “Economic Manuscript of 1861—63, Conclusion.” In Collected Works,
Karl Marx and Frederick Engels, Vol. 34, pp. 7—354. New York: International Publishers.
Marx’s Vision of Communism and Sustainable Human Development
Marx, Karl, and Frederick Engels. 1968. “Manifesto of the Communist Party.” In Selected
Works (1 vol.), Karl Marx and Frederick Engels, pp. 35—63. London: Lawrence and
Wishart.
Marx, Karl, and Frederick Engels. 1975. Selected Correspondence. Moscow: Progress
Publishers.
Marx, Karl, and Frederick Engels. 1976. The German Ideology. Moscow: Progress
Publishers.
McLaughlin, Andrew. 1990. “Ecology, Capitalism, and Socialism.” Socialism and
Democracy, No. 10, Spring/Summer, pp. 69—102.
Mingione, Enzo. 1993. “Marxism, Ecology, and Political Movements.” Capitalism, Nature,
Socialism, Vol. 4, No. 2, June, pp. 85—92.
Morrison, Roy. 1995. Ecological Democracy. Boston: South End Press.
Nove, Alec. 1983. The Economics of Feasible Socialism. London: Allen & Unwin.
Nove, Alec. 1990. “Socialism.” In The New Palgrave: Problems of the Planned Economy,
John Eatwell, Murray Milgate, and Peter Newman, editors, pp. 227—49. New York:
Norton.
O’Connor, James. 1998. Natural Causes: Essays in Ecological Marxism. New York:
Guilford.
Ollman, Bertell. 1979. “Marx’s Vision of Communism.” In Social and Sexual Revolution,
by Bertell Ollman, pp. 48—98. Boston: South End Press.
Ostrom, Elinor. 1990. Governing the Commons. Cambridge, UK: Cambridge University
Press.
Pepper, David. 1993. Eco—Socialism. London: Routledge.
Polanyi, Karl. 1944. The Great Transformation. New York: Farrar & Rinehart.
Routley, Val. 1981. “On Karl Marx as an Environmental Hero.” Environmental Ethics,
Vol. 3, No. 3, Fall, pp. 237—44.
Sandler, Blair. 1994. “Grow or Die.” Rethinking Marxism, Vol. 7, No. 2, Summer, pp. 38—
57.
Schmidt, Alfred. 1971. The Concept of Nature in Marx. London: New Left Books.
Science & Society. 1992. “Socialism: Alternative Views and Models.” Vol. 56, No. 1,
Spring, pp. 2—108.
Science & Society. 2002. “Building Socialism Theoretically: Alternatives to Capitalism and
the Invisible Hand.” Vol. 66, No. 1, Spring, pp. 3—158.
Shandro, Alan. 2000. “Karl Marx as a Conservative Thinker.” Historical Materialism , No.
6, Summer, pp. 3—25.
Sherman, Howard J. 1970. “The Economics of Pure Communism.” Review of Radical
Political Economics, Vol. 2, No. 4, Winter, pp. 39—50.
Silverman, Bertram (editor). 1973. Man and Socialism in Cuba. New York: Atheneum.
Swaney, James A. 1990. “Common Property, Reciprocity, and Community.” Journal of
Economic Issues, Vol. 24, No. 2, June, pp. 451 —62.
Marx’s Vision of Communism and Sustainable Human Development
Usher, Peter. 1993. “Aboriginal Property Systems in Land and Resources.” In Green On
Red: Evolving Ecological Socialism , Jesse Vorst, Ross Dobson, and Ron Fletcher, editors,
pp. 93—102. Winnipeg: Fernwood Publishing in association with the Society for Socialist
Studies.
Vlachou, Andriana. 2002. “Nature and Value Theory.” Science & Society, Vol. 66, No. 2,
Summer, pp. 169—201.
Walker, K.J. 1979. “Ecological Limits and Marxian Thought.” Politics, Vol. 14, No. 1,
May, pp. 29—46.
Wallis, Victor. 1993. “Socialism, Ecology, and Democracy.” In Socialism: Crisis and
Renewal, Chronis Polychroniou, editor, pp. 143—69. Westport, CT: Praeger.
Wallis, Victor. 2001. “Toward Ecological Socialism.” Capitalism, Nature, Socialism, Vol.
12, No. 1, March, pp. 127—45.
Weisskopf, Thomas E. 1991. “Marxian Crisis Theory and the Contradictions of Late
Twentieth—Century Capitalism.” Rethinking Marxism Vol. 4, No. 4, Winter, pp. 70—93.

About Mehmet Tas

Check Also

John Bellamy Foster’dan:

Bu makale Monthly Rewiev dergisinin mart 2024 sayısından çevrilmiştir. John Bellamy Foster’dan: Paul Burkett’in 7 …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com