SOVYETLER BİRLİĞİ’NDE ÇEVREBİLİM (EKOLOJİ) (I)-M. Taş

Bu yazıda Sovyetler Birliği’nin çevrebilim (ekoloji) alanındaki başarılarını tarih sırasına göre elimden geldiğince kısaca anlatmaya çalışacağım.

Sovyetler Birliği’nin çevrebilim alanındaki “başarıları” deyince belki hemen itiraz edilecektir. Çernobil nükleer felâketinin yaşandığı, Baykal Gölü ile Aral Denizi’nin kuruduğu yerde “ekoloji başarıları” diyerek sen bizim aklımızla alay mı ediyorsun? Son derece yüksek hava ve su kirliliği ile doğal çevreye  karşı katliamın, yıkımın olduğu yerde hangi ekolojik başarıdan söz edilebilir?

Bu ne tuhaf bir “ironi”, yani söylenenin tam tersini çağrıştıran bir cümle. Söylenen söz ya da girişilen eylemle ortaya çıkan sonuç birbiriyle kesinkes çelişmiyor mu?

Gülmeceden, yani mizahtan farklı olarak, “ironi”de konuya daha eleştirel yaklaşılır. Gülmece, söylenen sözün tersine işaret ederek kişiyle ya da olayla alay etmektir. Kişiyle alay bizim işimiz değil… Zaten meşrebimize de uygun değil. Ama bunca yıl sonra gelişmelerin çelişik (diyalektik) yönlerine işaret edip acı olaylarla alay edebiliriz.

Sovyetler Birliği, kurulduğu tarihten yıkılıncaya kadar, başka alanlarda olduğu gibi ekolojide de olağanüstü bir dizi tarihsel “ironi” ortaya koydu. Bir yandan 1930’lu ve 1940’lı yıllarda önde gelen ekolojik düşünürlerin çoğu şiddet yoluyla saf dışı bırakılırken, hızlı sanayileşme arayışı içinde çevreyi tahripte de sınır tanınmadı.

Akıllarda kalan genellikle Çernobil nükleer felâketi, Baykal Gölü ile Aral Denizi’nin kuruması oldu. Aşırı yüksek düzeyde hava ve su kirliliğinin yanı sıra bir tür “çevreye karşı katliam” olarak tanımlanan uygulamalara tanık olundu.

Diyalektik bilim doğrultusunda hareket eden Marksistler, Sovyetlerin yıkımına yol açan siyasal-ekonomik nedenleri sadece açıklamakla kalmadılar, yetmiş yıl boyunca sistemin yaşamasına neden olan dinamikleri de ayrıntılarıyla analiz ettiler. Eğitimde, bilimde, tarımda, uzay araştırmalarında, askeri alanda, matematik ve çevrebilimde ulaşılan düzeyin yüksekliğini de gün ışığına çıkardılar.

Biz bu yazıda güncelliği bakımından önem taşıyan Sovyetlerin çevrebilim alanındaki başarılarını tarih sırasına göre anlatmaya çalışacağız.

Çevrebilim açısından bakıldığında, Sovyetler Birliği, tarihin en kötü ekolojik felâketlerinden bazılarını yaratan ama aynı zamanda materyalist, diyalektik ve sosyalist entelektüel temellere dayanan en derin ekolojik fikir ve pratikleri doğuran bir toplum olarak görülebilir.

Sovyetler Birliği’nde ekolojik düşünürlerin tasfiyesine ve Stalin’in öncülük ettiği çevresel tahribata rağmen küresel bir ekolojinin geliştirilmesinde muazzam başarılar gerçekleşti. Hızlandırılmış iklim değişikliğinin analizi, canlı küre (biyosfer) ve biyosenoz  (biyojeocoenosis) teorilerine dayalı olarak kontrolden çıkmış küresel ısınmanın ve nükleer kış teorisinin ilk uyarıları Washington ve New York’tan değil, Moskova ve Leningrad’dan geldi.

Sovyet bilim insanları ekolojik araştırmalara diyalektik yöntemleri uygulayarak iklimbilim (klimatoloji) gibi alanlarda bilimde devrim yarattı ve aynı zamanda öncü olabilecek doğayı koruma yöntemlerini buldu. Ünlü zapovednik‘lerin, yani bilimsel araştırma için kullanılan doğa koruma alanlarının yanı sıra, ormanlar korumaya ve hatta genişletilmeye çalışıldı. Dünyanın hiçbir yerinde benzeri olmayan orman koruma mevzuatı oluşturuldu. 1960’lardan başlayarak gitgide artan bir şekilde çevre reformları başlatıldı. 1980’lerde bu reformlar “ekolojik devrim” diye adlandırılan bir merkeze dönüştü.

Sovyetlerin karmaşık ekoloji tarihini Marksist araştırmacı yazar John Bellamy Foster üç aşamaya ayırıyor: 1917-1932 arası kuruluş ve yükseliş, 1932-1960 arası gerileme, 1960’dan 1991’e yeniden yükseliş.

1- 1917-1932 arası kuruluş ve yükseliş  

B. Foster yazılarında, Sovyet ekolojisini Marx ve Engels’in düşüncelerinden yararlanarak diyalektiği ekolojiye uygulayan Vernadski, Aleksey Pavlov, Vavilov, Oparin, Stançinski, Hessen ve bu konuda kilit rol oynayan Buharin’in faaliyetlerini ayrıntılı olarak anlatıyor. Bu insanların çoğu Stalin döneminde öldürüldüler.

Saf dışı edilmeden çok önce devrimle birlikte bu bilim insanlarının çoğu Sovyet Bilimler Akademisi’nde ve Eğitim Bakanlığı’nda toplanmıştı. Bu iki kurumun yanı sıra, Tüm-Rusya Çevreyi Koruma Derneği (VOOP) gibi yarı bağımsız bazı çevre örgütlenmeleri de vardı. Bolşevikler bilim insanlarını Sovyet devrimin başarısı için bir araya getirmişti.

Ekim devriminin ilk günlerinden itibaren Sovyetlerde ekolojik dengeleri koruma amacıyla çeşitli çalışmalar başlatıldı ve bazı önemli reformlar gerçekleştirildi. Bolşevik hükümetinin önde gelen bilim adamları “canlı küre” (biyosfer) terimini formüle ettiler. Çevreyi koruma konusu eğitim müfredatına konuldu. Tarımda ekolojik düşüncelere dayanan üretim teşvik edildi. Orman ve nehirlerin korunmasına ilişkin yasalar çıkartıldı.

Sovyet ekolojisi tam anlamıyla olağanüstü dinamikti. Lenin, kısmen Marx ve Engels’in etkisi altında, ekolojik değerleri güçlü bir şekilde benimsemiş, çevreyi koruma amacıyla araştırma yapan düşünürleri desteklemiş, yasaların çıkartılmasına önayak olmuştu.

1917 Ekim Devrimi’nden hemen sonra çevreyi koruma görev ve sorumluluğu, önceleri Lenin’e muhalif olan Anatoli Vasileviç Lunaçarski’nin önderliğindeki Halk Eğitim Komiserliği’nin denetiminde kuruldu. 1924 yılında, yaklaşık bin kişilik üyesiyle Tüm-Rusya Doğanın Korunması Derneği (VOOP) kuruldu. Eğitim Komiserliği (Bakanlığı) bilimsel araştırmalara yöneltildi, Rusça’da “zapovednik” diye bilinen, bozulmamış, ekolojik rezervlerin korunması hayata geçirildi. 1933 yılına gelindiğinde, toplamda yaklaşık 2,7 milyon hektarı kapsayan otuz üç doğa koruma alanı (zapovednik) vardı. Böylesi bir durum, yoksul Rusya için çok büyük bir başarıydı.

Sukaçev’in yanı sıra önemli Sovyet çevrebilim düşünürleri arasında 1926’da çığır açan ve “canlı küre”   (biosphere) kavramını ilân eden Vladimir Vernadski’yi, 1920’lerin başında yaşamın kökenine ilişkin ana teoriyi geliştiren Aleksandır İvanoviç Oparin’i ve bitki genetik uzmanı Nikolay İvanoviç Vavilof’u özellikle sayabiliriz. Örneğin Vavilof; Türkiye, Tibet, Meksika ve Etiyopya gibi ülkelerde genetik havzalar diye bilenen alanları keşfetti.

Önde gelen Marksist teorisyen Nikolay Buharin ve bilim tarihçisi Y. M. Uranovski gibi siyaset felsefecileri bu tür keşiflere tarihsel materyalizm açısından teorik bir anlam kazandırdılar. Marx’ın kuramsal bakış açısını izlemeye çalışarak insanın canlı küre ile ilişkisini, insanlık ile doğa arasındaki diyalektik alışverişi net bir dille yorumladılar. Ekolojik toplulukların enerji üretme yöntemlerinin geliştirilmesine öncülük eden zooloji uzmanı Vladimir Vladimiroviç Stançinski “zapovednik”lerin önde gelen destekçisi ve savunucusuydu. Stançinski, SSCB’nin ilk resmi ekoloji dergisinin genel yayın yönetmeniydi. Fizikçi Boris Hessen, bilim tarihi ve sosyolojisini tarihsel materyalist terimlerle yeniden yorumlamasıyla dünya çapında ün kazanmıştı. ( J.B.Foster, 2016))

Teori ile pratiğin birliğine bağlı olan bu Sovyet ekolojistleri, sadece organik ve inorganik dünyanın teorik yeniden kavramsallaştırılmasıyla kendilerini sınırlandırmadılar. Bolşevik liderlerle birlikte ekolojik pratiği aktif olarak desteklediler. Sovyetler Birliği, özellikle hayattayken Lenin ve Bukharin’in önderliği aracılığıyla, Lunaçarski de Eğitim Komiserliği’nin başındayken tarıma yönelik ekolojik politikaların güçlü destekçileriydi. Bu düşünür ve eylem insanları; sürdülebilirliğe, biyolojik çeşitliliğe ve ekolojik araştırmalara özel bir önem verdiler.

Ekim Devrimiyle beraber bütün araziler, ormanlar, su yolları ve doğal kaynaklar artık kamuya ait olduğundan, bunların sürdürülebilir kullanımı ve yenilenmesi için rasyonel bir plan uygulamaya konuldu. Lesa (Cumhuriyet Ormanları) dergisi, ormanların yasadışı ağaç kesimi ve avcılık nedeniyle bozulduğunu ve bir şeyler yapılması gerektiğini belirtti. Mayıs 1918’de, Lenin’in başkanlık ettiği bir toplantıda hükümet, yeniden ağaçlandırma ve sürdürülebilir verim için bir plan tasarladı. “Ormanlar Üzerine” konulu kararname kabul edildi. Ormanlar, kullanılabilir ve mutlaka korunması gerekli olmak üzere iki gruba ayrıldı. Mutlaka korunacak gruptakiler; özellikle erozyonun kontrolü, su havzaları ve kamu ve kültürel yararı olan doğal sit alanlarının korunmasıyla ilgiliydi. (Kunal Chattopadhyay, 2013)

Ocak 1919’a gelindiğinde, iç savaş kritik bir noktaya ulaşmıştı. İşçi ve köylü hükümetinin başta kalabilmesi neredeyse imkânsızdı. Bolşeviklerin denetimindeki bölgeler ciddi şekilde kısıtlanmış ve Kızılordu neredeyse Petrograd kapılarına kadar geri itilmişti. Beyaz ordular Uralları geçip Sovyet iktidarının kalbine doğru ilerlerken, hükümetin ayakta durması pamuk ipliğine bağlıydı. ABD, İngiliz, Fransız ve Japon birlikleri önemli Rus limanlarını kontrol ediyordu. Verimli Ukrayna ile güney Rusya’nın çoğu Almanların kontrolü altındaydı. Bu korkunç duruma rağmen, Lenin, önerilerini almak için tanınmış ziraatçı N. N. Podiapolski ile doğrdan, yüz yüze görüştü.(J.B.Foster, 2016)

Kızılordu, Beyaz orduların işgal ettiği toprakları geri aldıktan sonra, “Doğal Alan, Bahçe ve Parkların Korunmasına Dair” yasa tasarısı Eylül 1921’de imzalandı. Nesli tükenmekte olan geyik ve yaban keçilerinin avlanması yasaklandı.

İşin gerçeği, 1920’li yıllar boyunca Sovyetler Birliği, ekolojik perspektifle politika, eğitim ve araştırma alanlarına yenilik getiren bir ülkeydi. (Devam edecek)

xx

-Yaptığı katkılarından dolayı Cavlı Çulfaz yoldaşa teşekkür ederim.

About Mehmet Tas

Check Also

KAPİTALİZM BİLİMİN UYARILARINI DİKKATE ALMADI -M. Taş

COP26, İklim Zirvesi Devam Ediyor İklim değişikliği ve artan sera gazı emisyonlarının atmosferin tehlikeli bir biçimde ısınmasını tetikleyebileceğini bilim insanları sıklıkla belirtiler. Şimdiye …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com