İNSANLIĞI GELECEKTE NASIL BİR DÜNYA BEKLİYOR…Nevcivan Balta/M. taş

” Düşünüyorum o halde varım ” Descartes’in ünlü sözüdür.

Bu sözde ifade edilen madde formunda varım ve yarattığım düşünceyle de var oluşumu kavrıyorum. Descartes’in vurguladığı şey, bilince sahip olan insanın düşündüğü için var olduğunu kavramasıdır. Dolayısıyla, bilinç varsa ancak madde var olabilir, birincil olan bilinçtir.

Bilincin birincil olması metafizik felsefeciler tarafından ileri sürülmüştü, ancak tüm filozoflar bu düşünceyi paylaşmıyordu. Diyalekçiler bunun tersine maddeye öncelik veriyordu. Madde ile bilincin öncelik sırası Antikçağdan bugüne tartışılan en önemli felsefe konusu olma özelliğini korumuştur. Madde mi önce gelir bilinç mi? Sorusu filozoflar arasındaki polemiklerin odağındaydı.

Bugün, felsefecilerin çözemediği bu paradoksa yenileri eklendi. Maddi bir varlık olarak insanın yaşamı tehlikeye düştüğünden, insanın olmadığı bir dünya mümkün mü? Sorusu sorulabilir hale gelmiştir. Bir diğer önemli soru da doğa insan ilişkisinde öncelik sırasıdır. Doğanın karşısında öncelik sırası insana verilirse ve doğal eko sistemler insanın egemenliğine tabi kılınırsa insan kendi varlığını tehdit eder duruma gelebilir. Veya tersine doğa birincil olursa o zaman insan ancak eko sistemlerin dengelerine zarar vermeden onların tahakkümü altında sınırlı koşullarda varlık sürdürebilir. İnsan mı önce gelir doğa mı? Sorusu, düşünürlerin önünde cevabı verilmesi gereken bir paradoks olarak durmaktadır.

İki soruya da verilecek cevabımız kolay olmamakla birlikte şimdilik ikisine tek bir cevap vermekle yetinelim. Yeni toplumsal model arayışları, dünyanın artan ısısı ve çevresel felaketlere çözümler arandıkça soruların cevapları da verilebileceğini düşünüyorum.

Öncelikle şu hatırlatmayı yapmakta yarar vardır. Çevre antropolojisinin bulgularından anlaşılıyor ki, dünya üzerinde insandan önce de farklı organik yaşam evresi vardı ve bundan sonra da insansız farklı bir evrenin oluşma ihtimali vardır.  Ağır işleyen bu yok oluş sürecini durdurmak imkansız ama yavaşlatmak insanın yaratıcı bilinçli faaliyetleriyle mümkündür.

Antropolojilerin araştırmalarına dayanan bilgiler insanın evrimleşmesinden önce dünya üzerindeki organik yaşam, gazlardan oluşan madde formunun katılaşmasıyla başlamış, önce varlık ve varlığın bir parçası olan zeka insanın evrimiyle beraber gelişmiş, bunun soncunda insanın düşünme yetisi büyümüş ve süreç içinde tüm evrenin kavrayışı gelişerek devam etmiştir.

Bu materyalist yaklaşıma karşıt bir başka görüş de düşünce ebediyen vardı. Hangi formda olduğu bilinmemekle birlikte, madde veya enerji formunda bir yaratıcı zeka, yaratıcı Tanrı, maddeye biçim vererek tüm maddi evreni oluşturmuştur. Bu da diyalektiğin zıttı idealist düşüncedir.

Doğal evrim sonucunda insan bir şekilde dünyadaki organik canlı formun bir kesitinde yer almış oldu.

Bir fanus gibi atmosferle kuşatılmış ve evrenle teması kesilmiş yeryüzündeki organik yaşam bir yandan devam ederken dünya nüfusu artıyor ve insanın organik yiyeceklere erişimi de gün geçtikçe azalıyor.

Bunun nedeni; tarımsal alanların ve hayvansal kaynakların hızla azalmasıdır. Canlı doğadaki bu süreç insanlığın büyük çoğunluğu tarafından kavranması noktasına gelinmiştir.

Tarımsal alanların yok oluşu bu hızla devam ederse bitkilerin yok oluşu bitki ile beslenen hayvanların tükenmesi ve en son aşamada organik beslenmenin alternatifi bulunmazsa insanın yok olma süreci başlayabilir.

Bu kötümser tablonun oluşma nedeni; insan nüfusunun artışına paralel olarak sanayileşen dünyanın betonlaşması, tarım alanlarının azalması, plansız yapılanma, sanayi atıklarının çevre kirliliği ve sera gaz salınımının artmasıdır.

Gaz salınımı atmosferde Karbon ve Sülfür bileşenlerinin artmasına neden olurken, dünyamızın ısınmasını tetikliyor ve dolayısıyla organik yaşamı olumsuz etkilemeye devam ediyor.

Gaz salınımı Sera etkisi yaparak küresel düzeyde ısınmaya neden oluyor. Dünya da sıcaklığın artışı buna bağlı iklim değişimiyle oluşan Sera etkisi kutuplardaki buz kütlelerinin erimesine ekvatora yakın kuşakta da kuraklığa neden oluyor.

Atmosferde biriken zehirli gaz bileşenleri yağmur ve kar suyuyla birleşerek asit yağmurlarını oluşturuyor balta girmeyen Afrika Muson ormanlarında yaşamı dahi tehdit ediyor. Vahşi yaşamın sürdüğü bu ormanlardaki yabani yaşam günden güne azalıyor. Tüm bu etkenler Organik besin zincirini bozuyor

Aydınlanmacı filozoflar insanın varlığını tehdit eden doğal değişimi materyalist diyalektik düşünceyle açıklamaya çalışmıştır. Sınıflı toplumların oluşumunu açıklayan tarihsel materyalizm toplumsal evrimin ekonomik nedenlerini de analiz eder. Bilimsel teknik devrimin yol açtığı sanayileşme ve bunun sonucunda gelişen üretim araçları ve üretim ilişkilerinin değişebilirliğini de öngörür.

Bu anlamda dünyamız bir kırılma sürecinden geçiyor. Sanayi devrimi, yapay zeka ve robot teknolojisinin sınıfsal değişime yol açacağı ve yeni oluşacak ekonomik paylaşım üzerine teoriler üretilebiliyor.

İnsan kendi varlığını sürdürebilmesi için kendini ve doğayı yok eden kapitalizmde ısrar ediyor. Teorik anlamda organik yaşamın tükenişine yol açan yeni dünya koşulları ekonomik faktörlere göre tali çelişki iken belirleyici konuma geçerek temel çelişkiyi oluşturdu. Çevre sorunları öncelikli çelişki olarak gittikçe önem kazanırken kapitalizme alternatif ekonomik alt yapılar artıyor.

Bugün, ekonomik nedenlere bağlı sınıfsal çelişkiler ve bu doğrultuda şekillenen küresel muhalefet tabanına uygun olarak sanayileşmenin yol açtığı organik yaşamı ve ekosistemleri yok eden eski siyasetlere karşı yeni anlayışta sınıfları içeren sosyal çevreci siyasetler ön plana geçiyor.

Bu koşulları değiştirmek için “yeşil siyaset ” küresel çapta” geliştirilmesi gerekmektedir.  Bugünün moda değimiyle Ekososyalizm, Marksist ideolojideki sosyalist anlayışı ve bakış açısını daha geniş sınırlara açılmasını ve yenilenmesini zorluyor.  Ekososyalist bir Manifestonun gerekliliğini ortaya koyuyor.

Manifesto, emperyalist sistemin küresel tekelci şirketlerle dünya ekonomisine hakim olduğu bu düzene karşı alternatif politikaların prensiplerini oluşturabilir. Enerji ve ilaç sanayinin örgütlendiği tekelci şirketlerin doğayı ve insanı sömüren mekanizmanın nasıl durdurulacağını açıklayabilir.

Aynı sömürgeci anlayış ölümcül hastalıklar üreten koşulları yaratırken yok etmek için de ilaç üreterek insan yaşamını ilaca bağımlı hale getiriyor. Emperyalist küresel sermaye sömürüde sınır tanımıyor.  Kar ve rant öncelikli sınırsız çarpık küresel tekelci kollarıyla uluslar ötesi şirketler dünyayı kıskacına alarak organik varlığı yok ederken kendi var oluşunu da tehdit ediyor.

Somut olarak, Marmara Denizindeki kirlilik üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin en önemli zenginliğini denizlerini ” Müsilaj’la“ eko sistemini yok ediyor. Covid -19 yeni mutat versiyonlarıyla önüne geçilemez bir tehdit oluşturmayı sürdürürken dünya genelinde insan yaşamını birkaç ilaç şirketine teslim etmiş oluyor. Tüm canlı alemi tehdit eden bu saldırganlığa karşı insan için alternatif kaçınılmaz hale geliyor.

İnsanlık, tekelci kârı rateden doğaya endeksli bir sürece geçebilse bu felaketler engellenebilir. Kapitalizmden uzak doğayla birlikte insanın sürdürülebilir dengeli gelişimi sağlanabilirse gezegendeki canlı varlıkların yaşamı uzatılabilir. Bununla birlikte, uzun vadeli eğilim, bitki yaşamının tamamen yok olmasıdır. … O zamana kadar dünyadaki tüm yaşam yok olacak. Dünya sonsuza kadar yaşamı destekleyemeyecek ve sürdüremeyecektir.

Doğal Coğrafya Biliminde yapılan yeni bir araştırmaya göre, oksijen açısından zengin atmosferimiz yalnızca bir milyar yıl daha sürebilir. Güneşimiz yaşlandıkça daha parlak hale gelecek, atmosfere daha az helyum ve hidrojen salacak, bu da gelecekte Dünya’nın daha fazla güneş enerjisi alacağı anlamına geliyor.

300 milyon yıl veya daha kısa bir süre içinde, karada yaşamın devam etmesi çok elverişsiz hale gelebilir ve eğer onu kendi haline bırakırsak, evrim, iklimin biraz daha ılıman olacağı denize geri dönülmesini teşvik edebilir. İnsanlara gelince, karada yaşamaya uyum sağlayabilir veya gezegeni terk etmeye karar verebilir.

Öte yandan, doğanın elverişsiz koşullarına dayanacak insan ömrünün uzatılması mümkün olabilecek. Bazı bilim insanları, genetik mühendisliğinin veya yaşlanmayı geciktiren ilaçların keşfinin insan yaşamını doğal seyrinin çok ötesine uzatabileceğine inanıyor. … Cambridge araştırmacısı Aubrey de Gray, insanların en az bin yıl yaşamaması için hiçbir neden olmadığını düşünüyor.

Tıptaki gelişmeler sayesinde insan ömrünün hızla uzamasının mümkün olduğu, ancak pandemi, ekonomik kriz, doğal felaketler ve iklim değişikliği gibi önceden kestiremediğimiz sorunların ölüm oranlarının artmasına da neden olabileceği tahmin ediliyor. Doğa ve insan ilişkilerinde kurulacak denge ufukta görünen felaketlerden kurtarabilecek biricik yol gibi görünmektedir. Bu nedenle, insan mı önce gelir doğa mı? Sorusunun cevabı hararetli tartışmaların odağında olmaya devam edecektir.

 

About Mehmet Tas

Check Also

Toplumsallık illüzyonları

Burjuva toplumda birbirleriyle ancak metalar aracılığıyla ilişki kurabilen yalıtık bireyler, meta mübadelesinin yapıldığı pazarda kof …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com