İNSAN TÜRLERİNDE İLETİŞİM: DİLLERİN ORTAYA ÇIKIŞI-Hasan Ş. Dal

 Dil … öncelikle insanların anılarını, planlarını ve hikayelerini paylaşmalarını sağlamak,
sosyal uyumu güçlendirmek ve ortak bir kültür yaratmak için evrimleşmiş…
Michael C. Corballis

yazıyla alakalı8

İnsan ile diğer tüm türlerin sinyal sistemleri arasındaki en önemli farklılıklardan biri dil yetisidir

BAL ARISININ DANSI: ÇARPICI AYRICALIK

Canlılar olarak aramızda sadece iletişim söz konusu olunca çarpıcı bir istisna var. Bir nektar kaynağı keşfeden bir bal arısı kovanına geri döner. Diğer arılar tarafından izlenen bir dans gerçekleştirir. Bu arı, dansa bakan arılara nektarın hangi yönde, ne kadar uzakta ve ne miktarda olduğunu dansıyla anlatır. Ve arılar hemen onu takip etmeye başlar. Dans eden arı bir süre önce ziyaret ettiği ve şimdi göremediği bir yer hakkında bilgi aktarıyor ve izleyen arılar nektarı bulmak için uçarak cevap veriyor. Şaşırtıcı olsa da, arı dansının, en azından şimdiye kadar ki bilgilerimize göre, insan olmayan bir dünyada kesinlikle eşi benzeri yoktur. Başka hiçbir canlı, kuyruksuz maymunlar bile, bu türden bir şey anlatamaz.

İNSAN TÜRLERİNDE İLETİŞİM: DİLLERİN ORTAYA ÇIKIŞI

 

Yeryüzündeki tüm canlılar, duygu ve düşüncelerini birbirlerine iletmek için değişik araçlar geliştirmiş.  Basitçe, bu iletişim sistemini istek ve arzuların “anlamlandırılmış değiş tokuş”u olarak da tanımlayabiliriz. Örneğin arılar dans ederek yiyeceğin nerede olduğunu anlatabiliyor. Ya da çiftleşmek istediği zaman değişik dans hareketleriyle bu arzusunu iletebiliyor. Bütün bu ve buna benzer iletişimler diğer canlılarda çok değişik şekillerde ortaya çıkarken insanlar tarafından oluşturulan semboller iletişime katkılar sağlamış. Giderek toplumsal gelenekler ya da kurallar anlaşılabilen bir simge olarak kullanılır olmuş.

İNSAN ve DİL

İnsanları hayvanlar aleminden ayıran en önemli yeteneklerden birisi de dil becerisi. Başka bir deyişle anlamlandırılan bilgi ve istekleri aktarmak için kelimeleri ve dili kullanma yetisi sadece insanlara has. Örneğin doğada ‘soğuk’ gibi bir kelimeye ya da ‘şahane’ gibi bir jeste ilişkin somut bir şey bulunmaz. Bu tür iletişim insanları diğer canlılardan ayırır. Bugün yeryüzünde yaşayan bütün insanlar bu tür becerilere doğuştan sahiptir.
Dil bizleri ‘insan yapan’ en önemli doğal ‘mekanizma’ kuşkusuz. Konuşan insan anlatma isteğiyle bu yetisini gerçekleri, hislerini, niyetlerini ve hayal gücünün ürünlerini diğer insanlara herhangi bir dil  ile aktarır. Bilgisini açıklama isteğini hem kendisiyle hem de başkalarıyla dil aracılığıyla doğrudan iletişim kurarak sağlar.
Tüm insan türlerinin milyonlarca yıllık kültür birikimleri, bir insan türünden diğer insan türüne miras kalmış. Aynı tür insanlar kendi nesilleri boyunca birbirine deneyimledikleri kültürleri en çok konuşma yoluyla aktarmışlar birbirlerine. Bütün  iletişimler ‘gerçekliğin üretildiği, sürdürüldüğü, yanlışların onarıldığı ve dönüştürüldüğü’ uzun bir süreç olmuş. Deneyimlerimiz, istek ve arzularımızı başkalarıyla paylaşarak gerçekliğimizi tanımladığımızı söyleyebiliriz. Bütün bunları yaparken dil modern insan türüne yani yaşayan tek tür olan bizlere çok önemli katkılar sunmuş ve hala da sunuyor.

DİLİN KAYNAĞI

Düşüncelerimiz bir tür kendimizle konuşmaktır ve konuşma konularının kaynağıdır. Düşünen insan hem kendisiyle konuşur hem de diğer insanlarla ne konuşacağını düşünür. Dilin kökenleri deyince ilk olarak insan toplumlarında dilin ortaya çıkışı ve gelişmesiyle ilgili iddia ve teorilere bakacağız. Bu konuda yüzyıllar boyunca pek çok teori öne sürüldü ve zamanla bunların çoğu ya önemsizleşti ya da yanlış olduğu ortaya çıktı. Son yıllarda, genetik, antropoloji ve bilişsel bilim gibi çok çeşitli alanlardan bilim insanları dilin nasıl başladığını öğrenmek için çok boyutlu disiplinler arası araştırmalara katıldılar. Sonuç olarak gelinen nokta; “Bugün bilimdeki en zor problem”, “Dilin nasıl ve ne zaman başladığını bilmiyoruz ve asla bilemeyeceğiz.” gibi çıkarımlar oldu. Bunun en önemli sebebi beynimizdeki yumuşak dokunun fosilleşememesi ileri olarak sürüldü. Çünkü beyin dil ilişkisinde dilin beyindeki yeri yumuşak dokulardan oluşuyor. Bu durum dilin kökenleri hakkında daha derin bilgi sahibi olmamızı zorlaştırıyor.

DİLİN KÖKENİ ÜZERİNE BAŞKA BAZI GÖZLEMLER

İlahi köken , insan dilinin Tanrı’dan bir armağan olarak ortaya çıktığı varsayımıdır. Bugün hiçbir bilim insanı bu fikri ciddiye almıyor.” [1]

‘İnsan işaret dillerinin kökeni insan dillerinin kökeni ile çakışmaktadır; işaret dilleri, yani, ilk gerçek diller olma olasılığı yüksektir.’ Bu yeni bir bakış açısı değildir insan dilinin nasıl başlamış olabileceğiyle ilgili din dışında – belki de en eskisi kadar eski- spekülasyonlardır.[2]

Jest teorisi, eğer ‘dili’ ‘düşüncenin’ ifadesine hizmet eden bir araçlar kompleksi olarak düşünürsek  o zaman jest, ‘dilin’ bir parçasıdır.  Böyle bir yapısal tanım, bir ilgi alanını sınırlandırmanın bir yolu olarak, kolaylık açısından değerlidir.

FİZİKSEL UYARLAMALAR

İnsan konuşmasının kaynağı olarak ses türlerine bakmak yerine, insanların sahip olduğu fiziksel özelliklere, özellikle konuşma üretimini destekleyebilecek diğer canlılardan farklı olanlara da bakabiliriz.

İnsan dişleri diktir, maymunlar gibi dışa doğru eğik değildir ve kabaca eşit yüksekliktedir. Bu tür özellikler değişik sesler çıkarmada çok faydalıdır . İnsan dudaklarında çok daha karmaşık kas bağları vardır. Örneğin, bebeklerinin ilk yıllarında yaptıkları seslendirmelerde, hangi dilde olursa olsun, b ve m sesleri, en yaygın olanlardan. Anne babalar tarafından sık kullanır.[3]

İnsanın ses yolu evrimleşerek ve büyüme sürecinde gırtlak alt konuma indi. Bebekler, maymunlar gibi gırtlakları yüksek bir pozisyonda doğarlar. Bu daha etkili iletişim için bir doğal seçilim durumu. Bu işlevseldir, çünkü boğulma riski azalmış ve bebekler henüz konuşamamaktayken böyle. İnsan gırtlağı ilk yılın sonunda, yaklaşık olarak yetişkinlere yakın alçaltılmış konumuna iner. Bu, birey oluş, türlerin evrimini yansıtan ve bireyin büyümesini tekrarlayan bir ontojeni[4] vakasıdır.[5]

SÖZCÜKLERDEN SÖZ DİZİMİNE

Dile hazır modern çocuklar, birkaç kelime uzunluğunda dilbilgisel ifadeler yapmaya başlamadan önce, sözcük dağarcığını büyük bir gayretle öğrenirler. Bu nedenle, dilin kökeninde, çok uzak analarımızın ve atalarımızın dilbilgisine ilk adımlarından önce tek kelimelik bir aşamanın geldiğini varsayıyoruz. Kelime dağarcığının olduğu ancak gramerin olmadığı bu tek kelimelik aşamayı tanımlamak bize dille ilgili geniş bilgiler sunuyor.

BAĞ KURMAK İÇİN BİR ARAÇ OLARAK DİL

İnsan sosyal gruplarının büyüklüğü ciddi bir soruna yol açıyor: karşılıklı birbirine yardım etmek  sosyal grupları primatlar arasında birbirine bağlamak için kullanılan mekanizmadır, ancak insan grupları o kadar büyüdü ki, bağ kurmak için bu tür faaliyetlere yeterince zaman ayırmak imkansızlaştı. Öyleyse alternatif, dilin büyük sosyal grupları birbirine bağlamak için bir araç olarak evrimleşmesiydi – başka bir deyişle, uzaktan ilişki biçimi dil oldu. Dilin içerdiği bilgi türü fiziksel dünya ile değil, daha çok sosyal dünyayla ilgiliydi. Buradaki sorun dilbilgisinin evrimi değil, dilin evrimi idi. Dilbilgisi, insanların birbiriyle daha etkin iletişim kurmasıdır. Dilin toplumsal ya da teknolojik işleviyle doğrudan ilişkisi vardır.[6]

Bir yanda, dilin o kadar karmaşık ve insanlık halinin derinliklerine yerleşmiş olduğunu, bu yüzden devasa, örneğin iki milyon yıl gibi dönemler boyunca yavaşça evrimleşmiş olabileceğini düşünenler var. Öte yandan, Robert Berwick ve insanların çok yakın zamanda, ani bir olayda dili edindiğine savunan Noam Chomsky.

DİL NEREDEN GELİYOR? DİLİN KÖKENLERİ ÜZERİNE TEORİLER

BİLİŞSEL DİLBİLİM  VE  SİNİR DİLBİLİM

Yakın zamana kadar, mantıklı bir dilbilimci[7] muhtemelen bu tür konulara omuz silkip iç çekerek yanıt verirdi. Nörolinguistik (sinirbilim) programların doğası, son yıllarda, özellikle konuşma sesler kümesine dönüştü. Artık beynin birçok bölgesinin dile dahil olduğu kabul edilmektedir: özellikle beyincik ve talamusun kortekse bu kontrolü uygulamada yardımcı olduğu bilinmektedir.

Sözümü ben orta okuldayken dilbilgisi kitabından bir öyküyle bitiriyorum. Bu ve bu tür anlatılar sınıflı yaşantısını anlatır. Dünyanın en önemli kıtalarının diğer bir deyişle en büyük adasının-Afrika, Asya ve Avrupa’nın köleciliğinin çarpıcı bir modeli gibi. Etraflarında yaşayan sonsuz özgür komünal toplulukları görmezden gelen köleci bir ‘medeniyetin’ kültürünü dile yansıtan manidar bir tür hikaye. Beraber olduğumuz sürede ezen ve ezilen kültürünü anlatmaya çalışacağım. Bizleri öteleyenlerin ve ‘ötekilerin sesi’ ni milyonlarca  yıl öncesinden türden türe biriktirdiği devletsiz kültürün temel formlarına yeniden daha gelişmiş olarak kavuşturulmasına çabada çorbada tuz olması dileğiyle.

EZOP ve DİL

Ezop, Sisam Adasının Kralı Ladmon’un kölesi olmadan önce, çağın tanınmış bilginlerinden Ksantus’un kölesi imiş. Ksantus, bir gün Ezop’a demiş ki: “Çarşıya git, bu akşamki misafirlerime en iyi, en lezzetli yemekleri yapman için ne gerekiyorsa satın al.” Fakat Ezop’un, Ksantus’un misafirleri şerefine verdiği ziyafet için pişirdiği bütün yemekler, yaptığı tatlılar hep “dil”den yapılmıştı. Ksantus, Ezop’a misafirleri önünde bağırmış: “Nedir bu kepazelik? Ben sana en lezzetli, en nefis, en tatlı yemekleri yap, dedim. Sen hepsini dilden yapmışsın.”

Ezop şu cevabı vermiş: “Evet efendim, en lezzetli yemekleri, en nefis tatlıları, hep dilden yaptım. Dünyadaki en güzel, en tatlı şey dildir. İnsanlar dilleriyle anlaşırlar, dilleriyle dua ederler, diğerlerine karşı sevgilerini dille anlatırlar. Dünyadaki en iyi, en tatlı, en güzel şey dildir. Dil olmasaydı, insanların hâli ne olurdu?”

Aradan zaman geçmiş, Ksantus, dostlarına yine bir ziyafet vermek istemiş; ama bu defa Ezop’tan, en kötü yiyecekleri hazırlamasını istemiş. Ezop, bir önceki ziyafet gibi, çorbadan tatlılara kadar bütün yiyecekleri dilden yapmış ve sebebini şöyle anlatmış: “Gerçi dünyadaki en iyi, en tatlı, en güzel şey dil ise de, zaman zaman en acı, en çirkin, en kötü şey de dildir. İnsanları, birbirlerine gücendiren, kızdırtan, aralarını açan da dildir. İnsanların başına gelen felâketlerin sebebi, bir çok defa onların dilidir.

Öykümüz bu kadar. Sizce de öyle midir? ‘’İnsanların başına gelen felâketlerin sebebi, çok defa onların dili’’ mi ?

Yoksa…

[1]  RL Trask, Bir Öğrencinin Dil ve Dilbilim Sözlüğü , 1997; rpt. Routledge, 2014

[2]  David F. Armstrong ve Sherman E. Wilcox, The Gestural Origin of Language . Oxford University Press, 2007

[3]  George Yule, The Study of Language , 5. baskı, Cambridge University Press, 2014

[4]  Ontojeni (ontogenez veya morfogenez) bir organizmanın döllenmiş yumurtadan olgun formuna kadar geçirdiği değişim ve gelişimi.

[5]  James R. Hurford, The Origins of Language . Oxford University Press, 2014

 

[6] Bir dilin dilbilgisi, fiil zamanları, makaleler ve sıfatlar (ve uygun düzenleri), soruların nasıl ifade edildikleri ve çok daha fazlası gibi temel aksiyomları içerir. Dil dilbilgisi olmadan çalışamaz. İnsanlar etkili bir şekilde iletişim kurmak için dilbilgisine ihtiyaç duyarlar.

[7] Bazıları, bir dilbilimcinin birkaç dili akıcı bir şekilde konuşan biri olduğuna inanıyor. Diğerleri, dilbilimcilerin, ‘O benim’ veya ‘Benim’ demenin daha iyi olup olmadığına karar vermenize yardımcı olabilecek dil uzmanları olduğuna inanıyor. Yine de, tek bir dil dersi öğretmeden, BM’de tercümanlık yapmadan ve birden fazla dil konuşmadan profesyonel bir dilbilimci (ve bunda mükemmel biri) olmak oldukça mümkündür.

 

About Hasan Şükrü Dal

Check Also

HDP İzmir İl Merkezi saldırısı 2015 Suruç katliamını çağrıştıran kirli bir provakasyondur.

HDP İzmir İl Merkezi saldırısı 2015 Suruç Katliamını çağrıştıran kirli bir provakasyondur. İzmir HDP İl …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com