100.YILINDA TKP YÖNETİMİNİN HİKMET KIVILCIMLI’YA YAPTIĞI İHANETİN HİKÂYESİ

100.YILINDA TKP YÖNETİMİNİN HİKMET KIVILCIMLI’YA YAPTIĞI İHANETİN HİKÂYESİ

25-50-100’üncü gibi yuvarlak yıllar bireysel yaşamlarda olduğu gibi toplumsal ve örgütsel yaşamlarda da önemli yıl dönümleridir. TKP’nin 100. yılı olan 2020 de öyle bir yıl.

Böyle yıllar geçmişle hesaplaşma, muhasebeleşme yıllarıdır. “Ne hayat yaşamışım ama!”,  “Ben neymişim be!”,  “ Nasıl Avrupa Şampiyonu olmuştuk ama!”, “TKP Yaşıyor!”, “Bilen Yoldaş Çok Yaşa!” gibi sloganlarla hamaset yaparak geçiştirilecek yıl dönümleri değildir bu yıllar.

Böyle yıllar, hele hele TKP gibi tarihe havale edilmiş bir parti için “Niye eleştiriyorsunuz!”,  “Asıl düşmanla, gericilikle uğraşın,” , “Ufak tefek hatalar olmuştur, onları da görmezden gelin!” anlayışıyla geçiştirilecek yıllar hiç değildir.

Belki de TKP hakkında son sözlerimiz söylüyoruz! Bırakın konuşalım, yazalım. Tarihçilere malzeme bırakalım. Belki de bundan sonra sadece onlar ilgilenecek “tarihi TKP” ile…

Bu anlayışla bugün size TKP yönetiminin bir büyük ayıbından söz etmek istedim.  Hepimiz 60’lı yaşlardayız en azından. Mutlaka hastalıklarımız vardır. Lütfen Mehmet İnanç Turan arkadaşımın kitabından aldığım aşağıdaki hikâyeyi empati yaparak, 22 yılı zindanlarda geçiren 50 yıllık partili bir insanın Sovyetler ve TKP tarafından nasıl insanlık dışı bir tavırla karşı karşıya kaldığını; her türlü siyasal çekişmeyi bir kenara bırakarak sadece insanlık açısından değerlendirin.

Bir de şunu düşünün bu muameleye tabi olan insan sizin benim gibi taş çatlasa 5-10 yıllık TKP üyesi ya da sempatizanı değil. Partisine ömrünü vermiş bir militan. TKP tarihinde doğru ya da yanlış yaptığı teorik-ideolojik çalışmalar ve yazdığı kitaplarla tek sayılacak bir partili. Çok yaşa denilen, ama bu yoldaşına yaşam hakkı tanımayan İ. Bilen’in bir tek teorik çalışması var mı?

Neyse sözü daha fazla uzatmayayım. Hazin hikâyesini Mehmet İnanç Turan’ın kitabından okuyalım:

“Tarih 30 Temmuz 1971, Kıvılcımlı KP ile ilgili düşüncelerini yazmaya başlar. Bir buçuk yıl önce prostat kanserine yakalanmıştır. Ağrı, yanma, yırtılma, sürekli kanama dertleriyle uğraşmaktadır. Bulgaristan’dan, Doğu Almanya’dan kovulmuştur. Kıvılcımlı “üç ölüm” cezasına çarptırıldığını düşünür, şöyle not düşer:

1971 Haziranı Sofya’da, –bana değil yanımdakilere,– benim ‘Türkiye Komünist Partisi’nden atıldığım söylendi.

O güne dek ‘Parti’ adına hiç kimse bana özel yaşantım veya ideolojim açısından en ufak bir eleştiri, yahut bildiri yapmadı.

(…)

Sofya ve Berlin’den Moskova emriyle kovuldum. Şimdi üç ölüm cezası ile mahkûm bulunuyorum:

1 – Prostat Adeno Karsinom başlangıcı. Yetmişinde insan için tabiî idam hükmüdür. Ona bir diyeceğim yok. Ondan kaçamam.

2 – Türkiye’de Sıkıyönetim Mahkemesi: ‘Yılanın başı’, ‘Azılı komünist’ olarak idam cezasıyla tevkifime karar verdi. Bunu da sosyal ve politik bakımdan ‘tabiî’ sayıyorum. Bundan kaçtım.

3 – Nerede ve hangisi olduğunu bilmediğim bir ‘Türkiye Komünist Partisi’ beni bu sıra Parti’den atmış. Bu moral ‘idam’ kararını artık ‘tabiî’ bulamıyorum. Ve kaçamıyorum.

(Hikmet Kıvılcımlı, Kim Suçlamış, Yol Yayınları, 1979, s.43.)

 

***

 

5 Ağustos 1971’de kitabının son satırlarını yazmaktadır. Üsküp’tedir. Mareşal Tito Bulvarı’nda olan Bristol Oteli’nde acılar içinde kıvranmaktadır. Başına gelenleri yargılamaktadır. Kıvılcımlı’nın duyguları artık öne geçmiştir. Duygusal, acılı hava, onun kaleminden kâğıda dökülür:

Gece her yarım saatte bir kıvrandırıcı ağrılarla uyanıp, sabaha dek taşındım. Kan gözümde yok. Dayanılmaz ağrılar her şeyi unutturuyor. Ne zâlim hastalıkmış bu kanser? Acının dehşeti gözümden yaş getiriyordu. Sızlıyan, dağınık, inatçı, apak saçlı başımı ellerim arasına almış, sesli konuşuyordum:

‘Nedir bu başıma gelenler? Tabiat affetmez, Toplum affetmez. Türkiye’de Sıkıyönetim beni idamla kovalıyor. Moskova-Sofya-Berlin de Sıkıyönetim beni idam edilmeye kovuyor. Şansa inansam, yeryüzünde benden talihsizi olmaz, derdim.’

Sabahları kıvranıp taşınarak yapmak, her kalkışta saate: ‘Aman, çabuk geç’ derce bakmak, bir saat toplam uyku uyumamak nedir?

(…)

Her çıkışta en az iki üç parça bakla kadar pıhtı. Yediklerim belli. Nereden buluyor aylar yıllardır bu vücut bunca kanı?.. Onun kötümserliği altında intiharı bile düşündüğüm oluyor. Başkalarının ve kendimin başına belâ olacağıma, sükûnetle çeker giderim şu dünyadan.

TKP kanseri ondan baskın çıktı.

( Hikmet Kıvılcımlı, Kim Suçlamış, Yol Yayınları, 1979, s.141.)

***

Hikmet Kıvılcımlı ölüme adım adım yaklaşmaktadır. Tarih 30 Eylül 1971’dir. Oturur, SBKP MK Genel Sekreteri Leonid Brejnev’e bir mektup yazar. Başına gelenleri anlatır; ölüm yatağında yazdıklarını özetler. Brejnev’e sorular sorar:

Leonid Brejnev

S.B.K.P. M.K. Genel Sekreteri

Yoldaş,

Sovyet Sosyalist adâletine göre: Hiç kimse mahkemenin verdiği bir karar gereği olmadıkça suçlu sayılamaz.

(…)

Ben 70 yaşındayım, ve 50 yıllık süreden beri Marksizm-Leninizm sancağı altında dövüşüyorum.

50 yıldan beri, durmak ve silâh bırakma nedir bilmeksizin, Türk burjuvazisince ‘Azılı Komünist. Moskova’ya git!’ diye bağırılarak işkenceli koğuşturmalara uğradım.

Ben, gene bir ‘Azılı Komünist. Moskova’ya git!’ diye bağırılarak, 40 yıldan fazla ağır cezalara mahkûm edilip, tüm 22 yıl yarıderebeği Türkiye’nin zindanlarında kaldım.

Moskova ile kısa bir danışıştan sonra, Bulgaristan Halk Cumhuriyeti ile Almanya Demokratik Cumhuriyeti polisleri, hiçbir izahat verilmeksizin, beni (iki arkadaşımla birlikte) kendi Sosyalist sınırları dışına, Amerikan emperyalizminin askercil üssü Türkiye’nin dostları olan Kapitalist ülkelere doğru ve İnterpol ağlarına doğru, ne yaşıma, ne geçmişime, ne ameliyat sonrası kanser kanamalarıma ve acılarıma bakmaksızın, püskürtüp attılar.

Bu sosyalist adâlet midir? Cinayetim ne idi? O îlam hükmünü kim vermişti?

Ölüm döşeğinde olsam bile, her türlü dâvâlaşma ve karşılaşma için hazırım.

Sizin Sosyalist Adâletinizi umabilir miyim?

Selâmlar, Yoldaş.

30.9.1971

Dr. Hikmet Kıvılcımlı[1]

Brejnev’den “enternasyonalizm” adına adalet bekleyen Kıvılcımlı bu mektubu yazdıktan 11 gün sonra (11 Ekim 1971’de) “üç ölüm acısını” içinde taşıyarak ölecektir.

***

Bırakalım komünistliği, insanlığa sığmayan bu tutumun TKP tarafındaki sorumluları kimdir?

Kıvılcımlı’nın “sosyalist ülkeler” denen ülkelerden kovulduğu tarihte, TKP yönetiminden “Dış Büro” sorumluydu. Peki, Dış Büro’da kimler vardı? Zeki Baştımar (Yakub Demir), İsmail Bilen (Marat Bostancı), Aram Pehlivanyan (Ahmet Saydan).

Bu üç “komünist” Kıvılcımlı gibi komüniste ölüm cezasını uygun görmüştür. Hangisi daha fazla suçludur, bilemeyiz. Ne var ki, bu suçun benzerinin 1964-1965 muhalefeti sırasında yaşandığını biliyoruz; aktarmıştık. O zaman da yoldaşlarını ortalıkta bırakanların aynı üç kişi olduğunu belgelerle göstermiştik. Demek ki, bu üç kişinin enternasyonalizm anlayışı, anti-dünya devrimi ipliğinden örülmüş olduğu gibi, ayrıca insanlık dışı bir iplikten örülmüştür. Birinci ipliği, ideolojik eleştiri sınırı içine sokabilirsiniz. Ya ikinci iplik?

Tarih ne kadar şaşırtıcı! Hayat ne kadar ilginç! Kıvılcımlı’yı ağrı ve sızılar içinde ortada bırakanlardan biri olan Zeki Baştımar, Kıvılcımlı’nın ölümünden yaklaşık 1 ay sonra (Kasım 1971’de) ilk beyin kanamasını ve ardından gelen felci geçirecektir. Demokratik Alman Cumhuriyeti’nde (Berlin’de) güzel bir hastanede tedavi olacaktır. Ama asıl darbeyi, Dış Büro’daki diğer iki yoldaşından (İ.Bilen ve A.Saydan’dan) alacaktır. O da “hastalıklı enternasyonalizm” anlayışının acılarını tadacaktır. Tıpkı, Kıvılcımlı’ya yapılan gibi!”

Mehmet İnanç Turan, Mustafa Suphi’nin Partisi’nde Sosyalizm ve Enternasyonalizm, Etki Yayınları, 2018)

 

 

[1] Hikmet Kıvılcımlı, Kim Suçlamış, Yol Yayınları, 1979, s.150,151,160.

About Sait Almis

Check Also

İNSAN TÜRLERİNDE İLETİŞİM: DİLLERİN ORTAYA ÇIKIŞI-Hasan Ş. Dal

 Dil … öncelikle insanların anılarını, planlarını ve hikayelerini paylaşmalarını sağlamak, sosyal uyumu güçlendirmek ve ortak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com