KAMPÜSTEKİ TERÖR VE BİR CEKET-M.Taş

İzmir İGD kuruluş anılarım arka aynada kendimi nasıl gördüğümdür. O görüntüler karatahta üzerine tebeşirle yazmaya benzemez, kalıcıdır, silinmez. Yaşandıkları andan itibaren hafızamda kopyalandı ve öyle kaldı.  Zamanın silip gütürdüklerinden arta kalanları gözlerimin önüne getiriyorum, o kadar.  Kendimi kahraman göstermek gibi bir niyetim yok. Ben,  binlerce genç gibi sosyalizm özlemlerini coşkun sularında hızla sürükleyip götüren o özlem ırmağının tam orta yerinde akıntının hızına uyumlu engin maviliklere varmanın heyacanı içinde kulaç atanlardan biriydim.

Akıp giden yaşamımın en mutlu anıları diyebileceğim İzmir’deki o ilk bir kaç aydır.  Güzel hayaller kuruyor, güzel rüyalar görüyor ve güzel türküler dilimden düşmüyordu. Ah o günler o huzur ve barış dolu saatler. Dünyanın tam ortasında harika bir yaşamdı benimkisi. O zaman ölüm henüz ağlarını örmüyordu, yüreğim ağzımda değildi henüz. Bu kentin en güzel yerlerini parti toplantılarını yaparken gördüm ve mutluluk veren havasını soludum. Hele! pazar günlerinde   toplantıları o kadar çok özlerdim ki, hiç bitsin istemezdim. Caddelerinde arabaların sessiz ve seyrek geçtiyi, insanların iç huzurla yürüdüğü, her tarafın masmavi olduğu bir bahar sabahında Hatay’dan  Varyanta yürüyerek CK, M.T, T.D’ı ve İ.M. ile görüşmeye acele etmeden giderdim. Bazen Fuar’da bazen Foça’da veya Kadifekale’de toplanırdık. Oradan, Kadifekale’den, bakınca İzmir sanki kocaman bir anne kucağıydı, herkesi sevgiyle kucaklıyormuş gibi gelirdi.

Parti hücre toplantılarını yaparken, şimdiki İzmir Sanat Galeri’nın etrafında kim bilir kaçtur atardık. Polisten kaçmak veya görünmemek için hep ıssıs yerleri seçerdik. Otuz yıl sonra Nazım heykelini orada görünce gözlerime yaşlar dolacak kadar duygulandım. Rahatlama, korku ve hayranlık karışımı tuhaf duyguylarla heykeli dakikalarca seyrettim.

Karşıyaka’dan Alsancak’a vapurla gece gelmeye bayılırdım. Üst güverteye çıkıp karşı tepelerdeki tiril tiril titreyen ışık kümelerine dalar giderdim her seferinde. İzmir’de gökyüzü o kadar bereketli, o kadar canlı görünürdü ki sanki yıldızlar yamaçlara taşmış gibiydi. Che ve beresindeki o yıldız, kızıl bayraklardaki bitmeyen umudun sembolünü çağrıştırırdı hep. Bir de içimden parti marşını okurdum oracıkta. Havana Üniversitesinde okurken Che’nin yeğeni benim hocamdı ona bu anılarımı anlattım. Dikkatlice dinledi, sevimli ve sonsuz bir tebessümle konuyu değiştirdi. Dayısı hakkında hiç konuşmayı sevmezdi.

Foçayı geçtikten sonra çam ağaçlarıyla kaplı o dağları hiç unutamam. Oralarda değişik zamanlarda bir İl ve birde iki Yöre komite toplantılarında bulundum. Bir dahada oralara gitmek istemedim. Çok sevdiğim ve saydığım H.Y’le yollarımız orada ayrıldı. İşçinin Sesi olayını ilk defa orada enine boyuna tartıştık.  Bahar meltemlerinin estiği Komünist Partisi doğasında bir anda havalar karardı başka bir zamana ve mekana taşındı. Haluk hariç hepimiz için Parti söz konusuysa ne mantık işe yarardı ne de varsayımlar. O gün o tartışmalar sırasında gelecek karanlık görünüyordu gözüme. O zamana kadar alnında herkesin hayalini gördüğü bir yıldızdı parti. Bana gelince: o ayrılıktan sonra yanlışlarımdan acı çektim, başarılarımdan kuşkulandım ama yinede umudumu kaybetmemeyi becerebildiğimi sanıyorum.  Şimdilik şunu diyebilirim ki tek bir solukta, tüm yüreyim ağzıma gelerek o tartışmaları zamanı gelince yazacağım.

Henüz o ayrılıklar o tartışmalar olmadan büyük umutlar taşıdığımız 1976 yılında İGD’ye yer arıyorduk. Kısa bir zaman içinde hiç bir işten sakınmayan fedakar B. K. Basmahanede  ikinci katta kiralık bir yer bulduğunu ve sahibiyle anlaştığını söyleyince biz depozit bulma telaşına girdik. Biryerlerden parayı denkleştirdik ve orayı tuttuk. Hemen sonra yönetime kimin gireceği sorunu çıkıverdi. Uzun bir tartışmadan sonra yönetimi oluşturduk. Hatırladığım kadarıyla 6 kişi yürütme kuruluna girmişti. Yaşamımın en mutlu yıllarından biridir 1976 yılı. İzmir İGD o yıl kuruldu, bende silinmesi güç bir duygusal iz bıraktı. İzmir İGD İstanbul’a kıyasla güçlü bir yönetimle kurulmuştu. Yönetimdekilerin hepsi yetenekli mücadeleci ve kararlı insanlardı. Resmi müracaat kolay ve rahat olmuştu. Latin Amerika’lıların bir sözü var “kolay başlangıç zor bir sonu hazırlar” diye, tam da bize uyuyordu.

İlk karşı karşıya kaldığımız zorluk İGD’ye maddi gelir sağlamaktı. Ben, M ve diğerleri ne yemek yiyecek paramız ne de kira ödeyecek gelirimiz vardı. Ben sendikacılara karışıp öğle yemeğini çıkarıyordum. Bir ara Cemal abi sendikacılara İGD’ye yardımcı olalım dedikten sonra arasıra ondan para almaya başladım. Bir kaç zengine gidip utanarak yardım istediğimde oldu. Biz maddi problemlerle boğuşurken yavaş yavaş Halkın Kurtuşu’nun tehditleri de gelmeye başladı.  Kampüse İGD’li sineğin bile giremeyeceği tehdidini savurup sataşmalara başlamışlardı bile.

HK Kampüste kaç kişiydi, ne kadar örgütlüydü bilmiyordum. Bildiğim odur ki İGD’ye gelip gidenlerin sayısı fazla değildi. Yalnızca tıpta iyi bir kitle desteğine sahiptik. Ziraat, Mühendislik ve fen de küçük guruplar halindeydik.   İGD kuruluş bildirisini üniversiteye dağıtmamak düşünülemezdi. Üniversiteli gençlik İGD’nin hedef kitlesiydi. O zaman politikamızın hemen tamamı bu gençlik kesimine dayanıyordu. Ege Üniversitesi bizim can damarımızdı. Oraya mutlaka ulaşabilmeliydik. Durumun ciddiyetini hemen hemen herkes kavramıştı. HK İstanbul’da İGD ve Maden-İş karşisında tam bir bozguna uğramıştı. Hemen hemen hiç bir yerde varlık gösteremiyordu. DİSK’in İstanbul’daki Demokrasi ve Özgürlük mitingini provoke etmeye kalkışması onların bozgununu getirmişti.

Şimdi hangi gün olduğunu hatırlamıyorum ama İGD açılış bildirisi hazırlandı ve kampüste de dağıtılması yürütme kurulunca kararlaştırıldı. Tartışma sırasında ben yoktum. Kim ne konumdaydı bilmiyordum. Maden-iş yöneticisi V.A. yardım olarak tanıdığı işçi arkadaşları göndereceğini söylemişti.   Hazırlıklar hızla yapıldı ve o gün geldi.

Ben, M, R. ve S.  Hatay’da bir evde kalıyorduk.  Sabah erkenden kalktım. Ev sesizdi kimsecikler yok sanmıştım. Acele giyinip Maden-iş’e gitmeye hazırlanıyordum. M. karşımda beliriverdi. Konumunu bilmeme rağmen yinede sordum. “sen gitmedin” dedim. “Ben gidersem daha çok saldırırlar, beni iyi tanırlar” dediğini hatırlıyorum. Ayrıca onun kesinleşmek üzere olan bir davası vardı. Her an tetikte bekliyordu.

Sendikaya vardıktan kısa bir müddet sonra haberler gelmeye başlamıştı. Durum kötüydü, beklenildiği gibi acımasızca  saldırdıkları enformasyonunu aldık. M.T hastehanede, T. kafasına demirle vurulmuş. Herkes çil yavrusu gibi dağilmiştı. Bir müddet sonra birer ikişer guruplar halinde yorgun ve bitkin sendikaya gelenlerle toplanıldı. Biraz konuştuk ve dağıldık.

Bu olay çok önemliydi. İzmir’de terörü tetikleyen bir eylemdi. Bunun önemini iyi anlamadık HK’nin gücünü iyi hesaplamamıştık. Biz eninde sonunda üniversiteye gidecektik ve HK ile mutlaka karşı karşıya gelecektik. Fakat yinede böyle davullu zurnalı gidileceğine politik ortamı düşürerek örneğin İYG’de çıkan yazıdan dolayı özür dilenerek yapılabilirdi. Tüm fakültelere değil de bir veya ikisini hedefleyerek adım adım güç toplayarak iğneyle kuyu kazar gibi bir gidişi planlamak daha mantıklıydı. Bedeli ağır ödenen yanliş bir hesap yapıldı yetmedi arkasından gelen hatalar dahada feciydi.

Benimde bulunduğum bir parti toplantısında bu konuyu tekrar ele almıştık. HK’ye karşı o kadar kin ve nefret besliyorduk ki mantıklı bir karar almamız mümkün değildi. Onları üniversiteye hapsetmeye kararını vermiştik ki bu ikinci bir hataydı.  Bütün gücümüzü İzmir semtlerine yönelttik, durakları tutarak terör estirmeye başladık. Yazık oldu tabi. Demokratik üniversite talebimiz unutuldu. Yüksek öğrenim gençliğinin aydın demokratik ruhunu yanımızda bulamadık. Binlerce öğrenciği ülkenin demokratik mücedelesine katamadık. HK’nin böyle bir amacı yoktu. Onlar daha çok revizyonizme karşı savaşacak ihtilalci gençlik peşindeydi. Ege üniversitesi öğrencileri Türkiye çapında yığınsal  olarak toplumsal politik haklar uğruna boykot veya gösterilere çekilemedi. Koca bir potansiyel heba oldu.

Şübenin açılmasıyla yaşamımız hız kazandı. Gelip gidenlerle arasıra konuşuyordum. Yüreği gövdesi kadar büyük Avni Ece’yle (1 Nisan 1977) de bir veya iki defa konuştuğumu hatırlıyorum. Bir gün ansızın gelen bir ölüm haberiyle ebediyen aramızdan ayrıldı. Ondan sonra sessiz sedasız Avnı hiç konuşmayan bir fotoğrafa dönüştü. Cenazede fotoğrafını taşımadım, arkasından sloğan da atmadım. Sürekli yağan yağmur altında kaç kilometre yürüdugümüzü hatırlamıyorum ama çok uzun bir yüruyüştü o. Ben yol boyunca kafam eğik onun gibi sesiz kalmayı tercih ettim.

Aylar sonra DİSK’in bir Mayıs 77  eylemine hazırlıklar yapılmaya başlandı. Orhan Taylan’ın çizdiği o güzel bir Mayıs afişiyle tüm İzmir’i donattık. Afişlemeden sonra herkes Maden-iş’te toplanmıştı. Beklenmedik bir baskınla toplum polisi binaya girdi. Yüzlerce işçiyle beraber beşinci kattan aşağıya merdiven boyunca iki sıra halinde dizilmiş polis coplarıyla indirildik.  Bitkin bir halde polis merkezine götürüldük orada bir gece kalmıştık. Polisler nöbet değiştirdikten sonra bize karşı tutumlarda değişti. Pol-Der’li polisler nöbeti almıştı. Onların o yakınlığı ve yardımlarını hiç unutamam. İfade ve adres alındıktan sonra serbest bırakıldık. Evde belden yukarısı vucudumun morluklar içinde olduğunu fark ettim. Bir iki gün dinlenmek zorunda kalmıştım.

Yirmiye yakın otobüs bir gün önce İstanbul yolunu tuttu. Doğabilecek olaylar hakkında tam olmazsada azbuçuk bilgimiz vardı. Devletin ne yapacağına dair bir bilgi hemen hemen sızmamıştı. Her şey HK provakasyonuna kilitlenmişti. Başiktaş’ta yürüyüşe katıldık. Pırıl pırıl bir bahar günüydü. Binlerce insanın söylediği O şarkılar ve türküler, o herkesin yüzündeki gülümsemeyi bir tek yıllar sonra Havana’da gördüm. Orada Fidel’i bekleyen milyonlar hep bizler gibi çocuklar gibi neşeliydi. İnönü-Maçka isitikametinden Taksim’e girdiğimizde gördüğüm o mühteşem manzarayı hala hafızamda dipdiri saklarım. Taksim insandan oluşan bir okyanusa benziyordu. Süleyman Üstün hocanın ve Sıtkı Coşku’nun sular kadar berrak sesleriyle gelenler alana kabul ediliyordu. Şarkılarla türkülerle marşlarla Taksim mahşer yerine dönmüştü.

Sular idaresinin tarafından silahlar patladığında ben Taksim meydanın tam ortasındaydım.  Ani bir insan seliyle sürüklendim. Yanımdaki arkadaşlarla kolkola tutuşup insanların kaçışını durdurmaya çalıştık. Fakat denememiz başarısızlıkla sonuçlandı. Silah sesleri İnterkontinental’den ve heryerden gelemeye başlayınca bizde neye uğradığımıza şaşırdık. O anda herkesi kaybettim. İstiklal caddesi tarafından alana giren panzerlerin insanları ezmek için kalabalığa doğru hızla gittiğine şahit oldum. Kadın erkek çoluk çocuk binlerce insanın çiğlıkları göğü nasıl parçaladığı hala kulağımda ve ölünceye kadar da öyle kalacak.

İzmir’e dönmek için  kadıköy’e gitmem gerekiyordu. Kabataş’tan arabalı vapura binmeye karar verdim. İskeleye geldiğimde arabalı vapur doluydu. Hareket ettikten kısa bir müddet sonra Vapurun Dev-Yol militanlarınca dolu olduğunu fark ettim. Bir müddet vapuru kacırma tartışması yaptılar daha sonra nedense vaz geçtiler. Ben bir köşede olup bitenleri seyrettim. Vapur Kadıköy’e yanaştı, koşarak otobüslere gittim. Yol boyunca 1 Mayıs haberleri dinledim.  Kabus gibi bir yolculuk yaptım.

Basmahane’deki şübemizde fazla kalamadık. Mal sahibi çıkmamızı istedi. Kemeraltında bir yer bulduk, oraya taşındık. Yeni yerimize alışmamız uzun sürmedi. M’nin mahkumiyeti kesinleştiğinden İzmir’i terk etmişti.  Yeni bir yönetim oluşturuldu.

Birgün ben, ve M.T Karşıyaka’dan Kemeraltı’na geliyorduk. birileriyle konuşarak yürüyorduk. Biz yavaş yavaş üst yaya geçidinden vali konağına doğru geçmiştik ki yanılmıyorsam Alp’le karşılaştık. Heyecan içindeydi. Nefes nefese T’nin vurulduğunu söyledi (şubat 1978). Nerede nerede ! diye bağırdık. Hızla yürürken T’nin vurulduğunu ve hastahaneye kaldırıldığını öğrendik. Vuranı da  yakalayıp derneğe götürdüklerini belirttikten sonra bizim oraya gitmemizi istedi. Kemeraltı’ndaki sokakları ruzgar hızıyla geçerek şübeye vardığımızda geniş salonun bir köşesinde  MÇ kardeşi Ahmet ve bir kaç kişi daha yüzü duvara dönük birini sorguluyorlardı. Biz girince vurmaya başladılar. Her darbeyle bina sarsılıyordu. Herifin ağzından kanlar fışkırıyordu. Benim ilk aklıma gelen polisti. Ne yapalım? Diye sordular. Ne söyleyeceğimi bilemedim. İlk defa böyle bir olayla karşılaşmıştım.  Dışarı çıktım. Önce bu karanlık sokakların birinde kafasını taşla ezin diyeceğim geldi. Hemen vaz geçtim.  Demir bir sopayla ayaklarını kırın demeden önce biri polise götürelim mi ? diye sorunca götürün dedim. Bu karar doğru mu yanlış mı  bilmiyorum.  Aniden böyle bir karar verildi. Bilincimiz yerinde değildi başka bir karar da verebilirdik.

Bir an önce T’ı görmek istiyordum. Hastahaneye doğru uzanan o karanlık sokaklarda koşarak giden yalnızca biz vardık. Doktorlardan biri bizi Tarık’ın yattığı odaya götürdü. Bembeyaz örtülerin içinde sırt üstü yatan canım kadar değerli T’ın bir tek başı görünüyordu. Herkesin çok sevdiği T’tı o. Bir iki sözcük söyledi…………, o an dünyam yıkıldı. Bizi hemen odadan çıkarttılar. Aşağı indiğimde bir çok İGD’li hastahaneyi çevreleyen duvar kenarına oturuyordu. Sessizce içten içe derin derin nefesler alıyor ağlamamak için kendimi tutuyordum. Sanki dünya durmuş o gecenin karanlıkları sonsuza dek kalacak ve o güzel İzmir’e bir daha gün doğmayacak gibi. Kendimi o kadar mutsuz ve umutsuz hissediyordum ki kalabalıktan sessizce ayrıldım. Uzaklardan seyrine doyamadığım o pırıl pırıl yıldız kümelerinin tam altındaydım.  Kemeraltı’nın karanlık labirente benziyen sokaklarının birinde nereye gideceğimi bilmeden yürüyordum.

Günler sonra bir gün evde askıda duran bir cekete gözüm takıldı Galiba M.T. getirmişti onu. Askıdan aldım, havada elimde tutarak gözlerimle süzdüm. Koyu yeşil renkli bu ceket T’ındı. Sırttaki o dikiş yerini çevirdim parmağımla yokladım. Kurşunun girdiği o küçücük delik oradaydı. Parmağımı içine soktum içim ürperdi. Geri askıya koymadım hemen giydim ve bir daha cıkarmadım, Moskova’ya parti okuluna onunla gittim.

About Mehmet Tas

Check Also

BASINDAN-KEMAL YILMAZ

MARKSİZM SOHBETLERİ https://youtu.be/KIzgHaAcy38  Aydın Engin: Bolu’da halk dalkavukluğunun utanç verici yükselişi “Bolu bu utancı hak …

One comment

  1. Mustafa Kemal Özkan

    Kalemine sağlık Mehmet abi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com