Marx ve Doga 2/Paul Burkett

Doğa ve Kapitalizm

Paul Bukett/

Marx’ın materyalizminin ve kapitalizm tahlilinin ortak noktası, bütün toplumların emeklerini, doğadan edinmeyi gerektiren üretken, yani, ihtiyaç karşılamaya yönelik etkinliklere tahsis etmelerinin gerektiğidir. Bu tahsis, toplumun toplam çalışma zamanının her lokmasını doğal koşullar içine gömülmüş iş bölümüyle bütünleştirmesini sağlayan özgül toplumsal ilişkiler sayesinde olur.

Kapitalizm koşullarında, bu iş bölümü, üretici insanın üretim koşullarından tarihsel olarak daha önce görülmemiş biçimde kopmasına dayanan piyasa (meta ve para) ilişkileri biçimini almıştır. Marx’ın tahlili, bu ayrılığın emek ile emeğin doğal ve toplumsal koşullarının rekabetçi sermaye birikiminin koşulları olarak gelişmesini sağlayarak, bunların servet üretme güçlerini nasıl da daha önce eşi benzeri görülmemiş bir büyümeye ulaştırdığını açıklar. Marx, aynı zamanda sermayenin kendi öz insani ve toplumsal varoluş koşullarını yağmalayıp çürütme eğiliminde olduğunu da vurgular. Bu kitabın 6. ve 7. Bölümlerinde meta değer biçimi, para ve sermaye açısından kapitalizmin doğayla uzlaşmaz çelişkisi ortaya konmaktadır. Bu bölüm ise, bir yandan işçilerin üretimin koşullarından toplumsal kopuşu, öte yandan kapitalist üretimin doğal koşullan ve sınırlarının tarihsel özgüllüğü arasındaki temel ilişkilere odaklanmıştır. Bu ilişkilerin kendisi, kullanım değerinin değişim değerinin bir koşulu ve aracına dönüşmesine işaret ettiğinden, genelleşmiş meta üretiminin kapitalizmin sınıf ilişkileri içindeki zorunlu temelinin kısa bir sergilenmesiyle başlayacağız. Bu sergileme, aynı zamanda değerin tahlili için sahneyi hazırlamaya da yardımcı olacaktır.

Meta Üretimi ve Kapitalist İlişkiler

Toplumsal üretimin birbirinden bağımsız özel işletmelerde meydana geldiği bir ekonomide (doğanın sağladığı üretim araçlarının elde edilmesinde kullanılan emek de dahil) hangi emeğin toplumsal emeğin yeniden üretici bir tarzda dağılımının bir parçası olarak kabul edileceğine, ancak, piyasayı yöneten değişim değerleri tarafından ex post olarak karar verilir. Belirli, bireysel emekler toplumun zorunlu emek zamanına değişim değerleri aracılığıyla dahil olur. “Zorunlu” emek zamanı, verili doğal ve toplumsal koşullar altında toplumun emrindeki toplam emek zamanı ile karşılanabilme potansiyeli taşıyan ihtiyaçların karşılanmasında kullanılan emek anlamına gelir.2 Bu zorunlu emek zamanı (ister bir bütün olarak ister özel bölümler halinde olsun) Marx’ın soyut emek diye adlandırdığı şeydir ve değerin özünü oluşturur. Bu öz, para yani değerin evrensel eşdeğer biçiminde ifade edildiğinde bile, bu böyledir.3 Sözün kısası, bir meta bir parasal fiyat taşıdığında, bu metaı üretmek için harcanan somut emek, “harcanış tarzına bakılmaksızın”, toplumsal olarak zorunlu (soyut) emek olarak geçerlilik kazanır (Marx, l967a, 1, s. 38).

Zenginlik üretiminin değişim değerleri tarafından düzenlenmesi, toplumun tek tek üyelerinin bazı zorunlu kullanım değerlerini ancak meta satın alarak elde edebileceklerini, bu metaları satın alabilmek için gereken parayı da ancak meta satışından sağlayabileceklerini varsayar. Bu yüzden, meta ekonomisi bireylerin (ya da hane halklarının) kendilerini pazar ilişkilerinden bağımsız olarak yeniden üretebilmesini engeller. Bu engelleme, ister tek tek ister topluca olsun, doğrudan üreticilerin, zorunlu tüketim araçlarının üretimi için gerekli bazı koşullara meta üretim ve değişim sisteminin dışında ulaşma olanağından yoksun olmasını söz konusu bu zorunlu üretim koşullarının kendilerinin meta biçimini almasını öngerektirir. Bu durum, bütün zorunlu kullanım değerlerinin ve bunların üretimi için zorunlu olan bütün koşulların ancak ve ancak satın alınan metalar biçiminde elde edilebileceği anlamına gelmez. Bu kullanım değerlerinin ve zorunlu üretim koşullarının önemli bir kısmının meta biçimini alması yeterlidir. Aslında, meta üretimi sisteminin belirleyici çelişkisi, bu üretimin kendi kullanım değerleri piyasada belirlenmeyen koşullara bağımlı olarak gerçekleşme zorunluluğudur (bkz. 6, 7 ve 8. Bölümler).5

Burada, metalaşmış üretim koşullarını niteleyen bir toplumsal üretim sürecinin kilit noktası, bu sürecin doğrudan üreticilerin üretimin koşullarından kopmasını ön gerektirdiğidir. Bir başka deyişle, böylesi bir üretim tarzı, üreticilerin üretim koşullarıyla bir araya, ancak ve ancak ücretli işçiler olarak birleşerek emek güçlerini üretimin koşullarını kontrol eden kapitaliste sattıktan sonra gelebileceklerini ve ancak bu yolla kendileri için gerekli ve zorunlu kullanım değerlerini elde edebileceklerini varsayar ( 1967a, 1, 26-33. Bölümler). Kısacası, emeğin dağılımını toplumsal olarak zorunlu emek zamanını temsil eden parasal değişim değerleri aracılığıyla düzenleyen meta üretimi, ancak ve ancak, sermaye ile “özgür” emek başat toplumsal üretim ilişkisi haline geldiği zaman genelleşir ve üretimin başat biçimi halini alır:

Ne köleler, serfler vb. gibi üretim araçlarının ayrilmaz bir parçasını oluş­turduklari, ne de, mülk sahibi köylüler örneğindeki gibi kendine ait üretim araçlarina sahip oldukları için, iki anlamda da serbest emekçiler; bu yüzden, kendilerine ait [kendi geçimlerine yetecek] her türlü üretim aracından azadedirler.(l967a, 1, 714).

Marx, bu sözlerine şunu da ekler: “Meta pazarındaki bu kutuplaşmayla kapitalist üretimin temel koşullan yerine gelmiş olur” (714). Buna uygun olarak, Marx, “ürünün meta biçimini “burjuva toplumunun en temel çekirdek biçimi” olarak tanımlar (8). Ona göre, ancak “ücretli emek aracılığıyla üretim evrenselleştiğinde meta üretimi üretimin genel biçimi haline gelebilir” (1967a, il, 33). “Burada emeğin kendisi bir R)meta olarak ortaya çıktığı” içindir ki “para ilişkisi, alıcıyla satıcı arasındaki ilişki, üretime içkin hale gelir” ( l 16-17, krş. Marx 1967a, 1, 169, 587).

Marx’ın bazı eleştirmenleri kendisi için çalışan girişimciler arasında üretim ve değişimin olanaklılığını meta üretiminin ücretli emeği içermesinin zorunlu olmadığının kanıtı olarak gösterirler. Ne var ki, daha derinliğine incelendiğinde, genelleşmiş meta üretiminin bu türden bir küçük burjuva ve/ya da köylü üretiminin yeniden üretilmesi temeline dayanamayacağı açıkça ortaya çıkar. Bir yandan, kendisi için çalışan üreticilerin emeği esas olarak üreticinin kendi kullanımına yöneliktir, ancak zorunlu (üretim ve tüketim) ihtiyaçlarını aşan fazlalık değişime konu olabilir ve bu durumda da, değişim, başlı başına para biriktirme amacı için değil, başka kullanım değerleri elde etme amacı için yapılır. Bu durum, meta ilişkilerinin üretim araçlarının önemli bir bölümünü içerecek şekilde genelleşmesiyle uyuşmaz. Öte yandan da, üretimin parasal kazanç amacına yöneldiği ölçüde (ve burada, bunun, yani para için üretme potansiyelinin, üretimin ancak kısmen parasal değişime tabi olduğu bir sistem içinde bile var olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır), rekabet, sermayenin ve ücretli emeğin artışı yönünde güçlü bir yapısal eğilim yaratır. Kuşkusuz, bu durum, işçilerin zorunlu üretim araçlarından çoktan kopmuş bir sınıf oluşturduğu kapitalist toplumların içinde yahut kıyısında hatırı sayılır büyüklükte bir küçük burjuva ve/ya da köylü üretiminin varlığını sürdürmesini hiçbir biçimde engellemez.

Emek, Doğa ve Sermayenin Maddi Gerekleri

Genelleşmiş meta üretimi ile kapitalist ilişkilerin Marx’ın nazarindaki yakın bağlarını ortaya koyduktan sonra, şimdi de kapitalizmin doğal koşul ve sınırlılıklarnın tarihsel olarak özgül karakterini ele alacağım. Her şeyden önce, Marx, kapitalist üretimin başlayabilmesi için işçilerin toplumsal olarak kopması lazım gelen üretim koşullan arasında, işçinin ücretli emekçi haline gelmeksizin kendini yeniden üretmesine izin veren türden koşullara özel bir önem atfetmiştir. Kapital’de, “büyük insan kitlelerinin bir anda ve zorla geçip araçlarından koparılarak emek pazarina serbest ve ‘bağlantısız’ proleterler olarak doluşmasina“ neden olan “tarimsal üreticinin, köylünün topraktan uzaklaştırılmasının tüm sürecin temeli” olduğunu söyler (1967a, 1, 716). Bu anlamda, “insan yığınlarının topraktan uzaklaştırılması kapitalist üretimin temelini oluşturur” (768).7

Marx, daha önce Grundrisse’de “sermayenin tarihsel ön koşullarını” değerlendirirken de, benzer biçimde “ücretli emeğin bir ön varsayımı… özgür emeğin kendini gerçekleştirmek için gereken nesnel koşullardan emek araçlarından ve emeğin malzemesinden ayrılmasıdır. Bu, her şeyden önce, işçinin doğal işliği topraktan uzaklaştırılmasıdır” demişti (1973, 471).

Ve buradan:

Emeğin, sermayeyle ya da emeğin sermaye şeklindeki nesnel koşullarıyla ilişkisi, işçinin mülk sahibi olduğu ya da mülk sahibinin çalıştığı çeşitli biçimleri çözen bir tarih sürecini ön gerektirir. Bu her şeyden önce, üretimin işçiyi kendi inorganik varlığıyla ilişkilendiren doğal koşulu olarak yeryüzüyle – toprak ve arazi ilişkinin çözülmesidir. ( 1 973, 497)

Engels’in ilk çalışmalarindan olan Bir Ekonomi Politik Eleştirisi Denemesinde bile, üreticilerin üretimin doğal koşullarından kopmasının kapitalizmin yapısal temeli olduğu fark edilmiştir:

Toprağı,her şeyimiz, varoluşumuzun ilk koşulu olan toprağı bir alışveriş nesnesi yapmak, insanın kendisini bir alışveriş nesnesi yapmaya doğru son adımdır.Ve ilk mülk edinme toprağın bir azınlığın tekeline alınması ve geri kalanlarının hayatlarının koşulundan dışlanması kendisini izleyen toprağın mal kılınması ahlaksızlığından başka bir şey doğurmaz. (Engels, 1964b, 210).

Zenginlik üreten emeğin doğal koşullarından böyle ayrılmasıyla “emeğin tam gerçekleşmesi için ihtiyaç duyduğu nesnel konaklar kendisine yabancılaşmış olarak, emek araçları olduğu kadar geçim araçları da olarak, sermayenin yanında görünür” (Marx, 1 988, 1 34-35). “Başlangıçta hiçbir ücret gerektirmeksizin doğaca sağlanan” geçim araçları, artık, ancak ve ancak, “sermayenin, emek kapasitesini satın aldığı unsuru” olan ücreti “kazanmakla” elde edilebilir olmuştur (134). Bu durum, bireysel işçinin “emeğin ve yeniden üretiminin koşullarıyla, bu koşullar kendisine ait olarak, kendi öznelliğinin doğa tarafından verilmiş inorganik bedeni olarak” ilişki kurduğu kapitalizm öncesi toplumlardaki durumdan tümüyle farklıdır. Kapitalist öncesi toplumlarda, bireysel üreticinin emeğin ve kendi yeniden üretiminin koşullarıyla ilişkisi, “bütün cemaatlerin babası bir despot biçiminde, kendisinin ve topluluğun üzerindeki bir bütünün izniyle belirli bir cemaatin üyesi olma hak ve sıfatıyla bireye düşen bir pay olarak gözüktüğü” ( l ‘.173, 473) durumlarda bile, kapitalizmde olduğu şekilde kopuk değildir. Örneğin “kölelik ve serflikte” işçinin üretimin doğal koşullarından “kopması söz konusu değildir, sadece, toplumun bir kesimi diğer kesimine tıpkı sığırlar gibi, diğer doğal varlıklarla birlikte toprağın bir eklentisi olarak, sırf kendi yeniden üretiminin inorganik ve doğal koşulu olarak muamele eder” – öyle ki, emekçi hala “kendi inorganik varlığı olan belirli bir doğayla (diyelim toprak, arazi, tarla) ilişkisini korur” (489-90).

Bu yüzden, kapitalist üretim, emekçiyle doğal koşullar arasındaki kapitalizm öncesi toplumları karakterize eden toplumsal bağlarla kayıtlı değildir. Özellikle de, kapitalizmin kullanım değeri gerekleri üreticinin doğayla daha önce var olan toplumsal bağlarınca engellenmez. Sermayenin mutlak biçimde gerek duyduğu tek özgül kullanım değeri emek gücünün kullanım değeridir, yani, insanların artı emek ortaya koyabilme yeteneğidir; emek gücünün kullanım değerini elde etmeksizin, bir bütün olarak sermaye için hiçbir kar kaynağı olmazdı (1967a, 1, Bölüm 5)

Kuşkusuz, artı emeğin, böylece artı değerin varlığı, doğal koşulların emekçilerin bütün emek zamanın:n kendi geçim araçlarının üretimine ayırmak zorunda bırakmayacak koşullar olmasına bağlıdır (bkz. 3. Bölüm). Emek gücünün kullanım değerinin sömürülmesi ve bu sömürünün para biçiminde biriktirilmesi, aynı zamanda, işçilerce sarf edilen emeğin piyasa kararlarına uygun biçimde, yararlı emek olmasını da gerektirir. Bu yüzden, sermaye sadece sömürülebilir emek gücünün varlığına değil, aynı zamanda, bu emek gücünün kullanım değerinin karlı biçimde satılabilir kullanım değerleri olarak gerçekleşmesini sağlayan maddi koşulların varlığına da ihtiyaç duyar. Her ne olursa olsun, bu maddi koşullar ancak ve ancak, emek gücünün kullanım değerlerinin artı değer biçiminde sömürülmesinin ve parasal gerçekleşmesinin aracı olarak hizmet ettikleri ölçüde sermaye için yararlıdırlar. Marx’ın işaret ettiği gibi, “Sermaye olarak para için, emek kapasitesi, kendisini dönüştürmek zorunda olduğu dolaysız kullanım değeridir ( 1987, 504; vba.)

Sermaye-doğa ilişkisinin barındırdığı gerilimler şimdiden aşikardır. Sermaye, bir taraftan, emeğin ihtiyaç giderici ürünlerde cisimlenmesine yönelik, canlı, fiziksel olarak iş gören emek gücü ve doğal koşullara ihtiyaç duyar. Kapitalist üretim, bu bakımdan, insani zenginlik üretiminin bütün biçimleri gibi, kullanım değerlerine doğanın yaptığı katkıya bağımlıdır (bkz. 2. ve 3 Bölümler). Öte yandan, sermaye doğaya, üreticilerle üreticilerin doğal koşullarının toplumsal ve maddi organik birliği olarak değil, sadece emek gücünü elde etmesinin “ayrı” maddi koşulları olarak ihtiyaç duyar. Sermaye için, doğal koşulların bu “ayrı” niteliği, emekçilerin üretimlerinin zorunlu koşullarından ayrılmasına tekabül eder, yani, kapitalizmin temel sınıf ilişkisini oluşturur. Kısacası, sermayenin sömürülebilir emek gücünün ilk sırayı aldığı gerekli kullanım değerleri hiyerarşisi ( 1 ) insani ve insan dışı doğanı n zorunlu birliğinden özel olarak kapitalizme özgü bir tarzda kopuşunu ve (2) doğanın ve kendisi bir kullanım değeri olarak üretici insanın, sırf para kazanmanın koşulları statüsüne indirgenerek toplumsal aşağılanmasını temsil eder.

 

 

 

About Mustafa Aydın

Check Also

DOĞRUDAN DEMOKRASİ NEDİR? – Alişan Özdemir

Demokrasi sistemi, birincil olarak toplumun ve toplumun etkinliklerinin yönetimi alanında monarşi ve oligarşi sistemlerine karşı …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com