BÖLÜNMÜŞ SOLU YENİDEN BÖLENLER- M. Taş

Batının liberal geleneklerini, liberal demokrasiyi, savaşı, militarizmi ve NATO’yu haklı gösteren yorumlar sadece Slovak düşünür Slavoj Žižek’ten gelmedi. Onun gibi bazı düşünürler egemen hegemonyayı savunmada birbirleriyle yarıştı, yarışmaya da devam ediyorlar.

Ukrayna savaşının tam ortasında, insanların ve üstünde yaşadığımız toprakların, doğamızın ölüm fermanının yazılmakta olduğu bu süreçte Batılı sol düşünürlerin yaptığı tartışmaları bir ihanet gibi görenler olduğu kadar Marksist düşünceleri yeniden gözden geçirmek için bir fırsata çevirmeye uğraşanlar da az değil. Alıntılar yaptığım ve fikirlerine katıldığım yazar, makalesinde saldırılara derinlikli bir vizyonla yeterince cevap veriyor.

İklim değişikliğinin ana vektörlerinden biri olan savaşta Batı’nın oynadığı role ilişkin solcu aydınların iki kampa ayrılması telafisi uzun zaman alacak bir kırılmanın habercisidir. Rusya’nın oluşturduğu tehdidi gerekçe göstererek NATO’cu blokla kurdukları ittifakı bir de enternasyonalist bir pozisyonla ilişkilendirmeye cüret edebilmeleri düşündürücüdür! Gerici güçlerle aynı safları paylaşmak şimdi bir çekim odağı oluşturmuş gibi görünse de çatışma sona erdiğinde bunun etkisiz hale geleceği kesindir.

Bu keskin kırılmaya nasıl gelindi, kim getirdi?

NATO’yu ve Ukrayna’yı Aklamanın Günahı Büyük

Sol eğilimli sanal bir medya olan CTXT’de yayımlanan bir makalede solcu spanyol filozof Santiago Alba Rico’nun savaşla ilgili söylemi, NATO’nun yanında saf tutmanın en belirgin örneklerinden birini sunuyor.

Alba Rico şöyle yazıyor: “Putin NATO’nun alternatifi olmadığını gösterdi. O halde Avrupa solu, pasifizm ya da anti-emperyalizm vaazı vermek yerine, Atlantik çerçevesi içinde geleceğe yönelik önerilerde bulunmalı ve fiili olarak onun güçlendirilmesini ve militarist bir tırmanışı kabul etmelidir” (Rebelion).

Oysa büyük olasılıkla dünyada hiç canlı kalmayacağı için uluslararası nükleer bir çatışmadan kaçınmak gerekmez mi? Yugoslavya, Libya, Suriye, Afganistan ve Irak’ta NATO ile ABD fanatik teröristleri kullanarak insani müdahale maskesi altında ikiyüzlü davranmadılar mı? Buralarda uluslararası hukuk, ülkelerin toprak bütünlüğü ve adalet kavramı bombalarla yerle bir edilmedi mi? Emperyalist güçlerin dünyanın gözü önünde gerçekleştirdikleri vahşeti yazar unutabilir ama acaba insanlık unutabilecek mi?

Liberal Demokrasinin Soldan Yorumu

İki Fransız sol düşünür, Pierre Dardot ve Christian Laval, “Stalinci” diye damgaladıkları karşıt görüşleri hor gördükleri makalelerinde “kamplaşma” politikasına sert bir şekilde saldırıyor. Bu yazarlara göre, “Batı emperyalizminin eleştirisine odaklanan “kampçılık”, Rus emperyalizminin yarattığı tehlikeyi görmezden gelecek, eylemlerini mazur gösterecek ya da ortak düşmana karşı mücadele adına doğrudan onu kutsayacaktır.” (Rebelion)

Hiç kuşku yok ki, Batı hegemonyasını ve onun uğruna tezgâhlanan jeopolitik çatışmaları dikkate almayan solun tüm bileşenlerinin eleştirilmesi gerekiyor. Ancak Dardot ve Laval, kavramları tersyüz ederek kendi kendileriyle çelişiyorlar. Yazarların söylediklerinden şöyle bir mantık çıkıyor:  ABD emperyalizmi yenilirse, uygarlığın ve demokrasinin düşmanı Rus emperyalizmi, tüm dünya halkları için gerçek bir tehlike oluşturacaktır.  “Eğer Rus diktatörü Putin kazanırsa Rusya’da başlayan totaliterliğin yakın ya da uzak bütün ülkelere yayılmasını engelleyecek hiçbir şeyin kalmayacağını görebilmeliyiz. Bu nedenle Putin’in acımasız savaşı, özgür dünyayı ve liberal demokrasiyi hedef almaktadır.”

O kadar tutarsız ve abartılı bir yorum ki,  iki yazar da algı yaratma peşindedir. Hemen şunu sorabiliriz. Rusya’nın gerçekten bütün bu ülkeleri işgal edebilecek maddi gücünün olup olmadığının sorgulaması gerekmez mi?” (Rebelion)

Yazarlar değerlendirmelerinde kriz içinde debelenen liberal demokrasiyi savunurken tutarsız örnekler veriyorlar. Onlara göre, Batı yeterince demokratik olmasa bile, Beşar Esad, Putin ve Lukaşenko gibi barbar diktatörlüklerden çok daha demokratik. Ama her nedense Erdoğan rejiminden, Suudi Arabistan’dan, Sisi’nin Mısır’ı, Al Thani’nin Katar’ı gibi kanlı diktatörlüklerden hiç bahsetmiyorlar… Bunlar acaba ABD’nin sıkı müttefikleri oldukları için mi?

Dardot ve Laval’ın savlarının ana noktalarından biri, belirli halkları (Ukrayna, Beyaz Rusya, Gürcistan, Kazakistan) demokratik özlemleri olan halklar değil tersine büyük jeopolitik oyunun piyonları olmakla suçluyorlar. Tarihsel olguları çarpıtarak, Rusya’nın, 2011’de Suriye’de isyanı bastırmak için müdahale ettiğini, şimdi de bunu Ukrayna’da yaptığını ve gelecekte diğer ülkelerde de aynısını yapacağını söyleyebilecek kadar şaşkın ördek gibi yalpalayıp duruyorlar.

İki aydının bu kadar basitleştirmeye ve yanılgıya düşmeleri endişe verici. Rusya, Esad rejiminin, İslâmcı milislerin farklı hizipleri ve İslâm Devleti tarafından tamamen kontrol altına alındığı 2015’te askeri müdahalede bulunuyor. Suriye zaten büyük ölçüde İslâmcı milisler tarafından yönetiliyordu. Ayrıca ABD ve NATO ülkelerin yıllardır çatışmaya müdahale ettiğini, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’nin başından beri  İslâmcı milisleri silâhlandırdığını unutuyorlar. Dardot ve Laval’ı özellikle rahatsız eden şey, belirli sol kesimlerin 21. yüzyılın idealize edilmiş demokratik isyanlarının aslında araçsallaştırıldığını vurgulamalarıdır. Ama sonunda Sol haklı çıkmadı mı?

ABD, Nato, Batılı ülkeler, Rusya ve Çin’inin ördüğü uluslararası ilişkiler, tam olarak insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı değil, etki alanlarının yaratılmasına ve kendi kapitalist şirketlerinin ve oligarşilerinin çıkarlarına dayanmaktadır. Jeopolitik politikaların demokrasi ve diktatörlük arasındaki bir mücadeleden kaynaklanabileceğini düşünmek saflık olur. Putin’in Avrupa’daki otoriterliğin ve aşırı sağın yükselişinden çok şey kazanabileceği açıktır, ancak onun tek sorumlu olduğunu iddia etmek, onu yönlendiren içsel faktörlerin görmezden gelinmesine yol açar.

Daha önce Varşova Paktı üyesi olan ülkelerin, daha sonra Baltık cumhuriyetlerinin  NATO üyesi olması, son olarak da tarafsız İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya kabulü Putin’i haklı çıkarıyor. Bu ülkelerin Rus tehdidi nedeniyle NATO’ya dahil edildiği ileri sürülüyor. Ancak burada Rusya’nın zayıf bir kapitalist ülke olduğu ve Putin’in kendisinin uzun yıllar Batı yanlısı  politikalar geliştirdiği unutuluyor.

 Emperyalizmden “enternasyonalizm” üretmek

Totaliterlik tezini belirsiz bir şekilde kullanan Dardot ve Laval, “Stalinizm’i faşizmle evlendirip bu evlilikten mutlak kötülüğün vücut bulmuş hali olan Vladimir Putin’i doğuruyor” (Rebelion) Batının liberal demokrasisinin otokrat Putin tarafından tehdit edildiğini belirtiyorlar.

Liberal demokrasinin kurtarılması için de Birliğin federatif bir formatta yeniden inşa edilmesine dayanan muğlak bir enternasyonalizmi çare olarak sunuyorlar. Anlatmaya çalıştıkları “enternasyonalizm”in tuhaf ve mantıksız yanı, Rus milliyetçiliğine karşı savaş ve militarizm gibi yıkıcı bir temel üzerine inşa edilmesinin önerilmesidir.  Bu tehlikeli enternasyonalizmin hiçbir zaman eşitlikçi, demokratik sosyalist karakterde olmayacağını hemen belirtmek gerekir.

Emperyalizmden türetilen bu ucube enternasyonalizm inşa edildikten sonra; askeri tırmanışta artışların olacağı, NATO’nun konsolidasyonun derinleşeceği, silâh sanayiinin geleceğinin garanti edileceği ve kontrolsüz silâh kaçakçılığının meşrulaşacağı gün gibi ortada. Hangi kılıf altında olursa olsun istedikleri emperyalizmin yeni bir aşamaya taşınmasıdır.

Marksist filozof Étienne Balibar da “barışın bir seçenek olmadığını” belirtirken kendisini savaş çığırtkanı bir çizgide konumlandırmaktadır. Çatışmayı bir Avrupa savaşı olarak tanımlayan Balibar, “Ukrayna direnişi”ne silah, ekonomik yaptırımlar ve koşulsuz destek sağlanmasını istiyor. NATO’nun 1991’de ortadan kalkması gerektiğini ve Amerikan emperyalizminin jeopolitik bir aracı olduğunu kabul etmesine rağmen, Rusya’ya karşı tek alternatif olduğu için NATO’nun genişlemesinin meşru olduğunu vurguluyor.” (Rebelion) Rus halkının Putin’den kurtulabilmesi için bir fırsat oluştuğunu teyit ediyor. Balibar’a göre, milliyetçiliğin zaferini engellemenin tek yolu “enternasyonalist” çözüm olacaktır. Enternasyonalizmi emekçi halk sınıflarının devrimci dayanışmasıyla ilişkilendirmek yerine,  Batı’nın dayattığı ekonomik yaptırımların bir rejim değişikliğine neden olabileceğini söylüyor. Rusya’nın ve herhangi bir ülkenin Batı kapitalizminin hegemonik bloğuna çekilmesinin enternasyonalizm olduğunu iddia ediyor.  Emperyalizmden üretilen enternasyonalizm emperyalist saldırganlığa meşruiyet kazandırıyor.  Ayrıca Rusya’da provokasyonlarla tezgâhlanacak rejim değişikliğinin yol açacağı patlayıcı durumun analiz edilmemesi, en hafif deyimle bir sorumsuzluk değil mi?

Batı Medeni Ötekiler Barbar

Yıllarca liberalizme karşı aralıksız mücadele vermiş filozof Žižek de bu savaşta birdenbire saf değiştirdi. Açık bir şekilde NATO ve Batı bloğu tarafına geçti. The Guardian‘daki makalesinde, temel sorun, savaş ve militarizmin yayılması değil, Putin’in tanımladığı jeopolitik krizdir. Žižek, tehlikeli bir şekilde, “Ukrayna’yı desteklemekle topyekûn savaştan kaçınmak arasındaki denge arayışını bırakmamız gerektiğini” (Rebelion) savunuyor. Bu açıklamasıyla askeri desteğin de ötesine geçiyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmeye karar verdiğinde sınırı aşmış olduğunu belirtiyor ve sonuç ne olursa olsun buna sert bir biçimde cevap verilmesi gerekir diyerek nükleer bir savaşa çağrı yapıyor.

Žižek, Nato taraftarlarına seslenerek, “kendimizi Putin’e tepki veren bir grup olarak görmek yerine,  şu soruyu sormalıyız: Batı’nın özgür olmasını istiyor muyuz?” (Rebelion) Ve hemen sorunun yanıtını kendisi veriyor. “Liberal demokratik geleneğimizde kurtarılmaya değer olanı savunmanın tek yolu, onun evrenselliği üzerinde ısrar etmektir.” (Rebelion).

Bu özlü ifadeden üç anlam çıkarılabilir. Birincisi, kusursuz olan biz, yani özgür Batı, tarihin aydınlık yüzü. Liberal uygarlık gerekirse çıkar gözetmeden füze saldırılarıyla dünyanın her köşesine götürülmeli. İkincisi, Žižek, “liberal demokratik hegemonya”yı medeniyet alanına yerleştirdiğinden, sağın filozofu  Samuel Huntington’un müjdelediği medeniyetler çatışmasına katkı yapmış oluyor. Üçüncüsü: solun eylem paradigmasının mümkün olan en fazla şeyi liberal demokratik gelenekten almak olarak tanımlıyor. Bu durumda eşitlikçi toplumcu sosyalist dönüşümün hedefi olan kapitalizmin üstesinden gelme ufku ortadan kalkıyor.

Bazı Aydınlardaki Farklı Etkene Bağlı Kalma Sendromu 

Žižek’in yazdıkları temelde solun siyasi ve entelektüel hayal kırıklığının bir örneğini oluşturuyor. Sol kanat entelektüel seçkinler, devrimci bir projenin imkansız olduğunu düşündüklerinden neoliberal hegemonyayı kabul ediyor. NATO’nun dayattığı kurallara uymak, farklı bir etkene bağlı olarak hareket etmek, kendini yönetememe hali heteronomi, yani yaderkliktir. İradenin dışarıdan gelen emirlere göre davranmasıdır. Bu bireysel ve profesyonel adaptasyon sayesinde, bazıları oldukça iyi bir yere gelebilir ve bir miktar etki yaratmaya devam edebilir.

Ukrayna savaşı sol aydınların değişen konumunu acı bir biçimde ortaya çıkardı. 1960 ve 1970’li yıllarda ezilen halkların mücadelelerine doğrudan müdahil olma rolünü üstlenen, aktif katılan entelektüellerin yerini, şimdi kendi başına karar vermeyen medyatik entelektüeller almıştır. İlerici solcu entelijansiyanın büyük bir kısmı, hegemonik sınıf bloğunun vicdanını desteklemeye odaklandı.  Önemli olan artık kapitalist ekonomik sistemle savaşmak ve onun hegemonik söyleminin ikiyüzlülüğünü kınamak değil. “Temelde adaletsiz ve eşitsiz olan kapitalizmin kısmi yönlerini değiştirmek için kamuoyunu etkilemeye çalışmaktır. Kamuoyu, sınıf ve özne olmaktan çıkarılıp manipüle edilebilir bir nesne haline gelen edilgin bir kitleye dönüştürülüyor.”

Paradigma değişimine ve mevcut güçler dengesine uygun olarak, solun büyük çoğunluğunun ve onun aydınlarının çoğu, Batının silâhlı kanadı NATO ile aynı hizaya gelmesi, tehdit altındaki demokrasi argümanı kullanılarak meşrulaştırılıyor. Açıkçası sorun, genel anlamda demokrasiyi ve devrimci demokrasiyi savunmak değildir. Sorun şu ki, “devrimci stratejik yaklaşımların eksikliği göz önüne alındığında, liberal demokrasinin savunulması nihai amaca dönüşüyor ve hegemonik liberal ideolojinin pekişmesine katkı yapılıyor” (Rebelion).

Bu ideolojik çerçeveye uyumlu olarak, solun bazı kesimleri Batı jeopolitik çıkarlarını, tehlikeli askeri tırmanışı meşrulaştırma pahasına bile olsa, Rus tehdidine karşı savunulmasını doğal karşılıyor. Aşırı sağın ve Neonazilerin yönetimde etkin olduğu Ukrayna, muhtemelen tehdit altında olan en son liberal demokrasi kalesidir.

Yukardaki yorumlardan, aydınlara sirayet eden liberal ahlâkçı idealist anlayışın insanı büyülediği, âşık ettiği ama aynı zamanda da kör ettiği sonucu çıkarılabilir. Adı geçen aydınların hiçbiri sınıf mücadelesine dayalı materyalist diyalektik yaklaşım perspektifiyle sorunlara bakamıyor. Çelişkilerin ve diyalektiğin varlığı onlara göre boş ve anlamsız. Toplumsal değişimi arzulamak yerine sadece iyinin kötüye karşı ahlâk mücadelesi yeterlidir.

En kabul edilemez olanı entelektüellerin savaşı desteklemeleri ve genişletilmesini istemeleri. Savaş, iki taraftaki halk sınıfları için her zaman zulüm ve adaletsizliktir. Yoksullar, sonuçta savaş alanında birbirlerini öldürenlerdir, ama bunu yaparken hiçbir nesnel çıkarları yoktur, yıkıma ve şiddete maruz kalmaktan başka.

Kof kahramanlığı, milliyetçiliği ve savaş çığırtkanlığını yüceltmek, yeniden silahlanmayı ve militarizmi meşrulaştırmak, liberal demokrasiyi savunma şemsiyesi altında da olsa, başlı başına sorumsuzluktur ve insanlığa karşı suçtur aynı zamanda.

Enternasyonalizmin temel ilkesi, her zaman mülksüzleştirilen halk sınıflarının arasındaki savaş karşıtı, barışçı ve eşitliğe dayanan hümanist sınıf dayanışması olmuştur.

Kaynakça 

Xavier Vall Ontiveros,  Savaş Çığırtkanlığı, Yabancılaşma ve Tahammül Edilemez Antiemperyalist Eleştiri Üzerine (Sobre belicismo, alineamiento y la intolerable crítica antiimperialista), Ares y la izquierda, Rebelion, 23 Haziran 2022

About Mehmet Tas

Check Also

KÜRTLERİN TARİHİNE YOLCULUĞUM (3)-M. Taş

1.Meclis, Mustafa Kemal ve Kürt Özgürlük hareketi Balkanlar ve Ortadoğu bağımsızlık savaşlarıyla çalkalanırken Kürt ve …

One comment

  1. Ukrayna /Rus savasiyla ilgili dogru bir yorum,katiliyorum.Ozellikle geleneksel rus dusmanligi uzerinden yapilan yorumlar ve carpitmalar ve kavram kargasasi emperyalizmin  “sol”cu yorumclari tarafindan ozellikle korukleniyor,Mehbet Bas’in yazisi sonuna kadar hakli bir durusu sergiliyor.Bu arada HDP Kurultayiyla ilgili de iki cift laf edeyim danismanlar kadrosuna Mehmet Altan,Ali Bayramoglu,Hasan Cemal gibi liberal “sol”kalemsorlari dahil eden HDP yonetiminin bu siyasi ve ideolojik sabikasi bol kilavuzlardan ne umdugunu merak ediyorum.Selahattin Demirtas baskanini hapiste unutan bir siyasi partinin bu yetmez ama evetci ve bugun Demirtas gibi bir suru muhalifin hapiste tutulmasina katki saglayan duzenin olusmasina ve mesrulasmasina katkida bulunmus kisileri kendine klavuz yapmasinin da bir tesaduf olmadigini dusunuyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com