Köşelerden Bir Demet (363)- Cavlı Çulfaz

Küreselleşme, savunulanın ya da gösterdiği amacının aksine insanlara kapalı dünya görüşlerini dayattı, bu kapalılık hali siyasete kutuplaşma olarak yansıdı. Körü körüne uzmanlara inanmak da, uzmanlar hangi kanıtı gösterirse göstersin şüpheciliği bir an olsun bırakmamak, bilgiye göre değil inandığı şeyi hakikat kabul etmek de kapalılığı işaret ediyor. Bugün yaşanan varoluşsal krizin arkasında, özellikle 80‘lerin ve 90‘ların dizginsiz kapitalizm döneminde, çoğu insanın bilgiyi ve sermayeyi kendisine değil de sahip olmaya yatırmış olmasının etkisi büyük. Kapalı görüşlülükte olduğu gibi açık görüşlülüğün de bazı tehlikeleri var. Özellikle referans noktalarını kaybetmiş bir toplumda şüpheciliğin geldiği nokta, kişiyi anlamdan yoksun bir noktaya sürükleyebiliyor.

https://www.birgun.net/haber/acik-gorusluluk-360325

Olağanüstü bir kuşatmayla siyasetten silinmeye çalışılan, ötekileştirilerek/şeytanlaştırılarak yalnızlaştırılan, hayatı bu kadar zorlaştırılan bir partinin edindiği –veya ona yüklenilen– kritik rol ve direnme becerisi sahiden şaşırtıcı. Herkes, gündemin şekillenmesine bağlı olarak, “tutumun” eksiğinden çok sağladıklarına odaklanmayı seçti. Birbirlerine uzaklığı teyit ederek değil yakınlığın şartlarını netleştirerek ilerlemenin mümkün olduğu gösterilmiş oldu.

https://www.gazeteduvar.com.tr/hdpnin-tutum-belgesi-makale-1536672

Üniter devlet başka, ulus-devlet başka. Böylece, vatandaşların zorunlu’dan gönüllü’ye dönüştürülmesi sayesinde devletin varlığını devam ettiriyor. 2023’te Cumhuriyetin 100. Yılı vesilesiyle çok geniş bir genel af çıkartılması ve aynı anda, silah bırakacakların ülke yaşamına suhuletle entegre edilebilmesi için gereken tüm tedbirlerin alınması olmazsa olmaz bir şarttır. Türkiye Cumhuriyeti şu andaki bütünlüğünü korusun istiyorsak. Aynı anda demokratik de olsun istiyorsak.

https://artigercek.com/yazarlar/baskinoran/kurt-meselesi-realist-yaklasim

Türkiye’deki bugünkü rejime faşizm diyenlerin, devrimci kaygı ve öfkeyle bu tanımlamayı yaptıklarının bilincindeyim. Ama devrimci kaygılarımızı ve öfkemizi, gerçek bilimsel analizin yerine geçiremeyiz. Günlük ajitasyon açısından kabul edilebilecek bu tanımlama, gerçek politik analiz açısından gerçekliği yansıtmadığı için eksik bir tanımlamadır. Çünkü faşizmin gerçek özünü görmezden geldiği gibi, rejimler arasında ayrım yapmayı da olanaksız hale getiriyor.

Cumhuriyetin kurulduğundan beri faşizm olduğunu iddia eden görüşler var. Bu görüşler, tüm rejim biçimleri konusunda bilgi ve analizlerden ziyade, yaşanan acılara duyusal tepkisel tepki göstermekten kaynaklanan görüşlerdir. Böylesi bir yaklaşım, sadece doğmatik değil, rejim biçimleri arasında ayrım yapma yeteneğinde olmadığı için, siyasal körlüğe götüren bir yaklaşımdır.

https://sendika.org/2019/04/fasizan-bonapartizm-mi-545296/

Lenin, Hegel’i okuduktan sonra II. Enternasyonal’in mekanik materyalizminden kopar. Lenin, Hegel okumaları sayesinde öznelliğin ve bilincin yaratıcı gücünü şöyle ifade eder: “İnsan bilinci, yalnızca nesnel dünyayı yansıtmaz, aynı zamanda yaratır da.”

https://sendika.org/2021/09/engels-ve-felsefenin-kucumsenmesi-632432/

Marx, emeğin yabancılaşmasını, dolayısıyla soyut emeği eleştirir ve soyut emeğin ortadan kalkması gerektiğini savunur. Soyut emek, nicelikli emek olarak da adlandırılır. Dolayısıyla Marx, burjuva ekonomistlerini, bütün dikkatlerini, emek değerinin nicel yönüne çevirdikleri için eleştirir. Sadece sermayeye karşı değil, soyut-emeğe karşı da mücadele gereklidir. Çünkü sermayeyi yaratan, soyut emektir. Sermaye, nesnelleştirilmiş soyut emekten başka bir şey değildir. Soyut emek, özü gereği, özgür olmayan, insanlık dışı, sermaye tarafından koşullanan ve sermaye yaratan bir etkinliktir. Soyut emek ve sermaye bir bütünlüğün iki yanını oluşturur. Kapitalizmin gerçekten aşılması, sadece sermayenin değil, aynı zamanda soyut emeğin aşılmasını da zorunlu kılar.

https://sendika.org/2015/04/kapitalist-moderniteye-karsi-meydan-okuma-konferansinin-dusundurdukleri-ve-bazi-elestiriler-yener-orkunoglu-258817/

1982 yılıydı, Erzincan’dan İstanbul’a bir otobüste yolcuyuz. İşte o gün dinlediğimiz kasete eklenmiş şöyle bir duyuru vardı: “Sayın yolcular, lütfen yanınızdaki kişi ile siyaset konuşmayınız. Hayırlı yolculuklar dileriz.” Ülkede ilk renkli TV yayını o yıllarda başlamıştı ve haber bültenlerinde öldürülmüş muhalif kimselerin yan yana dizilmiş ve genellikle parçalanmış cesetleri gösteriliyordu. Üstelik bu görüntüler toplumsal ürküntü yaratsın diye uzun uzun ve detaylı veriliyordu.

https://www.birgun.net/haber/12-eylul-den-kalan-sehirler-360319

[Doğan Özgüden yoldaş, “Kürt sorunu değil, Türk diktası sorunu!” başlıklı yazısını yolladı. Kendisine teşekkür ediyorum. -C.Ç.-]

https://artigercek.com/yazarlar/doganozguden/kurt-sorunu-degil-turk-diktasi-sorunu

Mülkiye’den dönem arkadaşım Fikret Başkaya yoldaş, kendisiyle yapılan bir söyleşi metnini yolladı. Teşekkür ediyorum. -C.Ç.-] İnsan kendi ölümünü engelleyemez ama insanlığın ölümünü engelleyebilir. Yemenli yoksul bir kadının sorumluluğuyla mülti-milyarderlerin sorumluluğu aynı sayılabilir mi? Eğer bir sorunu çözmek gibi samimi bir niyetiniz varsa, şeyleri adıyla çağırarak başlamak gerekir…

https://acikgazete.com/fikret-baskaya-insan-kendi-olumunu-engelleyemez-ama-insanligin-olumunu-engelleyebilir/

https://independent.academia.edu/CAVLICULFAZ

https://en-gb.facebook.com/groups/DemBirDay/

Dönüşüm Dergisi (1965)

https://tustav.org/yayinlar/sureli_yayinlar/donusum/donusum-01.pdf

About Mehmet Tas

Check Also

BASINDAN-KEMAL YILMAZ

Ahmet Şık-SS atışması! https://youtu.be/bBFPn0ya4qc  Kadın ve derinleşen yoksulluk “Toplumsal cinsiyet perspektifiyle bütçe yapılmağı için kadınlar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com