Köşelerden Bir Demet (270)-Cavlı Çulfaz

Bundan böyle, diken üstünde oturup her olumsuz hamle karşısında verimsiz sonuçları başından belli gürültülü tepkiler vermeye de gerek kalmayacak. Büyükelçiyi geri çekmek, ABD ürünlerini boykot etmek, gösteriler tertipletmek falan gerekmeyecek. Türkiye, usulen ‘‘soykırım nitelemenizi kabul etmiyorum, siz kendi günahlarınıza bakın’’ deyip, sakince yoluna devam edecek.

https://www.acikgazete.com/soykirimda-son-perde/

Sayın sözcünün tarihimize leke sürmüş olayları araması için uzağa gitmesine gerek yok. Dersim Soykırımı, Varlık Vergisi, Trakya ve 6-7 Eylül pogromu, Maraş Katliamı, Sivas katliamı, Roboski katliamı ve daha nice sayısız olayı saymıyorum bile. Yanıbaşında cereyan eden Kobanê yargılamasına bakması yeter de artar. Ama bakamıyor. Ermeni soykırımını, kendi deyimiyle ‘yüce tarihimize sürülmüş bir leke olarak’ gördüğü için yanı başında Kürtleri siyasi yaşamdan silmeye yönelik siyasi soykırımı da görmek istemiyor. Soykırım bir Türkiye gerçeği. HDP’nin dediği gibi yüzleşmeye buradan başlamak gerekiyor.

https://artigercek.com/yazarlar/korayduzgoren/soykirimin-kobane-davasindaki-izleri

Hrant Dink her Ermeni tasarısına müthiş sinirleniyordu ama, korkunç acılar yaşamış Anadolu Ermenilerinin temsilcisi olarak, Türkiye’nin 1915’i inkar etmesi de kahrediyordu onu. Bu sebeple şu söylediği bize düstur olsun: “Paris’e Concorde Meydanı’na gideceğim, bir taşa çıkacağım ve ‘Soykırım olmadı!’ diyeceğim. Ondan sonra Kızılay’a geleceğim, Güven Parkı’nda bir taşa çıkacağım, ‘Soykırım oldu!’ diyeceğim.

https://artigercek.com/yazarlar/baskinoran/imparatorluk-ta-millet-i-sadika-ulus-devlet-te-muhalefet-i-sadika

http://www.baskinoran.com/konferans/ErmeniMeselesi-ayrintili.pdf

Peki, Hrant Dink neden soykırım kavramının kullanılmamasını istemişti? Alper Taş’ın açıklamasından okuyalım: “Meseleyi Türkiye toplumuna soykırım kavramı üzerinden anlatmanın meselenin idrakini zorlaştıracağı önerisi onun önerisidir.” Önceki yazımızda da Hrant Dink’in bu konudaki görüşlerine yer vermiştik. Onun derdi 100 yıllık acılar üzerinden Türk-Ermeni düşmanlığı üretmek değil, tersine Türk-Ermeni dostluğuydu…

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/erdogan-neden-48-saat-bekledi-1831862

Bu evlilik ilk gerçekleştiğinde anneme sormuştum; “Biz Josephine yengeme Hülya mı diyeceğiz?” Annem ise dedemin yaptığının çok ayıp olduğunu belirterek, “Yengenize her zaman Josephine yenge diyin” demişti. Bu cevap benim mücadelemde de etkili oldu.

http://yeniyasamgazetesi2.com/1915-ve-yengemin-hikayesi/

“Bir kuşağı, ya da bir sanatçıyı toptan yansımak isteğini hiçbir zaman duymadım. (…) Benim işim, her şeyden önce, anlamaya çalışmak, anlayabildiklerimi okuyuculara iletmektir. (…) Dostlukların, düşmanlıkların, kahve köşelerindeki sövüşmelerin etkileri benim yazılarımın kıyısından bile geçmedi bugüne kadar.” “Birtakım sanatçıların, yazarların birbirlerine sokulup bir çevre kurmaları, yazılarını, yargılarını dostluklara, sevgilere açmaları ısınamadığım işlerden. (…)

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/elestirmenin-dunyasi-1831233

İstanbullu Rumlar siyasal nedenlerle vatanlarını terk etmiştir ama romanda o siyasetler hiç konu edilmez, 6-7 Eylül olayları yüzünden göç edenler “olaylar” yüzünden göç etmişlerdir, o olayların ne olduğu hiç anlatılmaz, 1964’te göç edenler ülkeden ihraç edilmişlerdir. Kim etmiş, niçin etmiştir o da bir kez üstünkörü açıklanır: Türk hükümeti Kıbrıs olayları yüzünden Yunan Hükümeti’ne baskı yapmak istediği için İstanbullu Rumlara birkaç gün içinde İstanbul’u terk etmelerinin gerektiğini bildirmiştir, o kadar. Siyasal nedenler hiç kurcalanmaz.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/biricik-deger-insan-olmak-1830537

Ne var ki Brecht’in ifadesiyle, kapitalizmin “iğrenç mahlûklarla dolu karnı” sonunda faşizmi doğurdu. Yanlış anlaşılmasın, asla “yine öyle olur!” diye düşünmüyorum; aksine sonunda adalet ve özgürlüğün zafer kazanacağına inanıyorum; yeter ki tüm demokratlar kendi aralarındaki ayrılıkları bırakıp, yükselen popülist ve faşist güçlere karşı cephe oluştursunlar!

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/mutlak-iktidar-pesinde-1830507

Başka türlü söylersek bu çöküş tablosundan, ‘Büyük İnsanlığa” dayatılan bu kepazelikten, bu anlam kaybından ancak ‘eko-sosyalist paradigmayla, bir ‘geçiş programıyla’ çıkılabilir… İnsan-insan toplum-doğa uyumu sağlanabilir, geleceğin komünist topluma giden yol aralanabilir… Fakat bunun için bir “bilinç devriminin” önceliği var… İşte entelektüel işlev o aşamada vazgeçilmezdir… Radikal eleştiri de entellektüellerin işidir… Velhasıl bir bilinç devrimine, etik yenilenmeye ihtiyaç var…   

https://www.acikgazete.com/fikret-baskaya-bilinc-devrimine-etik-ve-entelektuel-bir-yenilenmeye-ihtiyac-var/

Former Labour leader Jeremy Corbyn was among the speakers who addressed the protest outside the London School of Economics (LSE), attended by hundreds of students and staff. He told crowds that injustice and inequality in society can only be addressed through “people coming together in solidarity with each other.”

https://morningstaronline.co.uk/article/b/corbyn-join-rent-strikers-and-cleaners-at-rally-against-lse-indifference-to-their-struggles

https://independent.academia.edu/CAVLICULFAZ

About Mehmet Tas

Check Also

BASINDAN-KEMAL YILMAZ

Ahmet Şık-SS atışması! https://youtu.be/bBFPn0ya4qc  Kadın ve derinleşen yoksulluk “Toplumsal cinsiyet perspektifiyle bütçe yapılmağı için kadınlar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com