Köşelerden Bir Demet (261)-Cavlı Çulfaz

Merkez Bankası uzmanı olarak da görev yapmış olan Uğur Gürses’in şu on sorusunu tekrar anımsatmakta fayda var: 1- Satılan, eritilen döviz rezervi miktarı tam olarak ne kadardır? 128 milyar doların üzerinde midir? 2- 128 milyar dolarlık döviz rezervleri Merkez Bankası’ndan hangi yollarla çıkarılmıştır? 3- Merkez Bankası bu konuda, kendi bünyesi dışında yapılan satışlara ilişkin bir Banka Meclisi kararı, Yönetim Komitesi kararı almış mıdır? Satışlarla ilgili bir karar defteri tutulmuş mudur? 4- Ülke rezervlerinin finansal güvenliği tehlikeye atacak düzeyde bu kadar eritilmesinde siyasi direktif var mıdır? Kim vermiştir? 5- Merkez Bankası’ndan çıkarılan dövizler nereye aktarılmıştır? 6- ….

https://t24.com.tr/yazarlar/fikret-bila/cevap-veremeyince,30627

Selahattin Demirtaş: HDP zaten kurumsal olarak demokrasi ittifakını uzun süre savundu. Bu siyasi bir modeldir, seçim ittifakı önerisi değildir. Daha ziyade, toplumsal mücadeleyi büyütmek ve siyasi işbirliklerini hayata geçirebilmek amacıyla mücadele ortaklığı kurmaktır. Yani demokrasi için birlikte mücadele etme iradesidir. Bunun bir seçim ittifakına dönüşüp dönüşmeyeceğine, seçim sürecinde duruma bakılarak karar verilir. Eğer bugünkü muhalif ittifak bileşenleri, demokrasi mücadelesinde HDP ile yan yana durmaktan çekinirlerse HDP demokrasi mücadelesinden vazgeçecek değildir. Tek başına da kalsa ilkeleri doğrultusunda mücadele yürütmeye devam eder. Bunu yaparken de nicel durumuna bakmaksızın birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütüyle görüşerek üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir. Seçim zamanı gelince de demokrasi ittifakı olarak diğer ittifaklarla ilkeler çerçevesinde görüşmeler, işbirlikleri yapılabilir.

https://artigercek.com/haberler/demirtas-biz-direnmeye-devam-edecegiz-yani-dewamke

Hanna Arendt’in yazıları, insan hakları ve demokrasi bakımından en karanlık dönemlerde bile bir umut ışığı. Arendt, düşünce ile eylemi birleştirir. Mücadele ruhunu ayakta tutar. Antonio Gramsci’nin dediği gibi, “çöken sınıfların akşamları, yükselmekte olanların sabahıyla ölçülür”. Bunun en son örneğini, amiraller bildirisinde görüyoruz. Bu bir ifade özgürlüğü sorunudur. Üslup yanlışmış, gece yarısı yayınlanmış, Türkiye’de geçmişte askeri darbeler olmuş, kolektif bir davranışmış bunların hiç biri emekli asker dolayısıyla sivil birey olan bu kişilerin ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasını haklı göstermez. AİHM’in Handyside / İngiltere kararında belirttiği gibi, ifade özgürlüğü” sadece zararsız ve lehte olan görüşleri değil, aynı zamanda devleti ve toplumun bir bölümünü rahatsız eden,inciten ,şok eden görüşleri de kapsar. Demokratik bir toplumu meydana getiren çoğulculuğun, açık fikirliliğin, hoşgörünün gereği budur.” Bir darbe girişimi olarak yorumlanması olanaksız olan bu bildiriyi yazanlarla ilgili soruşturma, bu kişilerin ifade özgürlüğüne yapılan haksız bir müdahaledir. İfade özgürlüğünün açık bir ihlalidir.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/riza-turmen-otoriter-iktidar-curuyor-1827885

Bakınız, çok açık söyleyelim: Bu ülkede hâlâ iyi şeyler olabiliyorsa, emin olun adını belki bilmediğimiz emniyet müdürleri, savcılar ve hâkimler sayesindedir. Bugün çoğu pasif görevde ama şüpheniz olmasın ki; az değiller. Biz gazeteciyiz, herkesle görüşmek bizim işimizin bir doğası. İşte elini taşın altına koyan o gizli kahramanlar sayesinde yazılıyor biraz da böyle kitaplar.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/paralel-devletcikler-devleti-yikiyor-1827152

Bu hafta son sözüm umuda dair. Gerçekçi olmak, umutlu olabilmek için ilk adım. Kendini kandırmadan kendi gerçeğiyle yüzleşmekten kaçınmayan iyi insanlarla geleceği birlikte inşa edeceğiz.

https://www.gazeteduvar.com.tr/biraz-fazla-kisisel-ama-umutlu-makale-1519404

Eğer ayıp ve utanma duygusu insanın özünde varsa nasıl oluyor da özünden ayrılıp yok oluyor; deneyim ve eğitimle kazanılan duygu ise bazı insanlar bunu neden edinemiyor? İletişim, sosyoloji, felsefe ve teoloji gibi ahlâkın kavramlarıyla haşır neşir bölümlerden diploma almış ve hatta bu alanın profesörü olmuş, bir de toplumsal yaşamı düzenleme yetkisiyle donatılmış “kamusal” kişilerdeki utanma duygusu yoksunluğu soruyu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.

https://www.birgun.net/haber/ayip-ve-utanma-yasa-ve-etik-341450

Oysa hırsızı gördüğünde çıkardığın avaz, katili gördüğünde bile bile girdiğin çıkmaz kadarsın… Sevdiğine edebildiğin naz kadar değil zalime edebildiğin itiraz kadarsın. Ne serildin, yeter kalk artık…

https://www.birgun.net/haber/o-kadar-341449

(Hazal Yalın’ın yazısının üçüncü bölümü -C.Ç.) – Üç çeyrek asırdır muhalefette: Kemalizm (3) – Sol kemalizm, örgütsüz ve büyük ölçüde de şekilsiz olsa bile, ülkenin bağımsızlığı ve aydınlanması hedefiyle eğitimli Türk halk kitlelerini etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Ancak 2000’li ve sonrası yılların “AB reformları”, AKP’nin ve siyasi İslamcılığın yükselişi, AKP ile sıkı temas içinde bulunan liberal çevreler tarafından kemalizmin aşağılanması… bunlar ve benzer nedenler, kemalizmin kitleler içindeki etkisini zayıflattı. Bununla birlikte 2013’ten bu yana giderek daha geniş kitleleri etkilemeye çalıştığı ve dinamik bir güç haline geldiği gözleniyor. Bu etki, devletin bütünüyle dönüşmüş olmasından ve, solun kültürel hegemonyasının halen belli başlı dayanaklarından biri durumundaki sol kemalizmin de sık sık ve açıkça kriminalize edilmesinden kaynaklanıyor. Ama bu güç, her ne kadar dinamik olsa da, devlet fetişizminin ve örgütsüzlüğünün neticesi olarak militan değil.

https://www.politikyol.com/hazal-yalin-yazdi-uc-ceyrek-asirdir-muhalefette-kemalizm-3/

Kafkasya’da Türk-Sovyet Askeri İşbirliği (1919-1922) – 19. yüzyıl Marksizminde kalanlar, emperyalizm çağını anlamayanlar, devrimin ve savaşın merkezinden kenarlara sürüklenmiştir. Artık Doğu meselesi kavranmadan bir devrim tahayyülü dahi mümkün değildir. Sosyalist devrimler ile milli bağımsızlık savaşları ve proletaryanın zaferi  ile Doğu halklarının kurtuluşu arasında kopmaz bir bağ meydana gelmiştir.

https://www.academia.edu/45610807/Kafkasyada_T%C3%BCrk_Sovyet_Askeri_%C4%B0%C5%9Fbirli%C4%9Fi_1919_1922_

Hazal Yalın, 1945 Türkiye – SSCB İlişkileri kitabında; bu büyük dönüşümün en önemli gerekçesi olarak savunulan SSCB’nin Türkiye’den üs ve toprak talep etmesi konusunu, Türk, Amerikan ve İngiliz belgeleri dışında, Rusya arşivlerinden çok önemli belgeleri de inceleyerek derinlemesine araştırıyor.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/1945-turkiye-sscb-iliskileri-1827887

 ‘Futbolun Nesi Güzel?’ – Yanıma akrabadan bir erkek katarlarsa maçlara, konserlere falan gidebiliyordum yine de. O bile yetiyordu. Oğlanlarla maç yapan, duvarına takımının posterini asan, heyecanla maçları takip eden ben erkek Fatma’ydım.

https://www.gazeteduvar.com.tr/futbolun-nesi-guzel-makale-1519357

Albert Bitran 1931’de İstanbul’da doğdu. Saint Michel Lisesi’nde Türk ve Fransız lise diplomalarını aldıktan sonra, yüksek öğrenimini tamamlamak üzere 17 yaşında Paris’e gitti. Mimarlık öğrenimini yarıda bırakarak kendini tamamen resme verdi. İlhamını İstanbul’daki çocukluk anılarından ve Türkiye’ye yapmış olduğu sayısız seyahatlerinden alan “Kemerler – Resim ve Heykeller” sergisi ilk önce İstanbul’da Aksanat galerisinde, ardından 1977’de Ankara’da Nev galerisinde, daha sonra da Fransa’da Toulouse’daki Espace Ecureuil galerisinde sergilendi. Fikret Mualla, Hakkı Anlı, Abidin Dino, Selim Turan, Avni Arbaş, Nejat Devrim, Mübin Orhon ve Remzi Raşa ile beraber Paris Türk Ekolü pentür sanatçılarındandır.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Albert_Bitran

https://independent.academia.edu/CAVLICULFAZ

About admin

Check Also

DEMOKRATİK EKOSOSYALİST BİR MANİFESTO İÇİN BAZI ÖNERİLER-M.Taş

Doğanın ekosistem dengesinin hızla bozulduğu bir dönemde AKP iktidarı döviz uğruna İstanbul kanalının temellerini atmakta …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com