SERMAYE TOPLUMUNDAN DEĞER TOPLUMUNA

Değişim değerine dayalı, üretim tarzı ve toplum biçimi dağılmaktadır/dağılacaktır.

Sermaye, toplumsal biçim gidecek, değer toplumu gelecektir. Para değişim geçirecek.

Değer, ürünlerdeki yalın emek miktarıdır.

Sermaye, para biçimine bürünmüş ya da bürünebilen emek miktarıdır. ( giydirilmiş değerdir)

Takas, sermaye öncesi değişim tarzıdır. Ayni emek miktarlarının birbirleri ile değişimidir. Sermaye yok olmaktadır. Yok, olduğunda ticaretin yerini takas alacaktır.

Takas, eşi eşine değişimdir. Aldatılmaya maruz kalmadan ihtiyaçların karşılanma tarzıdır ve masumdur.

Ticaret, paraya dönüşmüş emek miktarlarının alınıp satılmasıdır. Her alınıp satılma süreçlerinde daha fazla para elde etme amacı vardır. Ticarette mutlaka birileri kazanır veya kaybeder. Her iki tarafında kazandığı ya da kaybettiği zamanlar, o ticari ilişkide doğrudan yer almayan 3. Taraflar kaybeder ya da kazanırlar. Ticarette mutlaka kazanç veya kayıp vardır. Birinin hakkı diğerine geçer. Bir nevi hırsızlıktır.

Antik çağ uygarlıklarında faiz ve ticaret masumdur. Zira o çağ üretimleri, az üretimle çok fazla değerin üretilmesidir.

Üretilen değerlerin bir kısmının faize ya da ticari kazanca ayrılması, makul olduğu oranlarda yeniden üretime sekte vurmuyordu. Tabi bu makul ölçüler batı uygarlıklarında bozulup aşırı faize dönüşünce yeniden üretim sekteye uğramış ve uygarlıklar çökmüştür. Demem o ki antik çağ uygarlıkları, makul ölçülerdeki üretim dışı gelirleri tolere edebiliyordu. Peygamberin rızkın 10/9 u ticarettedir demesi, farklı üretim bölgesindeki emek değerinin, diğerlerine göre ucuz olması, ekonomilerde ayrı bir kazanç kapısıydı ve masumdu.

Yaşadığımız çağda ticaret sistemi çökme aşamasındadır. Her ürün, her yerde üretilme imkânına sahip olmaktadır. Ayrıca masum olamıyor, tolere edilemiyor. Artı sermaye üretimi minimalize edilmiş ve bu miktarlar kapitalist uygarlığıı ayakta tutmaya çalışıyor. Örn. Çin’de 10 dolarlık bir artı değer ile ABD’de ki 10 dolarlık artı değer ayni oranda dinamizm kazandırmıyor. ABD’de iş gücü değeri 10 doları aşmışsa bu ABD ekonomisi için kazanç sayılmazken, Çin ekonomisi için ihya olmak demektir. ABD’de bir işçinin günlük maliyeti, 100 dolar ise fazladan üretilen 10 dolar önemli bir değer teşkil etmez. ABD’de toplam üretken işçi sayısı 20 milyon diyelim, günlük 200 mlyon artık değer üretimi demektir. Artık değer için ise 2 milyar dolar değişen sermayenin bloke edilmesi demektir. Bu Çin’de böyle değildir. Üretken işçi sayısı 200 milyonsa günlük artı değer miktarı, 2 milyar dolardır. Bu kazanç için bloke edilen sermaye de sadece 2 milyar dolardır.

ABD 200 milyon dolar artı sermaye için 2 milyar doları bloke ediyor. Çin ise 2 milyar doları blok ediyor ve her gün 2 milyar dolar, yani tam on misli fazladan sermaye elde ediyor. Bu durumda Çin ekonomisi ABD’yi ezer geçer ki öyle de olmaktadır. ABD, “bana sattığın ürünler için bana pay vereceksin” diyor. Pay miktarlarındaki uzlaşmazlıklar, ticaret savaşlarını ya da uzlaşmalarını gündeme taşıyor. İki ucu pis değnek gibi bir durum var. Çin ekonomisi, bu fazladan kazancı ABD ile paylaştığında Çin’deki fazladan sermaye üretimi sekteye uğrayacak ve Çin devleti finanse edilemez olacaktır. Çin’deki iş gücü maliyeti arttırılarak, fazladan sermaye üretiminin 10 misline çıkarılması mümkündür. Ancak bu kez Çin dışarıya mal satamaz. Yani ticaret, ülkeler arası, iş gücü değerlerinin farklılıkları sayesinde gerçekleşmektedir.

Ticaret, üretilen mallara fazladan değer yüklemez. Ticaret olabiliyorsa orada bir değer hırsızlığı söz konusudur. Alıcı, satıcı ya da 3.şahıslar,,sermayesinden kayıplar veriyordur. Örn. Türkiye otomobil endüstrisi, Japon endüstrisi ile rekabet edemez. Japon endüstrisi, Türkiye’ye kıyasla ayni üretimi, en az on misli daha az işçi sayısı ile gerçekleşmektedir. Türkiye’nin on binlerce işçi çalıştırdığı, otomobil sektöründe, emek, gereksiz emek konumuna düşmüştür. Burada değişen sermaye çoğunlukla devlet tarafından sübvanse edilmektedir. Devlet, bu parayı halkından topladığı paralarla vermektedir. Bu otomobil ticaretinde hem üreten firma, hem de satın alan firmalar para kazanabilirler. Hırsızlığa maruz kalan kesimler ise Türkiye halkıdır. Bu ticaret, Türkiye halkının soyguna pay verebildiği sürece devam eder. Otomobil üreticileri, otomobil satıyor, para kazanıyor. İthal eden ülkeler ucuz otomobil satın alıyor ve kazançlı çıkıyor. Ancak Türkiye halkı bu ticaretin zararını karşılıyor. Küreselleşen dünya da ticaret varsa bu ticaret kalıcı olamaz. Dev lojistik firmalar, Amazon, Alibaba, ticareti yeni bir biçime çevirdi. Üretici ile satıcıyı bir araya getiriyor ve komisyon alıyor ve bir de lojistik kazancı elde ediyor.

Küresel sermaye, ticari ve finansal sermayedir. Hem ticarette, hem de faizde kâr oranları, diplerdedir.

Dünya kapitalizminin öncülleri öyle bir evreye geldiler ki artı değer üzerinden yani sömürü ile işleyen ekonomiden umut kesmek ve terk etmek durumunda kaldılar. Yeni ekonomik işleyiş arayışına girdiler. Bütün dünyada İşçiler çalışma saatine göre ücretlendirilecektir. Eski sosyalist teorilerde olan,” işçi hak ettiği kadar ücret alacak” ilkesi, farklı bir versiyonla bütün dünyada uygulamaya geçecek. Kapitalizmin çırpınış içinde, yeni arayışlar peşinde olduğunu görüyoruz. Komünizme evrilecek bir dünyada, bu ilke sorun teşkil etmez. Ancak bugünün dünyasında, bu ilke uygulanacaksa çok fazla insani kırılmalarında bu uygulamaya eşlik etmesi gerekecektir. İşsizlik ve parasızlık alabildiğine yayılacak ve bu dolayımla köle ve hizmetkârlık tezahür edecektir.

Güzel bir örnek var elimizde. Ulusalcılar, diyorlar ki Atatürk nasıl güçlü bir cumhuriyet bırakmış ki ülke o denli satılmasına rağmen bizde ki zenginlik bitmemektedir. Gerçekte bu cumhuriyetin birikimi değil, ülke yönetiminin satış becerisidir. Sermaye edebilecek ne varsa ve bunu sermayeye çeviriyorsa kendi adına başarıdır. Zira sermaye çağı tükenmekte ve yakın gelecekte bütün mülkler satış değerini yitirmiş olacaktır.

Bugün Türkiye uçak dolusu TL ile dışarı gidiyor ve karşılığında dolar satın alıyor. 1 dolar için 7 tl değil de 10 Tl ödüyor diyelim, bu kendileri açısından çok doğru bir harekettir. Satılan TL sadece Türkiye’de geçen bir para olacak ve o para karşılık bulduğu oranda mülk satın alabilecek. Öyle bir dönem geliyor ki mülkler paraya dönüşme kabiliyetini yitirecek, paralar da mülk satın alma kabiliyetini kaybedecek. Örn. Turist gelmeyecekse 5 yıldızlı oteller para yapamaz. Virüs dünya ekonomisine bir müdahaleydi.

Yeni ekonomik model ve yeni ekonomik işleyiş ve bu işleyişin araçları geliştirilmeye çalışılmaktadır. Yeni bir sistem geliştirmeleri imkânsızdır. Ücret, saate göre düzenlenecektir. Hizmet sektörü ve devlet önemli oranda tasfiye edilecektir. Kölecilik ve hizmetçilik yayılacaktır. Devletler ve sermaye, çekişme ve uzlaşma içinde olacaktır. Mülkler cazibesini yitirecek ve insanları eskisi gibi peşine takamayacaktır. Burada mutlaka insani kurtuluş koşulları olacaktır. Bu koşulları görmek ve bilmek o denli kolay değil.

About admin

Check Also

En geniş tabanlı bir “Muhalif Hareket” örgütlemek üzerine

En Geniş tabanlı bir “Muhalif Hareket” örgütlemek üstüne… Başlıkta işaret edilen:”En Geniş tabanılı muhalefet hareketi”nin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com