ÇARESİZLIĞIN DAYATTIĞI YENİ BİR AÇILIM MI?

Ekonomide durdurulamayan baş aşağı gidiş, milliyetçilik kıskacında çürüyen siyaset, dış politikadaki şuursuz savrulmalar, bu iktidarın ömrünün uzun olmadığını gösteriyor. Son dönemde yapılan tüm anketlerde, ne Kanal İstanbul safsatası, ne yerli otomobil cambazlığı, ne milliyetçi duygulara hitap etmek için şişirilen “Oyun kuran büyük ülke” numarasıyla Libya’ya asker gönderilme kararının  toplumdaki hoşnutsuzluğu yatıştırmadığını ve erimeyi durduramadığını gösteriyor. Ertuğrul Kürkçü’nün köşesine taşıdığı, sosyal medyaya yansıyan son MİT raporu da, telaşlarını açığa vuruyor. Erdoğan ve iktidarı için sorunlar bunlarla da sınırlı değil. İran’ın dış politikada “Stratejik Derinliğinin” başındaki Kasım Süleymani’nin ABD füzeleriyle öldürülmesinden sonra Orta Doğu’da iyice ısınan hava, Erdoğan iktidarını hayati kararlar almaya zorluyor. O kadar gafil yakalanmış durumdalar ki, bir “Şehit” diyorlar Süleymani için, bir yalanlıyorlar. İktidar medyası, “iyi” ile “kötü” arasında gidip geliyor. işin kötüsü ne ABD’ye, ne İran’a yaranabiliyorlar.
Her konuda köşeye sıkışmaya başlayan iktidar, şapkadan tavşan çıkarma numarasına yine başvuracak mı? Son sözü her zaman Reis söylüyor olsa da, Kürt sorununda iktidar kanadında son günlerde üst üste gelen açıklamaların Erdoğan’ın haberisiz yapıldığı düşünülemez. Önce Adalet bakanı Abdülhamit Gül durup dururken, “Mahkemeler Kürt dili için ‘bilinmeyen dil’ diyor. Bin yıldır kullanılan dile nasıl bilinmeyen dil dersin” diye mahkemeleri yerden yere vurdu. Bilmeyen, Adalet Bakanı’nın İskandinav ülkelerinden geldiğini, Türkiye’de olup bitenlere şaşırdığını sanacak!
Sonrasında Cumhurbaşkanlığı Askeri Başdanışmanı ve Erdoğan’ın özel milis gücü SADAT’ın kurucusu eski asker Adnan Tanrıverdi, 15 Temmuz’dan sonra bütün hedeflerini gerçekleştirdiklerini, şimdi sıranın “Hiç bir yasasının şeriatla çelişmediği yeni bir anayasa üzerinde çalıştıklarını” açıkladı.
Düşündükleri Anayasanın özellikle Kürtleri ilgilendiren bölümlerini açıklamayı da ihmal etmedi!
“Devlet kurumlarında ve uluslarası ilişkilerde resmi dil Türkçe olmalıdır ancak, Kürtlerin ve diğer etnik grupların kendi dillerini konuşma, geliştirme ve kendi dillerinde eğitim yapma özgürlüğü ve imkanı Anayasa ile koruma altına alınmalıdır. Devletin resmi okullarında, isteyene ikinci dil olarak Türkçe de öğretilebilinir”
Eyalet sistemine geçilmesini de istediklerini belirten Tanrıverdi, eyalet valiliklerinin seçimle iş başına getirilmesi gerektiğini; adalet, dış ilişkiler ve savunma, iç güvenlik dışında tüm yetkilerin merkezi hükümetten alınıp yerele devredilmesini planladıklarını da ekledi.
Üst üste gelen bu gelişmeler, mutfağın karanlık köşelerinde yeni (aslında bilinen) menüler hazırlandığını işaret ediyor. Erdoğan’ın bunları içtenlikle söyleyip gerçekleştirmeyeceği biliniyor. Hem AKP’den kopup yeni parti kuran Davutoğlu ve eli kulağında olan Ali Babacan’nın partisinin Kürt söylemleri; hem de bölgede hazla meydana gelen değişmeler yeni bir oyun oynamaya zorluyor Erdoğan’ı. O da biliyor ki, Babacan ve Davutoğlu’nun söylemleri en azından AKP’ye oy veren Kürtlerin çok büyük bir kısmını onlara yönlendirecek ki, bu da AKP oylarının %30’ların çok altına inmesi demek.
Kürtler bu oyuna gelebilir mi? Erdoğan iktidarı boyunca, içi berbat ve kokuşmuş şeylerle dolu bir torbanın içine bir kaç yalancı elmas parçası atarak, hep birilerinin gözlerini kamaştırıp istediklerini elde etti bu güne kadar.  Şimdi, hayal ettiği şeriat anayasanın içine, Kürtleri kandıracak göz alıcı vaadler koyarak bu hayalini de gerçekleştirebilir mi? Kürtlerin bir kısmını yine kandırabileceğini varsaysak bile, yine de işinin kolay olduğunu söylemek mümkün değil. Bir kere iktidara tüm desteğini Kürt düşmanlığı üzerinden veren MHP’yi nasıl ikna edecek? İkincisi, iradesine büyük oranda teslim olduğu Ergenekon’u ikna etmesi mümkün mü? O da biliyor ki bu konular, Ergenekon’un kırmızı çizgisinden öte, kelle alma meselesi!
Yani nerden, hangi gözle bakılırsa bakılsın. Gemi hızla kayalıklara doğru sürükleniyor. Trump bile halat atsa kurtarmaz!
Bütün bunlar bir çok kişi tarafından değişik söylemlerle dile getirilen gerçekler. Esas önemli olan, geleceğin nasıl olması gerektiği konusunda birşeyler söyleyebilmek. Hele bu gitsin de, gerisi önemli değil yaklaşımı sağlıklı bir yaklaşım değil. Bu yaklaşım 12 Eylül’den çıkış için söylendi. Özal geldi, Özal için söylendi! Özal’dan sonra Çiller-Ağar için de söylendi. Onlar gittiler ama Türkiye’nin geldiği yer de işte bu konuştuklarımız. Yani geleceğe ilişkin yapılması gerekenlerin ertelenmemesi gerekiyor ve ne yazık ki buna ilişkin somut yapılan bir şey de yok! Onların ne olduğu da başka bir yazı konusu.

About Hasan Boz

Check Also

En geniş tabanlı bir “Muhalif Hareket” örgütlemek üzerine

En Geniş tabanlı bir “Muhalif Hareket” örgütlemek üstüne… Başlıkta işaret edilen:”En Geniş tabanılı muhalefet hareketi”nin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com