BABAMIN ARDINDAN… Celâl İNAL

Yol, biz yürüdükçe uzuyordu. Hava alabildiğine sıcaktı. İri adımlarına uyum göstermeye çalışıyordum.

Altı yaşındaydım. Zaman, sahipsiz bir çan gibi öylece durmuştu. Gök her zamankinden mavi, toprak sıcaktı.

Pamukların hasat vaktiydi. Bembeyaz kar gibiydi pamuk, gökyüzünü kaplayan bulutlar ise iri pamuk yığınlarına benziyordu.

Komşu köydeki devlet üretme çiftliğinin deneme amaçlı farklı pamuk türlerinin ekildiği tarlada bitti yolculuğumuz. Henüz varmıştık ki, nereden aklına esti bilemem, müstehzi bir edayla sordu:

“Zaza olduğunu biliyorsun değil mi?”

“Ne, Zaza mı? Ben Zaza mıyım, yok canım, daha neler!”

“Üstündeki gömlek Zazalara ait ama…”

Bir çırpıda çıkardım, Pamuk bitkisinin kurumuş yaprakları üzerine fırlattım. Sahibi Zaza olan gömleğin bende ne işi olurdu!

“Fanila da Zazaların”

Çıkardım attım aynı yere, güneşi usul usul hissetmeye başladım tenimde. Rüzgâr ince ince esmeye başlamıştı.

Sıra kısa pantolonuma, sonra da iç çamaşırıma geldi. Elbette hiçbir tereddüte mahal bırakmadan onları da çıkardım. Sivildim. Adem gibiydim. Her şey açıkta idi.

Uzandı pamuk bitkisinin köküne, söküp aldı ve son kez sordu:

“Zazasın sen değil mi?”

Hemen cevap vermek zor, fakat kararımda direnirsem sonucu epey baş ağrıtacak gibi… Müzakerenin sonuna yaklaşmıştık. Ya etnik mensubiyetim ile ilgili defteri bir daha açmamak üzere kapatacak ve ömrümün bundan sonrasını Zaza olarak yaşayacak, ya da meydan okuyacak, bunun bedelini ödeyecektim. Bedel ödemek caydırıcı geldi.

Zor duyulur bir sesle;

“Elbette Zazayım baba” dedim.

“Sesin tam gelmiyor, ne dedin…?” dedi muzaffer bir edayla.

“Zazayım ben” dedim olanca sesimle…

Güldü, eğilerek öptü yanaklarımla her iki gözümün altından. Başımı sıvazladı. Benden gurur duyduğunu söyledi.Etnik aidiyetimle ilgili bu problemi gayet medeni bir şekilde çözdüğümüz insanı, herkesin dar zamanlar dostu, tüm çabası geriye onurlu bir mazi bırakmak olan adamı, “giysimi satmak zorunda da kalsam okutacağım seni” diyen bilge insanı, “dünyayı su bassa ancak dizime kadar gelir” diyecek özgüvenli adamı, Kürt söylencelerinden Ahmedé Xani’nin Mem u Zin adlı başyapıtının dinsel versiyonunu irticalen 45 dakika yorumladıktan sonra “tamamını bilenler var” diyen alçak gönüllü insanı, babamı, 16 Aralık 2013’te öğle vakti yitirdim. Aynı gün o büyük sessizliğe uğurladık. Topraktan gelip gökyüzüne yükseldi. Bundan böyle o görkemli gökyüzünde bana ve bize ait iri bir kutupyıldızı gibi parıldayacak.

Erdemli bir insan olmak konusunda bana rehberlik yapan babamın olmadığı dünyaya alışmam zor.

Bitmeyen uzun bir yola dönen hayatta tek tesellim, zifiri bir karanlıktan geçerken gökyüzünden bir yıldızın bizim yolumuzu aydınlatacak olması.

Babam, giderayak yakın/uzak dostlarımı ve akrabalarımı neredeyse 30 yıl aradan sonra biraraya getirdi. İstanbul, İzmir, Elazığ, Malatya, Urfa ve diğer illerden gelen akrabalarımız da vefanın sadece İstanbul’daki bir semt adı olmadığını kanıtladılar.

 

Çocukluk/gençlik arkadaşlarımla geçmişten ve hızla akıp giden hayat hakkında konuştuk.

Evimizin önünden geçen yolu kapatan büyük taziye çadırının altında her yeni gelen konukla şu ana kadar tanıdığım ve gönül rahatlığıyla kefil olduğum mütedeyyin insanı dualarla sonsuzluğa uğurladık.

Çevresini cennet kılmaya çabalayan o adamı, hiç unutmayacağım.

About Mehmet Tas

Check Also

KIZIL SİS, Bir Veda Ve Feda Hikayesi, 1977-1982- Haluk Tekeli

Kitap tanıtım-M. Taş Foça’daki buluşmalarımızdan birinde Haluk Tekeli yazdığı romanı hakkında kısa bilgiler vermişti. Yayınevi …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com