KÜRTLERİN TARİHİNE YOLCULUĞUM (2)- M. Taş

Kürt tarihindeki zaman yolculuğumuzda Şehrizor Ovası durağındayız. Sonradan Müslüman olan halife Ömer fetihler yoluyla İslam topraklarını genişletirken Zerdüşt Kürtlerini bu ovada yenerek Sasaniler’i resmî olarak 642 yılında yıkar ve bu tarihten itibaren Kürtler kitleler halinde İslam’ı kabul ederler.  Buna göre Kürtler Türklerden kırk yıl önce İslam’ı kılıçla ve imanla kabul ettiler.

Türklerin İslam’la tanışmalarını anlayabilmek amacıyla dümeni Hazar denizi ile Aral gölü arasındaki bozkırlarda yaşayan Selçuklular yönüne kırmak istedim. Onuncu yüzyılda bu havzada Türkler Müslüman oldular ve İslâm hakimiyetinde bulunan Maveraünnehir’e oradan Horasan’a girdiler.

Kürtlerle Türklerin ilk karşılaşmalarını anlamak için yine uzun bir yolculuğa çıkmam gerekiyordu.  Sünniliğin etkisi, devlet deneyimleri ve Müslüman olmayan diğer dinlere karşı hoşgörü gösteren Selçuklular (1040-1157) güçlerini arttırmış, herhangi bir zorlukla karşılaşmadan Kürdistan sınırlarına kadar gelmişlerdi. Savaş tekniklerine politika katarak Kürt hanedanlar içindeki taht kavgalarına taraf olarak rakip kabilelerle ittifaklar kurmuş ve yakın olanları kendine bağlayarak iktidarını güçlendirmiştir. Kürt hanedanlar sorun çıkardığı zaman ise iktidarlarına son verilmiş ve Selçuklu kendi valilerini bölgeye göndermiş.

Selçukluların yıkılmasıyla zamandaki ilerleyişimiz Osmanlı İmparatorluğunun (1299-1922) sınırlarına kadar getirdi. Şu anda çeşitli yolların kesiştiği duraktayız. Osmanlı ve Kürtler arasında kurulan yakın ilişkiler hakkında dünya kadar bilgi internette karşımda duruyor. Tarihsel materyalist diyalektik yöntemle kendime göre bazı sonuçlar çıkarabileceğime inanıyorum. Tarihçi değilim, elbette yanlış veya eksiklerim olacak, eleştiriye açığım.

Dijital kaynaklardan okuduklarıma göre Osmanlı hakimiyetini kabul eden milletlerden sadece Kürtler bu iktidarı anlaşma ile kabul eder. Bu anlaşmanın mimarı Şeyh İdris’i Bitlisi ’ye Padişah mektubunda “taleplerinizi ve kendi hükümdarınızı” belirleyin demesi iki taraf arasındaki ilişkinin yakınlığını ifade ediyordu. Uzun yıllara dayanan işbirliğinin ilk adımı böylece atılmış olur.

Osmanlı ve Kürt elitlerinin teşriki mesaisi Çaldıran ovasında önemli bir sınavdan geçer. İki Türk komutanın; Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail’in İran topraklarında 1514’teki savaşta Kürtler Sünniliği temel alarak Osmanlı tarafını tutmuştur. Bu büyük zaferden sonra Kürtler Amasya antlaşmasıyla 25 Kürdistan emirliği barışçı yollarla Osmanlı idaresine bağlanmasını kabul eder. İki tarafın uzlaşmasında aktif rol alan İdrisi’ye Osmanlıların en büyük siyasi rütbelerinden biri olan kazaskerlik rütbesi verilir.

Geniş enformasyon yağmuru altında kalmıştım, oturduğum koltukta geriye yaslanarak okuduklarımdan sonuçlar çıkarmaya çalıştım. Kürt halkının özgürlük perspektifiyle baktığımda aşiret beyleri birbirleriyle anlaşamadıklarından bağımsız bir devlet kuramıyorlar, kursalardı Pers ve Osmanlı’nın tehdidi altında varlığını sürdürmeleri imkansızdı. “Hükümet” diye de tasnif edilen “Kürdistan vilayetidir. Bunun anlamı, söz konusu Kürt bölgelerinin belirli bir otonomiye sahip olduklarıdır. Bu düzende Kürtler kendi hayatlarını dil ve kültürlerini sürdürdüler, onlara kimliklerini koruma imkanı verildiği gibi, feodal düzenin sürmesini kolaylaştıran bir şeriat hukukuna dayana bir düzen de getirilmiş oldu. Oluşan birlik kuşkusuz bir federasyon değildi, kültürel ve idari özerk özellikler taşıyan ama aynı zamanda padişahlık, İslamiyet, vergi ve askerle merkezi yapıya bağlanmayı gerektiriyordu.

Bu yapı ne bağımsızlığı ne de tam özerkliği kapsamıyordu.  Kürt tarihi uzmanlarına göre  bu özgün devlet yapısıyla Kürtler hiçbir zaman “Osmanlı’nın tam hakimiyetini” kabul etmediler, doğru ama kabul ettikleri örgütlenme modeli kısa zamanda Kürt halkının ilerlemesi önünde engel oluşturdu. Bir tarafta koca bir Osmanlı imparatorluğu devleti öte yanda her an yok olabilecek bir devletimsi yapı. Osmanlılarla Kürtler Tanzimata kadar tam yaklaşık 400 yıl barış içinde böyle yaşadılar.

Oturduğum koltuktan kalkma zamanın geldiğini düşündüm, yeterince dinlendim. Önümde savaşlarla, entrika ve isyanlarla dolu uzun bir yol görünüyordu. Ancak tarihi kaynakları şöyle bir gözden geçirdiğimde Kürt tarihine ilişkin not edilecek önemli bir kavşak veya durak görünmüyordu. Tanzimata kadar hiç ara vermeden hızla yol aldım.

İstanbul Gülhane meydanına geldiğimde tarih 3 Kasım 1839, tanzimat Fermanın okunduğu gündü. Tanzimat’ın ilanı Kürtler üzerindeki etkisi hemen görülmemişti. 1876’da II. Abdülhamit’in tahta çıkmasıyla Meşrutiyet ilân edildiğinde durum değişti.

  1. Abdülhamit döneminde Kürdistan’ın özgün özerk yönetimini yakından ilgilendiren tarihi bir durak. Milliyetçi tarihçilere göre Tanzimatın Kürtlerle Türkleri yakınlaştırdığını ileri sürerler, doğru değil. Ancak denilebilir ki Abdülhamid’in yaptığı reformlar yarı özerk Kürdistan’ı entegrasyon yoluyla Osmanlıya bağlanmasını getirdi.

Meşrutiyet sürecinde imparatorluk Müslüman halkları bir arada tutmaya büyük önem verdi. Kürtlerden oluşan Hamidiye Alayları” kuruldu, Güneydoğu’daki Kürt aşiretlerinden adam devşirilerek bölgeyi korumak amacıyla yarı askeri birlikler kuruldu. Hamidiye Alayları, aynı zamanda Kürt egemen elitinin devlete olan bağlılıklarını güçlendiren amaç da taşıyordu.

1890-1923 yıllarında gerçekleşen entegrasyon sürecinde; Osmanlı, Ruslara ve Ermenilere karşı Kürtleri silahlandırır, aşiret reislerine paşa unvanı verir, aşiret reislerinin çocuklarını İstanbul’da “Aşiret Mektepleri’nde okutur, Harbiye’ye gönderilir, yüzbaşı rütbesi ile aşiretlerin başına geçirilir.

Cizre-Bohtan Beyi Bedirhan’ın beş yıllık isyanı (1841-1847) Osmanlı’nın Kürt beyliklerinin sahip oldukları özerklik düzenini tümüyle yok edip Kürdistan’ı fethederek sıradan bir vilayet haline getirme politikasına geçit vermemeyi amaçlıyordu, diğerleri gibi bağımsız devleti veya federasyonu amaçlamıyordu.

Kürt egemen güçleri dış düşmana karşı güvenlik sorununu imparatorlukla sıkı bağlar kurarak ve İslami inançla çözüyordu. Devlet eliyle yukarıdan aşağıya doğru uygulanan entegrasyon onların çıkarlarına uyumluydu.

About Mehmet Tas

Check Also

UKRAYNA-RUSYA BARIŞ MEKTUBU-çeviri

Şili Devlet Başkanı Sayın Gabriel Boric Font’a hitaben yazılmış mektup Sayın Gabriel Boric Font, Şili …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com