KÜRTLERİN TARİHİNE YOLCULUĞUM (3)-M. Taş

1.Meclis, Mustafa Kemal ve Kürt Özgürlük hareketi

Balkanlar ve Ortadoğu bağımsızlık savaşlarıyla çalkalanırken Kürt ve Türk haklarının temsilcileri, 23 Nisan 1920’de kurulan 1. meclisin çatısı altında biraraya gelirler. Ankara Altındağ ilçesinde şimdi Kurtuluş Savaşı Müzesi olan iki katlı bina ilk meclis binasıydı.

Müzeyi görmek, o coğrafi mekanda tarihi yad etmek ve bilgi toplamak amacıyla yıllar önce ziyaret etmiştim. Meclis binasının demir parmaklıklarla çevrili bahçesine girince mütevazi binanın giriş kapısı gözüme ilişmişti. Kapıdan girince kendimi loş ışıklarla aydınlatılmış uzun bir koridorda buldum. Ölümcül sessizliğe bürünmüş bu zaman tünelinde duygu ve düşüncelerim birbirine karışmıştı. Bulunduğum yerden yüzyıl ötesine sürüklenmiştim.   Atatürk’ün Kürdistan hakkında söyledikleri, Kürt ve Türk temsilcilerinin yaptığı konuşmalar ve Koçgiri’de (1921) katledilenlerin çığlıkları o anda kulağımda çınlayıp durmuştu.

Burada bu çatı altında sadece üç yıl (1920-1923) varlığını sürdüren Birinci Meclis hakkında araştırmaları okuyan herkes ona yüklenen misyonun, kararları ile pratiği arasındaki uçurumun derinliğini görebilir. En başta amacı yanlış değerlendiriliyor. Meclis Hilafeti ve saltanatı kurtarmayı kendine hedef seçmişti. Bu nedenle siyasi yapısı ve faaliyetleri göz önüne alındığında, Osmanlı’dan, tek kimliğe dayanan Cumhuriyet Türkiye’sine giden süreçte bir geçiş aşamasının ötesine geçmez. Resmi kaynakların dediği gibi ulusal egemenliğin ilk ilan edildiği meclis olmadığı gibi egemenlik bayramı olarak kutlanması da doğru değil.

Meclisin, yerel yönetimlere dolayısıyla Kürt halkına özerklik tanıyan 1921 Anayasasını kabul etmesine sıkça vurgu yapılır ancak anayasanın hiçbir zaman uygulamaya geçmediği unutulur. Eğer kuruluş günü olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı ilan edilmeseydi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemsiz yerini korumaya devam ederdi.

Meclis arşivlerindeki belgeler ve ses kayıtları deşifre edildikçe gerici radikal değişimin temellerinin o tarihlerde 1. Meclisin kararlarıyla yaşama geçirildiği görülüyor. Bir şey daha, Kürt ve Türk halkların birliğinden doğması tasarlanan ortak demokratik bir cumhuriyet umudu da o yıllarda tüketiliyor.

Kimi araştırmacıların “kurtarıcı meclis” adını verdikleri 1. meclisin üç yıl boyunca tartıştığı ancak çözemediği sorunların bazıları; mülteciler, okul, yol ve köprü gibi ihtiyaçlar, devlet görevlilerinin yolsuzlukları ve toprak reformu.

1922 Koçgiri İsyanı ve Ankara Hükümeti’nin isyanı bastırma harekâtının yarattığı vahşet gelmekte olan tehlikenin büyüklüğünü yansıtıyordu. Hele Atatürk’ün başında olduğu Ankara Hükümeti’nin Kürt halkının haklarını en radikal bir biçimde tanımlamasına rağmen bu yönde tek bir adımın atılmamış olması düşündürücüdür.

1 Mayıs 1920 meclisi açış konuşmasında Kürtlerin haklarını Mustafa Kemal doğru koymuştu, “Yüce meclisinizi oluşturan beyler, sadece Türkler, Çerkezler ya da Kürtler değildir. Onlar, içtenlikle bir araya gelen Müslüman unsurlardır.” Şeklinde tarif etmişti. Geniş ve toplayıcı vizyonunu 1916’daki Trablusgarp savaşından o güne kadar Kürt liderleriyle yıllara dayanan ilişkiler sonunda geliştirmişti.

Fakat, görünürdeki çoğulcu yaklaşımın pratikte bir değerinin olmadığı 1921’deki Koçgiri isyanıyla açığa çıkmıştı. Ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Nihat paşa ve Topal Osman’ın Karadeniz Tugayı Kürt halkına karşı insanlık suçu işlenmişti. Meclisteki konuşmalardan sonra ortak bir kararla cezalandırılmaları istenmişti. Karara karşı çıkan Mustafa Kemal, Nihat Paşanın ordudan uzaklaştırılmasıyla katliamların üstünü örtmüştü. Mustafa Suphi ve 15’lerin katliamını örgütleyen Topal Osman ise sorgulanmadan serbest bırakıldı. Kürtleri ve Komünistleri katlederek cumhuriyetin temelleri atılmıştı.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Kemal, Türkiye’deki Müslüman nüfusunun çok etnik unsurlu karakterini özel olarak tanımış ve bunu yaparken de onların kardeşçe birliği üzerinde ısrarla durmuştur. Aynı zamanda yerel yönetimlerin etnik özgüllüğü ve misakı milli sınırlarda bir Kürdistan’ı tanıyacağına söz vermiştir.

Ancak 1923’ten sonra, “etnik toplulukların özerkliği fikri, siyasi gündemin dışında tutularak Türkiye Cumhuriyeti’nin kapsamında yukarıdan aşağıya devlet ve aynı zamanda tek etnisiteye dayalı bir ulus inşası başlatıldı.” Anadolu’da yaşayan etnik azınlık burjuvazisi dışlanırken sadece Türk- Sünni burjuvazisi eliyle bir iç pazar yaratma sürecine girildi. İki kimlikten bir ulus devlet inşası gerçekleşmediğinden ulus devlet projesi o tarihlerde sakat doğdu.

1923’teki genel seçimlerde etnik ve politik çoğulculuğa dayanan meclisin tamamı değişir. Oluşan kurucu meclisin etnik bileşimi ve amacı farklılaşır. 1924’te Halifelik kaldırılır; Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılır; medreseler, tekkeler ve zaviyeler kapatılır. Atatürk’ün Kürtler’e verdiği özerklik sözü tutulmaz, bölgeye yavaş yavaş yerleşilir, karakollar kurulur.

Türk kimliğine ve Türk burjuvazisine dayanan üniter bir ulus-devlet olacağı belli olmaya başlayınca karşı koyacak iki güç kalmıştı; Kürtler ve Komünistler. Nicelik ve nitelik anlamda zayıf olan işçi sınıfının direniş örgütlemesi imkansızdı. Mustafa Kemal’in verdiği sözlere güvenen Mustafa Suphi ve 15 yoldaşı 28-28 Ocak 1920’de hunharca katledildi. 1923’ten 1938’e kadar hemen hemen her yıl isyan eden Kürtler Komünistler gibi ağır bir yenilgiye uğramışlardı.

Kürt halkını politik hedefler etrafında toparlayan bir Kürt Özgürlük hareketinin olmayışı dağınık ve zamansız isyanların çıkması kaçınılmaz kılmıştı. Şeyh Said İsyanı’na dinci temalar hakimken (Olson, 1989: 153) Suriye’deki sol eğilimli Kürt örgütü Koybun tarafından desteklenen Ağrı’daki İhsan Nuri İsyanı’na ise daha çok seküler temalar hakim olmuştur (Entessar, 1992: 85). 1937’de daha çok Tunceli bölgesindeki Alevi-Kürtleri etkisine alan Seyit Rıza İsyanı ise Alevilik inancının ve Dersim’e özgü koşulların etkisiyle yukarıda sözü edilen iki isyandan büyük ölçüde farklı dinamiklerden beslenmiştir (McDowall, 1996: 207-210).

Kürt özgürlük hareketi uzmanı Hamit Bozarslan’a göre, “her ne kadar liderliği Kürt kimlikliği temaları üzerinden hareket etse de Şeyh Said İsyanına destek veren aşiretlerin çoğu Osmanlı’daki millet sisteminin sağladığı zımni sözleşmenin yeniden tesis edilmesine dair “devlet karşıtı” hedeflerin arkasından sürükleniyorlardı. İsyanın liderliğinin Kürt milliyetçiliğini İslamcı bir dünya görüşüyle harmanlamasının altında yatan önemli nedenlerden birisi de burada aranabilir (Bozarslan, 2005: 225).

Kısacası, Türkiye’de kapitalizmin kuruluşunun ilk aşamalarında izlenen yanlış egemen strateji Kürdistan’da isyanlarla karşılaşmıştır. Devletin ve Türk milliyetçilerinin neden olduğu ve meclisin onayından geçen ağır insani yıkımı ne okutulan resmi tarihte ne de eski meclis binasındaki gezdiğim sergide görmek mümkün değil.

İsyanlar dönemi (1920-1938) hakkında gerçek bilgilere, arşivlerin tozlu raflarında saklanan belgeleri gün ışığına çıkaran Kürt ve Türk araştırmacıların çalışmaları aracılığıyla ancak ulaşılabilir…….

Devam edecek

About Mehmet Tas

Check Also

UKRAYNA-RUSYA BARIŞ MEKTUBU-çeviri

Şili Devlet Başkanı Sayın Gabriel Boric Font’a hitaben yazılmış mektup Sayın Gabriel Boric Font, Şili …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com