Lenin’in Marks’a serzenişi- Yusuf Zamir

İkinci Enternasyonal’in zihinsel ufku, bağrında doğduğu Almanya ile sınırlıydı. O zamanki Almanya, geç kalmışlığın telâşıyla dünya pazarında kendine yer açmaya çalışıyordu. Almanya, sermaye yetersizliğini acilen telâfi etmek için ekonomisini hoyratça merkezileştirmekteydi. İkinci Enternasyonal, baktığı Almanya penceresinin gösterdiği manzaradan hareketle şöyle bir analiz geliştirdi:
Üretici güçler, bireysel kapitalist mülkiyet elbisesine sığmayacak kadar büyüyünce bireysel kapitalist mülkiyetle çatışmaya girer. Bu çatışmaya cevap olarak hisse senetli kapitalist mülkiyet, yani anonim şirketler doğar. Anonim şirketler, zayıf sermayeleri yutarak büyür ve kendi sektörlerinde tekelleşir. Tekelleşen sanayi sermayeleri ile banka sermayeleri birleşerek finans kapitali ortaya çıkarır. Finans kapital, böylece ekonominin tepelerini kontrol altına alır.
İkinci Enternasyonal, sosyalizmin kuruluşunu, kerameti kendinden menkul partinin iktidarı ele geçirip ekonomiyi devletleştirmesi sığlığında anlıyordu. Finans kapital ekonominin tepelerini tuttuğuna göre sosyalizmin kuruluşu kolaylaşmıştı.
Cahiliye devri nazariyecisi Rudolf Hilferding, finans kapitalin “sosyalizm için nihai örgütsel ön gereklilikleri” yarattığını şöyle ilân etti:
“Finans kapitalin toplumsallaştırıcı işlevi, kapitalizme üstün gelme görevini son derece kolaylaştırıyor. Finans kapital ekonominin en önemli dallarını bir kez kontrol altına aldıktan sonra, toplumun, bu üretim dallarının kontrolünü ele geçirmek için bilinçli yürütme organı -işçi sınıfı tarafından fethedilmiş devlet- aracılığıyla finans kapitale el koyması yeterlidir. …
“Finans kapital sosyalizm için nihai örgütsel ön gereklilikleri yaratırken …” (Rudolf Hilferding, Finans Kapitalhttp://www.marxists.org/archive/hilferding/1910/finkap/ch25.htm)
Lenin, Hilferding’in senaryosunu biraz daha geliştirdi: Dev tekelleri elinde tutan finans kapital, gitgide devletle iç içe geçerek devlet-tekel kapitalizmini yaratır. Devlet-tekel kapitalizmi kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Devlet-tekel kapitalizmi sosyalizm için tam maddi hazırlık demektir. Bundan daha ötesi ancak sosyalizm olabilir!
“Emperyalist savaş sosyalist devrimin arifesidir. Bu, sadece savaşın dehşetinin proletarya ayaklanmasına yol açmasından ötürü değildir -çünkü hiçbir ayaklanma, sosyalizmin ekonomik koşulları olgunlaşmaksızın sosyalizmi getiremez-. Fakat devlet-tekel kapitalizmi sosyalizme tam maddi hazırlık olduğu, sosyalizmin eşiği olduğu için bu böyledir. Tarihin merdiveninde bir basamak olan devlet-tekel kapitalizmi ile sosyalizm denen basamak arasında herhangi bir ara basamak bulunmadığı için bu böyledir.” (V. İ. Lenin, “Yaklaşan Felâket”, 10-14 Eylül 1917, TE, İng., c. 25, s. 363.)
Yukarıdaki kuruntunun arkasında, cahiliyenin sosyalist toplum teorisinde yaptığı devletçi revizyon yatar. Lenin’in aynı makaledeki sahte sosyalizm tanımı, zihinlerdeki devletçi tahribatın vahametini gösterir:
“Sosyalizm, tüm halkın çıkarlarına hizmet etmeye koşulmuş ve o ölçüde kapitalist tekel olmaktan çıkmış devlet-kapitalist tekelin ta kendisidir.” (V. İ. Lenin, “Yaklaşan Felâket”, 10-14 Eylül 1917, TE, İng., c. 25, s. 362.)
Cahiliye devri öylesine nasipsizdi ki, Lenin, komünizmin içine devlet kapitalizmini soktuktan sonra dönüp Marks’a “komünizm altındaki devlet kapitalizmi”(!) hakkında bir şey yazmadı diye serzenişte dahi bulunabilmişti:
“Devlet kapitalizminin nasıl yorumlanacağı üstüne felsefe yapıyoruz, eski kitaplara bakıyoruz. Fakat eski kitaplarda tartıştığımız şeyi bulamıyorsunuz. O kitaplar, kapitalizm altındaki devlet kapitalizmini ele alırlar. Komünizm altındaki devlet kapitalizmiyle ilgili tek bir kitap yoktur. Bu konu hakkında bir söz yazmak Marks’ın bile aklına gelmemiştir. Marks, bu konuda tek bir kesin ifade ya da belirgin bir talimat bırakmadan ölüp gitmiştir.” (V. İ. Lenin, “On Birinci Parti Kongresine Rapor”, 27 Mart 1922, TE, İng., c. 33, s. 278.)
Marks’ın “komünizm altındaki devlet kapitalizmiyle ilgili” bir şey yazması mümkün değildi. Çünkü, Marks’ın böyle bir zırvayla ilgisi olamazdı.
Cahiliyenin kıt zihinleri, insanlığın sosyalizme ancak özel mülkiyetin, metaın, değerin, paranın, pazarın, ücretli emeğin, sermayenin, sınıfların, yalıtık bireyin, sivil toplumun, devletlerin bütün dünya çapında ortadan kaldırılmasıyla ulaşabileceğini idrak edememiştir. Cahiliye, böylesi bir dünya-tarihsel dönüşümü mümkün kılacak üretici güçlerin ne nitelikte olması gerektiğini ise hiç anlamamıştır.
Sosyalizmin üstünde yükseleceği maddi temeli teşhis etmek için, üretim faaliyetinin ne devasa boyutlardaki tekeller altında yapıldığına değil, fakat üretim faaliyetinin ne nitelikteki üretici güçlerle yapıldığına bakmak gerekir.
O zamanki üretici güçler, makine teknolojisi kullanan kol emeğine dayanıyordu. Makine teknolojisinde işçi, makinenin eklentisi olarak üretim sürecinin içinde varlık bulur. İnsanı makinenin eklentisi olmaya mahkûm eden makineli üretim temeli, emeğin kurtuluşunun maddi temeli değildir.
Emeğin kurtuluşunun maddi temeli, bilgi yoğun teknoloji yaratan zihinsel emeğe dayalı üretici güçler düzeyidir. Çünkü, ancak bu nitelikteki üretici güçler, doğrudan üreticileri üretim sürecinin nezaretçisi konumuna yükseltme ve emek zamanını olağanüstü düşürerek serbest zamanı namütenahi artırma potansiyeli taşır.
Sosyalizmin kurulabilmesi için, kâr odaklı gelişen üretici güçlerin insan ve doğa odaklı hâle getirileceği, cehennem mesaisindeki insan faaliyetinin insana geri döndürüleceği, komünist bilincin yığınsal çapta üretileceği uzun bir dünya-tarihsel devrimci dönüşüm döneminin yaşanması zorunludur.
Lenin, cahiliye devrinin ilhamıyla, sosyalizmi kurmak için büyük bankalardan şöyle yararlanmayı hayal ediyordu:
“Kapitalizm bankalar, karteller, posta hizmeti, tüketici dernekleri ve büro işçileri sendikaları biçiminde bir muhasebe aygıtı yarattı. Büyük bankalar olmasa sosyalizm imkânsız olurdu.
“Büyük bankalar, sosyalizmi getirmek için ihtiyacımız olan ve kapitalizmden hazır olarak alacağımız ‘devlet aygıtı’dır. Burada görevimiz, bu mükemmel aygıtı kapitalistçe sakatlayan ne varsa onu kesip atmaktan, bu mükemmel aygıtı daha da büyük, daha da demokratik, daha da kapsamlı kılmaktan ibarettir. … büyükten de büyük tek bir Devlet Bankası, sosyalist aygıtın onda dokuzunu oluşturacaktır. Bu, ülke çapında defter tutma, malların üretim ve dağıtımının ülke çapında muhasebesi olacaktır. Bu, söz gelimi, sosyalist toplumun iskeleti gibi bir şey olacaktır.” (V. İ. Lenin, “Bolşevikler Devlet İktidarını Elde Tutabilirler mi?”, 1 Ekim 1917, TE, İng., c. 26, s. 106.)
Bankalar, onları “kapitalistçe sakatlayan ne varsa” kesip atınca aklanacak aygıtlar değildir. Çünkü, bankalar kapitalistçe sakatlanmış değildir, fakat kapitalizmin ta kendisidir. Bankalar, münhasıran para-sermayenin toplumsal iktidarını insanlara dayatan aygıtlardır.
Bankalar dâhil olmak üzere bütün kapitalist aygıtlar, mülksüzleri paranın, pazarın, sermayenin iradesine tâbi kılmanın aygıtlarıdır. O aygıtlar, “daha da büyük, daha da demokratik, daha da kapsamlı” kılınınca, tahakküm aygıtı olmaktan çıkıp özgürlük aygıtı hâline gelmezler. Özgürlük toplumuna varabilmek için paranın, pazarın, kısacası değer yasasının ifade ettiği bütün insana aykırı toplumsal ilişkilerin, bankalar, borsalar gibi bütün ekonomik tahakküm aygıtlarının, toplumsal yarılmanın, devletin ortadan kaldırılması gerekir.
“Büyükten de büyük tek bir Devlet Bankası” sosyalist bir aygıtın değil, ancak totaliter bir aygıtın unsuru olabilir! “Büyükten de büyük” devlet aygıtlarıyla, özgür bir toplum değil, ancak totaliter bir kâbus yaratılır! Olan da bu olmuştur!

About Mehmet Tas

Check Also

LENİN’İN DEVLET KONUSUNDAKİ YANILGILARI- M. Taş

Lenin’in siyaset, iktidar ve devlet hakkında ileri sürdüğü temel tezlerdeki çelişki ve belirsizlikleri tartışmanın tam …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com