Lenin’in Mezar kitabesi (Ocak 1924),Karl Kautsky


 Sevgili Yoldaş Solski! Gördüğünüz gibi şu anda Berlin’de değil Viyana’dayım. Mektubunuz bugüne kadar elime geçmedi, dolayısıyla davetinize zamanında yanıt verecek durumda değildim. Bundan derin üzüntü duyuyorum, çünkü proleter devrimin ölü liderini onurlandırmaya katılmayı çok isterdim. Son yıllarında izlediği siyasi ve ekonomik yöntemlerle ilgili ciddi çekincelerim olabilir; aramızdaki mevcut farklılıklar nedeniyle kişisel olarak onun tarafından derinden küçümsenmiş olabilirim ve Lenin’in etki alanında onun görüşlerine katılmayan unsurların, sosyalistler de dahil olmak üzere, zulme uğramasını daha da acı verici buldum. Ancak ölüm anında insan, hayatının sadece birkaç yılını ya da çalışmalarının sadece birkaç yönünü değil, bütününü değerlendirmeli ve tüm kişisel kinleri bir kenara bırakmalıdır. Farklılıklarımız onun vefatının önemi konusunda bizi kör etmemelidir.

Dünya tarihinde eşine az rastlanan devasa bir figürdü. Zamanımızın büyük devletlerinin hükümdarları arasında, etki bakımından ona bir dereceye kadar yaklaşan tek bir kişi vardır, o da Bismarck’tır – ve ikisinin pek çok ortak noktası vardır. Amaçları elbette taban tabana zıttı: birinde Almanya’da Hohenzollern hanedanının egemenliği; diğerinde ise proleter devrim. Bu, su ve ateş arasındaki bir zıtlıktır. Ve Bismarck’ın amacı küçüktü, Lenin’inki ise muazzam derecede büyüktü.

Ancak demir şansölye gibi Lenin de son derece inatçı, sarsılmaz ve cesur bir iradeye sahip bir adamdı. Onun gibi o da silahlı gücün siyasetteki önemini çok iyi kavramış ve belirleyici anda bunu acımasızca uygulayabilmişti. Bismarck zamanın büyük sorunlarının kan ve demirle çözülmesi gerektiğini söylediğinde, bu aynı zamanda Lenin’in de görüşüydü.

Elbette ikisi de kan ve demirin tek başına yeterli olduğuna inanmıyordu. Bismarck gibi Lenin de bir diplomasi ustasıydı; rakiplerini aldatma, onları şaşırtma ve zayıf noktalarını keşfederek onları alt etme sanatı. Ve tıpkı Bismarck gibi, gittiği yolun hedefine götürmeyeceğine inandığında, Lenin de hiçbir çekince duymadan rotasını derhal tersine çevirmeye ve başka bir yola girmeye hazırdı. Bismarck’ın 1878’de serbest ticaretten korumacılığa geçtiği gibi, Lenin de saf [muhtemelen Savaş Komünizmine bir gönderme – RH] ekonomiden ‘NEP’e (Yeni Ekonomik Politika) geçti.

Ancak elbette, apaçık ortada olduğu ve daha önce de belirtildiği gibi, ikisi arasındaki benzerliklerin yanı sıra, amaçlarında da kesinlikle küçük olmayan farklılıklar vardı. Lenin, hevesle çalıştığı teori anlayışında ve kişisel çıkar gözetmemesinde Bismarck’ı çok geride bıraktı. Bismarck’ın teoriye ayıracak zamanı yoktu ve devlet iktidarını kişisel çıkarları için kullanıyordu.

Ancak Lenin, yabancı ülkeler hakkındaki bilgisi bakımından Bismarck’ın gerisinde kalmıştır. Bismarck, dış politikasının ilgilenmek zorunda olduğu devletleri, güçlerini ve içlerindeki sınıf ilişkilerini dikkatle incelemişti. Buna karşın Lenin, Batı Avrupa’da onlarca yıl göçmen olarak yaşamış olmasına rağmen, bu ülkenin siyasi ve toplumsal özelliklerini hiçbir zaman tam olarak anlayamadı. Tamamen Rusya içindeki özelliklere uyarlanmış olan politikası, yabancı ülkelerle ilgili olarak, Batı Avrupa’yı tanıyan herkes için başından beri bir yanılsama olarak görünmesi gereken bir dünya devrimi beklentisine dayanıyordu. Burada Bismarck ve Lenin arasındaki en derin farkı buluyoruz. Birincisi iktidarını dış politikasının başarısıyla kurarken, ikincisi iç politikasıyla kurmuştur. Bunun nedeni sadece iki adamın yeteneklerinin farklı olması değil, aynı zamanda çalıştıkları ortamların da farklı olmasıdır.

Bismarck, kitlelerin Fransız Devrimi ve Napolyon Savaşı, ardından da 1848 Devrimi sayesinde yoğun bir siyasi hayata uyandığı bir ülkede iktidara geldi. Onlara tam otoritesini dayatması ve bağımsız düşünce ve eylemlerini ortadan kaldırması imkansızdı. Bu konuda tamamen başarısız oldu. Buna karsılık Lenin, savas nedeniyle asirı derecede tedirgin olmus, ancak daha sonraki kusaklar boyunca bağımsız siyasi düsünce ve özlem deneyimine sahip olmamıs ve bu nedenle tedirginliğin azalmasından sonra Lenin’in üstün kisiliğinin ve yoldaslarının gücüne zorlanmadan tabi olmus kitlelerin ortasında iktidara geldi.

Lenin’in büyük başarısının en derin kökü burada yatıyor, ama aynı zamanda onun sistemiyle ilgili en büyük çekincelerimin başlangıcı da burada. Çünkü proletaryanın kurtuluşu her şeyden önce onun düşünce ve faaliyetinin tam bağımsızlığı anlamına gelir. Bu yönde kayda değer, umut verici başlangıçlar 1917 devriminden önce Rus proletaryasında zaten mevcuttu. Lenin böylece proletaryaya en geniş özgürlüğü tanıyarak işe başladı. Ancak yöntemlerinin siyasi ve ekonomik sonuçları onu giderek daha fazla kısıtlamaya zorladı. Bunun üzerinde durmayacağım, çünkü burada bir ölüm ilanının sınırlarını aşıyor ve onu bir polemiğe dönüştürüyorum.

Lenin’in yöntemleriyle ilgili çekincelerime rağmen Rus devriminin durumundan umutsuz olmadığımı da belirtmeliyim. Benim bakış açıma göre Lenin Rusya’da proleter devrimi zafere ulaştırmış olabilir, ancak devrimin meyve vermesini sağlayamamıştır. Bu açıdan Rus devrimi henüz bitmemiştir. Lenin’le birlikte mezara götürülmeyecektir.

Rusya’da da emekçi kitlelerin bağımsızlık istekleri nihayet kabul görecektir. Ve o zaman Rus devriminin içinde en büyük bollukla barındırdığı tüm meyveler olgunlaşacaktır.

O zaman Rusya’nın ve dünyanın tüm emekçi halkları, hareket içinde bölünme olmaksızın, mücadele ve sıkıntılarla dolu on yıllar boyunca Rus devrimini hazırlayan ve ardından zafere ulaştıran tüm büyük öncülerini minnetle anacaktır. Ve bugün Komünist Parti’ye muhalefet edenler için de Lenin’in adı bu panteondan eksik olmayacaktır.

Dünyanın emekçi kitlelerinin, ölen kahramanlarını ortaklaşa onurlandırmada, sosyalist toplumu inşa etmek için özgürce birlikte çalışmadaki bu birlik durumu, Lenin’i hiçbir yolcunun asla geri dönemeyeceği topraklara kadar takip etmeden önce henüz göremeyeceğim bir durumdur.

Viyana, 28 Ocak 1924

Devrim Tarihinden Dipnotlar

1. Lenin’in 21 Ocak 1924’teki ölümünün ardından Karl Kautsky, Sovyet hükümetinin gazetesi Izvestia’nın Berlin muhabiri Panski-Solski tarafından arandı ve Lenin hakkında bir anma yazısına katkıda bulunmaya davet edildi. Lenin’in Proleter Devrim ve Dönek Kautsky broşüründe unutulmaz bir şekilde kınadığı Bolşevik rejimin ateşli bir muhalifi olan Alman sosyal demokrasisinin teorisyeni, böyle bir talep karşısında hiç şüphesiz şaşırmıştı. Ancak Kautsky Solski’nin davetini kabul etti ve aşağıda yeniden basılan mektubu/makaleyi yazdı. Gerçekten de İzvestia’da, Kautsky gibi “Leninizmin açık bir düşmanı “nın bile “proleter devrimin dehasının büyüklüğünü” kabul ettiği yorumunu yapan bir editoryal girişle birlikte yayınlandı. Makale daha sonra Avusturya-Marksist teorik dergi Der Kampf’ta (Cilt 17, No.5, Mayıs 1924, s.176-9) Ein Brief über Lenin adıyla yayınlandı ve burada yer alan çeviri buradan alınmıştır.

 

(Ocak 1924)

Yazılmıştır: Viyana, 28 Ocak 1924.

İlk Yayınlanma Tarihi Izvestia, 1924. [1]

About Mustafa Aydın

Check Also

Toplumsallık illüzyonları

Burjuva toplumda birbirleriyle ancak metalar aracılığıyla ilişki kurabilen yalıtık bireyler, meta mübadelesinin yapıldığı pazarda kof …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com