Kürt hareketi ve Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için uzun yürüyüş-Çeviri

Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) kurucusu Abdullah Öcalan, 1999’dan beri Türkiye’de bir adada tutuklu. Yaşam öyküsü, bugüne kadar özgürlük, demokrasi ve kendi kaderini tayin hakkı talep eden Kürt halkının mücadelesini özetliyor.

Abdullah Öcalan’ın kaldığı daracık odanın kara duvarları onu daha da daraltıyor. Güneşin girdiği, ancak deniz melteminin giremediği, parmaklıklarla sabitlenmiş tek bir pencereden giren ışıkla aydınlanıyor. Yatağın yanındaki, beyaz lavabo ve tuvalet hareket alanını daha da küçültüyor. Duvarlardan birinin dibinde, siyah bir kütüphane ve önünde beyaz plastik bir masa var. Kütüphane ve masa kitaplarla dolu. Abdullah Öcalan sol tarafına uzanmış, yalınayak okuyor. Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri, birkaç yıl önce yüzlerce askerle korunan bu odada, 24 yıldır günlerini ve gecelerini geçiriyor.

Hücre odasının dışında manzara çok güzel, ancak Öcalan hava almak için dışarı çıkmasına izin verildiğinde günde bir saat ancak zar zor rüzgarın tadını çıkarabiliyor. İmralı adası, Marmara Denizi’nin güneyinde yer alır ve sadece 10 kilometrekaredir. Öcalan volta atmak ve ayaklarını uzatmak için dışarı çıktığında, birçokları tarafından “Avrupa’nın Guantanamo’su” olarak nitelendirilen adanın düz arazisini kesen 217 metre yüksekliğindeki Türk Tepesi’ni görüp göremediğini kimse bilmiyor. Liderin maruz kaldığı yasaklar arasında kimseye dokunamamak var, bu yüzden uzun zamandır onu ziyaret edenlerle el sıkışamıyor.

Öcalan, 1999 yılında Kenya’da bulunduğu sırada Güney Afrika’ya giderken, Türk istihbarat servisleri (MİT), CIA ve İsrail Mossad’dan ajanlar tarafından yakalandı. Kürd lider, ölüm cezasına çarptırıldığı Türkiye’ye götürüldü. Kürt halkının kitlesel seferberliği ve uluslararası baskılar sonucunda ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. O dönemde Türk devleti, Avrupa Birliği’ne (AB) üye olma hedefiyle idam cezasını mevzuatından çıkarmıştı.

İmralı adasında yalnız başına Öcalan ne düşünüyor? Belki Toroslar’da, Zagros dağlarında, Kürt halkına asla ihanet etmeyen arkadaşlarını. Ya da belki de “Apo’ya ÖzgürlüK” talep eden binlerce erkek ve kadın kürdü. Kurak bir adanın sessizliğinde 1978’de bir avuç militanla birlikte kurduğu Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) bu adama hala eşlik ediyor mu? Öcalan, yeryüzünün derin ateşiyle temas eden kuru bir barut seli olan fikirlerinin özgürlüğün gücüyle tüm Ortadoğu’ya yayıldığını hayal edebilir miydi? Kapatıldığı küçük odada, gerilla mücadelesinin ve yoldaşlarıyla yaptığı çılgın tartışmaların harareti içinde tasarladığı fikirlerinin tüfeklerle, bayraklarla, tutkulu konuşmalarla ve Şam’daki hükümet onu 9 Ekim 1998’de sınır dışı edene kadar yakından tanıdığı Rojava’da, Suriye Kürdistanı’nda yeni bir toplumun inşasıyla savunulduğunu derinden hissedebiliyor mu?

İzole edilmiş, tehdit edilmiş, avukatları ve akrabalarıyla teması kesilmiş olan PKK lideri, Kürdistan halklarının isyanının baş kahramanı olmaya devam ediyor. Ve aynı zamanda Kürtlerin Türkiye’de bir barış anlaşmasına varılmasını talep etmelerinin garantörüdür. Ancak Ankara bu olasılık her karşılaştığında dehşete düşüyor.

Öcalan’ın fotoğrafları, yürüyüşlerde, mitinglerde, evlerin duvarlarında, Türk hava kuvvetlerinin sürekli bombardımanlarına karşı koyan Kandil dağlarının eteklerinde çoğalıyor. Onlar, Mart ayında Kürd halkı Newroz’u kutlarken bayrakların, afişlerin ve pankartların üzerlerinde görünüyorlar. Kürdistan’ın tarihi başkenti Diyarbakır’da, yıl boyu süren ev baskınlarında güvenlik güçleri onun yüzüyle karşılaşıyorlar. Kandil’de, Başur’un (Irak Kürdistanı) bölgesinde yaşayan köylüler onun adını telaffuz etmeği hiç ihmal etmiyor. Öcalan’ın başlattığı Kürd isyanının üslerinin bulunduğu bu dağlarda, erkekler, kadınlar ve çocuklar onun adını haykırdığı duyulur. Dağların eteklerindeki köylerde, her araba geçtiğinde “Yaşasın Apo” haykırışları duyulur. Yüzü ayrıca kuşak giysilerine, iğnelere, yüzüklere, bileziklere ve hatta isyan tüfekleri olan AK-47’lerin dipçiklerine kazılıyor.

Abdullah Öcalan, 4 Nisan 1949’da Şanlıurfa’nın Ömerli ilçesinde köylü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi’nde siyaset bilimi okuduktan ve araştırmacı olarak çalıştıktan sonra, Türk soluyla Kürt sorununu tartışmak için birkaç kişiyle görüşmeye başladı. O andan itibaren, o ve etrafındakilere “apocular” denildi.

1973’te PKK’nın altı kişiden oluşan kurucu çekirdeği ortaya çıktı. Ancak 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın küçük bir köyü olan Fis’te kurulan partiye, Sakine Canzis, Cemil Bayık, Ali Haydar Kaytan, Mustafa Karasu ve Kemal Pir de dahil olmak üzere 22 kişi katıldı. Örgütün doğuşu, Marksizmin ve dünyaya yayılan kurtuluş hareketlerinin bir senteziydi. Gerek Vietnam İşçi Partisi’nin başını çektiği devrimci süreç ve ABD işgaline karşı direnişi, gerekse Filistin kurtuluş hareketleri, PKK’nın başlıca etkilendikleri arasında yer alıyor. Küba Devrimi ve hepsinden önemlisi Komutan Ernesto “Che” Guevara figürü, genç Kürtler tarafından bir siyasi ve sosyal mücadele sürecini başlatmak için alınan diğer örneklerdi.

PKK’nın doğuşuyla birlikte, Türk devletinin kurucularının resmi olarak tanımadığı Süryaniler ve Ermeniler gibi diğer halkların ve milliyetlerin kimlikleri ve tarihleri sorgulandı ve Türkiye’de çoğunlukta olan Sünni İslam ile hiçbir bağı olmayan diğer dinler: Alevilerin, Yezidilerin ve Zerdüştlerin kültürleri gündeme geldi. Bugün, bu ülkenin güneydoğusunda yaklaşık 20 milyon Kürd’ün yaşadığı tahmin ediliyor ve bu da toplam nüfusun yüzde 28’ini oluşturuyor.

-Alberto Colin Huizar, El Salto, 03.07.2022

About Mehmet Tas

Check Also

Kürt Siyasal Hareketinin Dönüşümü: HDP’NİN “BAŞKA TÜRKİYE” ÖNERİSİ1- Ömer Tekdemir

Modern Kürt toplumu üzerinde hegemonik bir kültür oluşturarak egemenlik sağlayan Kürt siyasal hareketi, sosyal yapısalcı …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com