KÜÇÜLME KOMÜNİZMİ DÜŞÜNCESİ- M. Taş

2008 mali krizi, COVID sağlık krizi, Soğuk Savaş’a dönüşle başlayan jeopolitik kriz, G-3’ün parçalanması, küresel ekonominin krizi, iklim krizi, olağandışı sıcak hava dalgaları, kuraklıklar ve seller,  liberal demokrasinin krizi değerlendirildiğinde 21. yüzyıl tarihe, doğal ve toplumsal krizleri tetikleyen “krizler yüzyılı” olarak geçecektir.

Doğal krizi önlemek; hava sıcaklıklarının artışını durdurmak, sellere, okyanusların asitlenmesine, ormansızlaşmaya, stratosferdeki ozon tabakasının incelmesine ve kuraklıklara çözümler arama noktasında bu yüzyılın ilk çeyreğinde ilerici güçler arasında geniş bir uzlaşı sağlandı. Saito’nun Marx’a dayanarak anlatmaya çalıştığı ve diğer eko sosyalistlerin geliştirdiği “Ekonomik küçülme” düşüncesi aslında bu uzlaşının teorik temellerini oluşturuyor ve geniş ilgi görüyor.

Antroposen Çağda Marx; Komünist Küçülme Düşüncesi adlı kitabında Saito, doğa toplum ilişkisinde beliren krizi aşabilmek için ekonomide küçülmenin kaçınılmaz olduğunu anlatan düşünceler geliştiriyor. Geçen yazıda bu düşüncelerin kısa bir özetini yapmıştık, şimdi de geri kalanlarını yazmaya çalışacağım.

Kohei Saito’nun kitabı geniş bir Marksist literatürü kapsar. F. Engels, Rosa Luxemburg ya da György Lukács üzerine yaptığı yorumlar Marx’ı yeniden okumayı teşvik ediyor. 70’lerde Batı Avrupa Marksistlerinin eleştirel düşüncesi genç Marx’la sınırlıyken, 2000’li yıllarda ilgi Marx’ın son dönemine yöneldi.

Kohei Saito yaptığı araştırmalarla Marx’ta gün yüzüne çıkmamış görüşleri ortaya çıkaranlardan biridir.  Kitabında Marx’ın ekososyalizm olarak bilinen düşünceyi aşarak küçülen komünizme yöneldiğini belirtiyor. Daha açık bir ifadeyle eğer kapitalist üretici güçlerin gelişimi yıkıcı ise o zaman komünistler bu üretici güçlerin bir kısmından vazgeçmelidirler. Küçülmenin ana fikri tam da budur. Anca bu anlayış Marx’ı kırsal komünleri veya kapitalist olmayan toplumları idealize etmeğe götürmediğini belirtmek gerek.

Küçülen komünizm düşüncesinden ne kırsal alanlara dönüşü ne de üretimin durdurulması anlamı çıkartılmamalı. Doğa toplum ilişkisinde doğanın belirleyiciliğini kabul etmek Marksist paradigmada önemli bir açılımdır. Önceki toplumlardan farklı olarak kapitalizmde üretim ilişkilerinin değişimi sosyalizme doğru ilerlemek için tek başına yeterli değil. Toplumsal değişim için kapitalist mülkiyete son verirken doğal mülkiyetin gelecek nesilleri kapsayacak biçimde düzenlenmesini gerekli hale getiriyor. Bunun nedeni doğanın sunduğu kaynakların çoğunda sınırlara varılmış olmasıdır.

Doğal kaynaklarda beliren bu kıtlığı yeniden yorumlayan Saito, halkın mülkiyetinde olması gereken doğal mülkiyet veya kamusal zenginlik, kapitalist servet yaratmaya yöneldiğinden kıtlığı tetiklediğini belirtir. “Bolluk veya kıtlık kavramı bu nedenle sosyal bir kavramdır: toplum ve doğa ile ilişki kurma biçimine bağlıdır. Kapitalist üretici güçlerinin gelişimi ne kadar artarsa, toplumsal kıtlık da artar.” Diye açıklar Saito. Başka bir deyişle, kapitalizm sonrası toplum, doğal kaynakları toplum yararına kullanarak kıtlığın üstesinde gelebilir.

Saito, toplumsal kurucu faktör olan “doğal kıtlığın” devam etmesinden yanadır.  Onu, “Lüks Komünizm” taraftarlarının argümanlarından ayıran merkezi düşüncenin bu olduğunu vurgular. Bu tür bir proje, doğa ve toplum ilişkilerini inkar ettiğinden, kaçınılmaz olarak kapitalizmle aynı hizaya gelir.

Saito, “Post-kapitalist bir toplumda üstesinden gelinmesi gereken şey……sermaye birikimini sağlayan toplumsal kıtlığın nesnel koşullarıdır” yani kapitalizmin aşılmasıdır.

Kıtlık ve ekonomik küçülme yoksullaşma olarak algılanmamalı.  Kapitalizmde yaratılan mal fazlalığının azaltılması insani zenginlikle kapatılması öneriliyor. Saito, Marx’a dayanarak “Kapitalist üretim tarzının toplumlarda devasa bir meta birikimi yarattığını ancak bunun insani bir zenginlik olmadığının” altını çizer. Ona göre, toplumların zenginliği, ürün artışından farklıdır.  Gerçekten de kültürler, teknik bilgiler, boş zamanlar ve genel bilgi aslında zenginliğin kendisidir. Marx yaşamı boyunca zenginliği maddi tüketim ürünü olarak görmemiştir.

Bu perspektiften bakıldığında, kapitalizm mal üretimini arttırdıkça toplumsal insani zenginliğin azalmasına yol açar. Kohei Saito, toplumsal yoksullaşmanın aynı zamanda doğal bir yoksullaşma olduğunu belirtir. Çünkü kapitalizmde “doğa yalnızca maddi bir değer taşıyıcısı olarak” görülür. “Yıkıma ve tekdüzeliğe yol açan bu tek kullanımlık tüketim bataklığını kurutmak” tek doğru çözümdür.

Zenginlik, doğanın ve işçilerin kapasitelerine göre üretilir ve ihtiyaçlara göre yeniden dağıtılır. Bu, bazı dalların kontrollü büyüme anlamına gelebilir, metaların sonsuz birikimine duyulan ihtiyaç ortadan kalkar ve çalışma süresini azaltmak ve böylece işçilere boş zaman bırakmak için ekonomi yeniden örgütlenebilir. Yazarın argümanının özü budur.

Eleştirilerden bir demet

Küçülme komünizmi düşüncesi marksist düşünürler arasında eleştiri yağmuruna tutuldu. Saito’nun Marx son yıllarında epistemolojik kopuş yaşadığını söylemesi şok etkisi yarattı. Bu iddia kitabı eleştirenler tarafından sıkça dile getiriliyor. Eleştirmenler, Marx’ın düşüncesinin, önceki fikirlerin temel unsurlarını korurken aşamalı olarak geliştiği söyleniyor, yani epistemolojik bir kopuş yoktur. Ve Kohei Saito’nun kendisi de bunu dolaylı olarak kabul ediyor.

Bir başka tartışma konusu büyüme ya da küçülme üzerine sürüyor. Bunun nedeni, her mantıklı ekonomistin bildiği gibi, asıl tartışmanın ne tür bir büyümenin istendiği ve ne tür bir büyümenin istenmediğiyle ilgili olmasıdır. Diğer bazı faktörlerin yanı sıra, ekonomik faaliyetin bazı bölümlerinin büyümesi, diğer bölümlerinin ise büyümemesi veya küçülmesi gerektiği anlamına gelir.

Kapitalizmde küçülme olabilir mi? Sıkça sorulan sorulardan biridir.  Marksistler, yapısal planlı küçülmeye kapitalizm içinde ulaşmak imkansızdır diyor ve ampirik olarak kapitalist “küçülme” yalnızca, toplumsal çürüme yaşandığında, mali ve ekonomik kriz dönemlerinde, doğal afetlerde ve savaşlarda görülebilir.

Solun ekonomik küçülmeği savunmasının hatalı olduğunu ileri sürenler tartışmalara başka bir boyut getiriyor. Uzun yıllar kapitalist kemer sıkma ve yoksullaştırmaya karşı mücadele ettikten sonra Sol’un şimdi “küçülme” için politika önermesi, çoğumuza garip gelebilir. Yoksul ülkelerde gerçek bir küçülme yaşandığında, pek çok yoksul açlıkla karşı karşıya kalır. Zengin ülkelerde sahip olunan finansal olanaklara, desteklere ve rezervlere o insanlar sahip değiller. Küçülmeden yana olan zengin ülke halkları maddi fedakarlık yapmaya ikna edilebilecek mi?

Gelişmiş ülkelerin emekçi halkları ekonomik küçülmeye hazır değil, ancak gelecekte, yoksulluk, iklim ve barınma sorunları giderek artmaya devam ettiğinde buna benzer bir şeylerin yapılmasından yana irade gösterebilirler.

Sonuç

Ve son olarak Saito’nun sözleriyle bitirelim. “Küçülme komünizmi” sadece yeşil kapitalizm vizyonundan değil, aynı zamanda teknokratik ekososyalizmden de farklıdır. Ekososyalizm, yeşil kapitalizm gibi büyüme odaklı olabilir, ancak sürdürülebilir olmayacaktır. Ekososyalizmin bir varyantı olarak küçülme komünizmi, ekonomik büyümenin olmadığı kıtlık sonrası bir toplum hedefliyor.” (Saito, Kohei.s. 250).

Marksizm, Marx’ın değer, sınıf ve sosyalizm teorisini yadsımadan “küçülme komünizmi” bakış açısından yeniden yorumlanmalıdır. Bu çağdaş perspektif, SSCB’nin çöküşünden sonra Marksist olmayan çevreci hareketlerle diyalogları zenginleştirmek ve Antroposen’de insanın hayatta kalma olasılığını arttırmak için vazgeçilmezdir. Küçülme komünizminin siyasi projesinin tutarlılığı tarih tarafından değerlendirilecektir.

-Saito, Kohei. Marx in the Anthropocene (p. 250). Cambridge University Press. Kindle Edition.

About Mehmet Tas

Check Also

Yarının sosyalizmi için dünün komünisti/Yazan:Phillip Becher/cevri Mustafa Aydin

Yarının sosyalizmi için dünün komünisti/Yazan:Phillip Becher İtalyan komünizminin bugüne kadarki son karizmatik lideri Enrico Berlinguer …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com