Karl Marx’ın ölümünün 140. yıl dönümü-M. Taş

140 YIL SONRA MARX VE MARKSİSTLER

Karl Marx’ın ölümünün 140. yıl dönümü: Eserleri üzerine gerekli bir tartışma

Birçok bakımdan Karl Marx, 1789 Fransız Devrimi’nin etkisindeydi ama onun hayatına ve eserlerine damgasını vuran sanayi Devrimiydi.

Marx’ın eserleri, 19. yüzyılın son çeyreğini ve 20. yüzyılın tamamını ve günümüzü anlamak için vaz geçilmez temel yapıtlardır. Marx, egemen sınıflar ve bazı aydınlar tarafından birçok kez kurşuna dizildi, ihanete uğradı. Ancak her seferinde ayağa kalkmayı başardı. Fikirleriyle adalet ve eşitlik mücadelesini aydınlatmaya devam etti. 2007 ve 2008’deki büyük mali krizin ardından Kapital’in yeni baskıları çeşitli dillerde yayınlandı. Marx’ın eserleri ve biyografisi üzerine yapılan araştırmalar aralıksız devam ediyor.

Marx, 14 Mart 1883’teki ölümünden sonra “140 yıldır Marksistlerin onun adına yaptıkları araştırmalardan sorumlu tutulamaz.” Kendi deyimiyle Marx, Marksist değildi.

Marx, 19 yüzyılda toplumsal değişimi etkileyen önde gelen düşünürlerden biriydi. Fakat 20. yüzyılda gücüne güç katarak yüzyıla damgasını vurduğu tartışılmaz.

Tüm teorik gücüne rağmen gerek sosyal bilimler alanındaki gerekse diğer alanlardaki teoriler gibi Marx’ın düşüncesinin geliştirilebilmesi için kutsallaştırılmasına izin verilmemeli. Ve daha da önemlisi 90’larda yapıldığı gibi şeytanlaştırmasına karşı mücadele kesintisiz sürdürülmeli. Bu iki anlayış devrimci mücadelede ölümcül yaralar açıyor.

Bugün birçok Marksist akım, 20. yüzyılın deneyimlerini araştırıyor ve yeni beliren alanlar üzerinde çalışmalar yapıyor.  Bunlardan bazıları,  Değer Teorisi ve Mal fetişizmi üzerine; Marx’ın son çalışmaları ve doğa üzerine düşünceleri; dijital çağ, Marksizm ve cinsiyet, ırk ve sınıf çalışmaları; ayrıca sınıf bilinci veya psikanaliz ile ilgili çok sayıda felsefi çalışma yapılmaktadır.

Birinci Enternasyonalde, bir yanda Marx ve Engels taraftarları diğer yanda Bakunin taraftarları arasındaki tartışmalarda gruplar birbirlerine “Marksist” ve “Bakuninist” olarak adlandırmaları yaygındı. İlk başta, bu tür sıfatlandırmalar hakaret veya ötekileştirmeydi. Ancak, Marx’ın ölümünden sonra, Marksistler terime farklı anlam yüklediler. Almanya’da artık bir ötekileştirme değil, Lasalle’ın reformist akımına karşı Marx’ın düşüncelerini savunan gruba verilen ad oldu. Bu adı ilk kullanan Kautsky’ydi (Engels hayattayken bile). Kautsky’nin bir Neue Zeit başyazısında Marksizm kavramını kullanması, eklektik ve reformist sosyalizme bir muhalefettir. Hatta kendisine öğretisinin tanımı sorulduğunda Marx, “eleştirel materyalist sosyalizm” adını tercih ettiğini söylemiştir.

Engels’in 1895’te ölümü üzerine, Marx’ın teorik mirası fiilen Alman Sosyal Demokrasisinin Marksist kanadının elinde kaldı. Kautsky, Bernstein, Bebel, Liebneck gibi işçi hareketi liderleri kendi Marx yorumlarını yaptılar. İkinci Enternasyonal’in Alman Marksizmi, özünde şematik bir karaktere sahipti ve kapitalizmin büyüme döneminde parlamentarizmi ve ekonomik mücadeleleri merkeze alan yeni bir işçi hareketi üzerinde gelişti. Bunların dışında Friedrich Adler’in liderliğindeki Avusturyalı sosyalistler de Marksist akıma dahil edilebilir.

1917’den sonra Rus Marksizm’i merkezi bir öneme sahip oldu.  Plehanov figürü etrafında şekillendi. 1903’te Menşevikler (Martov) ve Bolşevikler (Lenin) olmak üzere iki akıma ayrıldı. Parti anlayışı ve işçi sınıfı ile köylülük arasındaki ilişki konusundaki farklılıkların damgasını vurduğu bir kopuş yaşandı. Bu iki eğilimden bağımsız olarak Leon Troçki ve Rosa Luxemburg enternasyonalist pozisyonlarda konumlandılar. Troçki’nin aksine Rosa, ölümüne kadar tutarlı bir düşünce sürdürdü. Devrimci ve enternasyonalist düşüncesi, Pannekoek, Mattick, Bordiga, Liebnechk, Korsch, H. Gorter vb. gibi önemli Avrupalı ​​Marksistleri bir araya getirdi. Ve Victor Serge gibi liberter Marksistler, Bolşevikler dahil olmak üzere dünyanın her yerinden devrimcilerin saygısını kazandı.

Marx ve Engels’in ölümünden sonra Marksistlerin düşüncesi birkaç kişiye elbette indirgenemez. 20. yüzyılın tamamına bakıldığında Leninizm, şüphesiz Birinci Dünya Savaşı’ndan zaferle çıkmış Marksist akımdır. Lenin’in bazı katkıları Marx’ın eserlerinde bulunmaz ve bunun ne kadarı “katkı” olarak değerlendirilebilir tartışılıyor. Devlet ve parti teorisi, Lenin’e özgüdür, çünkü Marx bu kavramlar üzerinde çok az şey bırakmıştır. Ekim 1917’de iktidarın ele geçirilmesinden sonraki Bolşeviklerin pratiği çarlık Rusya’sına özgüdür enternasyonalist Marksizm’e dahil edilmesi tartışma konusudur. Marx’ın Paris Komünü üzerine yazılarının hiçbiri bizi sosyalizme geçişin devletçi bir kavrayışına götüremez. Bolşeviklerin, kurucu Meclis’i feshetmesi veya greve gitmekle suçlanan anarşistlerin, muhalif sosyalistlerin veya sendikacıların yasa dışı ilan edilmesi hakkında Marx’ın ne düşüneceğini bilmiyoruz. Çarlık Rusya’sındaki koşullardan dolayı Lenin ve Bolşevikler, Marx’ın demokratik özgürlüklere olan bağlılığının ve işçi sınıfı, “işçilerin kurtuluşu işçilerin kendi eseri olacaktır” ifadesinin ötesine geçtiler. Leninizm’in izlediği Devlet anlayışı, devrimci şiddet ve partinin rolü Rus popülistlerinin (narodnikler) ve her şeyden önce Fransız Jakobenlerinin Bolşevikler üzerinde bıraktığı etkidir.

Avrupa’da dolaşan savaş ve faşizm tehdidi karşısında Stalinizm, Marksiz’e şovenizm ve milliyetçilik katarak özünden uzaklaştırmıştır. Stalin 1930’a kadar gelişen Marksist düşünceyi dönüştürdü ve dogmalaştırdı. Değişime açık olmayan bir Marksizm ölü bir teoridir. O tarihten sonra sadece iki küçük akım kaldı: Troçkistler ve Batı Avrupa’daki akademik Marksizm.

Bu iki akım, farklı konularda Marksizm’e teorik bir ivme kazandırdı. Perry Anderson’un belirttiği gibi, ekonomi, psikanaliz, politika, tarih, sosyoloji, felsefe, etik, matematik, sanat vb. gibi farklı disiplinler etrafında Marksizm canlandı.

Toplumsal yaşama ve devrimci dönüşümlere açılımlar getiren düşünce akımlarından bazıları;

Adorno, Habermas, Walter Benjamin, Georg Lukács, Marcuse, Ernest Bloch, Eric Fromm gibi önemli entelektüellerin bulunduğu Frankfurt okulu. Isaac Deutscher gibi İngiliz tarihçiler ilk önce sosyal tarih veya E.P. Thompson, Hobsbawn, Rudé, Christopher Hill, Rodney Hilton, vs. ve daha sonra New Left Review veya Monthly Review gibi dergiler. Ekonomik tartışmalarda Isaac Rubin, Henryk Grossmann, Paul Mattick, Robert Bremner, Maurice Dobb, Paul Sweezy, David Harvey, Ernest Mandel, Roman Roldosky, Amwar Shaik, Michael Heinrich, Fred Moseley gibi çok sayıda Marksist yer aldı. Ayrıca Andreu Nin, Antonio Gramsci, N. Poulantzas, Juan Carlos Mariátegui, Daniel Bensaid, Lacan, Ellen Meiksin Wood, A. Negri, Cornelius Castoriadis, Manuel Sacristán, Perry Anderson, Fredric Jameson gibi siyaset alanlarındaki isimlerdr. Kültür ve sosyolojinin diğer alanlarında; T. Eagleton, I. Wallerstein, Slavoj Zizek, Erik Olin Wright… Ve 20. yüzyılın sonunda ve 21. yüzyılın başında, iklim değişikliği tartışmalarında Michael Löwy’yi öne çıkarmamız gerekiyor, Bellamy Foster, Andreas Malm, Daniel Tanuro, Kohei Saito; Fernandez Duran, Jorge Riechmann. Ve son olarak Nancy Fraser ve Raya Dunayevskaya gibi Alejandra Kollontai’nin mirasını geliştiren Marksist feministler.

Marksizme yakın veya sözü edilen düşünürlerden etkilenen kişiliklerden bahsetmek de önemlidir. Marx döneminden, Williams Morris gibi seçkin bir kişilik, Victor Serge, Enma Goldman, Daniel Guerin gibi liberterler; George Orwell gibi dürüst sosyalistler; Karl Polanyi gibi antropologlar; Albert Camus, J. Paul Sartre, Michel Foucault gibi filozoflar; Albert Einstein gibi matematikçiler veya Pablo Picasso gibi ressamlar.

Devam edecek 

  • Karl Marx’ın ölümünün 140. yıl dönümü: Eserleri üzerine gerekli bir tartışma, Vientosur, İspanyolca, 2023

About Mehmet Tas

Check Also

Yarının sosyalizmi için dünün komünisti/Yazan:Phillip Becher/cevri Mustafa Aydin

Yarının sosyalizmi için dünün komünisti/Yazan:Phillip Becher İtalyan komünizminin bugüne kadarki son karizmatik lideri Enrico Berlinguer …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com