OTUZ BEŞ YIL SONRA KÜBA’YA GİDİYORUZ-M. Taş

Altı yılımı geçirdiğim, sabrımın defalarca sınandığı, aşkımın bıçak gibi bilendiği Küba’ya otuz beş yıl sonra ben ve eşim özgürce dolaşmak, değişimi görmek amacıyla gidiyoruz. Kübalı Rolando’yu, Alberto’yu, Jamaikalı, Afrikalı, Şilili, Filistinli, Bolivyalı, Venezüellalı yoldaşlarımı arayacağım belki birilerini bulurum, bulamazsam anılarımın izlerinin olduğu o yerde belki o günleri yeniden yaşarım.

1987 haziranında, sıcağın “sarı saplı bir bıçak gibi” yaktığı günlerden birinde, altı yıllık öğrenimimizi bitirmiştik. Sosyalizm üzerinde dolaşan karabulutlar ve hararetli tartışmaların ortasında kafamızdaki soruların yanıtlarını bulmadan, Havana Jose Marti havaalanından Doğu Almanya Berlin’e uçtuk. Koptuk oralardan, kopuş o kopuştu, bir daha geriye dönüp gitmedik. Bu uzun zaman sürecinde Küba’da ve dünyada çok şey değişti. Kübalılarla paylaştığımız sevgi ve dostluk baki kaldı. Küba halkına, devrimine ve liderlerine sevgimizi içimizde yıllarca taşıdık ve şimdi de yeniden o insanları görmeye, anılarımızın geçtiği mekanlara dönüyoruz.

Gününü hatırlamıyorum 1982’nin sonbaharıydı, Türkiye’den ayrılalı henüz bir ay olmuştu. TKP merkez komitesinden Yusuf Yelkenci bana, ‘yoldaş Avrupa ülkelerine çok kadro gönderdik sana Küba’ya git dersek gider misin?” Sorduğunda önce birden şaşırdım, rüya gibiydi inanamadım.  “Havana Üniversitesinde okumaya gideceksiniz” deyince parasız pulsuz, sahte pasaportla altı yıllık sürgüne tereddütsüz evet dedim.

Küba’nın devrimi ve iki lideri hakkında az buçuk bir bilgiye sahiptim. Yarısından fazlası kölelikten gelme bir halkın ne yediği ne içtiği kültürü yaşam tarzı, hakkında parmakla sayılacak birkaç söz söyleyebilirdim ancak.

İşte böyle, Che ve Fidel sevgimiz bizi okyanuslar ötesine, dünyanın öteki ucuna sürükledi. Şarkıların, dansların, müziğin şairlerin, şiirlerin ve ayrılık hikâyelerinin harmanlandığı masalsı bir coğrafyaya gitmediğimizi kısa zamanda anladık.  Neşenin, kahkahaların, silahların gölgesinde isyan haykırışlarının kaderine karşı savaşan bir halkın yoksul ve umutlu yaşamını anlamak epey zamanımızı aldı. Küba ve Türkiye Komünist partilerin ilgisizliği, uzaklık, hastalıklar ve moral bozukluğu zaman zaman bizi bunalımlara sürüklemiş, gittiğimize gideceğimize pişman etmişti.

Zaman içinde karşılaştığımız tanıklıklar, farklı kültürden insanlarla tanıştıkça masalsı bir coğrafyaya adım atmadığımızı öğretti; Yemenli Halid’e aşık olan Afganlı Rehla’nın intihar girişimini, aynı odada yaşayan iki Etopyalı’dan birinin diğerini bıçaklayarak öldürdükten sonra sabaha kadar akan kanını seyrettiğini, bir aşktan başka bir aşka koşan Filistinli gençlerin melankolik aşk hikayelerini, Miami’ye kaçmak isteyen Kübalı gençlerin başarısızlıkla sonuçlanan maceralarını, “Kahrolsun Fidel” diyen bir grup insanı ve milyonların Fidel’e olan çılgın sevgisini gördük yaşadık. Sevdik orayı, hem de yaşayarak, öğrenerek sevdik.

Altı aylık hızlı dil eğitiminden sonra gittiğimiz Havana üniversitesinin birinci yılının başında öğretmenler dilimizin yetersiz olduğunu ancak felsefe ve matematikteki başarımız sayesinde öğrenimimize devam edebileceğimize kanaat getirdiler. Birinci hazırlık yılını başarıyla geçtikten sonra ikinci yılda bölümümüz Ekonomi Politikti. Marx’ın Kapital’inden başladık tarım, planlama istatistik ve muhasebeden çıktık. Che’nin babasıyla el tokuştuk, yeğeni iki yıl hocamız oldu.   Karayiplerin kadim sömürge hikâyelerini, Latin Amerika tarihini, direniş şiir ve ezgilerini dinledik, okuduk ve tartıştık. Bir ara, orda çocuğumuz olsun, yerleşelim istedik, olmadı. Torunumuz Ernesto ve annesi, büyük kızım Küba’dan bize kalan iki yadigar.

Yıllar sonra tamamen farklı koşullarda kısa yolculuğa çıkıyoruz. Fidel artık yok, sınıf arkadaşlarımızdan sağ kalanların nerelerde olduklarını bilmiyoruz, arayacağız.  Birini bile görsek yeter, diğerlerini bulacağımızı ümit ediyoruz.

Küba’ya uzanan yol çok uzun, yaklaşık on üç saat sürüyor. İlk durağımız Madrid olacak. Ondan sonra okyanus üzerinden dünyanın öteki yarısına uçacağız. Uçak penceresinden ufukta hareketsiz duran o kızıl güneşi yeniden göreceğim. Yaşamımda unutamadığım anlardan biriydi. Nazım’ın “Güneşi İçenlerin Türküsünü” içimden mırıldandığımı hala hatırlarım….Ama bu sefer yüksek sesle okuyacağım.

Otuz beş yıl önce benimle gidenler bu sefer olmayacak. O günlere lanet okuyanlar, ülkeden nefret edenler, kendini yedinci kattan atmak isteyen hasta yoldaşım da olmayacak, üniversiteye gitmeyi ve okumayı sevmeyen, yoldaşlarına saldırıp küfredenler de olmayacak. Bilmediğimiz bir yere de gitmiyoruz, rahatız, pasaportumuz sağlam, sığınmacı da değiliz. Paramızla herhangi bir turist gibi ülkeyi gezeceğiz.

Yalnızca o coğrafyayı adımlamakla kalmayacağız, kültürel aktivitelerini izleyecek, halkın yaşamını gözlemleyeceğiz.  Evet, gezimiz aynı zamanda içsel bir yolculuktur. Çünkü yıllar önce çelişkiler yumağı içinde terk ettiğimiz halkla yeniden karşılaşacağız. Karşılaştıklarımızla tartışacak ve sorular soracağız.  Kendimizle hesaplaşacağız. Ne biz ne de Kübalı komünistler başarılı olmadığımızdan gezimizin bir bölümü bir iç dökme şeklinde geçecek biliyoruz.

Güzel şeyler bulmadan dönmeyeceğeyiz. Yani, yolda olacağız, gözlemleyeceğiz, arayacağız ve aradığımızı not edeceğiz.

Gidip görmemiz gereken Fidel’in mezarı olacak. Emperyalizme karşı direnen bir sabır taşı gibi karşımıza çıkacak. İlk kez gördüğümde birkaç metre ötemdeydi, gülüşü ve koca gövdesiyle gözümün önünden gitmiyor. Onu toprağın altında gördüğümde çok etkileneceğim. Bence Fidel gibi liderin mezarının olması anlamsızdır. O, bütün şair, sanatçı ve yazarlar gibi yaptığı ve yazdıklarıyla yaşıyor, tıpkı bugün hayatta olmayan Nazım gibi.

Marx ve Lenin, Gramşi ve Roza da öyle. Eserlerini her okuduğumda, o an yanı başımızda belirliyorlar. Zaman onları öldürmeye gücü yetmiyor. Belki çok melankolik olabilir ama sanki onları okurken geçmişle bugün arasında zaman dışı bir algı beliriyor ve zaman ortadan kalkıyor gibi geliyor bana.

Kübalıların böyle düşündüklerini sanmıyorum, Asya kültürü Karayiplerinkine benzemez. Aşırı ıslak nemli hava ve köleliğin tortuları o topraklarda farklı bir kimliğe neden olmuş; Sabırla mücadeleyi birleştiren, aniden bağıran, heyecanlanan, ama bildiği yolundan şaşmayan bir kimlik bu. Mücadele ederek sabretmeyi öğrenmiş bir halk. Sınıf arkadaşım Rolando ta o tarihlerde henüz herhangi bir çöküş yokken bana “Sovyetler yıkılabilir ama biz komünizm kuruculuğundan dönmeyeceğiz.” Demişti. Kübalılar işte böyle, ABD emperyalizminin insanlık dışı ablukasına rağmen kimliğinden ödün vermedi, yolundan şaşmadı.

Yıllardır Küba’yı gidip gören arkadaşlarımın çoğu bu mu sosyalizm! Deyip ağızlarına gelini söylerler.  Sokaklarda dolar isteyenleri, para karşılığında çalışan kadınları, saatlerce yiyecek ve giyecek kuyruklarını ve daha neler, anlatıp dururlar…… Saymakla bitmeyen negatif söylem, hem de soldan.

Dolar ve tüketim ekonomisiyle kapitalizm refah algısı yaratırken yoksullukla mücadele eden Kübalılar tam zıddı bir yaşam deneyimi sergiledi. Nasıl oluyor da bunca ekonomik sıkıntıya rağmen bu halk mutlu olabiliyor? Marksist çevreciler, insanlık az tüketerek mutlu yaşamak istiyorsa emperyalizmin gırtlağına yapışmış o küçücük adadaki yaşam örnek olabilir diyorlar.

Küba, karbon salınımını neredeyse sıfır düzeyde tutma başarısından dolayı alt yapısını geliştirecek kredilerle ödüllendirilirse, çevreyi koruyarak yeşil bir ekonomik kalkınma sağlayabilirse Latin Amerika’nın ilerici yönetimlerini cesaretlendirebilir. Küba’da bulunacağım süre boyunca bunları gözlemleyeceğim, dönüşte daha ayrıntılı yazacağım.

On altı günlük bu gidişimiz ilk gidişimize benzemeyecek elbet. İlkinde gençtik duygusaldık, önce sevdik sonra öğrendik. Yaşamın şu son yaşlılık perdesine ayak basmış durumdayız. Aradan geçen uzun zaman tünelinde bitmez tükenmez geçim mücadeleleri ve Duvarın enkazı altında umudumuzu yitirdiğimiz o uzun ve karanlık geceler hepsi geride kaldı. Çaresiz değiliz artık, yıkıntıları temizledik, ayaktayız.  Geç kalmış olsak da içimizde yarısını sakladığımız yaşam parçacıklarını  öteki yarılarıyla birleştirmeye gidiyoruz.

About Mehmet Tas

Check Also

Devlet Kuramları ve Siyaset

Toplumun değişik dönemlerinde, toplumun toplam değerlerinin, emek ve sermaye (sanayi sermayesi, ticari sermaye ve para …

8 comments

  1. İffet Ustabaş

    “Geç kalmış olsak da içimizde yarısını sakladığımız yaşam parçacıklarını öteki yarılarıyla birleştirmeye gidiyoruz.”

    Anlatımın cok içten ve etkileyici. Dönüş anılarını bekleyeceğiz.

    • Dönüşte Küba anılarımı yazmaya devam edeceğim, ama paylaşmakta acele etmeyeceğim. Yaşamımızda derin iz bırakan altı yılı bir gazeteci veya sıradan bir gözlemci gibi anlatırsam kendimi affedemem. Sabırla, duygu ve düşünce katarak, özenle yazmayı düşünüyorum. Sevgilerimle

  2. Kamil okan süleymanağaoğlu

    Dört tarafı emperyalizmle çevrili bir halkın ekonominin bütün zorluklarını özgürlüklerini
    kaybetmeme pahasına katlana bilmeleri
    köleleştrilmiş halkın torunlarının inadına
    zihin dünyalarını koruya bilmiş olmaları
    tarihe bırakacakları en önemli mirastır.
    ve egemenlerin felsefeleri ile işgal edemedik
    leri zihin dünyası küba halkının kalkanıdır.
    yer yüzü insanlığının kavraması gereken
    en önemli nokta burasıdır. çünkü özgürlük
    eşitlik,insan ve doğa sevgisinin saklandığı
    yer insan beynidir,üretildiği yerde beyin ve
    yürekle olur, İnsanlık teknoloji, ve sömürü
    yokkende doğaya karşı verdiğı mücadeleyi
    böyle kazanarak yürüdü.

  3. Ali Rıza Ulec

    Geçmişe yolculuk.
    Geçmişe değil geleceğe yolculuk. Geçmşin csnlı tanıklığından güncelin canlı tanıklığında senin aklından yüreğinden Küba yı yaşamak anlamak
    geleceğe umudumuzu büyütebilmek adına ben çok önemsiyorum.
    Hani derler ya yediğin içtiğin senin olsun gezip gördüklerini snlat.
    Gidişiniz çok snlamlı. Dönüşünüz umut dolu olsun. Umarım Küba da birlikte olduğunuz arkadaşlarınızı dabulabilşrsiniz. Sevgi ve sağlıkla kalın.

    • Çok teşekkürler Ali Rıza. Umarım akadaşalarımızı yoldaşlarımızı bulabiliriz. Neyle karşılaşacağız blmiyorum. Şimdilik çok eski iki adres buldum. bunlarla aramaya başlayacağım. Sevgiler

  4. Hasan Şükrü Dal

    Mehmet, çok duygulandım Küba’ya gideceğin için. Ben de bir defa gittim Küba’ya 2016 yılının Şubat ayında. Fidel daha yaşıyordu. Havana’da kaldık bir hafta kadar..
    Ben umduğum gibi buldum Küba’yı.
    En çok oraya Afrika’dan köle olarak getirilenlerin geçmişte köle sahiplerinin oturduğu yerlerde onların oturmaları beni etkiledi. Bu beni için çok alamlı bir şeydi. İki yıl önce de 2014 Ocak ayında Kunta Kinte’nin köyünü Gambia’da ziyaret etmiştim. Belkide oradaki kadın muhtarın bana ziyaret belgesi verirken düşündüklerim beni heyecanlandırmıştı.

    Mehmet senin Küba dönüşü yazacaklarını dört gözle bekliyoruz. Güle güle git …

    • Güney Afrikali binlerce öğrencinin okuduğu ve yaşadığı Guardalabaca adasına gitmiştik. Aparthait’a karşı savaşan Küba’lı enternasyonalist askerlerle orada karşılaştık. Duyduğumuz hikayeler o kadar etkileyiciydi ki anlatan kişiler çoğu zaman gözyaşlarına boğuluyordu. Irkçi güney Afrika yönetiminin ezilmesinde küba’nin yaptığı yardım belirleyici faktörlerden biriydi, belki de en önemlisiydi. Sevgilelerimle

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com