Diyalektik İdealizm -Diyalektik Materyalizm-Nevcivan Balta 

İdea, düşünce, madde; bu kökten İdealizm ve Materyalizm türemiştir.

Her ikisi de diyalektik yöntem kullanarak hareketin madde ve düşüncede değişiminin yasalarını ortaya koyar.

Diyalektik yöntemi kullanarak başlangıçtaki temel unsur (töz cevher) birinde düşünce diğerinde maddedir.

Her iki felsefe akımında temel farkı oluşturan şey;

Birinde (idealizm) mutlak düşünceyi, diğerinde (materyalizm) mutlak maddeyi evrenin başlangıcındaki başlangıç materyali kabul etmesindedir.

Diyalektik Materyalizm Hegel in diyalektik idealizminden türemiştir.

Diyalektik metot bilimseldir;

Hareketin oluşu değişimi yasalarını ortaya koyan düşüncenin gelişiminde bir bilimsel yöntem olarak kullanan Hegel’dir.

Hegel den önce Mutlak aklı önceleyen Kant ta idealizmin öncüsü   rasyonalisttir.

Her iki filozofta cevher olarak ideayı esas alır bu nedenle idealisttirler

Hareketin değişimini maddede ve bilinçte değişik evrelerinin oluşumunun yasalarını tanımlar.

İdealizm e göre Mutlak bilinç kendini doğada ortaya koyar.

Mutlak bilinç tanımlaması tasavvuftaki vahdeti vücut tanımlamasına benzer. Her şeyin tek ve bütünsel olması bilincin buna evrensel zeka dersek (dinde tanrı) madde formunda ortaya çıktığını düşünür.

Madde formu tüm evren mutlak zekanın kendini görünür kıldığı varoluş biçiminden başka bir şey değildir.

Mutlak zeka veya bilinç doğanın oluşumunda ikircikli çelişkili yapılar oluşturur zıtların birliği yasası gereği, tek bütünsel yapı içinde sürekli oluşun hareket halinde evrimin sürekliliğinde devinir, olumsuzlaşmanın olumsuzlaşmasıyla eski içinden yeni oluşarak hareketin değişimini sağlayan motor güçtür.

Bu çelişkili yapı eskinin içinden yeni oluşturarak sürekli hareket halindedir.

Maddenin hareket yasalarını ortaya koymak diyalektiktir

İdealizmin temelindeki mutlak bilincin (evrensel zeka) sürekli kendini değiştirmesi dönüştürmesi eskinin yok olup yeninin ortaya çıkışı maddenin doğa da farklı formlarda oluşumu sırasında eski tümüyle yok olur yeni tekrar başlar.

Bu idealist diyalektik görüş diyalektik materyalist görüşe göre yanlıştır.

Tümden yok oluş söz konusu değildir.

Bu anlayış diyalektik materyalizmde farklı ifade edilir.

Eskinin içinden yeninin ortaya çıkışında çelişkiler içinden birinin baskın gelmesiyle oluşur.

Bu aşamaya kadar oluş sürecinde zıtlar birliktedir. Bütünseldir

Atomun içinde pozitif yüklü çekirdek etrafında dönen negatif yüklü elektronlar birlikte zıtlık içinde bir nötr yapı oluşturur.

Çekirdeğin içindeki nükleer kuvvet nötronun protona dönüşmesiyle yeni bir madde oluşturur bunu oluşturana kadar çekirdek içinde proton ve nötronlar birlikte çekirdeği oluşturur.

Bu görüşü atom altı parçacıkların her birinin yapı taşı kuarkların bir araya gelerek parçacıklı maddesel yapıları oluşturmasındaki ikircikli yapının bir bütünü bu çelişkiye rağmen ortaya koyuşu örneklenebilir

Doğa da radyoaktif maddeler yeraltında maden kaynakları olarak dünyanın oluşumundan katılaşma sürecinden bu yana vardır.

Uranyumdan Kurşuna kararlı ışınım yapmayan maddeye dönüşene kadar radyoaktif tepkime verir.

Bu süreçte değişen çekirdekle madde değişerek nükleer tepkimeler kendiliğinden belirli aralıklarda yıllarca süren periyotlarda gerçekleşir.

Büyük patlama sonrası en basit element Hidrojenin oluşması Hidrojen bolluğunu sağlayan proton ve elektronun oluşturduğu atomik yapı elementlerin periyodik cetveldeki sırasıyla birbirinden türer.

Hidrojenden Helyum Lityum gibi gazlar ve uzun bir zaman periyodunda daha büyük atom numaralı elementler oluşur.

Tüm bu elementlerin oluşturduğu moleküler yapılar madde formunda gaz dan katılaşmaya hal değiştirerek yıldızları ve gezegenleri gezegenimizdeki canlılık moleküllerini oluşturur.

Bu çerçeveden büyük resme bakıldığında maddenin ilk oluşumundan bugüne hem inorganik hem de organik yapıların evriminden söz edebiliriz.

Diyalektik materyalizm Hegel in idealist diyalektik düşünce metotlarını maddenin oluşumu ve evrimleşme sürecine uygular.

Marx ve Engels in geliştirdiği felsefedir

Temel yasalar;

Zıtların birliği,

Niceliğin niteliğe dönüşümü,

Olumsuzlaşmanın olumsuzlaşmasıyla eskinin içinden yeninin oluşumu yasaları temel evrensel diyalektik yasalardır.

Madde formunun değişimimi ve bunu sağlayan hareket yasalarını ortaya koyma çalışmasıdır

Üç önemli bilimsel buluş diyalektik yasaları materyalist temelde uygulamak için tezleri destekler.

Diyalektik materyalizmin maddeyi öncelemesinde diyalektik idealizmi terk ederek yeni bir felsefe akımı oluşturmasında sırtını dayadığı şey bilimsel yasalardır;

  1. Yüzyıl sonu 20. Yüzyıl başında yapılan bilimsel buluşlar bu yasaları güçlendirmiştir.

Birincisi;

Maddenin enerjiye enerjinin maddeye dönüşümü yasası.

Bu bilimsel yasa fizikte hiçbir şey yoktan var edilemez, vardan yok edilemez prensibine dayanır.

Ölen organizmalar çürüyerek temel moleküler yapılarına ayrışır.

Bu moleküller tekrar farklı bir organizmanın bitkinin hayvanın dokularında vücut bulur veya gaz formunda atmosfere karışır.

Einstein relativistik kütle tanımıyla maddenin çok yüksek hızlarda küçülerek yoğunlaşarak bir nevi ışık yani enerji formuna dönüşebileceği teorisi güçlü teoridir.

Elektron ile pozitron maddesel parçacıkların çarpışmasında fotonun oluşması da buna kanıt gösterilebilir.

İkincisi;

Mikroskopta hücre yapısının incelenmesi.

Bugün daha ileri aşamada genetik materyalin DNA’nın yapısının genetik kodları incelenerek organizmaların özellikleri belirlenir.

Doğuştan gelen hastalıklar saptanabilir. Kök hücre çalışmalarıyla organizmaya yıpranan organların yerine yeni yedek organlar üretmek mümkündür.

Biyoloji genetik bilim bugün DNA kopyalama yöntemiyle canlının aynısı yeni bir canlı oluşabiliyor.

İlk canlı kopya koyun ” Dolly” den bugüne çalışmalarını geliştirerek sürdürür.

Üçüncüsü;

Darwin in evrim teorisi ile maddenin en basit organizmadan en kompleksine evrimsel bir süreç geçirmiş olduğunun güçlü teori olarak kabul edilmesi.

Maddeyi bilincin önüne çıkarır.

Mutlak Bilincin beynin bir fonksiyonu olmasını önceleyen bir görüştür

Temel meselede buradadır.

Maddenin en kompleks formu insanın beyinsel fonksiyonları düşünceyi üreterek algıyı aklı bilmeyi bilinci oluşturur.

Bu düşüncenin evrimini işaret eden insana ait yetenekte değişim diyalektik yasalara tabi gelişir.

Tüm evrimsel süreçler uzun zaman periyotlarında spiral ve kesikli bir şeklide ilerler.

Durmadan sürekli hareket halinde bir süreçtir. Başlangıcı ve bitimi belirsizdir.

Düşüncenin Diyalektiği

İnsan Düşüncesinin Geçirdiği Evrim

İnsanı diğer canlı organizmalardan ayıran iki temel özellik öne çıkar.

Birincisi;

Beyin fonksiyonlarının diğer canlılardan farklı gelişkin bölgeleri nedeniyle düşünebilme yetisine sahip olması ve bu özelliğe sahip doğanın içindeki tek canlı türü olması, bu özelliğe sahip başka bir canlı türü yoktur.

Bu özelliğe nasıl ulaşmıştır.

Darvinci bakış açısıyla tek hücreli canlıdan çok hücreli canlıya yani virüsten insana canlılığın geçirdiği evrim sürecinde insan beynininde evrimleştiği bu bilimsel veriler ışığında iddia ediliyor

İkincisi;

Birincisiyle bağlantılı olarak dil konuşma özelliğinin diğer organik canlılardan farklı olarak beynin bir fonksiyonu olarak ortaya çıkışı ve bu fonksiyona uygun olarak ses tellerinin titreşimi ile evrim sürecinde kazanılmış bir özellik olduğu düşünülüyor.

Bu iki temel özellik insanı diğer canlı türlerinden farklı kılan öne çıkarırken aynı zamanda tüm canlılarla birlikte yaşadığı dünya gezegenine hakim kılan özellikler. Bu hakimiyet bu evrim sürecinin doğal seçilim kurallarını işleten insanın düşünme düşüncesini geliştirme ve iletişim becerileri kullanarak sosyalleşme grup olma aile olma derken aşiret devlet kurma sürecine geçişini sağlar.

Bilimsel bulgular; antropoloji ile biyoloji genetik biliminin verileri bu yönde güçlü teoriler oluşturmuş durumdadır

Felsefe ise; düşüncenin insanlık tarihine yayılan gelişim sürecini, şu evrelere ayırıyor.

Primitif Düşünce

Mitolojik Düşünce

Rasyonalizm (Akılcılık)

Tarihsel Düşünce (Rölativizm) olarak düşüncenin diyalektiğini inceliyor.

Primitif Düşünce;

İlkel toplum ve kabilelerde insanın kendini bir hayvan, bir bitki veya bir eşya ile özdeşleştirdiği totemler dünyasının anlatısındaki sembolizm kullanımıdır.

Bu aşamada henüz düşünce evresinin ilk basamağındaki insanla karşılaşıyoruz. Bu örnekle geç dönemlere kadar süren filmlere konu olan Kızılderili kabilelerine benzer bir yaşam şeklidir.

Bir insanın kendini özdeşleştirdiği madde varlığın ismini aldığı süreç ilkel toplumlarda bir iletişim aracı isimlendirme yöntemi olarak karşımıza çıkar.

Mitolojik Düşünce;

Topluluk oluşturan insanın kendi içinde düşüncesiyle dış görünüş veya başka bir özelliği ile öne çıktığı, aşiret klan içinde savaşçılık bilgelik ahlaklılık güzellik gibi manevi değerlerle değerlendirildiği veya liderlik taşıyan özelliklerini öne çıkaran mitolojik kahramanlar yarattığı gerçekle kurgunun iç içe geçtiği düşünce evresine işaret eder.

Bu bilgilere mitolojik eserlerden ulaşıyoruz.

Gücü sembolize eden yarı aslan yarı insan heykelleri mitolojik çok tanrılı dinler dönemi buna işaret eder.

Bu evrenin sonucunda Yunan mitolojisi içinde felsefe en güçlü düşünce evresine ilkel akılcılığa ulaşır.

Bu dönem Yunan mucizesi olarak adlandırılır.

Gerçekte felsefe eş zamanlı olarak Çin’de Hint te Mezopotamya da Mısır da Yunan da ortaya çıkar.

Ancak bu düşünce akımları içinde Yunan’ın bulunduğu jeopolitik koşullar bu coğrafya da felsefenin ve felsefenin içinden bilimin doğuşuna neden olmuştur.

Batının doğu ya düşünce üstünlüğü ve devamında endüstriyel gelişmişlik düzeyine erken ulaşarak bu üstünlüğü bugüne kadar taşımasının anahtarı Yunan Mucizesine bağlıdır.

Bu düşünce evresi düşünce evriminde nitel boyutta sıçrama yaşandığı tarihsel bir kırılma sürecine işaret eder.

Ardından tek tanrılı dinlerin etkisine giren düşünce sistemi Orta Çağdan uyanan insanlığın Yeniden Akılcılık Rasyonalizmle bir başka kırılma sürecine girdiği bir süreç yaşanır.

Bu aşamaya kadar insan topluluklarında üretim ilişkileri komünal- ilkel köleci ihtiyaçların karşılanması değiş tokuş veya ortak paylaşımdadır.

Daha sonraki dönemde toprak mülkiyeti gelişerek uzun yıllar Feodalizmin etkisindedir.

Rasyonalizm (Akılcılık);

Bu evre insanın kendi elleriyle yaşamını şekillendirdiği araçları geliştirdiği düşünce sistemindeki evrimin sonucunda yazmayı sürdürdüğü tarihin yeni bir sıçrama noktasına işaret eder.

Bilim gelişmiş buna bağlı olarak düşünce sisteminde şüphecilik ağır basarak yeni bir sürece giren batı toplumunda edebiyat heykel resim sanatları mimari en üst aşamaya geçerken düşüncede evrimleşerek rasyonalizm deneycilik pozitivizm orta çıkar.

Ardından hızla sanayi devrimleri sürecine giren insanlık aynı zamanda doğadan kopuş ve üretim ilişkilerinin değiştiği kentsel yaşama ve kapitalizm sürecine geçer.

Tarihsel Düşünce (Rölativizm);

Bugün insanlık düşünce evriminin bu sürecindedir.

En temel özelliği bireyselleşen insanın kendi varoluşunu ve düşünce yapısını kıyaslama yaparak tarihsel süreci ilkel toplumdan feodal topluma ve kapitalizme geçiş kurgusunda incelediği bilincin geliştiği bir üst evreye ulaştığı toplumsal bilimleri geliştirerek incelediği sonuçlar çıkardığı bir evredir.

Rasyonalizm sürecinde gelişen çeşitlenen temel bilimlerin gelişerek dönüştürücü etkisiyle ve düşünce sistemine metodoloji desteğiyle sosyal bilimler bilim dalları olarak bu evrenin düşünce sisteminin ürünüdür.

Bu kronolojik tarihsel süreç canlılığın biyolojik evrimine koşut olarak gelişen insanın düşünce sisteminkinde bir diyalektik süreç geçirdiğini ortaya koyar.

Bu süreç felsefe ağacının dallarını oluşturan bu günkü aşamada dallanarak budaklanarak ortaya çıkan insan beyninin mucizesi düşünme sisteminin ürünü bilimsel süreçler bu süreçlerin ortaya koyduğu teoriler evrensel yasalardır.

Diyalektiğin   gereği bu süreç İnsanlığın sonlanmasına kadar devam edecek bir süreçtir.

Bilim gelişirken felsefe yok olmadan disiplinler arası harç ara madde olmaya bu bulgu ve evrensel yasaların yorumunu yapmayı sürdürecektir.

Merak konusu düşüncenin diyalektiğinin nasıl sürdürüleceği ve düşüncenin evriminin geleceği aşamada, insanlığın üzerindeki tüm canlılığı çevreleyen dünya ile nasıl bir akıbete doğru sürükleneceği sorusu ile düşünmeye devam edeceğimizdir

Kaynaklar;

Felsefeye Giriş -1 -Hilmi Ziya Ülken

Felsefenin İlkeleri- V. Afanasiev

Mutlak Geritepme-Slavoj Zizek

About Mehmet Tas

Check Also

Toplumsallık illüzyonları

Burjuva toplumda birbirleriyle ancak metalar aracılığıyla ilişki kurabilen yalıtık bireyler, meta mübadelesinin yapıldığı pazarda kof …

One comment

  1. Dr. Alişan Özdemir

    Nevcivan Balta’nın diyalektik konulu iki yazısını okudum (Öbürü: Mutlak Geri Tepme). Bunlarda doğru görüş ve öneriler var, ama biri önemli olan birkaç yanlış da bulunuyor. Ben yanlışların üzerinde duracağım, uzun uzun yazmamak için. Önemli yanlış, iki yazsında geçen “Düşüncenin Diyalektiği” kavramı ve görüşüdür. Düşüncenin diyalektiği anlayışı, idealist Hegel diyalektiğinin özüdür. Tekçi (monist) olan Hegel’e göre Geist (Tin, İdea, Düşünce) tek varlık biçimidir; Doğa, madde onun görünümleri ya da yaratımlarıdır. Dolayısıyla diyalektik, Tin’in gelişimidir, madde bu gelişmenin bir yönüdür.
    Tekçi (monist) ve maddeci Marx’ın diyalektiğinde ise Doğanın (çevre, toplum) gelişimi diyalektiktir. Tekçi maddeciliğe göre madde (materyal, gerçek Varlık) tek varlık biçimidir, düşünce ise yalnızca bir tür organik maddenin (insan) işlevi ve sanal ürünleridir. İnsanlarca üretildikten sonra düşünceler (idealar) sonsuz dek var olabilir. Ancak, asla değişmezler, devinmezler, birbirlerini etkilemezler. “Değişen düşünce” yoktur, insanın “beğenmediği düşüncesinin” yerine “yeni düşünce üretmesi” vardır. Başka deyişle, düşünme dünyasında bir hareket varsa, o insanın yeniden yeniden düşünce üretimleridir. Maddeci felsefede “düşüncenin diyalektiği” yoktur, ilgili savlar gerçek dışıdır. Örneğin Balta’nın yazısında geçen “İnsan Düşüncesinin Geçirdiği Evrim” önermesi yanlıştır, “İnsanın düşünme yeteneğinin geçirdiği evrim”de söz edilebilir.
    Marx ile Engels’in Hegel diyalektiğini tersine çevirdiği söylenir, ama bazı idealist etkileri üzerlerinden atamadıkları söylenmez. Bir örnek, Balta’nın söz ettiği Engels’in diyalektik tanımdır: “Dış dünyadaki ve DÜŞÜNCEDEKİ hareketin yasalarını inceleyen bilimdir.” Başka etki, Hegel’in “üç aşamalı gelişim” görüşüdür. Doğanın Diyalektiği adlı kitapta çok örnek var bu etkiye. Hegel’de Tin önce “kendinde Tin”dir, bilinçsizdir. Sonra karşıtı olan Doğa’ya (maddeye) dönüşüp kendine bakar. Kendisini tanır ve bilinçli “kendisi için Tin”e dönüşerek gelişimini bütünler (üç aşamalı gelişim).
    “Tez- antitez- sentez kavramları” Hegel’de yoktur. Bu kavramları 1837 yılında, Hegel yorumcusu, Heinrich Moritz Chalybäus eklemiştir. Maddeci diyalektikte tez ile anti-tez bir gerçek varlıkta bir aradadır (karşıtların birliği ve savaşımı), Hegel’de olduğu gibi ayrı bir aşama değildir. İki karşıtın savaşımı ile karşıtlar yok olurken, sentez ile yeni bir varlık ortaya çıkar, Hegel’deki gibi özdeş varlığın üçüncü gelişim aşaması değil.
    Balta’nın şu önermesi de yanlıştır: “Her yeni oluşumun çelişkilerinden birinin diğerini yenmesi, eskinin çürüyerek yenin oluşması diyalektik materyalizmin temel ilkesidir.” Çelişkilerden birinin değil “karşıtlardan birinin, özellikle anti-tezin diğerini yenmesi”nden söz edilir.
    “Atomun içinde pozitif yüklü çekirdek etrafında dönen negatif yüklü elektronlar birlikte zıtlık içinde bir nötr yapı oluşturur.” önermesi yanlıştır. Elektrik ve mıknatıs alanında eksi ile artı birbirini çeker, aralarında zıtlık yoktur. Ayrıca, yukarıda yazdığım gibi, iki karşıtın savaşımından yeni bir varlık ortaya çıkmıyorsa, o karşıtlar yalancı ya da sanal karşıtlardır.
    “Buna göre evren bir tas gibidir, tasın içinde yoğun enerji bulunur ve tas kırılarak parçalanır enerji etrafa saçılır.” önermesi gerçeği yansıtmıyor, bilim dışıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com