Hatırla Sevgili Cavlı Çulfaz

60 Yıl önce bugün;
 
Bugün 27 Mayıs – Tam 60 yıl oldu. 28-29 Nisan direnişinin ve daha sonraki 27 Mayıs’ın ellinci yılında yazdığım bu yazıyı altmış yıl öncesini gençlere hatırlatmak için.
29 Nisan 1960… Bugün tam 50 yıl olmuş…
Ankara’da Kurtuluş Lisesinde öğrenciydim.
“Siz isterseniz hilâfeti bile getirebilirsiniz” diyordu zamanın Başbakanı… “Odunu bile aday göstersem seçilir” diye böbürleniyor, profesörleri “Kara Cübbeliler” diye aşağılıyordu.
(Yüksek yargı mensuplarına “Cübbeni çıkar, siyaset meydanına çık” diyen Sayın Başbakanın kulakları çınlasın!)
75 yaşındaki muhalefet lideri İsmet İnönü Uşak’tan Manisa’ya geçerken başına atılan taşla yaralanıyor, treni Himmetdede İstasyonu’nda durdurulup Kayseri’ye girmesi önlenmek isteniyordu.
Hükümet toplumu “bizden olanlar ve olmayanlar” diye ikiye ayırmış, muhalefete karşı ‘Vatan Cephesi’ kurulmuştu. Devlet radyosundan  sabah-akşam Vatan Cephesi’ne katılanların adları okunuyordu.
Sandıklar kapanmadan radyodan seçim sonuçları ilan ediliyordu.
Doların değeri 2.80 TL’den 9 TL’ye çıkmış, Türk parasının değeri bir gecede üç kat düşmüştü.
Kâğıt tekelini elinde bulunduran devlet, muhalif gazetelere kâğıt vermiyordu. Resmi ilanlarla hükümet yandaşı besleme bir basın yaratılmıştı.
Cezaevleri gazetecilerle doluydu.
Gazetelerin bazı sayfaları bembeyaz, sütunları bomboş  çıkıyordu.
Bardağı taşıran son damla
27 Nisan 1960 günü Demokrat Parti hükümeti bir Tahkikat Komisyonu kurdu. Olağanüstü yetkilerle donatılan bu komisyon, ana muhalefet partisi CHP’yi kapatmak üzere harekete geçti. Hükümeti eleştirdiği için İnönü’ye 12 oturum meclise girmeme cezası verildi.
Bunun üzerine 28 Nisan günü İstanbul Üniversitesi öğrencileri hükümetin bu anti-demokratik girişimini protesto ettiler. Polis üniversiteyi bastı.  Ak saçlı rektör Sıddık Sami Onar yerlerde sürüklendi, kanlar içinde kaldı. Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz öldürüldü. Gazetelere yayın yasağı getirildi.
Ertesi gün, 29 Nisan sabahı ana-baba günüydü Ankara’da Cebeci ile Kurtuluş arası…
Sınıflara kapatmışlardı bütün gün bizleri… Okulun bahçesine bile çıkamıyorduk. Kurtuluş Lisesi’nin bahçesini yüzlerce atlı polis doldurmuştu.
Dışardan, biraz ötelerden kurşun sesleri geliyordu. Nereden geliyordu bu sesler? Öğleden sonra öğrenebilecektik ancak… Sıkıyönetim Komutanı Namık Argüç’ün emrindeki polisler Mülkiye’nin duvarlarını delik deşik etmişlerdi kurşunlarla…
Saatlerce kapatıldığımız sınıfta bir ara iki arkadaş başladık Plevne Marşı’nı ıslıkla söylemeye: “Olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu? Kahrolası diktatörler, bu dünya size kalır mı?”
Ardından nerdeyse bütün 5 Edebiyat B sınıfı başladı  “Menderes istifa, İsmet Paşa çok yaşa!” diye haykırmaya…
Okul müdürü ile başmuavin hışımla sınıftan içeri dalıp susturmaya çalıştılar bizi… Edebiyat öğretmenim Vildan Gürevin ile müzik öğretmeni Nermin Hanım geldiler yanıma… Vildan Hanım “Merak etmeyin, bizim vücudumuzu çiğnemeden kimse sizin kılınıza dokunamaz” diye yüreklendirdi bizi.
1961 Anayasası’nın getirdikleri…
Sıkıyönetim ilan edilmiş… Üç kişinin bir araya gelmesi yasak… Toplu sözleşme, grev hakkı yok… Yargıç güvencesi hak getire… Yüksek dereceli memurlar ‘görülen lüzum üzerine’ bir çırpıda emekliye sevkediliyor… Üniversite baskı altında… Sol parti ne söz, solcuyum demek yasak..
.
Şimdi tuhaf geliyor çoğumuza değil mi?
Bugün kim ister askeri bir darbeyi? Hele 12 Eylül 1980 belasının bütün felaketlerini, işkencelerini, zindan ve sürgünlerini yaşadıktan sonra…
Ama, kim ne derse desin, 27 Mayıs 1960 sabahı Türkiye’nin eğitimli elit kesiminin, ülke solunun, halkın bilinçli katmanlarının büyük çoğunluğunun bu hareketi yürekten desteklediği bir gerçektir.
Ve ancak Demokrat Parti devrildikten sonradır ki, özgürlükçü bir anayasa yürürlüğe girebildi.
Anayasada Birinci Kuşak Haklar denilen klâsik hak ve özgürlüklerin yanı sıra İkinci Kuşak adı verilen eşitsizliği, adaletsizliği azaltmaya yönelik sendika, toplu sözleşme, grev hakkı gibi sosyal haklar da yer aldı.
Kuvvetler ayrılığı ilkesi ile yürütme, yasama ve yargı erki birbirinden ayrıldı; yürütmeyi despotluğa, yasamayı mutlak çoğunluğun diktasına dönüştürme yolunun kapatılmasına çalışıldı. Dengeli bir parlamenter rejime geçilmesi amaçlandı. Hiçbir hakkın özüne dokunulamayacağı ilkesi getirilerek keyfiliğe kaçabilecek sınırlandırma girişimleri engellenmek istendi.
Anayasa Mahkemesi, Yüksek Yargıçlar Kurulu oluşturuldu. Doğal yargıç ilkesi getirilip yargı bağımsızlığı yolunda önemli bir adım atıldı. İdarenin bütün eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıldı. Üniversitelerin özerkliği, TRT’nin tarafsızlığı ilkesi getirildi. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri anayasa ile güvence altına alındı. Devlet Planlama Teşkilâtı kurularak planlı ekonominin önemi vurgulandı.
Geleceğe güvenle, umutla bakan bir gençlik
Ertesi yıl kısa adı SBF olan Mülkiyeye girdim.
Tahsin Bekir Balta, Bahri Savcı, Sadun Aren, Turan Güneş, Muammer Aksoy, Mümtaz Soysal, Seha Meray, Yavuz ve Nermin Abadan, Ahmet Şükrü Esmer, Cahit Talas, Fehmi Yavuz, Kemal Fikret Arık, Besim Üstünel gibi unutulmaz hocalarla 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlük havasını hep birlikte soluduk.
Varsıllarla yoksulların dünyası, kısa çöpün uzun çöpten hakkını alma kavgası engebesiz değildi elbet…
Kimse istemezdi bir Başbakanın, iki bakanın asılmasını, Cumhurbaşkanının, milletvekillerinin hapislere atılmasını… Albay Talat Aydemir’in iki darbe girişimini de yaşadık…
Bugün yandaş medya ne kadar karalamaya, çarpıtmaya kalkışsa da, olumsuz yanlarını abartmaya yeltense de, özgürlüğün tadını çıkardığımız o unutulmaz dört yıl…
Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluşu… Yön dergisinin çıkışı… Nâzım Hikmet yasağının delinmesi… ‘Dört nala gelip Uzak Asyadan / Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan’, Cahit Sıtkı Tarancı’nın deyimiyle ‘en yavuz evlâdı bu memleketin’ Nâzım Ağabey’e kavuşmamız…
1961 yılında önce 164, sonra 1042 aydının imzaladığı Aydınların Ortak Bildirisi diye bilinen Yön dergisinin manifestosu… Sosyal Adalet ve Dönüşüm dergileri…
Canlanan bir düşünce ve kültür yaşamı…
1963 yılında 36 gün süren Kavel grevi… 1965’de Zonguldak Kozlu maden işçilerinin direnişi…  Ankara’da topraksız köylülerin yürüyüşü…
Fikir Kulüplerinde toplanan, işçi sınıfıyla, sendikalarla yakınlaşan, geleceğe güvenle, umutla bakan bir gençlik…
Diyebilirsiniz ki, nostalji dedikleri bir geçmiş özlemi mi bu seninkisi?
Yoooo, hayır!
Şimdi ekran ekran dolaşıp 27 Mayıs’a, 1961 Anayasasına karaçalan belleğini yitirmiş mankurtlara inat, gençlere yakın tarihi kısa bir hatırlatma sadece…
Cavlı ÇULFAZ

About admin

Check Also

KIZIL SİS, Bir Veda Ve Feda Hikayesi, 1977-1982- Haluk Tekeli

Kitap tanıtım-M. Taş Foça’daki buluşmalarımızdan birinde Haluk Tekeli yazdığı romanı hakkında kısa bilgiler vermişti. Yayınevi …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com