MÜNAFIKNÂME : DR. HİKMET KIVILCIMLI VE KOMÜNALİZM – II Hayri Zafer

MÜNAFIKNÂME : DR. HİKMET KIVILCIMLI VE KOMÜNALİZM – II[1]

‘BUGÜNÜN İŞİNİ YARINA BIRAKMA’: DEVRİM! HEMEN ŞİMDİ!

Çıkış noktam Kıvılcımlı’nın Komün Gücü’nde işaret ettiği gerçekllik:

“Siklus Temeli insanlık tarihinin en karanlık ve en bastırılmış yanlarını saklar.

“O temeller, en yakın, en açık çimçiğ gerçeklerimizin denklemlerinden örülmüş bulunur.O yakın çimçiğ kanunların modem tarihte ulaşmış bulundu­ğu ve ulaşacağı kördüğümler ile, o ilk temeller karşılaştırıldığı zaman; veya tarihi gidiş, o ilk temel kanunlar neşter gibi kullanılarak otopsi masasına yatırılabildiği zaman,alınacak dersler ve ele geçirilebilecek uyum mekaniz­maları, bin yılları aşıcı kolaylıkları barındırabilir.”

Ben burdan nereye varıyorum?

Kısa bir zaman önce, henüz yirmili yaşların başında olan bir gencin ateşli bir konuşmasını dinledim. O konuşmanın bana en çarpıcı ve düşündürücü gelen yeri, bu genç arkadaşımızın, “Biz göremesek de, çocuklarımız, çocuklarımız göremese de torunlarımız sosyalizmim kurulduğunu görecektir!” dediği bitiş cümleleriydi. Bir an düşündüm, hani elimi biraz çabuk tutsaydım, benim şimdi, bu genç arkadaşla  yaşıt torunum olabilirdi. Ve işin ilginci o yaşlarda biz de benzerini söylüyorduk. Eyvah ki eyvah. Konuşmasından sonra kendisine dedim ki: “Biz de aynen böyle diyorduk senin yaşındayken. Yarın bir gün bizim yaşımıza geldiğinde benzeri bir konuşmayı bir başka yirmili yaşların başındaki gençten duyarsan şaşırma. Tabiî, EĞER BU KAFAYLA DEVAM EDİLİRSE…”

Çernişevski’nin “Nasıl Yapmalı?”[2] romanını sahneye (1995-96) uyarlarken, Lopuhov’un ağzından, yukarda sözünü ettiğim kafaya şu sözlerle karşı çıkıyordum: “YARINLAR BUGÜNDEN KURULUR. BUGÜNE BOYUN EĞEN YARINI BUGÜNE MAHKÛM EDER.” Bir tiyatro çalışmasında edebiyat parçalamak gibi görülebilecek bu sözlerin politik anlamını Mayıs 1996’da ‘MÜNAFIKNÂME: Ye Yeni Fatsa’lar Ya Hiç’ başlıklı ÖDP ile ilgili yazıda, yine “YARINLAR BUGÜNDEN KURULUR” ara başlığı altında şöyle açıklamaya çalışıyordum:

‘….Toparlayacak olursak, MBM (Merkeziyetçi + Bürokratik + Militarist) devlet yapısına alternatif bir yapılanmayı gündeme getirmek ve sadece gündeme getirmekle kalmayıp, bunu gerçekleştirme yolunda daha ilk günden adım atmak, sisteme alternatif olma iddiasının olmazsa olmaz koşuludur. Aksi takdirde, yığınların boğazına geçirilen bukağının sahibi değişmiş ve yığınlar açısından  “…eski orijinal medeniyet bir RÖNESANS”a uğratılarak varlığını korumuş olacaktır. Marx’ın deyimiyle, devlet bir elden bir başka ele geçmiş olacaktır. Yaşanan “sosyalizm”[3] denemesi bunun bir kanıtı değil mi?”

Biraz daha açacak olursam: Her yeni toplum (biçimi) eski toplumun karnında döllenir. Sovyetler deneyine bir de bu açıdan bakınca, araçlarla amaçlar arasındaki ilişkinin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkana şaşmamak ama o araçlardan da kaçınmak gerektiğini görebiliriz. Ama buna bağlı olarak daha da önemlisi, yapılması gerekenin ne olduğunun ayırdına varmak. O ise beni, bugünden komünal temelde örgütlenmeler gerçekleştırmemiz gerektiği sonucuna götürüyor. Bunun bir kalıbı şablonu yok, olmamalı. Herkes bulunduğu yerde hayatın getirdiği ya da dayattığı sorunlara karşılık verecek komünal yapılanmalar oluşturabilir. Yeter ki, her an değişen şart ve durumlara karşılık verebilecek dönüşüm ve devinimlere açık olabilsin. Elbette ki kırılmalar dökülmeler yaşanacaktır. Kastlaşmalarla karşılaşılabilecektir. Bunları yan etkiler olarak olarak görmek gerekir.

Göremediğimiz, görmekten belki de kaçındığımız FATSA örneğini bir düşünelim. Bu örnek aslında sadece “Nasıl Yapmalı?” sorusuna verilecek bir cevap olmanın ötesinde anlamlar taşıyor.

Ne olmuştu? Konumuzla bağlantılı boyutundan bakarak, çok kısaca özetlersek: -Bildiğim kadarıyla- zaten kısıtlı olan devlet finansmanı, istenmeyen biri olarak Terzi Fikri’nin seçilmesiyle tümden kesilir. Sokaklar bataklık deryasıdır, sivrisinek vs. hastalıklar getirmektedir. Yok denecek kadar az olan kısıtlı malî olanaklar belediyenin elini kolunu bağlamıştır. Tek çözüm: Halkın kollektif aksiyonudur. Partili, partisiz ve de insanların hangi partiden olduğu bir yana bırakılarak bu güç harekete geçirilir. Başarı diğer sorunlarda da aynı yolu izlemenin yolunu açar. ‘Madem bunu becerebildik, diğer sorunlarımızı da böyle çözeriz’ denilerek kollar sıvanır. İnternette bir arama yapan, görecektir ki, eski MSP’li, AP’li insanlar bile o günleri hayr ile yad etmektedirler. [4]

Özü itibariyle Paris Komünü’nünde olandan farklı mıdır, bu olan. Tarihten örnekler sıralamaya girişsek sayfalarca yazabiliriz.  (Mesela 1819 Diyarbakır Komünü[5] -evet hem de Paris Komünü’nden hemen hemen yarım yüzyıl once- merkezî  devletin ceberrutluğuna karşı direnişin zorunlu kıldığı bir dayanışmayı ifade etse gerek.)  Ama ben günümüzden örnek vermeyi tercih edeceğim.

Hapse düştüğümüzde yaptığımız ilk iş nedir? Komün kurmak… Çok bilinçli “komünistler” olmanın ürünü mü bu? Pek öyle değil. Ama hayat yaptırtıyor. Tıpkı Fatsa’daki gibi. Ayakta kalabilmenin, direnebilmenin başka bir yolu yok. Böyle bir deneyi yaşayanlar bir düşünsünler. Sanırım, kurdukları komünlere varsa eğer etraflarınfaki hiç de “siyasî” olmayan tutuklu ya da mahkûmların da özendiklerini hatta katılmaya çalıştıklarını göreceklerdir.

Sanırım ‘Devrim! Hemen şimdi!’ önermemizin hayattaki karşılığı belli olmuştur. Hayatın her alanında komünal yapılanmaları gerçekleştirmeye girişmek. Yani kapitalist düzen içinde mi? Evet, kapitalist düzen içinde. Kapitalist düzene malûm bilinen yollar dışında başkaldırmayı “devrim” olarak görenlerin gözünde belki de reformist bir çıkış bu. Çok uzatmadan ve polemiğe girmeden soracağım: Asıl kapitalizmin özüne bu noktadan vurulmuş olmuyor mu? Fakat daha çok da, bu önermeye “ütopik” diyenler, burdan yola çıkıp “ütopik sosyalizm” üzerine “söylev”e kalkışacaklara sözüm var: Kusura bakmayın ama, ben “ütopik sosyalizm” kavramının “real sosyalizm”le birlikte çürümüş olduğu kanısındayım. Üstelik bu deneyleri komünalist toplumların öncülü olarak görüyorum. O nedenle de “ütopik sosyalizm” kavramının yerine sezgisel komünalizm demeyi uygun buluyorum. Yapılmak istenini kurumlaştırmamış ve kuramsallaştıramamış olmaları onları “ütopik” kalıbının içine   sıkıştırmayı haklı kılmaz. Onlar, geleceğin toplumunun nasıl olması gerektiğine dair sezgisel bir yakalayış sergilemişlerdir ve bunda da insanlığın ortak hafızasından ve bilinçaltından hiç bir zaman silinmemiş komün gücünün ciddî bir payı olsa gerek.

Dahası, sınıfsal devrimler çağında, “sosyal devrimler”[6]  olarak tanımlanan devrimler de (tam da Demir Küçükaydın’ın vurguladığı gibi ) komün gücü tarafından tetiklendiğinde ve tetiklenebildiği ölçüde başarılı olabilmişlerdir. Bundandır İngiltere’nin kara Avrupasına fark atması ve Japonya örneği.

(Devam edecek: “Münafıknâme: Dr Hikmet Kıvılcımlı ve Komünalizm – III”TARİH, SINIFLAR SAVAŞININ TARİHİ DEĞİLDİR!

[1] Ocak 2013’te yapılan Hikmet Kıvılcımlı sempozyumuna sunulmak üzere son anda aceleyle yazılan bu yazı özüne dokunmaksızın kimi yazım hataları düzeltilerek sayfamızda 4 bölüm halinde yayınlanacaktır.

[2] Çernişevski’nin romanının asıl adı “Ne Yapmalı?”. Türkçe’ye çevrilirken Lenin’in ‘Ne yapmalı?”sı ile karışmasın diye “Nasıl Yapmalı?” olarak değiştirilmiş. Nedeni bu olsa da, aslında “cuk” oturmuş. Gerçekten de sorulması gereken soru, günümüzde bu: “Nasıl Yapmalı?”.

[3] O gün tırnak içine aldığım ‘sosyalizm’ kavramını, o sosyalizmle kastedilen bir yapılanmanın hayatta karşılığı olduğunu düşündüğüm için artık tırnak içine almaktan vazgeçtim. Yazının aslına sadık kalabilmek için burada da tırnak içinde kullandım. O yazıdan 5 yıl kadar sonra vardığım noktada benim düşündüklerimin karşılığını Komünalizm kavramı ile dile getirmenin daha uygun olacağı sonucuna vardım. Bir hukuk çevirisi üzerinde çalışırken  “ümmetçi”  sözcüğünün karşılığını arıyordum. Bir sözlükte “ümmetçi =communalist” diye görünce “eureka” dedim önce. Daha sonra da internette  bir arama yapınca yıllardır ayakta uyuduğumu farkettim. Hazır yeri gelmişken, bu satırları okuyanları da “ümmetçi =communalist” karşılıkları üzerine düşünmeye çağırıyorum. (Beş vakit namaza başlayıp, hacca falan gitmeye niyetlenmiyorum, merak buyurulmasın!)

[4] Fatsa’da olanları Dev-Yol hareketinin siyasî cizgisinin eseri olarak görmüyorum. Eğer orada olanlar Dev-Yol hareketinin siyasî çizgisinin ürünü olsaydı, kontrolü altına aldıkları başka yerlerde de benzer ypılanmalara gitmeye çalışırlardı. Fatsa hayatın dayatmasıyla ortaya çıkan spontone bir örnektir. Kaldı ki, eğer siyasî cizgilerinin eseri olsaydı, Dev-Yol’cular Fatsa deneyini teorileştirmeye; sosyalizm ve beraberinde ortaya çıkan sorunları bu zaviyeden değerlendirerek teorik bir atılıma girişirlerdi. Tek tek kişi bazında bazı çabalar var mıdır bilemiyorum ama politik bir hareket olarak böyle bir şey yapmadıkları ortada. Görünenleri  “kemalizm”lerini cilâlamakla meşgul. Onun için de kendilerine “Keloğlanın kellesi it bokundan güllesi” diyenlere kızmasınlar.

[5] Ariel Salzmann, ‘”Tocqueville in the Ottoman Empire” adlı eserinde Cevdet Paşa Tarihi’nin Federasyon Ant’ını (“Charter of Federation”) aslına sadık kalarak (“faithfully”) aktardığını ve 1819 isyanına sayafalarca yer veriğini belirtir ve Diyarbakır Komünü’nü eski rejimin sonlarınde ortaya çıkan tamamlanamamış devrimlerden biri olarak tanımlar. (“The Diyarbakır Commune represented one of unfinished revolutions at the end of the old regime.”)

[6] Bu noktada, Soyal Devrimler kategorisi 1) sanki Tarihsel Devrimlerin kaynağı komün gücünü dıştalarmış gibi toptancı bir anlayışa yol açtığı için, 2) Komünal devrimi sosyal devrimin ögesi olan sınıfsal altüslüklerle sınırlama tehlikesi içerdiği için; , yeni bir kategorisyona gitmenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Tarihcil ve Sosyal Devrimler gibi iki kategori yerine 1) Tarihsel Devrimler, 2) Sınıfsal Devrimler ve 3) Komünal Devrimler  üç kategoriye ayırmak daha açıklayıcı olacaktır.

 

About Hayri Zafer

Check Also

Marx’ın Komünizm Anlayışı ve Sürdürülebilir İnsan Gelişimi-Admin

Paul Burkett’in “Marx’ın Komünizm Anlayışı ve Sürdürülebilir İnsan Gelişimi” başlıklı çalışmasından yaptığım tam çeviridir. Burkett’in …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com