Köşelerden Bir Demet (241)-Cavlı Çulfaz

Selâhattin Demirtaş HDP’nin kapatılması istemiyle açılan dâva konusunda şöyle dedi: “Bu sadece ahlâksızlığın dibi değil, aynı zamanda ağır bir anayasal suçtur ve hiç kimse unutmasın ki, önümüzdeki seçimlerin sonucunu HDP binası değil, HDP’liler belirleyecek.”

https://halktv.com.tr/gundem/demirtas-onumuzdeki-secimlerin-sonucunu-hdp-binasi-degil-hdpliler-belirleyecek-451137h

Strasbourg’ta 40 yıla yakın bir süre önce başlayan gazeteciliğimin heyecanlarından birini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM), Türkiye Birleşik Kominist Partisi’nin (TBKP) kapatılması davasını izleme sürecinde yaşamıştım. TBKP davası, 1987’de AİHM’in yetkisini tanıyan Türkiye’nin karşısına çıkan ilk davaydı. Heyecanla takip etmiştim.

https://t24.com.tr/yazarlar/zeynel-lule/parti-kapatma-mi-dediniz,30285

Nilgün Toker: “Zulüm arttıkça iktidarın yok oluşu hızlanır” gibi neden-sonuç ilişkileri kuramayız. Çünkü zulüm, ona izin verildiği sürece devam eder. Bir faşizan iktidar durup dururken değil, karşısındaki itiraz güçlendiğinde sona erer. Yurttaş olmakla ilgilenmiyor, yalnızca kendi odamıza kapanıyorsak faşizmin onaylayıcısı, sessiz çoğunluk haline geliyoruz. Esas kaide direnmek, bu direnç odaklarını işleyebilir kılmak, toplum olabilme becerisini güçlendirmektir. Adaletsizliği görmek kazanılan bir yetidir. Yani “bana zulüm yapılıyor” değil, “zulüm var!” dememiz lazım. Bizi bireysel çıkarları dışındaki her mücadeleye kapalı insandan yurttaşlığa çıkartacak sıçrama tam da budur. Tekrar ediyorum, “Bana zulüm yapılıyor” değil, “zulüm var” demek bizi yurttaşlığa sıçratır. Muhalefetin sadece zulmün tespitini yapması yetmez. Onunla mücadeleyi de örmesi gerekiyor. Türkiye hep otoriterdi, artık totaliterleşiyor. Otoriterlikte bir sistem, bütünlük ve öngörülebilirlik vardır. Hukuk kurumları çalışır. Totalitarizmi otoriterizmden ayıran en önemli fark öngörülemezliktir. Kimin ne zaman zulmün nesnesi olacağı, dostun ve düşmanın tanımı, kimin yurttaş olup olmayacağı sürekli değişir. HDP’yi “Kürtlerin solcularla ittifakı” olarak görenler haksızlık etmişler olurlar. Demirtaş, “bizim meselemizin çözülmesi Türkiye’deki adaletsizlik meselesinin çözülmesiyle aynı şeydir” dedi. HDP’ye bu kadar öfke duymalarının sebebi, tam da toplumsal müştereklik arzusu ve iddiası taşıyor olmasıdır. HDP yalnızca Kürt kimliğine odaklı kalsaydı, sadece Kürtlere seslenen bir parti olsaydı, bu kadar tehditkâr olarak görülmezdi. HDP Türkiye toplumuna seslenen bir parti olmasaydı, devletle pazarlık yapan siyaset tarzını sürdürseydi bu kadar düşmanlaştırılmazdı. Ama HDP “Kürtler eziliyor ama işçi sınıfı da, kadınlar da, başka kesimler de eziliyor. Ezilmeyi ortadan kaldırmazsak hepimiz ezilmeye devam edeceğiz, ezen gücü ortadan kaldırmamız gerekiyor” dedi.

https://www.gazeteduvar.com.tr/nilgun-toker-hdp-sadece-kurt-partisi-olsa-bu-kadar-tehditkar-gorulmezdi-makale-1516627

Şanar Yurdatapan suç duyurusunda bulunuyor.

https://www.facebook.com/ifadeozgurlugu/

Anayasa Mahkemesi  iddianâmeyi kabul ederse, HDP hakkında dâva açılmış olacak. HDP eğer dâva sonuçlanmadan ‘kapanma’ kararı alırsa, dâva devam edemez ve iddiâname, gerek başsavcı gerekse AYM üyeleri bakımından ‘hoş’ bir anı olarak kalır. Kapanma kararı almayıp dâvanın sonucunu bekler ve kapatılırsa hiçbirinin milletvekilliği düşmez. Bir sonraki seçimde milletvekilleri olmalarının önünde de engel yok. Yalnızca ‘adları kararda (kapatmaya gerekçe olarak) anılan’ milletvekilleri beş yıl boyunca bir siyasi partiyle ‘hukuki bağ’ kuramaz. Bu da demektir ki, TBMM’ye girseler de parti grubu oluşturamazlar.  Anlayacağınız, bunca şamataya neden olan ‘parti kapatma’, Anayasa ve SPK’de yıllar içinde yapılan çok sayıda değişikliğin ardından bugün artık neredeyse hiçbir ciddi ‘hukuki’ etkisi kalmamış bir yaptırım.

http://www.diken.com.tr/hepdephadepdtp-hdpnin-kapatilmasi-talebi/

AKP medyasında yazdığını bir an için unutan şaşkın bir yazar “HDP’yi kapatmak Meclisin meşruiyetini sorgulatmaya yol açabilir” diye yazdı. Taşraya gazetenin o baskıları gitti ama şehir kalıplarında o cümle kazındı.

https://t24.com.tr/yazarlar/aydin-engin/yine-28-subat-gunleri-mi-geliyor,30291

 “Sayın Biden’ın Putin ile ilgili bu ifadeleri, bir devlet başkanına yakışmayan ifadedir.

Bir devlet başkanının kalkıp Rusya gibi bir devlet başkanına böyle bir ifade kullanması, gerçekten kabul edilebilir, yenilir, yutulur bir ifade değildir.” Tayyip Erdoğan yerden göğe kadar haklı!.. Bir devlet başkanı, sadece başka ülkelerin devlet başkanlarına değil, kendi ülkesindeki muhalefet liderlerine de, benzer ifadeleri kullanmamalı, asla hakaret etmemeli!..

Bir devlet başkanı diline hakim olmalı!.. Erdoğan yerden göğe kadar haklı!..

https://t24.com.tr/yazarlar/yalcin-dogan/erdogan-hakli-devlet-baskanina-yakismayan-ifade,30290

 Kadınlar haklarından vazgeçmeyecek. Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının ardından çok sayıda kurum ve isimden karara tepki geldi.

https://www.evrensel.net/haber/428563/istanbul-sozlesmesinden-cikilmasina-tepkiler-kadinlar-haklarindan-vazgecmeyecek

Cemaat ve tarikatlara eleştirileri nedeniyle hedef gösterildikten sonra Marmara Üniversitesi’ndeki görevinden istifa eden ve ardından Almanya’ya yerleşen ilâhiyatçı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Türkiye’yi neden terk ettiğini anlattı. Prof. Öztürk, Türkiye’yi terk ederken “yerli ve milli tımarhanedeki herkese ruh sağlığı dilerim” dedi.

https://t24.com.tr/video/ilahiyat-profesoru-mustafa-ozturk-yerli-ve-milli-timarhane-sozlerine-aciklik-getirdi-peygamber-terligi-satan-adam-ulusal-kanallarda-din-otoritesi-gibi-dinleniyor,37290

[Ali Erten yoldaş, Mehmet Ali Güller’in 15 Mart günlü yazısını okumamızı önerdi] Almanların oldukça derinlikli bir kavramı var: Fremdschamen. “Utanmasını bilmeyen bir başkasının yerine duyulan utanç” demek. İşte bazen dinlerken, okurken öyle oluyorum: Başkasının adına utanıyorum… Utanmam ise şundan: Bugünkü doğrularını da dünkü yanlışlarını da birlikte savunabilmelerinden; dün de bugün de haklı olduklarını iddia edebilmelerinden! Yaşayacağız: Yarın Tayyip Erdoğan iktidardan düştüğünde bunların büyük bir kısmı “Erdoğan’ın yanlışlarını” anlatacak uzun uzun. Üstelik o kadar ölçüsüzce konuşacaklar ki, Erdoğan’ın en “azılı muhalifleri” olarak bizler bile “o kadar da değil” diyeceğiz bunlara!

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/anasinin-rahmine-hakli-dusen-muhafazakarlar-1820692

Meghan ve Harry mülâkatına ilişkin basın ve kamuoyundaki yaygın tartışmalar konusunda Britanya Komünist Partisi’nin organı Morning Star gazetesinde Nick Wright’ın yazısından – İngiltere’de Cumhuriyetçilik epeyce uzun bir geçmişe ve geleneğe sahiptir. Kralların başının kopartılması gibi konularda Fransızları birkaç on yıl geride bıraktık. 1816 Spa Fields isyanları, 1817 Pentrich Ayaklanması ve 1848 Chartist hareketi; kırmızı, beyaz ve yeşil üç rengin göndere çekildiğine tanık oldu. Bunların hepsi işçi sınıfının isyanlarıydı ve egemen sınıflar hepsine de zulümle, baskıyla karşılık verdiler. Ama besbelli ki, egemen sınıfın kendi egemenliğini sürdürmeye çabalayacağı bir savaşta, sınıf iktidarı sisteminin tam göbeğindeki monarşinin işlevinin bütün bu mekanizmaları seferber etmeye zorlanıncaya kadar tartışma konusu olmayacağı besbellidir. Kral Charles’ın kellesini kaybettiği feodalizmden kapitalizme geçiş döneminde bu böyleydi ve şimdiki mevcut sistemin yerini sosyalizme bırakmak zorunda kalacağı zamana kadar da böyle olacaktır. İngiltere cumhuriyeti, herhalde çoktan miadı dolmuş bu yaldızlı kafeste doğma talihsizliği içindeki bireylerin sevilip sevilmediğine ilişkin bir mücadelede  ortaya çıkmayacaktır.

https://morningstaronline.co.uk/article/f/despite-everything-the-royal-circus-endures

https://independent.academia.edu/CAVLICULFAZ

About Mehmet Tas

Check Also

Köşelerden Bir Demet (256)-Cavlı Çulfaz

Selahattin Demirtaş: “Neyse ki, halkın parasını çalmaktan dolayı hapiste değilim. Adaletsizlik ne kadar derin olursa olsun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com