Demokrasi ve “Sol”

Demokrasi ve “Sol”

Bu aralar “Sol”un Demokrasi ile imtihanını sorgular durumdayım. Aslında Sağ, Sol kavramlarıda çok eskidi, kullanım değerini yitirdi.Genel bilindik bir niteleme olduğu için bu yazıda bir miktar “Sol” kavramını kullanacağım.

Bizim gençliğimizde siyaset yaptığımız yıllarda o toz duman arasında içinde bulunduğumuz örgütlerin yapısını, işleyişin demokratik olup olmadığını sorgulamazdık,sorgulayamazdık bile.Sorgulamaya kalkıştığımız anda kendini kapının önünde bulur, kapının önünde bulmakla kalmaz belkide hainlikle yaftalanıp bir araba sopa bile yerdin.Bu tür durumlar ölümlerle bile sonuçlanmıştır.

Eğer sorgulama sürecine girenler örgüt içine biraz güçlü, biraz tabana sahipse var olan örgüt adının önün (ML) ibaresi eklenmiş yeni örgütler türeyiverirdi. Bu nedenledirki 1980 öncesi Türkiyesinde Sol’da nüanslar ile yüzlerce türemiş örgüt vardı.
Sol paramparçaydı.

İşin en tuhaf tarafı devinimin, gelişimin temel itici gücü olan eleştiri özeleştiri kavramlarını ağızlarından düşürmeyen bu “devrimci” Şeflerin en küçük eleştiriye bile tahammülleri yoktu, hiç olmadı.
Bir taraftan örgüt içi demokrasinin önünü tıkayıp bölünmelerin önünü açarken diğer taraftan aynı akılsızlık sol içi eylem birliği üzerine Leninden “Sol komünizm çocukluk hastalığı” kitabından ayetler okurlardı.

Günün ağır koşulları gereği antifaşist mücadelenin önümüze koyduğu sorumluluk duygusu, barış, demokrasi sosyalizm ereğine ulaşma görevi ile ardımıza, sağımıza, solumuza bakmadan, gece gündüz yağmur çamur, kar kış demeden düşüp yitirdiğimiz arkadaşlarımızın yarım bıraktığı sorumluluklarıda sırtlanarak yolumuza devam ettik.

Sırtımızı dayadığımız yolumuzu yönümüzü belirleyen idealimizin vücut bulmuş, somutlanmış hali “Mabedimiz” yıkılınca bizlerde yıkıldık ama yok olmadık. Silkelenip ayağa kalkıp tekrar yola koyulduk.

Aradan yaklaşık elli yıl geçti değişen hiçbir şey yok. Sanki elli yıl önceki örgütler, gerek ideolojileri gerek antidemokratik ruhu gerekse sekter, kariyerist örgütsel yapılanmaları, “Şefleri” ile derin dondurucudan çıkmış “gelenek” anlayışı ile önümüze konmuştur.

Bırakın sol’cu, devrimci, sosyalist, komünist olmayı daha demokratlık çizgisini geçemediniz bile…
Ben geçtim diyen öne çıksın.

Dar, köhne, küflenmiş elli yıllık anlayış, geleneklerin miraslarının bırakın üstüne yeni bir bir şey koymayı bırakın ilerlemeyi, giderek var olanıda tüketerek geriye doğru saran nasıl oluyorsa bir devrimci anlayış.

Bugün Suphilerden, Bilenlerden, Boranlardan, Nazımdan, Denizden, Mahirden, Kaypakkayadan geriye tüketmediğiniz ne kaldı.
Hala elli yıllık tabela, gelenekler altında patinaj yapıp miras tüketiyorsun.

İnsanlığın, ülkenin, emekçi halkın ilerlemeye, devrime, dönüşüme en çok gereksinimi olduğu günlerde, bu dönüşüm için olmazsa olmazı devrimci dayanışmaya, birleşik mücadeleye sırtını
dönüp küçük köhne dükkanının günlük hasılatı peşindesiniz.
Yıllarca omuzdaşın, yoldaşın, mücadele arkadaşını; “acaba?” dediği için bir kalemde çizen bencil bir kariyerizim ve şeflik anlayışı…

Elli yıl önce barış, demokrasi, sosyalizm için yaşamını tüketmiş, ağır bedeller ödemiş, devrim için gencecik yaşlarında silahlı mücadelede, işkencelerde, idam sehpalarında diren yoldaşlarının mücadeleleri, sözleri üzerine yeni bir şey koymadan, geride kalan elli yılda değişen dünyayı gözardı ederek varacağınız yer küçük burjuva kuyrukçuluğudur.
Şimdi zaten oradasınız.

Beyler henüz daha Demokratlığın “D”sinde bile değilken kimse ortalıkta Sol, Devrimci, Sosyalist, Komünist sıfatları ile dolaşmasın.
Daha oralara çok yolunuz var…

Osman Naci
1 Aralık 2020
05.50
Kozyatağı/Kadıköy

About OsmanNaciBalta

Check Also

Köşelerden Bir Demet (253)-Cavlı Çulfaz

Fikir ve ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunurken; haksız hukuksuz, adaletsiz uygulamalara, iktidarın sivil darbesine ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com