İKİZ OTORİTERLİĞİN İLERLEYİŞİ*-Yanis Varoufakis

Çağımız, insanlığın büyük çoğunluğunun gereksiz zorluklarla karşılaştığı, gezegenin ekosisteminin önlenebilir iklim tahribatına uğradığı ve “İkiz Otoriterliğin” ilerleyişiyle hatırlanacaktır.

Eric Hobsbawm 20. yüzyılı “Otoritelerini sarsan güçlere karşı egemenlerin birleştikleri bir yüzyıl.” olarak tanımlamıştı. İnsanlığın uzun ve geniş tarihinde az rastlanan bir dönemdi. İnsanlık tarihinin geniş planında, dünyayı değiştirmeyi amaçlayan çeşitli ilerici güçlerin karşılaştığı nadir bir dönemdi. Geçmişte kalan o yüzyılda egemen sınıflara karşı koyan birçok ilerici hareket vardı. Kapitalizm içinde iktidarı sermaye ile emek arasında yeniden paylaştırmayı amaçlayan sosyal demokratlardan, kapitalist olmayan ama merkezileştirilmiş üretim biçimleriyle çıkış yolu arayan Sovyet bağlantılı rejimlere, Yugoslavya’daki özyönetimlere; Afrika ve Asya’daki ulusal kurtuluş hareketlerine kadar… Ve hatta o, Batı Almanya’daki radikal Yeşil hareketi de dahil etmişti bunlara.

O zaman egemenler tüm bu ilerici güçlere karşı birleşmişti. Lyndon B. Johnson’un başkanlığı döneminde (1963-69) Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenen sağcı faşist diktatörlük koşullarında büyüdüm. Yunanistan’daki faşistleri desteklemekten ya da Vietnam’ı bombalamaktan çekinmezken, iç siyasette ilerici politikalar uyguluyordu. 1960’larda LBJ (Lyndon Baines Johnson) yönetiminden söz ediyorum. Bugünlerde tanımladığımız gibi “liberal düzen” dediğimiz şeyin, faşistleri ve yerel despotları sözde “Batı yaşam tarzı”nı desteklemek için kullandığı tarihi gerçeği hatırlatmak için söylüyorum. Bugün New York Times’ın her sayfasında yer alan sağcı popülizm korkusu ve nefreti o zamanlar yoktu. O zamanlar, New York Times ve “Liberal Kuruluşun” diğer organları, ilericileri “özgürlük ve demokrasinin düşmanları” olarak tanıtırlardı.  Asla Papadopulos ya da Pinochet canavarlarını aynı kategoriye koymazlardı.

Batı finans sisteminin çöktüğü 2008’den sonra işler değişti. Neoliberalizmin ideolojik pelerininin altında 25 yıllık finansallaşmanın ardından, küresel kapitalizm 1929’a benzer bir spazm geçirdi ve neredeyse diz çöktü. Acil tepki; merkez bankalarının para basma makinaları kullanmasının yanı sıra banka kayıplarını çalışan ve orta sınıflara (kurtarma kredileri yoluyla) yüklemek ve böylece finans kurumlarını ve piyasaları yeniden ayağa kaldırmak oldu. Kitleler için kemer sıkma ve egemen azınlık için “sosyalizm” olan bu uygulama iki ekonomik soruna neden oldu.

İlk olarak, küresel düzeyde firmalar kitlelerin yeni mal ve hizmet alma gücünün düştüğünü gördüklerinden reel yatırımlarını azalttı. Bu nedenle reel yatırımlarla mevcut nakit ve tasarruf arasında dev bir boşluğun oluşmasına yol açtılar. Hükümetler para basarak bunu kapatmanın yollarını aradı. Sonuçta küçük bir azınlık muazzam zenginleşti ve büyük çoğunluğun hoşnutsuzluğu arttı.

İkinci olarak, kriz başlangıçta İspanya’da Los Indignados ve Yunanistan’da Aganaktismeni gibi kitlesel oluşumlara, Wall Street’in işgaline ve Latin Amerika’daki çeşitli sol güçlerin öncülüğünü yaptığı ilerici ayaklanmalara yol açtı.  Ancak daha sonra, doğrudan egemenler tarafından 2015’te Yunan Bahar’ının ezilmesi, veya dolaylı olarak küresel kapitalizmin durgunluğuyla körüklenen, Çin’in ihracat talebinin küresel tasarruflar ve küresel yatırımlar arasındaki dengesizlik nedeniyle çökmesi sonucu Latin Amerika sol hükümetlerinin zayıflaması.

İlerici kazanımlar birer birer yok edilirken, kitlelerin hoşnutsuzluğu siyasi mecralar bulmak zorundaydı. Dolayısıyla, iki savaş arasındaki dönemde görünen benzer süreçler gözlemlendi. En zayıflara göz kulak olmaya ve onlara tekrar İtalyan olmaktan gurur duymaları gerektiğini anlatan, Mussolini’nin yükselişini taklit eden Milliyetçi Enternasyonal’in yükselişine tanık olduk; Brexit’in aşırı sağcı söylemi “Ülkemizi geri istiyoruz, Ulusal Sağlık Servisi için daha fazla para istiyoruz”, Donald Trump (“Wall Street ve liberal elitin yaptıklarına sonra değineceğim”), Bolsonaro, Modi, Le Pen,  Salvini,Orban vs…

Böylece, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez büyük siyasi çatışma egemen elitle ilericiler arasında yürümüyordu. Daha çok statükonun farklı bölümleri olan liberal demokrasinin öncüleri olarak bilinenlerle diğer liberal demokrasi temsilcileri arasındaydı.

Elbette liberal elit ile milliyetçi enternasyonal arasındaki bu çatışma tamamen aldatıcıydı. Bay Macron’un Le Pen’e ihtiyacı vardı ve Bayan Le Pen’in de Macron’a… Liberal Parti’nin kampanyalarını besleyen, hoşnutsuzluğu yaratan kemer sıkma politikalarını uygulamaları boşuna değildi.

Yine de liberal elit ve milliyetçi enternasyonalin gerçekte suç ortakları olması, aralarındaki kültürel ve kişisel çatışmanın gerçek olmadığı anlamına gelmez. Aralarında gerçek bir politik farkın olmamasına rağmen çatışmalar gerçekliği (örneğin Trump yönetiminin, George W. Bush ve hatta Hillary Clinton’ın desteklediği vergi indirimlerini sunmak için aynı Wall Street personelini kullanması gibi), otoriterliğin (liberal elit ve milliyetçi enternasyonal) çatışan gruplarının neden olduğu kakofoninin ilericiler tarafından duyulmasını neredeyse imkansız hale getirdi.

Bu yüzden bir İlerici Enternasyonal’e ihtiyacımız var: Çünkü ikili otoriterliğin iki varyantı; liberal elitle milliyetçi enternasyonal arasında süren sahte bir muhalefet, yaşam umutlarını yok eden ve iklim değişikliğini sona erdirmek için oluşan fırsatları boşa çıkaran gündemlere bizi hapsettiği için insanlığı tehdit ediyor.

İkiz Otoriterliğin ruhlarımızı karartmasına ve gençlerin geleceğini yıkmasına karşı nasıl durabiliriz? Temmuz 2015’te Yunanistan’da, tasarruf tedbirlerine ve oligarşiyi kurtarma kredilerine karşı umut verici ilerici isyanda yaşanan yenilgilerimize ya da Jeremy Corbyn ve Bernie Sanders’in kendi partilerinde nasıl başarılı bir şekilde engellendiğine bakalım. Brezilya, Bolivya ve Ekvator’daki popüler ilerici liderlerin seçim yarışlarından nasıl uzaklaştırıldıklarını görebiliyoruz. Afrika ve Hindistan’daki sayısız topluluğun kendi kaderini tayin etme mücadelesi üzerine nasıl bir sis perdesinin çekildiğine bakın. Çok sayıdaki yenilgilere dikkatle baktığımızda ben sadece bir şeyin onları önleyebileceğini düşünüyorum: Liberal elitin Davos Enternasyonalizmine ve yabancı düşmanı sağın Milliyetçi Enternasyonalizmine karşı dik duracak İlerici Enternasyonaldir.

Uluslararası deneyimleriyle olağanüstü kapasitelerini defalarca kanıtlamış bankacıların ve faşistlerin izlediği enternasyonal yöntemlerin benzerlerini ilericilerin uygulama zamanı gelmedi mi arkadaşlar? Ortak bir gündemle sınırların ötesinde birleşmeye, ortak bir anlatı oluşturmaya, kapasitelerimizi aynı gündemin hizmetine sokmaya, gezegeni kurtarmak için ortak bir yatırım planı hazırlayarak onların birliğine karşı kendi enternasyonal birliğimizi oluşturmanın zamanı gelmedi mi?

Sanırım bu sefer geldi. Şimdi ya etkili, başarılı bir İlerici Enternasyonal (İE) oluşturacağız ya da insanlığa ve gezegene hizmet edememenin sorumluluğunu paylaşacağız……devam edecek

*Bu yazı İlerici Enternasyonal’in, 18 SEP 2020 tarihli açılış zirvesinde Yanis Varoufakis’in yaptığı konuşmanın giriş kısmı. Konuşmanın tamamını parça parça yayınlayacağız.

 

About Mehmet Tas

Check Also

Ortak Program, Kolektif Olmayan Eylem Planı 2 *-Yanis Varoufakis-Çeviri

“Ama, İE nedir?”. Birçoğunuzun şu soruyu sorduğunu duyuyorum. “Pratikte ne anlama geliyor?” Böyle büyük bir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com