TKP’nin 100 Kuruluş Yılı TKP üyeliğim ve 30 yıl önce sönümlenmiş bir partiye neden hala üyeyim.

TKP’nin kuruluşunun 100. Yılı
TKP üyeliğim ve 30 yıl önce sönümlenmiş bir partinin neden hala üyesiyim.

Ben 18 yaşımda bir yıl kadar İGD içindeki çalışmam sonucu 19 yaşımda TKP üyesi oldum.
Benim TKP üyeliğimi kimse tartışamaz, tartıştırmam. TKP üyeliğimi sonuna kadar hakkettiğimi düşünüyorum. Beni yakın tanıyan yakın çevremden hiç kimseninde aksi bir iddiada olabileceğini düşünmüyorum..
TKP üyeliği konusuna yazının devamında tekrar döneceğim.

Neden, nasıl TKP’li oldum.
İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesine 1977-1978 eğitim döneminde başladım. İlk gençlik yıllarında başlayan sol’a sempatim Üniversite yıllarında örgütlü mücadeleye dönüştü.
Fakültenin eğitime başlayacağı ilk gün henüz ben okul kapısına gelmeden devrimci ve ülkücü öğrenciler arasında çıkan kavga nedeni ile okul bir aylık bir süreyle kapanmıştı ve bu birkaç kez tekrarlanmış biz eğitime ancak 6 aylık bir gecikme ile Mart ayında başlayabilmiştik.

Evim Fatih Karagümrük İÜ Fen Fakültesi İÜ’nün Beyazıt Kampüsünde Veznecilerde idi. Evimden yürüme mesafesi. O yıllarda Beyazıt bölgesi Üniversite nedeni ile öğrenci olayları açısından çok hareketliydi bizim fakültede öyleydi.Her an devrimci öğrenciler ile ülkücüler arasında sürekli gerilim durumu vardı. Okulun bir bölümünde o gün birbirinden ayırt etmekte zorlandığım envai çeşit fraksiyon bölünmüş sol gruplar bir başka bölümünü de sağcılar tutuyordu.
Ancak okulun geneline devrimci öğrenciler hakimdi.

Neden, nasıl İGD’li oldum.
Aslında ben hiçbir zaman resmi İGD üyesi olmadım. İGD’li arkadaşların sık sık önüme koyduğu üyelik formunu İGD’yi daha iyi tanımadan doldurmayı hep reddettim. Bu arada sıkı yönetim gelmiş İGD kapatılmıştı.
İGD saflarında yer almamın nedenleri; Öncelikle İGD’nin İÜ Fen Fakültesinde benim okula başladığım yıllardan öncesinden itibaren İGD’nin merkez yönetimini oluşturan etkili kadroların bulunması ve bu neden ile okulda yerleşik güçlü etkili bir İGD çalışmasının olması idi.
İGD akıllı bir strateji ile Genç Fenliler Kültür Derneği (GFKD) yi kurmuş burada siyasal yapılardan daha geniş daha akademik demokratik çalışmalar yürütülüyordu. Bende GFKD’den başladım.
GFKD doğrudan İGD kadroları tarafından yönlendirildiği için GFKD’den İGD’ye yatay geçiş yaptım.

Bir taraftan okulda faşist teröre kaşı, akademik demokratik haklar için mücadele, dışarıda, yazılama, afiş, mitingler derken gecemiz gündüzümüze karışmış siyasetin içine balıklama dalmıştık.
Dalmıştık dalmasına ama ortalıkta dolaşan maocu, goşist gibi diğer devrimci grupları dışlayan kimini düşmanlaştıran nitelemeler, atılan sloganlar, söylenen marşların ne anlama geldiğinin henüz ayırdında değildim.
Hatta Kanlı 1977’den sonra İGD saflarında hatta koruma zincirine elimde ucunda küçük komik göstermelik bir bayrak bulunan kalın sopa ile katıldığım 1978 1 Mayısında Taksim Meydanına girerken çoşku ile attığımız “TKP’ye özgürlük”, “Bilen Yodaş çok yaşa” sloganlarının ne anlama geldiğini bile bilmiyordum.
Neydi bu TKP?
Kimdi bu Bilen Yoldaş?
Hadi Goşistlerin neden goşist olduğunu, pratikte günümüzde hala yaşayan goşizmi gözlemleyerek anladık…
Ancak; Neden bu Maocular faşist di?
Hatta neden maocuların dövülmesi hatt öldürülmesi vacipti!?
Neden Sol bu kadar parçalanmış karşımızda, karşı devrim dururken neden sol’cular birbirlerine öldüresiye düşman.
Bugün bile bu soruların yanıtını hazmedebilmiş değilim ki Sol bugün hala bu dertten bu parçalanmışlıktan, bu düşmancasına öldüresiye karşıtlıktan muzdarip.

Tüm bu sorular kafamda yanıtlanmamış havada asılı dururken neden İGD saflarında yer alıp kısa sürede ön sıralara geçtim?

Henüz 18 yaşında bir gencin Marksizmi, Leninizmi tüm detayları ile kavraması beklenemez,
Marksizmi, Leninizmi önce hatmedip sonra kendime bir yol seçeyim diye bir lüx yoktur.
Yaşam, dönem koşulları mücadelenin aciliyeti “Kervan yolda düzülür.” yöntemini dayatıyordu.
Bizde öyle yaptık takıldık Kervanın arkasına kafamızın arkasındaki soruları mücadele içinde aradık.
Politik sürece katılmış hemen herkes gibi yakın çevremizden güvendiğimiz bir arkadaşımız, bir akrabamız, Annemiz, Babamız, Amcamız, Dayımızın yada okulda veya mahallemizde bir grubun etkisi ile pek çoğumuz önce şu Marksizmi, Leninizmi hatmedip “ipe un sererek” yolumu seçeyim demeden
Güven, sempati ilişkileri içinde yolumuzu seçtik.

Bugünde hala geçerli olan çok sözü edilen devrimciliğin, ilerlemenin ön koşulu olan eleştiri- özeleştiri mekanizması hele o günün koşullarında hiç işlemez, bilinir ki merkezi otoriteye en küçük aykırı çıkışın sonu dışlanmaktır. Hatta dayak, çok ilerisi ölüm (İşçinin Sesi).
Buna karşın zaman zaman bazı pratik uygulamalara karşı eleştiri dozumu yükseltmiş olmama karşın
Disiplinli, yaratıcı, üretken çalışmalarım nedeni ile badireyi küçük uyarılar ile atlattım.
Ancak günün sonunda TBKP oluşum sürecinde bu eleştiriyel tutumum nedeni ile partiden. dışlanmaktan kurtulamadım. Parti içi demokrasizlik kuralı nihayet TBKP’de de işlemişti.

Benimde TKP üyeliğine varacak politik sürecim GFKD’den İGD’ye ordanda TKP’ye İÜ Fen Fakültesindeki köklü, yerleşik, güçlü İGD örgütlenmesinin nedeni ile başlar.
Fakültedeki disiplinli, yaratıcı, üretken çalışmam beni safların ön sıralarına doğru ilerletiyordu.

Bu ilerleme İÜFenFakültesinde köklü bir yapılanması olduğunu tahmin ettiğim Parti Örgütününde dikkatini çekmiş olacak ki “Atılım” alışverişi ile başlayan ilk temaslar kısa sürede Parti Üyeliğine dönüştü. Bu hakkedilmiş bir üyelikti.

TKP’nin 100. Yılı nedeni ile ve daha öncesinden başlayan Parti Üyeliği sorgulaması için tartışmayı birkaç katagoride ele almak gerekir.

Birinci kategori bu tartışmayı yürüttüğü dil, üslüptan da anlaşılacağı gibi TKP Üyeliğini hiç hakketmemiş ve hiç bir zaman da hakketmiyecek olanlar. Bugün savruldukları siyasal konum itibarı ile onları dikkate almıyorum bile.

İkinci kategori TKP Üyeliğini hakketmiş ancak bulunduğu birimde parti örgütü olmadığı ve ağır illegalite koşulları nedeni ile görmezden gelinip, atlanan yoldaşlar. Bu Yoldaşların kabul ederlerse benim tarafımdan TKP üyeli hakkı saklıdır.

Üçüncü kategori Parti üyesi olup da özellikle üst bağlantıları tarafından gadre, hayal kırıklığına uğrayanlar. Bende zaman zaman bu duyguyu yaşadımsa da bunu Partiye değil İnsanoğlunun doğal yapısına bağladım. İnsanoğlunun bünyesi önceden kestirilemeyen ancak uygun ortamlarda ortaya çıkabilecek her türlü zaafa açıktır.

Partiye üye alımında; Yakın dostluk ilişkileri, eş ,dost, akraba, kankalık, ahbablık gibi duygusal faktörler zaman zaman işlemiştir. Üyelikte zaafı yaratan temel faktörler de bunlardır.

TKP’nin 100. Yılı nedeni ile değerlendirmelerde bulunan Yoldaşlardan özellikle bizlere göre daha yaş almış, deneyimli olanları sürecin değerlendirilmesinde daha çok teorik yanları öne çıkarmakta.
Bizler o yıllarda çok genç olduğumuz için soruna daha çok pratik, gözlemsel, deneysel düzeyde bakmaktayız.
Parti içi ilişkilerimizi güven, inanç, kararlılık, disiplin, tutarlılık, pratik mücadeledeki tutum üzerinden yürüttük. Ağır illegalite koşulları 12 Eylül rejiminin baskıladığı siyasal ortam siyasi körlük yaratmaktaydı.
Ancak kendi örgütsel yapımızda görebildiğimiz kadarını ve ülke gündemi ile ilgilenebiliyorduk.
Doğal olarak da merkezi perspektifler ve Radyo yayınlarından beslenebiliyorduk.
Açıkçası o günün koşullarını şartlarımız gereği değerlendirmeye yeterli donanımımız yoktu.
Tüm inancımız ile Partiyi ayakta tutmak, örgütlü yapısını geliştirip güçlendirmek ile meşguldük.
Taa ki Sovyetler Birliği ve Sosyalist Sistem dağılan, Duvarlar üzerimize yıkılana kadar.
Duvarlar ile birlikte bizlerde yıkıldık, Sosyalist Sistem ile birlikte bizde dağıldık.

Bugün herkesin iyi tanıdığı adını iyi bildiği bir TKP MK üyesi 1985 yıllarda Partiden ayrılmış,
Ayrılma nedeninide bana yakın zamanda yaptığımız özel sohbetlerde aktarmıştı.
Zorunlu nedenlerle uzun yıllar yurt dışında sürgün yaşayan Yoldaşın sohbetinden aktarıyorum;
“Zaman zaman Sosyalist ülkelere, Sovyetler Birliğine, Moskovaya giderdik. Bizi limuzinler ile protokolden göstermek istedikleri yerleri gezdirirlerdi. Ben bir fırsatını bulup protokolden ayrılıp sokak aralarına karışırdım ve o günlerde Sovyetlerdeki sistemin çöküşünü, dejenerasyonunun bu sokak aralarında gördüm.
Moskovada uzun süreli kalmalarımda bizlere Parti üst yöneticilerine verilen kartlar verilirdi. Bizlerin alışveriş yaptığı mağazalar farklı idi halk bu mağazalardan alışveriş yapamaz, ara sıra buralardan alışveriş yapmak için bizden kartlarımızı isterlerdi.
Ben bir üst düzey parti yöneticisini sokakta kıyafetinden ayırt edebilirdim.”
Bu yoldaş ilk gençlik yıllarından itibaren 60’lı yaşlarına kadar tüm yaşamını parti mücadelesinde geçirmiş, ağır bedeller ödemiştir. Hala da İGD ve Parti çevrelerinde sevilen saygın bir yoldaşımızdır. 1985 yılıda gözlemlerine dayalı tespitleri sonucu TKP ideolojisinin rehberi olan Sovyetler Birliğindeki yozlaşmalar ve bunun TKP’ye yansımalarını tespiti sonucu Partiden ayrılmıştır.

Benim böylesi bir deneyim şansım olmadığı için Sovyetler ve Sosyalist Sistemdeki dağılmanın TBKP sürecine denk gelen aşamasında yaşandığı ve bu süreci olumsuz, işlemez duruma getirdiği için bizlerinde artık Partide yapacak bir işimiz kalmamıştı. Partiyi süratle likidatörler , provokatörler istila ediyor. Partiye uzun yıllar emek vermiş kadroları hedef seçip yıpratıyorlardı.

Yolumuza o güne kadar 12 yıllık 7/24 sürdürdüğümüz örgütlü mücadelemizden elde ettiğimiz öğretiler, deneyimler ile elimizde kimliğimize kazınmış TKP bayrağı, yüreğimizde, inancımızda;
“ Nerede bir Komünist varsa TKP oradadır.” Şiarı ile devam ettik, ediyoruz.

Bizler ilk gençlik yıllarımızdan itibaren Dünyada savaşa, yıkıma, talana, adaletsizlik, yoksulluk, açlığa karşı kişisel yaşamımızı, çıkarlarımızı, geleceğimizi bir kenara bırakıp mücadele ettik. Bu sürce başlarken nere konumlanacağımızdan çok ne yapacağımız, ne yapmamız, ne için neye karşı mücadele etmemiz önemliydi.Aralarında nüanslar olan örgütlü yapıların herhangi birinde bu uğurda yapılacak en küçük katkı kutsaldı. Bizlerde bu yollardan birini seçtik, inandık, güvendik inancımız ile güvendiklerimize yaslanarak yürüdük.

Kah yüzler, kah binler, kah yüzbinler olduk, haksızlığa, soysuzluğa karşı güzel , yaşanası bir dünya için emek verdik, ter döktük, can verdik, ağır bedeller ödedik. Eğrisi ile doğrusu ile…
Belki şimdi muhasebe zamanı geçmişten dersler çıkarıp, yeni rotalar çizerek yeniden yola koyulmak için…

Dostlar Yoldaşlar;
Kırık dökük İngilizcemde bugün kullanılmayan bir söz vardır.
“What ıs done ıs done, can nat be un done.”
“Olan olmuştur hiçbir şey yapılamaz” anlamında.
Kuşkusuz geçmişi eleştirmek, irdelemek, yanlışları, eksikleri ortaya döküp tazalenmek çok önemlidir.
Tüm bunları yaparken yeni önerilerle yeni rotalar çizerek yeni bir dünya kurmak için tekrar ayağa kalkalım derim.
Eleştiri çok önemli ancak, sürekli eleştiri ekseninde kalmak bizi doğru bir yere götürmez.

Önerim; Yeterince yazıldı çizildi söyleyecek sözü, geçmişten, deneyimi, birikimi olan tüm yoldaşların öyle sosyal medya üzerinden, zoom gibi verimsiz iletişim kaynakları yerine 8-10 kişilik gruplar ile canlı yüz yüze yurt içi, yurt dışı ilçeler, İller düzeyinde tartışma grupları örgütleyelim. Yeni öneriler ile yeni bir yol haritası için çalışma grupları oluşturalım.
Buna şiddetle ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Dostçakalın…

Osman Naci Balta
5 Ekim 2020
Kadıköy

 

 

 

About OsmanNaciBalta

Check Also

Köşelerden Bir Demet (193)-Cavlı Çulfaz

Ayartıcı düşünceler, ne öğrenciliğimde ne sonrasında zihnimden hiç eksik olmadı. Onları söylemekten çekinmedim. Anayasa kürsüsüne …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com