100. YILDA PATRONLARLA İŞÇİLERİ AYNI GEMİDE TOPLAYANLARI UNUTMADIK!

TKP’nin 100. yılında burjuvazi ile proletaryayı bir zamanlar aynı gemide toplayanlar, bu önemli günü kutlarken bilinçsel bir acı çekmeyecekler mi?

Burjuvaziyle “medeni ölçülerle mücadele etmek isteyenlerin” içi sızlamayacak mı? Burjuvaziye “Bizim görüşlerimizde yanlışlar varsa düzeltmeye hazırız” diyenlerin Mustafa Partisi’nin 100. yılını kutlarken yüzleri hiç kızarmayacak mı?

TKP “yok olmadı, buharlaştı, sonra damla olarak CHP dahil diğer partilere damladı” diyenlerin fantezi dünyalarını, gerçeğinin üzerine bir örtü olarak attıklarını komünistlerin görmeyeceğini sanmaları bir utanç kaynağı değil mi?

CHP’ye damlayan TKP’li komünistin komünist olarak kalamayacağını, CHP’nin programını ve politikasını savunurken bir sağ sosyal-demokrata dönüşeceğini anlamayanların, TKP’nin yıldönümünü kutlamaya komünist vicdan açısından hakları var mı?

Demirel’i, Özal’ı, Erdoğan’ı “mütavazi bir ailenin çocuğu olarak; Abdulhamit’in, Vahdettin’in torunlarına tercih edenlerin” Mustafa Suphi dahil binlerce komünist öldüren burjuvaziye af çıkardığı belli değil mi?

Komintern’in 1937 “TKP’yi dağıtma” kararını savunanların, TKP’nin 100. yılını kutlamaları bir ironi olmuyor mu?

Bizim ideolojik olarak getirdiğimiz eleştirilere, hamasetle, kişisel hakaretle yanıt verenlerin ve onları alkışlayanların emeğe saygı duyduklarına inanılabilir mi?

*                      *                      *

Bütün bu yanlış düşüncelerin altında yatan gizli kırmızı çizgi, Gorbaçovcu “YENİ DÜŞÜNCE” tarzıdır. TKP’yi ideolojik olarak yok eden de bu düşünce tarzı olmuştur. Bu düşünceleri TKP yok olmadan hemen önce dile getiren TKP’nin legal yayın organı olan Yeni Açılım dergisi olmuştur. Yeni düşünceyi savunan bu derginin bütün yazarları TKP’nin ideolojik yok oluşuna hizmet ettiler.

Bunu nasıl yaptıklarını anlamamız için size Mehmet İnanç Turan’ın kitabından bir bölüm aktarıyorum:

“PATRONLA – İŞÇİ EL ELE!

Yeni Açılım’ın Kasım 1989 tarihli 19. sayısında, kapitalizmin stabile dönem yaşadığı, artık büyük krizler beklemenin doğru olmadığı, devrimin gündemden çıktığı belirtilmektedir.

O zaman işçiler ne yapmalıdır? Kapitalistlerle aynı gemide olduklarını düşünmeli, kapitalizmden kaldıramayacağı isteklerde bulunmamalıdırlar. İşçiler, kapitalistlerle sınıf savaşı yerine mutabakat yapmalıdır. İşte Yeni Açılım eliyle gelen partinin görüşleri:

Kapitalizm göreli stabilizasyon dönemini yaşıyor. Bu koşullarda, kapitalist toplumsal / ekonomik formasyonda büyük yapısal bunalımlar beklemek ve ona göre eylem anlayışları geliştirmek gerçekçi olmayacaktır.[1]

Marx yapısal bunalımların kapitalist üretim tarzının ayrılmaz parçası olduğunu Kapital’de, Artı-Değer Teorileri’nde bilimsel olarak göstermişti. Ayrıca kapitalist yaşam bu gerçeği her seferinde doğrulamıştı. Yukarıdaki satırlar, TKP’nin Marksizmle ilgilisi kalmadığını belgeliyor.

TKP yayın organı Yeni Açılım bu anti-Marksist görüşleri, burjuvazinin sınıf çıkarını savunmayla birleştiriyor:

Son çözümlemede, patronların da, işçilerin de aynı kayıkta oldukları bilinci yaygınlaşıyor. Ve bu yalnızca global anlamda değil, ülke ve işyeri bazında da somutlanıyor; ekonominin ve işyerinin kaldıramayacağı istemlerin artık eskisi gibi, rekabetçi anlayışla kolayca öne sürülmediği, sürülse bile, genel bir kamuoyu onayı bulamadığı görülüyor.

Sonuçta, koşulsuz radikalizmden toplumsal uzlaşmaya, topyekûn çatışma anlayışından kısmî mutabakatlara yönelme mantığının altyapısı örülüyor.[2]

Yine aynı Yeni Açılım sayısında kapitalist devletin, işçi-işveren çekişmesinde tarafsız kalması, işçilerin karşı sınıflarla uzlaşmalara yönelmesi istenmektedir. Özcesi, sınıf sendikacılığından artık vazgeçmesi öğütlenmektedir.

Verili koşullarda karşıt sınıflarla uzlaşmalar arama, kapitalist devlet aparatına olumlu anlamıyla işlevsizlik, bir başka deyişle, göreli tarafsızlık kazandırma ve onu dar sınıf çıkarları karşısında yabancılaştırma, giderek, belirleyici sendikal politikalar durumuna geliyor.

Bu noktada sınıf sendikacılığı kavramının reddedilmesi, üzerinde çok titizlikle durulması gereken bir önermedir.[3]

İşçi sınıfının sınıf kavgasından elini eteğini çekmesini isteyen bir komünist partisinin devrimle, sosyalizmle, dünya devrimiyle, proletarya enternasyonalizmiyle bir ilişkisi kalmış olabilir mi? Yukarıdaki görüşlerin Marksizmin dışına düştüğü çok açık değil mi?”

Mehmet İnanç Turan, Mustafa Suphi’nin Partisi’nde Sosyalizm ve Enternasyonalizm, Etki Yayınevi, 2018, s.231-233.

 

[1] Yeni Açılım, Sayı 19, Kasım 1989, s.5.

[2] Yeni Açılım, Sayı 19, Kasım 1989, s.5,7.

[3] Yeni Açılım, Sayı 19, Kasım 1989, s.7-8,26.

About Sait Almis

Check Also

Karanlıktan Aydınlığa Mustafa Suphi-Ahmet Kardam

Türkiye Komünist Partisi’nin kurucu lideri Mustafa Suphi’nin bir “şanlı tarihin” kurban-kahramanı olarak mitleştirilmesine karşılık, fikirlerinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com