TKP’NİN 1937’DE DAĞITILMASI KARARI

TKP’NİN 1937’DE DAĞITILMASI KARARI

TKP’nin 100. yılını “toplumca” kutlamaya hazırlananların TKP’nin 1989’daki dağılmasını normalleştirmek (olağan haline getirmek) için 1937 Komintern kararını savunuyorlar. 1989 TKP dağılmasını, 1937 dağılmasına örnek gösterenler tarihi bilmeyenlerdir.

Nabi Yağcı kitabında TKP’nin kapısına kilit vurup legale çıkmak için yurda dönüşlerini, Mustafa Suphilerin Kurtuluş Savaşına katılmak için dönüşlerine benzetiyor. Nabi, Şefik Hüsnülerin dönüşünü unutmuş herhalde. Aslında Nabilerin dönüşü, Mustfa Suphilerin dönüşünden çok Şefik Hüsnülerin dönüşüne uyuyor. Çünkü ikisi de Parti’nin kapısına kilit vurup, üyelerini dağıtarak dönüş yapıyorlar. Halbuki Mustafa Suphiler Türkiye’ye partilerini kapatarak değil;  tüm komünistleri TKP çatısı altında toplayıp Parti olarak savaşmak için dönüyorlar.

1937 Komintern’in TKP için aldığı desantralizasyon kararının ayrıntılarını Mehmet İnanç Turan’dan okuyalım:

 

 

KOMİNTERN’İN TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ’NE DAYATTIĞI DESANTRALİZASYON KARARI

Komintern 1937 yılının başlarında Türkiye Komünist Partisi’ne desantralizasyon (merkezden ayrılma) kararını dayattı. Bu karar, TKP’nin komünist hareket olarak merkezinin dağıtılması, tasfiyesi anlamına geliyordu. TKP, Kemalist iktidarı zorlamayacaktı. TKP legala çıkacaktı. TKP kadroları, Kemalist CHP örgütüne girip çalışabilirdi. Yasal basında Sovyetler Birliği’ni savunmak için görev alınmalıydı. Nitekim 1937 başlarında Şefik Hüsnü, Reşat Fuat, Zeki Baştımar, Türkiye’de yasal faaliyet yapmak için döndüler ve desantralizasyon kararını uygulamaya başladılar.

Bir noktaya dikkat çekmemiz gerekiyor: Şefik Hüsnü Deymer ülkeye dönmeden önce Kemalist hükümetle bir anlaşma yaptı. (Tıpı Nabilerin Özal’ın temsilcileri ile görüştükleri gibi.) Bunu nereden biliyoruz? Şefik Hüsnü’nün, avukat olan kardeşi Hakkı Deymer’e yazdığı mektuptan! 12 Mart 1938 tarihli bu mektupta şu satırlar var:

 

Evvelki mektubumda etraflıca izah ettiğim gibi, ben cidden memelekete geri dönebildiğim takdirde ’Siyasetle (militan) bir tarzda uğraşmak veya hükûmet aleyhine gizli faaliyetlerde bulunmak niyetinde Değilim ve bunu Vekile yazdığım istidada da kaydettim.[1]

 

1937 desantralizasyon kararı örgütsel olarak likidasyon anlamına geliyordu. İleri bir tarihte TKP 1962 Konferans kararı bunu ifade edecekti.

 

1937 yılından sonra, Parti Merkez Komitesi’nin varlığı bile nazara alınmadan fiilen tatbik edilen desantralizasyon tutumu bir dezorganizasyon, likidasyon şeklini aldı.[2]

 

Yıllar sonra TKP Genel Sekreteri olacak Zeki Baştımar, Ekim 1965’te Yeni Çağ dergisinde desantralizasyonun pratikte ne anlama geldiğini şu sözleriyle ortaya koyacaktı:

 

Komintern’in Yedinci Kongresi sıralarında Türkiye’nin genel durumu böyleydi. Kongre partimize yeni bir faaliyet devri açacak anahtarı verdi. Parti kendine yeni bir savaş yolu tayin etti. O zamanki İsmet İnönü hükümetinin, memleketin milli bağımsızlığına, sosyal gelişmesine hizmet eden, memleketin ve halkın yararına olan bütün icraatında aktif olarak desteklenmesine karar verdi. Partiye bağlı gizli işçi sendikaları ve gizli Komünist Gençlik Teşkilatı kaldırılarak üyeleri legal işçi ve gençlik teşkilatlarina girmekle görevlendirildi.[3]

 

Demek ki, TKP, 1937 yılında, Kemalist İsmet İnönü hükümetini desteklemeyi en önemli görev olarak önüne koydu. Partiye bağlı gizli örgütleri kaldırarak TKP üyelerini legalize etti. TKP’nin sosyalizm amacı geriye itildi. Böylece komünist partisinin asıl işlevi, Kemalizme feda edilmiş oldu. TKP, Kemalizme yapışma sayesinde artık açıkça resmi ideolojinin ister istemez savunucusu oldu.

 

İsmail Bilen 1938 yılında Komintern’de TKP temsilcisi olarak göreve başladı. Artık uzun yıllar TKP sözcüsü ve sorumlusu İ.Bilen olacaktı. 1973’ten sonra da TKP Genel Sekreteri!

 

İ.Bilen, Komintern TKP temsilcisi olduktan sonra ”Davos”, ”Marat”, ”Erdem” adlarını kullandı. Bunu nereden biliyoruz? TKP’nin Sesi Radyosu’nun 18 Ekim 1977 tarihinde yayımladığı İ.Bilen’in Biyografi’sini anlatan yazıdan!

 

Komintern yayınlarında ”İ.Erdem” koduyla yazan kişinin İ.Bilen olması gerekir. Şüphesiz ki, yazıyı kimin yazdığından daha önemlisi, TKP’nin politikasını dile getiriyor olmasıdır.

 

Komintern yayınlarında İ.Erdem, 24 Kasım 1938’de, Türk komünistlerinin, Kemalistlerin Halk Partisi’nin temel ilkelerini desteklemeye hazır olduğunu şu sözlerle açıklayarak resmi ideolojinin yanında durduklarını bir kez daha belgeledi:

 

Atatürk, bayrağına şu talimatları yazdığı Halk Partisi’ni kurdu: Devrimcilik, Devletçilik, Cumhuriyetçilik, Ulusçuluk ve Laiklik. Bunlar Türkiye’nin ilerleme mücadelesinin yolunu gösteriyorlar. Türk komünistleri, Halk Partisi’nin bu ilkelerini ve Cumhuriyet Anayasasının temellerini, onları daha da geliştirmek ve yükseltmek üzere kabul etmeye hazırdırlar.[4]

 

Bilindiği üzere:

 

Kemalistler için Devletçilik = Kapitalizm anlamına geliyordu.

 

Ulusçuluk = Milliyetçilik demekti.

 

TKP, Kemalistlerin bu ilkelerini kabul etmekle, kapitalizmi ve milliyetçiliği savunan bir konuma sürüklenmiş oluyordu.

 

İşte, Stalinci Komintern, Türkiye Komünist Partisi’ni bu şekilde Kemalizmin maşası yaptı. TKP’nin komünist kimliğini bir etiket olarak bıraktı; TKP’nin beynini resmi ideolojiyle doldurdu.”

”Mehmet İnanç Turan, Mustafa Suphi’nin Partisi, Etki Yayınları, 2013.

[1] Şefik Hüsnü’nün kardeşine yazdığı mektup, aktarma Dr. Şefik Hüsnü Deymer – Yaşam Öyküsü, Vazife yazıları, Sosyal Tarih Yayınları, 2010, s.82.

[2] 1962 Konferansı, TÜSTAV, 2002, s.95.

[3] Yeni Çağ, 10. sayı Ekim 1965.

[4] İ.Erdem, Türk Halkı Cumhuriyetin Bağımsızlığının Bekçisidir, aktarma Komintern Belgelerinde Türkiye-2 Kemalist Cumhuriyet, Kaynak Yayınları, 1997, s.79-80.

About Sait Almis

Check Also

KÜRESELLEŞME YALANI

  “KÜRESELLEŞME” YALANI “Küreselleşme” neo-liberal bir yalandır. Mehmet İnanç Turan bu yalanı çok önceden afişe …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com