TKP’NİN YÜZÜNCÜ YILDÖNÜMÜ (15. YAZI) İTÖF, İTİB, İŞÇİNİN SESİ, WİMPY GR-Cavlı ÇulfazEVİ

TKP’nin Yüzüncü Yıldönümüyle ilgili on dördüncü yazımdan sonra Ulvi Oğuz yoldaştan şu iletiyi aldım:

“Selma Ashworth ile Berlin’de bir toplantıda tanıştım. Aynı toplantıda Nihat Akseymen ile de tanıştım. Toplantı sonrası Zeki Baştımar ile görüşmem vardı. Toplantı ile ilgili sorular sordu, katılanların kimler olduğunu sordu. Selma’nın adını söylediğimde yüzü değişti. Onunla bir şekilde ilişkiyi kesmemizi tavsiye etti. Sürekli mektuplaştığı Şadi Alkılıç’ın yakın çevresindeki dostları arasında MİT’de önemli görevlerde olanların da var olduğunu söyledi.”

Bunun üzerine Ulvi’ye şu iletiyi gönderdim: “Ben Baştımar yoldaşı Nihat Akseymen ile birlikte iki kez gördüm Berlin’de Haus an der Spree’de… İlki sanırım 1972 yılının ilk aylarıydı. İkinci ve son kez ise 6 Ekim 1972 tarihinde…Galiba Tüstav’da çıkan bazı kitaplarda, ayrıca bazı yazılarda Baştımar’ın 1971 ya da 1972 yılında ağır bir felç geçirdiği, çalışamaz durumda olduğu belirtiliyor. Oysa benim Baştımar yoldaşla her iki görüşmemde de kendisi gayet sıhhatli gözüküyor ve çok düzgün konuşuyordu.”

Ulvi iletimi şöyle yanıtladı: “Babam ben Sofya’da okuldayken 1973 yılında vefat etti. Yakup Demir yoldaş başsağlığı dilemişti. Sağlık durumu iyi değildi. Karaciğerinde bir sorundan söz etmişti. Felç konusunda bir bilgim yok. Biliyorsun 1974 yılında vefat etti.”

Bu  girişten sonra yaşam deneyimimden aklımda kalanlara devam ediyorum:

İTÖF VE İTİB

1969-70 yılında İngiltere Türk Öğrenci Federasyonunun (İTÖF) başkanlığını yaptım.  İTÖF başkanlığım sırasında değişik sol görüşteki öğrencileri öbür yönetici arkadaşlarımla birlikte serbest tartışmaya sınır koymayarak bir arada tutmaya büyük özen gösterdik ve sanırım bunda da başarılı olduk. 1970-71 döneminde yakın çalışma arkadaşım Adnan Bucak İTÖF başkanlığına seçildi. Buna paralel olarak, isim babası olduğum İngiltere Türk İlericiler Birliğini (Union of Turkish Progressives in Britain) Nihat- Merih Akseymen, Adnan Bucak, Orhan Kurmuş, Bedir Aydemir ve öbür yoldaşlarımla birlikte kurduk. Aynı dönemde İTİB’in ilk başkanlığına ben seçildim. Ancak 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra Türkiye’de soldaki bölünmeler İngiltere’deki Türkiyeliler arasına da sıçradı.

12 Mart darbesinin hemen ardından sanırım LSE’de yaptığımız bir toplantıda dinleyici olarak Selma Ashworth da hazır bulunuyordu. O güne kadar hiç tanımadığımız Nihat Fındıklı diye birisi geldi, bağıra çağıra provokatif bir konuşma yaptı. Toplantı karıştı. Nihat Fındıklı elimden zorla İTİB’in karar defterini almaya kalkıştı. Bu kişinin bize muhalif olan kesimden bazı öğrencileri Filistin’e götürmek için girişimlerde bulunduğunu duyduk. Böyle bir ortamda Nihat Akseymen TKP çizgisini benimsemeyen sol eğilimli öğrencileri dışlayıcı bir tutum içine girdi. Örneğin School of Oriental and African Studies’de (SOAS) okuyan Ahmet Türkistanlı Mao sempatizanı, SBF’den sınıf arkadaşım Halit Hergin ile Serdar Akman’ın Troçki taraftarı görüşleri vardı. Akseymen, bu arkadaşlara ve onlara yakın olanlara karşı “ideolojik mücadele” kapsamında sert davranmaya başladı. Onlar da karşılıklı olarak kırıcı söylemler içine girdiler.

Bu arada bizim arkadaşların Mao sempatizanlarının evlerini basıp onları hırpaladıklarını duydum. Nihat’a Londra’da bu tür davranışların doğru olmadığını, böylesi tutumların bize yarar sağlamayacağını söyledim. Sonunda iki taraf arasında birbirini hırpalayıcı tutumlar, İngiltere’deki Türkiyeli öğrenciler arasında kesin bölünmeye yol açtı. 12 Mart 1971 darbesi öncesinde değişik Marksist ve sosyal demokrat öğrencileri birleştirmeye özen gösterdiğimiz geniş hareket bölündü. Yanımızdaki öğrencilerin yaklaşık  yarısı bizden uzaklaşırken bir bölümü de gitgide pasifleşti.

15-16 Haziran 1970’teki büyük işçi direnişinden sonra zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, “sosyal uyanış, ekonomik gelişmeyi aştı” demişti. Ardından da toplumsal bilinç ve direnci kırmayı amaçlayan 12 Mart 1971 darbesi gelmiş, Türkiye’de yığınsal tutuklamalar ve işkenceler başlamıştı.

İşkence ve tutuklamaları Britanya kamuoyuna duyurmak, ilerici kesimlerden destek sağlamak için yüzden fazla işkence belgesinin yanı sıra sıkıyönetim mahkemesi savcılarının akıl dışı iddianâmelerini Türkçeden İngilizceye çevirdik. Dayanışma kampanyaları açtık. 30 Mart 1972’deki Kızıldere katliamından sonra İTİB üyesi arkadaşımız Orhan Kurmuş BBC’de bir programa katılıp katliamı protesto etti.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını önleyebilmek için Britanya kamuoyunda büyük çaba gösterdik. Bu konuda Cumhuriyet gazetesinde çıkan “40 Yıl Önce Bir Enternasyonal Dayanışma Örneği: Üç Fidan’ı Barbarlardan Kurtarmak İçin…” başlıklı yazımdan alıntılar yapmak isterim.

ÜÇ FİDANI BARBARLARDAN KURTARMAK İÇİN…

“6 Mayıs 1972 günü akşam üzeriydi… Londra’da, Dalston’daki evde telefonum çalmıştı. “Ne yazık ki kurtaramadık, çok üzgünüm yoldaş…” diyordu telefonun öbür ucundaki İskoç şiveli ses… Gordon McLennan’ın sesiydi… Ağlamaklı gibiydi sanki… Onu sonsuzluğa uğurladık önceki hafta… 87 yaşındaydı. Büyük Britanya Komünist Partisi’nin (CPGB) genel sekreteriydi 1975 – 1989 yılları arasında… Sınıf bilinçli işçilerin, dirençli emekçilerin, ünlü Marksist aydınların, Eric Hobsbawm, Maurice Dobb, Christopher Hill, Ronald Meek, Rodney Hilton’ların partisinin lideriydi…

Sevgili Ataol Behramoğlu’nun deyişiyle, “En zorlu anındayken bile kavganın, gökyüzüne bakmayı unutmamış” bir militandı. Mizah duygusunu hiç yitirmemiş  alçakgönüllü bir tersane işçisiydi… 39 yıl öncesini hatırladım… 30 Nisan 1972 günü buluşmuştuk Gordon ile Londra’da…

Avam Kamarası’na birlikte gitmiş, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamını önleyebilmek için İşçi Partisi’nin o sıralar sol kanadının lideri olan Michael Foot ile görüşmüştük. Michael Foot Westminster’de “Üç Fidan”ın barbarca asılmasını engelleyebilmek için bir konuşma yapmış, protesto telgrafları çekilmişti Ankara’ya…

Britanya aydınlanma hareketinin bayrağını elden düşürmeyen, Cromwell’lerin, Shelley’lerin, Byron’ların, Hazlitt’lerin ardılı Michael Foot da sonsuzluğa göç etti geçen yıl… 97 yaşında…

Gordon McLennan’ı ise en son elinde megafonla Emekliler Hareketi’nin başında Trafalgar Meydanı’na doğru yürürken görmüş, yanına yaklaşmıştım birkaç yıl önce.

Otuz küsur yıl öncesini hatırlamıştık birlikte… Gözleri buğulanmıştı hafifçe…

“Çok şey yitirdik yoldaş, çok şey… Çetin savaşımlarla kazandığımız çok şey alındı şimdi elimizden… Dünyanın çivisi çıktı, dengesi değişti… Sovyetler Birliği yıkılmayacaktı… Yıkılmayacaktı yoldaş…” demişti… Gordon ile yürümüştük birkaç dakika birlikte…

“Sosyalizmden kurtulmalıyız diyor bazı yoldaşlar… Ne dersin?” diye sormuştum.

Şili Halk Birliği’nin, Salvador Allende’lerin, Luis Corvalan’ların, Victor Jara’nın o unutulmaz Venceremos marşının sözleriyle yanıt vermişti:

“Geçmişe ağlamak fayda vermez

Gelecek mutlak sosyalizmin

Yarını bugünden kuracaksın

O senin tarihin olacak”

Sonra sağ yumruğunu sıkıp havaya kaldırmıştı….

“İnancımızı hiçbir zaman yitirmedik… GELECEK MUTLAK SOSYALİZMİN YOLDAŞ!” demişti, “r” harflerini çatlatarak o sevimli, içe işleyen İskoç şivesiyle…

30 Nisan 1972 günü ise, nerdeyse bütün gün, bütün varlığıyla çırpınmıştı Gordon “Üç Fidan”ı barbarların elinden kurtarabilmek için… Onun Deniz, Yusuf ve Hüseyin’e selamını not düşüyorum buraya epey gecikerek de olsa…

Son nefesini verirken, eminim “Venceremos, bir gün kazanacağız mutlaka” diyordu Gordon… Mecalsiz, dermansızdı belki ama sağ kolunu yine yukarı doğru kaldırmış, yumruğu sıkılıydı mutlaka…” (Cumhuriyet gazetesi, 8 Mayıs 2012)

TURKEY TODAY DERGİSİ, WİMPY GREVİ, İTKB VE İŞÇİ BİRLİĞİ

Her sayısı iki bin adet basılan İngilizce Turkey Today dergisini ilerici aydınlara ve milletvekillerine gönderdik. Dergiyi Morning Star festivallerinde bağış karşılığı dağıttık.

İTİB’in kurulmasının sonra İngiltere Türkiyeli Kadınlar Birliği (İTKB) ve İşçi Birliği’ni oluşturduk. Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği ile yakın ilişkiler içine girdik.

1971 yılında Avrupa Türk Toplumcular Federasyonunda (ATTF) İngiltere’yi Nihat ile ben temsil ediyorduk. Üç ya da dört ayda bir yapılan genel yönetim kurulu toplantılarında ateşli tartışmalar oluyordu. Nisan 1971’de Türkiye İşçi Partisi kapatılmıştı. TİP’in yeniden açılması için yurt dışında bir dayanışma kampanyası yürütülüyordu. ATTF genel yönetim kurulunda bu konuyu çok tartıştık.

Ne yapmalı? ATTF yönetiminin çoğu zaten Zeki Baştımar yoldaş döneminde TKP’li olmuştuk. Az sayıda da TİP’li vardı. ATTF toplantılarında Nihat, TİP’in işlevini gereğince yerine getiremediğini, artık yasal mücadele hayaline kapılmadan sadece TKP’de örgütlenmek gerektiğini savunuyordu. ATTF genel yönetiminin çoğunluğu ise, TKP’li olmakla birlikte, TİP’in yeniden açılması için mücadeleye ağırlık verilmesinden yanaydı. Ben de çoğunluk gibi yasal savaşımdan vazgeçilmemesini savunuyordum.

Bir süre sonra Nihat, ATTF toplantılarında, sanki Almanya ile İngiltere’deki yoldaşlar farklı taraflarmış gibi, benim Almanya’daki yoldaşlardan yana tavır aldığımı söyleyerek bundan sonra kendisinin ATTF toplantılarına katılmayacağını söyledi. Ben komünistler arasında farklı görüşler olabileceğini, ama İngiltere ve Almanya’daki yoldaşlar şeklinde bir ayrım yapmanın doğru olmadığını, ele alınan konu neyse o konu üzerinde görüşlerimi belirttiğimi söyledim. Nihat’ın yerine 1972-73 döneminde benimle birlikte münavebeli (dönüşümlü) olarak İTİB’i temsilen Adnan Bucak ile Aydan Bulutgil ATTF genel yönetim kurulu toplantılarına katıldılar. 1973 yılı sonuna doğru pasaportumun süresi sona erdiği için artık Federal Almanya’daki ATTF toplantılarına gidemedim.

ATTF içindeki bu tartışmalar 1973 yılı ortalarına kadar devam etti. Sovyetler Birliği’nin yönetiminde eski Stalincilerin ağırlığı besbelli ki gitgide artmıştı. İşte yine bu sırada (ve belki de bunun sonucu) TKP’de Zeki Baştımar’ın yerine Marat (İ. Bilen) yoldaş yönetimin başına  geldi. Ve Marat yoldaş “Türkiye’de TKP’den başka Marksist sol yok” anlayışına tam bir ağırlık verdi. Ağustos 1973’de yayımlanan karaünlü ”Şefik Hüsnü Marksizmden çakmazdı, Kıvılcımlı keçi hırsızıydı” içerikli Merkez Komite bildirisi, bütün öbür Marksist sol çevrelerle aramızı bozdu.

Hani stratejide yığınak hatası yapmışsan, taktikler doğru da olsa bu hata bir türlü düzelmez ya da gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemişsen sonrası da yanlış gider denir ya… Bence bundan sonrası öyle oldu.

Hackney’de 10 Jenner Road’daki üç katlı müstakil evin keşke dili olsa da söylese… Britanya çapında 1500 Türkiyeli öğrenciyi örgütleyen İTÖF yayınlarının basımı, dağıtımı; İTÖF’ün Öğrenci Gençlik ve İTKB’nin Emekçi Kadın dergileri, 15 günlük İşçinin Sesi gazetesi, hep bu evde kotarıldı.

Ekim 1973’de 60 işyerinde başlatılan Wimpy işçilerinin grevi yedi gün sürdü. Hasan Çapçı ve İlyas Köstekli’nin önderliğindeki grev sonucu haftalık 90 saatlik çalışma süresi 60 saate indirildi. Ücretler iki kat arttırıldı. Sonraki yıllarda Türkiye’de Petrol-İş Sendikası’nın yöneticisi olan rahmetli İlyas Köstekli’nin adı bu grevde Kulakkesen İlyas’a çıkmıştı.

1973 DÜNYA GENÇLİK VE ÖĞRENCİ FESTİVALİ

Yıl 1973. O unutulmaz Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali. 29 Temmuz ile 5 Ağustos tarihleri arasında Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin başkenti Berlin’de 145 ülkeden 25 bin gencin katıldığı ne coşkulu bir şölendi o…

Attila Aşut, Hasan Çapçı, Yavuz Ahıska ve Ali Erten ile birlikte Londra’dan kalkıp Berlin’e doğru yol alan trende değişik uluslardan 400’ü aşkın gençle birlikteydik. Şarkılar, türküler, marşlarla ilerleyen trenimiz yolda değişik ülkelerin polislerince sık sık durduruldu. Bazı gençler gözaltına alınmak istendi. Ama ortak direniş ve uluslararası dayanışma sonucu gözaltına alınmak istenen gençler serbest bırakıldı. Hoch die Internationale Solidarität sesleri, Venceremos, Bandiera Rossa, Enternasyonal marşlarıyla Berlin’e girildi. Orada Sovyet kozmonot Valentina Tereşkova, ABD’li aktivist Angela Davis ve Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yasir Arafat’la bir araya geldik. Buchenwald Toplama Kampı’nı ziyaret ettik. Türkiye gençlik delegasyonu olarak epeyce kalabalıktık. Necmiye Alpay Fransa’dan, Rahmi Saltuk Almanya’dan gelmişlerdi.

TKP’nin merkez organı Atılım’ın basımı o sıralar yine Londra’da yerini benim de bilmediğim başka bir evde yapılırdı. Rahmetli Doğan Azkan ile birlikte eşim Yıldız’ın tırnak diplerine sinen siyah mürekkep izleri niye bir türlü çıkmazdı? Kestiremezdim doğrusu!

33 yaşında çok erken yitirdiğimiz gençlik önderi, insan güzeli Harun Karadeniz’i sevgiyle anmadan geçemem. Harun ile 1974 yılında Londra’ya geldiğinde tanıştık. Kesilen kolundaki dikişleri aldırırken birkaç kez hastaneye birlikte gittik.

NAİL VAHDETİ ÇAKIRHAN, ABİDİN DİNO VE HARUN KARADENİZ İLE BİRLİKTE

Bir keresinde Nail Vahdeti Çakırhan ile Abidin Dino benim South Kensington’da oturduğum eve gelmişlerdi. “Eski emektar tüfekler” geçmiş günlerin acı-tatlı, buruk anılarını aktarırken, Harun ile can kulağıyla dinlemiştik. Yaşamından artık umut kesilince, sevgili Harun’u Londra’dan Türkiye’ye “ölmeye” göndermiştik adeta.

Bu arada Bedir Aydemir, Nihat Akseymen, İlyas Köstekli, Doğan Azkan, Sahir Şükrü Bekel, Mıgırdıç Baylık’ı; bir dönem birlikte çalıştığımız Kıbrıs Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Sekreteri Naci Talât Usar’ı ve bu dünyadan erken ayrılmış bütün yoldaşları sevgiyle anıyorum.

1973 yılının ortalarında pasaportumun süresi bitmiş, bursum da kesilmişti. Bir yandan süpermarkette raflara temizlik malzemeleri diziyor, bir yandan da üstüme yığılan parti görevlerini yapmaya gayret ediyordum. Konsolosluk, pasaportumun süresini uzatmıyordu. Reading Üniversitesinde doktora tezime rehberlik eden öğretim üyesi Keith A.F.Sainsbury’nin Britanya İçişleri Bakanlığına (Home Office) yazdığı olumlu tavsiye mektubuyla İngiltere’de kalma süremi bir yıl daha uzatabildim. Ancak bütün yoldaşlar ya benim gibi devlet ya da kamu kurumlarından aldığımız burslarla geçiniyorduk, bir bölümümüz ise ailelerinin sınırlı kaynaklarıyla öğrenimini sürdürebiliyordu.

Zamanın acımasız törpüsü hepimizi hızla aşındırıyor, Lenin’in büyük harfle yazılmasını eleştirdiği “DEVRİM” uğruna üniversitedeki derslerimizi aksatmak, sonunda çoğumuz da okulu bırakmak zorunda kalıyorduk. Örgütte “yaz taarruzu” adı altında  kışla komünizmine benzer bir uygulama başlamıştı. Onlarca yoldaş 10 Jenner Road’daki binada aç biilaç yaşar durumdaydı. İnsanlar işe koşulurken kimse “yol paran var mı, haftaya ne yiyecek, nasıl geçineceksin” diye sormuyordu. Örgütte nasıl olsa tencere kaynıyor, herkes aynı kaptan ortaklaşa yiyordu.

İşte böyle bir ortamda parti yönetimi, 1974 yılında İngilizce bilen özel grup kapsamında Moskova’daki parti okuluna gelmemi istedi. Oysa pasaportumun süresi bitmiş, bursum kesilmiş, asker kaçağı durumuna düşmüştüm. Bir an önce Türkiye’ye dönmek istiyordum. Nihat ile Merih ise 1974 yılı yazında Moskova’daki Lenin parti okuluna gittiler.

Türkiye’de dört aylık kısa dönem askerlik yasası kabul edilir edilmez konsolosluğa başvurdum, 15 günlük seyahat belgesi alarak 29 Mayıs 1975 tarihinde dört yıllık bir ayrılıktan sonra ülkeme geri döndüm.

İsabet etmiştim. Ama hepimiz; partimiz de, ülkemiz de binmiştik bir alâmete, gidiyorduk kıyamete.

25 Ağustos 2020

About admin

Check Also

TKP ALGI ve YAŞANMIŞLIKLARIM TARİHSEL TKP ELEŞTİRİLERİNDE EZBERDEN ‘AMENTÜ’YE GEÇİŞ…Nadi Öztüfekçi

Bugün sol hareketlerin içinde, solcular tarafından en fazla eleştirilen, saldırılan yapılanma kimdir derseniz, ben, “açık …

One comment

  1. Vahit Azazi

    Mehmet Tas, Çavli Çulfaz yoldaşın yazısında geçen ve benim aşağda tırnak içine aldığım bu bölümde, Marat yoldaşın bu yazısının YENIÇAĞ dergisinde yayınlanıp yayınlanmadığını sorabilirmisin? teşekkürler.
    “Ve Marat yoldaş “Türkiye’de TKP’den başka Marksist sol yok” anlayışına tam bir ağırlık verdi. Ağustos 1973’de yayımlanan karaünlü ”Şefik Hüsnü Marksizmden çakmazdı, Kıvılcımlı keçi hırsızıydı” içerikli Merkez Komite bildirisi, bütün öbür Marksist sol çevrelerle aramızı bozdu.”

    Mehmet Tas

    Tamam soracagim.

    Vahit Azazi

    Yazida gecen bu paragrafa dikkat çekmek istedim. Bu paragraftan anladığım ;Bilenin Stalinci olduğudur. okuyalım,Bu arada ATTF nin (Avrupa Türkiyeli toplumcular federasyon un kısaltılmış adi) oldugunu belirtmek gerekir..
    YAZININ IÇINDEN;
    “ATTF içindeki bu tartışmalar 1973 yılı ortalarına kadar devam etti. Sovyetler Birliği’nin yönetiminde eski Stalincilerin ağırlığı besbelli ki gitgide artmıştı. İşte yine bu sırada (ve belki de bunun sonucu) TKP’de Zeki Baştımar’ın yerine Marat (İ. Bilen) yoldaş yönetimin başına geldi. Ve Marat yoldaş “Türkiye’de TKP’den başka Marksist sol yok” anlayışına tam bir ağırlık verdi. Ağustos 1973’de yayımlanan karaünlü ”Şefik Hüsnü Marksizmden çakmazdı, Kıvılcımlı keçi hırsızıydı” içerikli Merkez Komite bildirisi, bütün öbür Marksist sol çevrelerle aramızı bozdu.”

    Safa Gursoy
    Ilyas köstekli bitmek bilmeyen calisma enerjisi.saygilar.

    Vahit Azazi

    CAVLI ÇULFAZIN YAPTIGI TARIHI BIR TESBIT!
    “ATTF içindeki bu tartışmalar 1973 yılı ortalarına kadar devam etti. Sovyetler Birliği’nin yönetiminde eski Stalincilerin ağırlığı besbelli ki gitgide artmıştı. İşte yine bu sırada (ve belki de bunun sonucu) TKP’de Zeki Baştımar’ın yerine Marat (İ. Bilen) yoldaş yönetimin başına geldi. Ve Marat yoldaş “Türkiye’de TKP’den başka Marksist sol yok” anlayışına tam bir ağırlık verdi. Ağustos 1973’de yayımlanan karaünlü ”Şefik Hüsnü Marksizmden çakmazdı, Kıvılcımlı keçi hırsızıydı” içerikli Merkez Komite bildirisi, bütün öbür Marksist sol çevrelerle aramızı bozdu.
    Hani stratejide yığınak hatası yapmışsan, taktikler doğru da olsa bu hata bir türlü düzelmez ya da gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemişsen sonrası da yanlış gider denir ya… Bence bundan sonrası öyle oldu.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com