TKP’NİN 100. YILINDA 1964-1965 MUHALEFETİNE YAPILAN HAKSIZLIK!

TKP’NİN 100. YILINDA  1964-1965 MUHALEFETİNE YAPILAN HAKSIZLIK!

 

“Haziran 1963’te TKP Dış Büro üyesi Nâzım Hikmet öldükten sonra, Bilal Şen ve Gün Benderli, TKP MK Dış Büro’ya alınır. Böylece 1964’te TKP MK Dış Bürosu; yeni iki üyeyle birlikte Yakub Demir (Zeki Baştımar), Marat (İ.Bilen), Aram Pehlivanyan (A.Saydan) ve Abidin Dino’dan oluşmaktadır.

1963 yılının sonunda Aram Pehlivanyan Leipzig Parti Grup Sekreterliğinden ayrılmış, yerini Bilal Şen almıştır. Bilal Şen, Leipzig Parti Grubu Sekreteri ve TKP MK Dış Büro üyesi olarak 1964-1965 Muhalefeti’nin lideri konumundadır.

Bilal Şen 1946 yılında TKP’ye girmiş, 1951 tevkifatında tutuklanarak 6 yıl hapis yatmış, 1957 yılında hapisten çıkarak Bulgaristan’a gelmiş, 1962 yılında Yakub Demir’in öncülüğünde örgütlenen 1962 Konferansı’na katılmıştır. Gün Benderli de bu konferansta bulunmuştur.

 

*                      *                      *

 

Bilal Şen ile Zeki Baştımar arasında Alman Partisi ile ilişkileri götürmek konusunda bir tartışma yaşanır. Zeki Baştımar, Bilal Şen’in TKP adına, Alman partisiyle ilişki kuramayacağını belirterek eleştirir. Zeki Baştımar, Leipzig Parti grubunun, Dış Büro’nun karşısına dikilmesinden rahatsızdır.

 

Dış Büro’nun üç üyesi Zeki Baştımar, İ. Bilen, A. Saydan toplanır. Bilal Şen ve Gün Benderli’yi TKP Dış Bürosu’ndan çıkarır. Kasım 1964’te Bilal Şen’in Leipzig Parti Sekreterliği’nden alınmasıyla keskinleşen Muhalefet hareketi, 1965’te Bilal Şen ve Gün Benderli’nin Dış Büro’dan atılmasıyla tamamen açık hale gelir.

 

*                      *                      *

 

18 Ocak 1965’te Leipzig Parti Grubu toplanır. Yakub Demir (Zeki Baştımar), Bilal Şen’i suçlayan raporu okur. Rapora göre: Bilal Şen, demokratik merkeziyetçilik kararlarını çiğnemiştir; Leipzig Parti örgütünü, Dış Büro’nun karşısına dikmiştir. Partinin tutumuna uymayan görüşler savunmuştur.

 

Yakub Demir raporu bitirdikten sonra, Bilal Şen kendisine yapılan suçlamalarla ilgili olarak savunma hakkı ister. Bilal Şen’in savunma hakkını destekleyen parti üyeleri konuyla ilgili tartışma açılmasını isterler. Dış Büro üyesi Zeki Baştımar (Demir) ve Marat (İ. Bilen), Bilal Şen’in savunma hakkına karşı çıkarlar; tartışmayı yasaklarlar. Dış Büro’nun tutumu, TKP’nin o dönemde “parti içi demokrasi” sorununa Stalinci kafayla baktığını bir kez daha belgeler. Bu önemli tartışmada TKP’nin yönetici kadrosu olan Dış Büro üyelerinin tutumunu görebilmemiz için tartışmaları uzunca aktarmamız gerekir. Bu toplantıda Veli Gündüz, Atilla Yaşar, Gün Benderli, Doktor Hayk Açıkgöz, “tartışmadan yana” tutum alır. Zeki Baştımar, Marat (İ. Bilen) tartışmayı yasaklar. Aram Pehlivanyan (A. Saydan) savunma hakkına karşı çıkmaz; ama Dış Büro’nun yanında durur. Fahri Erdinç ve Halis Okan, Dış Büro’nun tutumunu destekler.

Demir (Zeki Baştımar): Yalnızca anlaşılmayan noktalar ve ifadeler hakkında soru sorulabilir. Okunanlar üzerinde herhangi bir kimse fikir söyleyemez. Münakaşa açılamaz. Bu, yalnız bir enformasyondur, o kadar.

(…)

Veli: Hatalı noktaların ne olduğunu iyice anlayalım ki, onlardan kaçınabilelim. Bunların konuşulup konuşulmamasının oya konmasını teklif ediyorum.

 

Marat (İ. Bilen): Burada baştan söylendi. Oylamak yok. Konuşmak yok. Bunu unutmayın.

 

Veli: Meseleleri diktatora ile çözmek istersek o zaman sözüm yok. Ben diyorum ki burada konuşulması gereken esaslı meseleler var. Ben aydınlanayım, hataları göreyim ki bunların yapılmaması için ben de çalışabileyim.

(…)

Bilal: Ben bu durumda bu suçlamalar karşısında hiç değilse, suçlanan arkadaşı da bir dinleyelim diye bir karar alınmasını beklerdim. Biz herkese savunma hakkı verilmesini istiyoruz da, neden bana bir parti üyesi olarak bu savunma hakkı çok görülüyor?

 

Demir (Zeki Baştımar): Bunu defalarca söyledik. Savunma hakkı karar verilmeden önce kullanılabilir. Dış Büro bu kararı alırken savunma hakkı vermeye lüzum görmedi. Olaylar açıktı. Bunların karşısında senin söyleyeceklerin de biliniyordu. Vakıalar açık olduğu için, Dış Büro’da seni dinlemedik. Orada kendini savunma hakkını vermediğimiz gibi, burada da vermiyoruz.

(…)

Gün: Burada konuşmaların yasaklanmasını ve yalnız soru sorulabilir şeklinde meselenin ortaya konuşunu doğru bulmuyorum.

(…)

Bilal: Arkadaşlara gerçeği anlatmak istiyorum. Bu benim en tabii hakkımdır. Burada bana söz verilmemesinin doğru olup olmadığı konusunda her arkadaşın fikrini söylemesini istiyorum.

(…)

Atilla: Bilal’e söz verilmesi, onun da grupta dinlenmesi parti prensiplerine uygun olur.

 

Veli: Dış Büro’da konuşturulmamış, dinlenmemiş. Bugün Bilal için uygulanan bu usul, yarın bir başkası için uygulanabilir. Bu ne tüzüğe uyar, ne parti prensiplerine.

(…)

Gün: Ben Bilal yoldaşın burada konuşturulmasının hiçbir zararı olmayacağına, tam tersine faydası olacağına inanıyorum… Dış Büro’da da kendisine konuşma imkanı verilmediğine göre, hiç olmazsa burada bu imkanın verilmesi zaruridir. Leninci parti normları ve prensipleri bunu emreder.

 

Orhan: Ben Bilal’i burada konuşturmamanın zararlı olduğuna kaniim. Bu iddialar hakkında kendisine dışarıda soru sorulduğunda cevap verecektir. Niçin bunları bütün açıklığıyla parti toplantısında konuşmayalım da dışarıda konuşulmasına itelim… Şunu da söylemek isterim ki, hiçbir yerde cezalanan insan dinlenmeden, savunma imkanı verilmeden cezalanmaz. Biz görüyoruz ki bu faslı atlamışız. Yoldaşımız, dinlenmeden cezalandırılmış.

(…)

Demir (Zeki Baştımar): Bu mesele bir prensip meselesidir. Prensip meselesi olduğu için de Bilal’e söz hakkı verilmesi doğru değildir. Ona savunma hakkı vermek, ana prensiplerimize uygun değildir.

(…)

Aram (A. Saydan): Savunma hakkının aleyhinde değilim. Tüzükte var mı, yok mu bilmiyorum. Leninci demokratik santralizm anarşi değildir. Parti tüzüğünün 30ncu maddesi Merkez komitesi isterse bütün teşkilatı dağıtır, toz duman eder diyor.

(…)

Doktor: Ben Demir yoldaş, baştan bu meseleler hakkında tartışma açılamaz, konuşulamaz dediği zaman sandım ki gizli meseleler var. Onun için konuşulmaması isteniyor. Fakat okunan gerekçede konuşulmasından zarar gelecek hiçbir şey görmedim.[1]

 

Dış Büro’nun, 1965 Muhalefet hareketini tartışmayı yasaklayarak, örgütsel kararlarla yok etme mantığı belli olmuştur. Stalin’in parti yönetme yöntemlerine karşı olduğunu söyleyenler, Stalinci geleneği sürdürmektedir.

 

*                      *                      *

 

1965 Muhalefeti’nin başına gelenleri kısaca aktarmamız yerinde olur.

 

1965 Muhalefeti ortaya çıktıktan sonra Zeki Baştımar, Bilal Şen ile görüşür. 15 Mart 1965 tarihine kadar Dış Büro’ya bir dilekçe yazarak suçlarını kabul etmesini, nedamet getirmesini ister. İstenen şey, Stalin’in de yaptığı gibi “parti üyesinin kendi kendini suçlama” belgesidir. Bilal Şen bu onursuzluğu yapmaz. Tabii ki, bunun “insani” karşılığını da alır. TKP için yaptığı parti işinden Alman milisi yardımıyla zorla atılır. Doğu Almanya’yı (Leipzig’i) hemen terk etmezse, polis marifetiyle gönderileceği Bilal Şen’e bildirilir. Bilal Şen zorunlu olarak doğum yeri olan Bulgaristan’a gitmek zorunda kalır.

 

Muhalefetin bir üyesi olan “Barış ve Sosyalizm Sorunları” dergisinin raportörü Orhan Yalım, Prag’da küçük çocuğuyla birlikte sokağa atılır. 17 Mayıs 1965’te dergideki işine Zeki Baştımar’ın emriyle son verilir.

 

Muhalefetin diğer iki üyesi Gün Benderli’ye ve Atilla Yaşar’a (Yılmaz Gülen’e) son ihtar verilir. Sessiz kalmazlarsa, TKP onlara sahip çıkmayacaktır. Gün Benderli’nin Macaristan’a gitme isteği kabul edilmez; üç yıl bekletilir.

 

Moskova Parti örgütü sorgusuz sualsız dağıtılır. Veli Gündüz partiden atılır. Veli Gündüz’ün hastanede yattığı sırada, TKP’nin girişimiyle Alman milisi tarafından Doğu Almanya’yı hemen terk etmesi istenir. Veli’nin suçunun “Sovyet aleyhtarı” olduğu kendisine bildirilir. 19 Mayıs 1966’da Veli Gündüz, Salih Hacıoğlu’nun eşi Sabiha Sümbül’e kendi acıklı durumunu anlatan bir mektup yazar. Batı Almanya’ya sürülmek istendiğini, sağlam bir pasaporta sahip olmadığını, parasız olduğunu belirtir. Mektubun son satırları Veli’nin işlemediği suçu gösterir.

 

Beni batıya sürgün etmelerinin gerekçesi aydınlığa çıktı. Ben Sovyet aleyhtarıymışım. Unutmayasınız, kulağınıza küpe olsun diye tekrar üzerine basa basa yazıyorum. Bakalım bu mahut silâhla daha kaç kişiyi vuracaklar.[2]

 

Çok kişiyi vuracaklarını ileride göreceğiz.

 

Veli Gündüz hastaneden çıkar çıkmaz Alman milisi tarafından Doğu Almanya’nın sınırları dışına çıkartılır, ortada bırakılır.

(Mehmet İnanç Turan, Mustafa Suphi’nin Partisi’nde Sosyalizm ve Enternasyonalizm, Etki Yayınevi, 2018, s.124-136.)

[1] Aktarma TKP MK Dış Bürosu 1965 Tartışmaları, TÜSTAV, 2004, s.55, 57, 58, 60, 61, 62, 63.

[2] Veli Gündüz, aktaran Vartan İhmalyan, Bir Yaşam Öyküsü, Cem Yayınevi, 1989, s.275.

About admin

Check Also

KÜRESELLEŞME YALANI

  “KÜRESELLEŞME” YALANI “Küreselleşme” neo-liberal bir yalandır. Mehmet İnanç Turan bu yalanı çok önceden afişe …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com