Kadın Hareketleri ve Feminizm “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır!”-Nevcivan Balta

” İstanbul Sözleşmesi Yaşatır! ” sloganı son yıllarda kadına yönelik şiddet ve cinayet vakalarındaki artış sonrası gelişti toplum içine yayılarak kampanya halini aldı.

Üniversite öğrencisi Pınar Özdemir’in katli bardağı taşıran son damla oldu.

Daha önce benzer şekilde Üniversite öğrencisi Özgecan , aşiret kararı ile canına kıyılan Güldünya , Emine Bulut da benzer şekilde cinayetlere kurban gitmişlerdi.

Bu günkü koşullarda birçok ülkede, din etnik kimlik gözetmeksizin ataerkil anlayışın egemenliğinde    kadın erkeğe göre toplumda hak ve hukuk açısından var olma biçimiyle ikinci plandadır.

Eğitimli eğitimsiz Kadının toplum içinde yaşadığı baskı ilk gençlik yaşlarında başlar. Doğduğu evde baba erkek kardeş, evlenince kocasının otoritesi altındadır.

Dünyada da kadın sorunu tarihsel olarak varlığını korur. Kadınların erkeklerle eşit koşullarda vatandaş olma mücadelesinin tarihi oldukça zorlu süreçlerden geçmiştir.

Avrupa Parlamentosuna bağlı olarak oluşturulan İstanbul sözleşmesi metni İstanbul’da 45 ülke tarafından imzalanmıştır.

Bu sözleşme incelendiğinde kadına çocuğa göçmene toplumun mağdurlarına karşı uygulanan şiddetin her türlüsüne karşı çıkıyor.  Toplumda her türlü şiddet şikayetleri, oluşturulan kurumlarla takibi yapılıyor ve gelişmeler denetlenerek rapor ediliyor. Raporla saptanan durum açık ve şeffaf olarak halkla paylaşılmak üzere yayınlatılmasına karar veriliyor.

İstanbul Sözleşmesi 11 Mayıs 2011 de 45 ülke tarafından imzalandı.

34 ülkenin parlamentosundan onaylanarak uygulamak üzere geçti.

Sözleşme ülkemizde de 2014 itibari ile uygulanmaya konuldu   inceleme komitesinin hazırladığı rapor sonrasında muhafazakâr kesimlerin tepkisini çekti. Rapordaki belirtilen sakıncalar ve buna karşı yaptırım maddeleri dinci çevrelerin toplum ve aile yapısını bozacağı gerekçesi ile oluşturduğu baskı sonucunda tekrar incelenmesine gerekirse sözleşmeden çıkılmasına karar verild .

Sözleşmedeki şu paragraf sakıncalı olduğu açıklandı;

” Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş̧, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir. Kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı korunması için gerekli olan özel tedbirler, bu Sözleşme hükümlerince ayrımcılık olarak sayılmayacaktır. ”

 

Bu ifadenin yaptırımları ve denetimi bazı dini tarikat ve grupları rahatsız etmiş olmalıdır.

Bu sözleşme ile kazanılan hakların altında yıllarca süren  kadın hareketinin ve feminist hareketin mücadelesi ve mücadelenin başarısı yatıyor.

Tarihsel süreçte kadın erkek sayısındaki eşitsizlik aile yapısını ve erkek kadın arasındaki ilişkiyi belirlemiş .

Çoklu evliliklerle başlayan aile yapısından tekli evliliğe geçişte  modern çağa kadar uzun süren toplumsal dönüşümlerle sağlanmıştır.

Dış evlilikler , iç evlilikler , aşiret anlayışı  ilkel toplumlarda önceleri ana erkil yapıda iken  daha sonraları ata erkil yapıya dönüşmüştür.

Kadınlar bir sınıf olmamakla birlikte ata erkil egemen anlayışta ikinci bir sömürü mekanizmasının ve toplumsal anlayışının içinde yer alır.

Çalışan kadının   emek sömürüsü, ata erkil anlayışın sömürüsü ile ikiye katlanır.

Bu nedenle kadının doğal olarak toplumsal sorunları erkeklere  göre iki kat ağır ve  farklılık gösterir.

Tarihsel olarak kadın hareketlerinde toplumsal dönüşümü zorlayan sınıf mücadelesi ile paralel gelişmiş ve ortaya çıkmıştır.

1878 Fransız Devrimi sırasında gelişen  ” Eşitlik , Özgürlük, Kardeşlik ” ilkesi temelindeki Aristokrasiye karşı en güçlü sınıfsal isyanda kadınlarda yer almış ve ilk feminist kadın hareketinin tohumları atılmıştır.

Avrupa’da ilk feminist kadın öncüsü kabul edilen  Mary Wolstonecraft,  18. yüzyılda kadın-erkek eşitliği üzerine yazmış. Yazılarında Fransız İhtilalinden etkilenmiş ve ilham almıştır.

Ülkemizde de Cumhuriyet öncesi kadın hareketi öncülerinden  sayılabilecek isim Nezihe Muhiddin dir. Bir kadın partisi kurma girişimde bulunmuştur

Kadın hareketi içinde gelişen Feminizm özünde  ” kadının erkekle her koşulda eşitliğini savunan bir ideolojidir” .

Bunun mücadelesini veren feministler tüm tarihsel süreçlerde hep marjinal algılanmış ,  radikal ve toplumu yıkmaya çalışan aile kavramına zarar veren unsurlar olarak görülmüşlerdir.

ABD de ırkçılığın tarihinde sadece beyaz erkeklerin oy kullandığı zenci erkeklerin daha geç bu  hakkı elde ettiği,  aynı süreçte Avrupa’da da sadece erkeklerin oy hakkının  varlığı kadın mücadelesinin ilk aşamasını erkeklerle eşit seçme seçilme hakkını elde etme mücadelesi oluşturmuştur.

Dünyada İlk Dalga kadın hareketi Medeni Kanun ve Siyasal Hakların elde edilmesi üzerine gelişmiştir.

Bu hak ABD ve Avrupa’daki kapitalist ülkelerde İngiltere Fransa da , 1. Paylaşım savaşından sonra 1900’lerde elde edilmiştir.

1917 Ekim Devriminde erkeklerle birlikte mücadele veren Sovyet kadınları Avrupa’daki kadınlara göre erkeklerle kamusal alanda eşitlik noktasında devrimle birlikte daha fazla hak elde ederek Avrupalı kadınlardan daha ileri bir konumdadır.

Ülkemizde de Kurtuluş Savaşı mücadelesinde yer alan kadınlar Cumhuriyetin ilanından sonra 1934’te seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir.

 

Cumhuriyetin başlangıç yıllarındaki altı okla ifade edilen temel ilkelerden biri olan devletçilik Sovyetler deki uygulamalarla benzerlik gösterir.

ABD ve Avrupa ülkelerinde tesis edilen demokrasinin kazanımları kadın haklarını yasal olarak genişletmiştir. Bu   ülkelerin demokratik anayasaya sahip olmasının göstergesidir .

Ülkemizde 1960 anayasasının sağladığı özgürlükçü ve demokratik ortamda gelişen toplumsal dernekler , sendikalar ve güçlü demokratik kitle hareketlerinin  temelinde elde edilen anayasal haklar vardır.

1960 sonrası dönemde sendikal harekette DİSK , siyasal zeminde TİP, öğretmen hareketinde TÖB – DER ve meslek örgütleri , gençlik örgütlerinin  demokratik hak mücadelesi sürerken kadın örgütlenmesininde en güçlü olduğu dönemdir.

Bu süreç 1960-1980 arasında kısa bir süreçtir. Bu süreçte kadın hareketinin etkili olduğu kadın hakları temelinde sadece kadınlardan oluşan örgütlü yapı İKD nin mücadelesi etkilidir.

Bu süreçte iki sosyalist kadın önder ortaya çıkmış bunlardan biri   tarihsel TİP başkanı Behice Boran diğeride Senatör adayı İKD başkanı Bakiye Beria Önger’dir.

1980 sonrası değişen dünya konektöründe Avrupa ülkelerinde ve Amerika da ki sistem aynı kalmış,  Sovyetler Birliğinde 1988 de ” Glasnost- Perestroyka ” ilkesiyle dışa açılmayla ekonomik ve siyasal  yönetim  değişmiştir.

1960 sonrası Ülkemizde iki askeri darbe ile 1960 anayasanın değişmesi yerine gelen 1982 anayasası tüm demokratik haklarda olduğu gibi kadın haklarında da geriye gidişi sağlamıştır.

Dünya kadın hareketinde ikinci dalga hareket; Cinsellik ve doğurganlık üzerine gelişmiştir.

Toplumsal cinsiyet kavramı öne çıkışmış, toplumsal cinsiyetin aslında sadece sonuç olduğu, Aile yapısında gerçekleşen ekonomi-politik sistem, , toplumsal cinsiyeti meydana getiriyordu .

Aile içinde, ata-erkil anlayış, ev içinde harcanan tüm emeğe ücretsiz el koyuyor, bir tür sömürü ilişkisi doğuruyordu.

Aile işletmelerinde elde edilen kara veya evde çalışan kadının ücretine el konması, feministlerin en çok tartıştığı konulardan biri oldu.

Bu emeğin artı değer oluşturup oluşturmadığı konusu feminizm içinde kimi ana akımlar yarattı.

Kadın siyaseti ve feministler kürtaj ve doğum kontrolün yasallaşması mücadelesini verdiler. Bu mücadele Kuzey Avrupa ve ABD’de, Fransa’da feministlerin , 14 yıl süren zorlu mücadelesi sonucunda 1967’de doğum kontrolü yasallaştı.

Genel olarak aşırı muhafazakâr kesimler hariç herkes doğum kontrolu yöntemlerinin kullanılmasına sıcak bakıyordu.

Feministler İngiltere’de de 1967 yılında kürtaj hakkını kazandı.

Kadın hareketlerinde üçüncü dalga olarak tanımlanan süreç te; Kadın kimliği ve diğer toplumsal kimliklerin tanınması üzerine gelişti.

Bu hareket dünyada 1990 ların başı ülkemizde de 1990 ların sonunda başladı.

Bu süreç hala devam ederken günümüzde de artan kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri nedeniyle yükseldi.

Her yıl gelenekselleşen 8 Mart Dünya Kadın Emekçiler gününde kitlesel halk yürüyüşleri ile dikkat çekiyor.

Dünya emekçi kadınların tarihinde mihenk taşı olan 8 Mart 1857 de Amerika da dokuma işçisi kadınlar 16 saatlik iş gününü 8 saate düşürmek için başlattıkları  grevde şiddet görmüş,  çıkan yangında 120 kadın işçi yaşamını yitirdi.

  1. Sosyalist Enternasyonalde Sosyalist kadın önderler Klara Zetkin ve Rosa Luxenburg un önerisi ile 8 Mart kadın emekçilerle dayanışma ve anma günü olarak kabul edilmiştir.

1960 lardan sonra da 8 Mart Kadın Emekçilerele dayanışma ve anma günü  Birleşmiş Milletler tarafından da  kabul edilmiştir.

Sonuçta kadınların erkeklere göre iki kat sömürü altında olması ,  farklı sorunları olması önemli olmakla birlikte , temel sorun sömürüye karşı emek mücadelesidir. Dünyada küresel sorunların çözülmesi demokratik   hak hukuk adalet sisteminin tesis edilmesine yönelik mücadelede cinsiyet ırk milliyet ayrımı yapılmaksızın birlikte   verilmelidir.

Bu değerlendirme şununda ortaya koyuyor ki; Feminist hareketin tarihsel süreci sınıf hareketinin tarihsel süreci ve dünya kadın hareketinin tarihsel süreci ile çakışıyor.

Dünya siyasi tarihinde ve buna bağlı olarak ülkelerin demokratik haklar ve sömürüye karşı yükselen halk hareketleri sürecinde feminist hareketinde güçlendiği söylenebilir.

Son tahlilde, emek sömürüsünün tüm emeği ile geçinenler için ortak sorun olduğunu, ülkelerin sömürüsü gibi Emperyalist sistemden kaynaklandığı, dolayısıyla emek- sermaye çelişkisinin bir parçasını da kadın sorununun oluşturduğu.

Bu sisteme dayalı sorunun çözümü ile tali sorun olan kadın sorununda çözüleceği ve bu nedenle toplumsal mücadelenin tüm ezilen ve sömürülenlerin mücadelesi olduğunu ve ortak zeminde yürütülmesi gerekir.

Toplumların değişimini zorlayan temel neden ekonomik koşullardır.

Tarihsel süreçte buna eklenen bilimsel gelişmelerin rolü, toplumda felsefenin ,  ahlak kurallarının , hukuk yasalarının gelişimiyle  hepsinin örtüsü de yönetim şeklini ve siyaseti belirler .

Kadın hakları açısından ileri bir kazanım olan İstanbul Sözleşmesi içerik olarak topluma anlatılarak imza taahhütü devam etmelidir.

Nevcivan Balta

About Mehmet Tas

Check Also

‘Tutunun bu dala Kürt kardeşlerim. Hem kendinizi kurtarın, hem bizleri’–AGOS

Kimlik siyasetinden yola çıkıp milliyetçiliğin tuzağına düşmeden sözünü söyleyebilmek zor iş. Hrant Dink bir ömür …

One comment

  1. Kadın olmak
    Kadın işçi olmak
    Kadın işçi Kürd olmak
    Kadın işçi Kürd Alevi olmak
    Sömürünün, tahakkümün, ayrımcılığın katmerlendiği süreç.
    Sürecin özü de toplumsal, sınıfsal ve kültürel olmasıdır, tarihsel bir süreçten gelmesidir.
    Yazının kapsamlılığı için teşekkürler.
    (Fransız devrimi 1789, sanırım klavye hatası olmuş.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com