NABİ YAĞCI: BİLİNÇLİ KAPİTALİZM VE BURJUVA PARTİLERİ DESTEKÇİSİ!

NABİ YAĞCI:

BİLİNÇLİ KAPİTALİZM VE BURJUVA PARTİLERİ DESTEKÇİSİ!

 

Yenilerde yitirdiğimiz Adalet Ağaoğlu, 12 Eylül 2010 referandumunda AKP’yi desteklediği için pişman olduğunu, “enayilik ettiğini,” söyledi ve sevenlerini rahatlattı ve onları yeniden kazandı. Onun gibi birçok insan var, AKP’nin ve “Yetmez, ama” cılara kandığını ve pişman olduğunu söyleyen. Bu insanlar samimi duyguları nedeniyle kabul gördüler.

Ancak bir de Nabi Yağcı ve onun gibi düşünen AKP destekçileri var.  Onları anlamak mümkün değil, daha doğrusu anlatmak zor. Yine de deneyelim…

 

***

 

Nabi Yağcı Mustafa Suphilerden sonra 2. Dönüş diye yere göğe sığdıramadığı TKP’nin kapısına kilit vurup, örgütü likide ederek ülkeye gelişini kahramanlık destanı gibi anlatmakta kitabında.

Mustafa Suphiler, Anadolu’ya parti olarak gelmiş, komünistleri bir araya toplayarak ve burjuva Kemal’den bağımsız olarak emperyalistlere karşı savaşmayı amaçlamışlardı. Nabi ve arkadaşları ise partilerini likide ederek, ideolojik olarak kendilerini burjuva düzene ve burjuva partilere angaje etmişlerdir. Nerden mi anladım bunu? Kitabını okudum, oradan anladım.

 

Nabi Yağcı’nın işlevi “Son TKP Genel Sekreteri” olarak; sol tabandan burjuva partilerine destek sağlamak olmuştur. Bu desteği sağlayabilmek için Marx’ı dahi harcamayı göze alan “Marksist” çözümlemeler yapmakla işe başlamıştır.

Kitabında söylediği gibi “muhataplık” diye bir politik yöntem geliştirmişti. Değişmesi istenen siyasi yapının tüm unsurlarıyla diyalog” içinde olunmasını anlatıyordu bu kavram. Karşı tarafın da “sizi muhatap alması gerekiyordu,” bu diyalog için.  Nabi şu olasılıktan hiç söz etmiyor kitabında “biz sizin düzeninizi, iktidarınızı yıkmaya geliyoruz,” dese muhatap alınır mıydı acaba?  Burjuvazinin bakanları ile görüşebilirler miydi yoldaşları?

Mesajlarına bakınca anlıyoruz ki, tam tersi söylenmiş. İlk mesajını Ahmet Altan ve Neşe Düzel’in “Kırmızı Koltuk” programında verdi. Orada yeni yüzünü herkese gösterdi Nabi. Bir komünist olarak piyasa ekonomisini savunuyordu! Kitabında yazdığı gibi bunu savunan tek burjuva partisi vardı ANAP. Piyasa ekonomisi konusunda ANAP ile aynı görüşte olduğunu söylüyordu.

Nabi ve yoldaşlarının piyasa ekonomisinin ne anlama geldiğini bilmemesi mümkün değildi. Piyasa ekonomisi, derin yapısal kriz içine düşen kapitalizmin krizden çıkmak için ürettiği neoliberal burjuva politikaydı. ANAP da neoliberalizmin temsilcisi olarak görevlendirilmişti Türkiye’de. Piyasa ekonomisini savunmak burjuvazinin neoliberal politikalarını ve kapitalizmi savunmak demekti. İşlev böyle başladı!

 

***

 

Milenyum başında AKP kuruldu.  1 yıl sonra da tek başına hükümet oldu. Kemalistler kurdukları devleti onlara bırakmak istemiyordu. Aralarında egemenlik savaşı kızıştı.  AKP, Kemalistlere karşı ayakta kalabilmek için çeşitli ittifaklar ve yollar deniyordu. AB’ne yanaştı. Kürt özgürlük hareketi ile temas kurdu. Sol içinde de bir ayak oluşturdu kendine.

Sol içindeki ayağı kitlesel olarak zayıftı, ancak propaganda açısından oldukça başarılı oldular. Sol içindeki liberal ayak hazırdı aslında. Nabi Yağcı ve arkadaşları ANAP döneminde bu işlevi görmeye başlamıştı. Piyasa ekonomisini yani kapitalizmi savunmaya başlamıştı. Şimdi sıra bu savunmanın ideolojik alt yapısını oluşturarak tabanda çevre oluşturmaya gelmişti.

 

Kapitalizm savunusu için; kapitalizmi çözümleyen Marx’ı inkâr etmesi gerekiyordu. Bunu açıkça yaparsa soldan kopacak, işlevini yitirecekti.  “Marx ile uyum içinde” görünerek Marx’ı inkâr etmenin yolunu aradı.

 

Nabi’ye göre Marx serbest rekabetçi dönemin kapitalizmini çözümlemişti. Çözümlemesi “sadece esinlendirici olabilirdi.”  Nabi yağcı Marx’ı aşıyor ve kendi kapitalizm teorisini yazıyor kitabına:

“Kapitalizmde üretici güçlerin gelişmişlik düzeyi ile ya da onun sosyal karakteri ile devlet tekelci mülkiyet ilişkilerinin çelişkisi, bilimsel teknolojik devrimle kendini uyumlaştırabilen serbest piyasa mekanizmaları ile çözülmüş, devlet tekel mülkiyet biçimi aşılmış ve bugün küresel kapitalizm adını verdiğimiz yeni bir üretim biçimine geçilmiş ve bağlı olarak Bilişim çağı dediğimiz yeni bir çağa girilmiştir.”(sayfa:580)

Nabi’ye göre, zamanın “küresel kapitalizmi” yeni bir üretim biçimidir. “Marx duysa mezarında ters dönerdi,” derler ya aynen öyle. Yani Marx’ın çözümlediği, Lenin’in tekelci aşamasının özelliklerini ortaya koyduğu tekelci kapitalizm dönemi kapanmış, “küresel kapitalizm” adlı yeni bir üretim biçimi oluşmuş. Neymiş bu yeni üretim biçiminin özelliği? Üretici güçleri arttırmak. Üretici güçleri arttırdığına göre “küresel kapitalizm”  ileri bir toplum yapısını ifade ediyor, Nabi’ye göre. Bu yüzden onu yıkmaya çalışmak gericiliktir. Nabi’nin unuttuğu ya da gizlemeye çalıştığı şey; komünistler kapitalizmi üretemediği için değil, üretenlerin emeğine el koyduğu için değiştirmek istedikleridir.

 

Tam da burada Nabi’ye sormak gerekiyor:

Peki günümüzde yaşadığımız krizde, neoliberal politikalar iflas etmiş durumdadır. “Küresel kapitalizm” iflas etmiş, sermaye kendi ülke sınırları içine çekilmekte,  hükümetler korumacı politikalar gütmektedir. Yani senin yazdıklarının tam tersi yaşanmakta, küresel kapitalizmin yerini devlet korumasındaki kapitalizm almaktadır.  Şimdi ne diyeceksin? Hâlâ kapitalizmi savunmaya devam ediyor musun?

Nabi yanıtını düşüne dursun biz hikâyemize dönelim. Nabi ürettiği yeni kapitalizmin sınıf konumlanışını ve mücadelesini de değiştiriyor. Nabi’ye göre yeni kapitalizmi yıkacak olan öncü sınıf işçi sınıfı değil, küçük ve orta burjuvazidir:

“Dün işçi sınıfıydı bu. Kapitalizm işçi sınıfını büyütüyor deniyordu ve bu doğruydu. Sanayi kapitalizmi bir dönem işçi sınıfını büyüttü. Ancak bir noktada Marks yanıldı. Proletarya ve burjuvaziden oluşan iki kutuplu dünya oluşacak diye beklenirken, orta sınıf büyüdü. Bugün dünyayı değiştirecek olan işte bu orta sınıftır, küçük üreticiler ve girişimcilerdir, KOBİ tipi güçlerdir.”  (Neşe Düzel ile röportaj, Taraf gazetesi, Haziran 2008)

Nabi’nin yanıldığını söylediği düşünceyi Marx Komünist manifestoda yazmıştı:

Orta zümreler, küçük sanayici, küçük tüccar, zanaatkâr, bütün bunlar orta zümreler olarak varlıklarını sürdürebilmek için burjuvaziye karşı mücadele ederler. Şu halde bunlar devrimci değil, muhafazakârdır. Dahası gericidirler, tarihin tekerini geriye doğru çevirmeye çalışırlar.”

Hikâyemize ara verip Nabi’ye tekrar soralım:

 

“AKP “reformist özelliğini” yitirdiği halde, “dünyayı değiştireceğini” düşündüğün orta ve küçük burjuva katmanlar senin yaptığın gibi AKP’ye tavır almıyorlar. Tam aksine AKP sayesinde büyümeye, tekel oluşturmaya devam ediyorlar. Kapitalizm çözümlemesinde olduğu gibi sınıflar ve sınıf mücadelesi konusunda sen yanılmış, Marx haklı çıkmış olabilir mi?

 

***

 

Dönelim hikâyemize. Nabi bu kapitalizm ve sınıf analizini niye yaptı? Tabi ki, AKP’yi desteklemenin ideolojik kılıfını hazırlamak için. Desteğin alt yapısını böyle çözümledi. Üst yapısı zaten hazırdı. AKP Kemalist vesayeti yıkacak, ileri demokrasiyi getirecekti.

Nabi egemen sınıf kliklerinin mücadelesinde AKP yanında saf tutarken bir şeyi göz ardı ediyordu. Gerek ANAP gerekse AKP,  daha önceki ataları DP ve AP gibi ABD icazetli partilerdi. Turgut Özal zaten emperyalizmin merkezinden gelmişti. AKP ise Erdoğan ve Gül’ün 15 günlük ABD tedrisatından sonra kurulmuştu. Nabi hiç düşündü mü acaba bu iki parti de kuruluşundan kısa bir süre sonra ilk seçimlerde tek başına iktidara nasıl geldiler? Eğer bu ülkede ulusal burjuvazinin partisi bu kadar kolay iktidara gelebilseydi Necmettin Erbakan’ın ne günahı vardı?

Seçilip, partilerinden koparıldıktan sonra: ABD’nin think tank kuruluşlarında sınavlardan başarıyla geçip gelen ekibin kurduğu AKP nasıl ulusal burjuvazinin partisi olabilir? Aşkın gözü kördü, Nabi işlevini yerine getirmek zorundaydı.  Nabi’ye göre Türkiye AKP sayesinde Rönesans yaşıyordu;

“Şimdi biz Rönesans’ı yaşıyoruz. Şu anda tarihi bir sürecin içindeyiz, fakat farkında değiliz. Çünkü her şeyi o kadar hızlı yaşıyoruz ki, bu yaşadığımız bu tarihî dönemin farkına varamıyoruz. Biraz geriye çekilip yaşadıklarımıza bilimin soğukluğuyla bakabilsek, Türkiye’deki muazzam değişimi göreceğiz. Türkiye bugün gecikmiş Rönesans’ını yaşıyor. Çünkü Cumhuriyet, aydınlanması, Rönesans’ı olmayan bir modernizmdir.” (Neşe Düzel ile röportaj, Taraf gazetesi, Haziran 2008)

 

Egemen sınıflar arasındaki kavgayı ABD’nin ve beşinci kolu Fetullahçıların desteği ile AKP kazandı. Kemalistler devletten tasfiye edildi. ABD ve AKP amacına ulaşmıştı. Artık ne AB’ye, ne Kürtlerin ne de solun desteğine gereksinimi kalmamıştı. Artık Kral çıplaktı!

Kral’ın çıplak olduğunu gözleri bağlı olmayanlar hemen gördü ve özeleştirisini yaptı. Ancak Nabi’den böyle bir özeleştiri gelmedi. 2011 seçimlerinden sonra AKP’nin devlet partisi olduğunu ve desteğini kestiğini söyledi, ama hâlâ AKP’den umudunu kesmediğini de söyledi. Örneğin Nisan 2013’de Zaman gazetesine verdiği demeçte; Kürt sorununun çözümü için AKP’den iyimser bekleyişleri olduğunu açıklıyor:

İyimserliği başa alıyorum ama ihtiyatlıyım aynı zamanda…”

AKP konusunda iyimser olmakla yine yanılmıştı Nabi. Çünkü Kral soyunsa da Nabi görmüyordu, gönlü ondan yanaydı hâlâ.

 

 

“Ben değişmedim, AKP değişti,” tavrı yeterli bir açıklama değil.  Daha inandırıcı açıklamalar ve özeleştiri gelmedikçe Nabi Yağcı’nın kabul görmesi imkânsız. Hikâyesini yazarken arada sorduğumuz sorular hâlâ yanıtını bekliyor.

Ben kitabını okuduktan sonra; Nabi Yağcı’nın sağ bir mentaliteye sahip olduğuna, hiçbir zaman devrimci olmadığına ve değişmeyeceğine inandım.

About Sait Almis

Check Also

KÜRESELLEŞME YALANI

  “KÜRESELLEŞME” YALANI “Küreselleşme” neo-liberal bir yalandır. Mehmet İnanç Turan bu yalanı çok önceden afişe …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com