TKP’NİN YÜZÜNCÜ YILDÖNÜMÜ(9.YAZI)-BİR YOLDAŞA AÇIK MEKTUP-Cavlı Çulfaz

Kendisini hiç yüz yüze tanıma fırsatını bulamadığım Mehmet İnanç Turan adlı yoldaşım sitemizde “Mustafa Suphi’nin partisini öldürenler, partinin 100. yılını kutlayamaz!” diye bir yazı yazmış.

https://demokrasibirlikdayanisma.com/2020/07/07/mustafa-suphinin-partisini-oldurenler-100-yilini-kutlayamaz/

Yazı şöyle başlıyor: “Mustafa Suphi’nin Partisi (TKP) yaşıyor mu? Yaşamıyor, öldürüldü! Nasıl öldürüldü? İdeolojik ve örgütsel olarak, likide edilerek, dağıtılarak! Peki, TKP’yi kim öldürdü? Uluslararası alanda Sovyetler Birliği, ulusal alanda TKP yöneticileri!”

Mehmet İnanç Turan adlı yoldaş devamla, Yeni Açılım dergisinde benim 32 yıl önce yazdığım yazılardan bazı alıntılar yapıyor. Bu alıntılardan hareketle partinin kaatilleri arasında, uluslararası alanda Sovyetler Birliği, ulusal alanda TKP yöneticilerini saydıktan sonra benim adımı da cinayet şebekesi içine katıyor.

Eskiden olsa onun sınıf düşmanı, benim muarızımız, karşıtımız diye nitelediğim egemen burjuvazi bizi Türk Ceza Kanunu’nun Mussolini İtalyasından aktarma karaünlü 141 ve 142. maddelerinden yargılamaya kalkışırdı. Yoldaşımız aradan 32 yıl geçtikten sonra, herhalde zamanaşımı da işlemiyor olacak ki, elinden gelse dünya komünist hareketini, bu arada âcizane ben kulunuzu da daha ağır olan 146. maddeden taammüden, yani kasıtlı olarak cinayetten idam cezasıyla yargılayacak. Ne diyebilirim: Ferman padişahın ise, boynumuz kıldan incedir.

32 yıl önceki yazımın hangi koşullarda, hangi bağlamda yazıldığına fazla değinmeyeceğim.

1987 YILI VE SONRASI

7 Ekim 1987’de Behice Boran ve Haydar Kutlu (Nabi Yağcı) yoldaşlar Brüksel’de ortak bir basın toplantısı yaparak Türkiye Birleşik Komünist Partisi’nin kurulduğunu açıkladılar. Üç gün sonra Behice Boran yoldaş yine Brüksel’de geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Beşi bir yerde askerî cuntanın yurttaşlıktan çıkardığı Boran yoldaşın 16 Ekim günü Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde yapılan cenaze törenine Erdal İnönü, Bülent Ecevit ve Doğru Yol Partisi yöneticilerinin yanı sıra iki bin kişi, 18 Ekim günü İstanbul’da yapılan son uğurlama törenine ise yirmi bin kişi katıldı.

Arkasından 16 Kasım 1987’de Kutlu ve Sargın yoldaşlar Türkiye’ye döndüler ve döner dönmez hemen tutuklanıp ağır işkence gördüler.

Benim Yeni Açılım yazılarını yazdığım aylarda yoldaşlar yaklaşık bir yıldır hapistelerdi. Partimiz uzun yılların yıpratıcı yasadışı koşullarından çıkıp yasallığa geçmek için çetin bir uğraş veriyordu.

Bu arada Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) yöneticileri, başta Erdal İnönü olmak üzere, nerdeyse bütün ilerici-yurtsever güçler destek veriyorlardı bize. Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Bülent Ecevit 1989 yılı başlarında Hürriyet gazetesinde çıkan tam sayfa demecinde, mealen aktarayım, “şu sıralar dünyadaki gelişmeleri en iyi kavrayan çevrelerden biri, Türkiye Birleşik Komünist Partisi’dir” diyordu. Ayrıca ANAP ve DYP’den de legale çıkmamıza destek verenler vardı. Bu konuda çok geniş bilgi, Nabi Yağcı yoldaşın Elele Özgürlüğe ve Nihat Sargın’ın Dönüşten Özgürlüğe 900 Gün adlı kitaplarında bulunabilir.

Bütün bu aylar boyunca Türkiye kamuoyu aylarca partimizin etkili çıkışlarıyla çalkalanmıştı. Gazeteler komünist partisinin yasallaşıp yasallaşmaması konusunda sayısız haber ve yazıyla doluydu.

Sekiz yıldır devlet başkanı koltuğunda zorbalıkla oturan General Kenan Evren ile gerici-faşist bir kesim ise yasal bir TBKP görüşüne şiddetle karşı çıkıyordu.

TBKP olarak diyorduk ki: Bizim bir komünist partisi olarak taraf olduğumuzu kabul edin. Aynı ülkede yaşayan siyaset insanları olarak biz sizi düşman değil, medenî ölçüler içinde mücadele edeceğimiz bir rakip, bir muarız; uzattığımız eli geri çevirmezseniz bir muhatap olarak görmek istiyoruz. Mücadelemizi dobra dobra halkımızın gözü ve kamuoyu önünde, parlamento içinde ve dışında saydam bir şekilde yapalım. Her konuda karşılıklı görüşlerimizi halkımız dinleyip izleyebilsin.

Diyorduk ki: Biz kendi kendimize çalıp oynamıyoruz. Değişik kesimlerden siyasal rakiplerimizle de örtüşen görüşlerimiz vardır. Örneğin biz idam cezasına karşıyız. Başka partilerden bu çağ dışı barbarca cezaya karşı çıkan varsa onu destekleriz. Diyelim idam cezasına karşısınız, ama silahlanma harcamalarının artışını destekliyorsunuz. Sizin ilk görüşünüze destek veririz, ikinci görüşünüze karşı çıkarız. Bunun gibi her konuda görüşlerimizi karşılıklı test edebilir, hangi konularda örtüştüğümüzü, hangi konularda ayrıştığımızı halkımız açıkça görebilir. Söylediklerimiz dupduru ve hiçbir ikircime yol açmayacak ölçüde net idi.

Biz Marksist bir partiyiz. Adı üstünde biz bir partiyiz. Parti demek taraf demek, biz bir tarafız, sizler de başka bir tarafsınız. Örtüştüğümüz konular varsa ne âlâ, demek ki o konularda anlaşabiliyoruz. Farklı olduğumuz konularda ise görüşlerimizi kabul etmiyorsanız mücadelemizi sürdürürüz. Eğer bizim bazı görüşlerimizde gerçeklere aykırı yanlar varsa, onları törpüleyip düzeltmeye de hazırız. Karşılıklı olarak uygun gördüğümüz konularda ise pekâlâ uzlaşabiliriz. Ama unutmayın, uzlaşabilmemiz için önce bizim Komünist Partisi olarak bir taraf olmamızı, yani yasala çıkmamızı kabul etmeniz gerekir. 32 yıl önceki yazılarımın mantığı özetle böyleydi.

TKP ÖLDÜ MÜ? ÖLDÜYSE KİM ÖLDÜRDÜ?

Yüzünü hiç görmediğim sevgili yoldaşım beni TKP’nin kaatili olarak suçluyor. “Sen câni adam, TKP’nin Yüzüncü Yıldönümünü kutlayamazsın!” diye sonuna bir de ünlem işareti koyarak kesinkes emir veriyor. Yüzümü görseydi, tanışıp elimi uzatsaydım böylesine ağır bir suçlama yapar mıydı, bilmiyorum.

Ama sevgili yoldaşım “senin yazıların kâfi, yüzünü görmeme ne gerek var” diyorsa ve zaten “sınıf kini”ni de 32 yıldır kınında saklı tutmuş ve şimdi ateş püskürüyorsa onu ikna edebilecek daha başka ne diyebilirim ki?

Yine de o yıllarda neler olduğuna geri dönüp birlikte kısaca bakalım:

1987 yılı sonunda TKP ile TİP birleşti, Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) adını aldı. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldı. 1991’de Sovyetler Birliği’nde bir darbe girişimi oldu, hemen ardından Sovyetler Birliği yıkıldı.

Ukrayna, Belorusya, Baltık ülkeleri (Estonya, Latvia, Litvanya), Orta Asya ülkeleri (Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan), Kafkasya ülkeleri (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan) Sovyetler Birliğinden ayrıldılar. Rusya’nın başına 1991’den 1999’a kadar kırk yıllık komünist geçmişini toptan yadsıyan Boris Yeltsin geçti.

Türkiye’de ise, 16 Temmuz 1991 tarihinde Anayasa Mahkemesi “sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini kurmayı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçladığı” gerekçesiyle ve oybirliğiyle Türkiye Birleşik Komünist Partisi’nin kapatılmasına karar verdi.

Anayasa Mahkemesi kararını hatırlayalım:

http://www.kararlaryeni.anayasa.gov.tr/Karar/Content/248ec46f-8504-42de-8bf1-87fdb80cb8b7?excludeGerekce=False&wordsOnly=False

Ocak 1991’de TBKP’nin yanı sıra, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ve Doğu Perinçek’in Sosyalist Partisinden ayrılan bir grup ve bazı bağımsız sosyalist aydınlar tarafından Profesör Sadun Aren’in başkanlığında bu kez Sosyalist Birlik Partisi (SBP) kuruldu.

TBKP’den sonra Sosyalist Birlik Partisi de Temmuz 1995’de Anayasa Mahkemesi

tarafından kapatıldı.

Süreç bütün hızı ve karmaşıklığı içinde devam ediyordu. Bu kez Sosyalist Birlik Partisi kadrolarının büyük çoğunluğu Birleşik Sosyalist Parti‘ye (BSP) katıldı. Birleşik Sosyalist Parti; Sosyalist Birlik Partisi öncülüğünde, Kurtuluş, Emek, Yeni Yol ve Sosyalist Politika gruplarının birleşmesiyle yine Sadun Aren’in başkanlığında 8 Haziran 1994’de Ankara’da kuruldu.

Bu hareket 1996 yılında Geleceği Birlikte Kuralım Parti Girişimi ile birleşerek adını Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) olarak değiştirdi. Birleşik Sosyalist Partinin kurucu genel başkanı Profesör Sadun Aren, ÖDP’nin de onursal kurucu başkanı oldu.

Anlattıklarım yılan hikâyesi gibi mi gözüküyor? Her neyse, benim yurt dışından gözlemleyebildiğim dönem kısaca böyledir. Eksiğim, yanlışım varsa, hareketin doğrudan içinde yer alan yoldaşların düzeltmesini rica ederim.

Dünya sosyalist hareketinin bu çalkantılı döneminde ülkemizde gitgide değişik Marksist öbekler oluşmaya başladı.

Hepimizin bildiği bu yeni parti ya da öbekleri saymama gerek var mı? Örneğin TKP, TKP-1920, Toplumcu Kurtuluş Partisi, Halkın Türkiye Komünist Partisi (TİP), Sol Parti, Emek Partisi, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Sosyalist Dayanışma Platformu, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Devrimci İşçi Partisi, Devrimci Parti, Toplumsal Özgürlük Partisi gibi. Unuttuğum bir parti ya da grup varsa, lütfen yoldaşlar eklesin.

Bu süreç içinde TKP’li yoldaşların bir bölümü yukarıda saydığım Marksist partilere katıldı. Bir bölümü Kürt devrimci demokrat hareketi, bir başka bölümü ise Cumhuriyet Halk Partisi içinde yer aldı. Azımsanmayacak bir sayı ise, bu hareketlerin hiçbirinde doğrudan yer almamakla birlikte, sanırım benim gibi, hepsini anlayış ve sempatiyle karşıladı. Hepsine şu ya da bu ölçüde fiilî ya da mânevi destek verdi.

İşte benim 1970’den 1990 yılına kadar doğrudan içinde olduğum, 1990 yılından sonra ise dışardan gözlediğim süreç kısaca böyledir.

TKP ÖLMEDİYSE ŞİMDİ NEREDE?

Hani çocuk tekerlemesindeki gibi ağaç nerede, balta kesti, balta nerede, suya düştü, su nerede, inek içti, inek nerede, dağa kaçtı, dağ nerede, yandı, bitti, kül oldu…

Lavoisier’nin kütlenin korunumu, başka bir deyişle maddenin sakımı yasasına göre, izole bir sistemdeki kütle, kimyasal tepkimeler ya da fiziksel dönüşüm yoluyla yeniden yaratılamaz ya da yok edilemez.

Daha anlaşılabilir bir benzetmeyle söyleyeyim: Bizim Mağripli büyük ustanın dediği gibi katı olan her şey buharlaşıyordu ve böylece bizim TKP’miz de buharlaştı. Partimiz anlattığım bu süreç içinde yok olmadı, buharlaşıp yükseklere çıktı.

Benzetme uygunsa, bir süre sonra yükseklerde soğuk hava ile temasa gelip su damlacıkları olarak yağmur şeklinde yeniden yeryüzüne indi ve inmeyi sürdürüyor. İşte yok oldu denilen eski kaskatı TKP eriyip buharlaştıktan sonra yağmur olarak yağmaya başladı ve yukarıda saydığım çeşitli Marksist parti ve öbeklerin, ayrıca Halkların Demokrasi Partisi’nin ve CHP’nin içinde yaşamını sürdürüyor. Başka bir deyişle, dedeler, babalar, nineler, anneler çoktan terk-i diyar eyledi, çocuklar ve torunlar ise yeni koşullarda capcanlı toplumun kılcal damarları içindeler. Hayatın tunç yasası böyle.

Çocuk masalı ya da katıyken erip buharlaşma benzetmesi bir yana, Çin ve Küba dışında egemen komünist partileri seçimleri ülkelerinde kaybedip zayıfladılar, sönümlenip eridiler, erimedilerse de epeyce büzüşüp küçüldüler. Fransa, İtalya gibi ülkelerdeki büyücek komünist partileri de mum gibi yavaş yavaş erimeye yüz tuttular.

Öyle içler acısı ki, Faşizme Karşı Birleşik Cephe’nin efsanevî kahramanı Georgi Dimitrov yoldaşın ülkesi Bulgaristan’da 45 yıllık sosyalizm deneyiminden sonra yapılan seçimlerde devrik kral Boris’in oğlu Simeon’un halkın desteğiyle yeniden ülkenin başına geçtiğine tanık olduk. Kardeş ülkede böyle olması, biz komünistler için sanırım olup bitenlerin en acısıydı. Nerdeyse yarım asırdır sosyalizme geçmişken, çoktan defedilen monarşinin devrik başının oğlu seçimlerde halkın desteğiyle ülkenin tepesine çörekleniyordu.

Her türlü olumsuzluğa rağmen, kim kabul edecekse şükürler ya da hamdüsena olsun diyelim, bugüne kadar ülkemizin başına böyle bir felâket gelmedi. Ne kadar sevsek de sevmesek de hepsi mütevazı birer ailenin çocuğu olan Demirel, Özal ve Erdoğan seçimle hükümetin ya da devletin başına geldiler. Ve cumhuriyetin temelleri o denli sağlam atılmıştı ki, Osmanoğullarından biri, Abdülhamid’in ya da Vahdettin’in Türkçe bilmeyen bir torunu ABD’den gelip seçimi kazanarak yurdumuzun başına geçemedi.

Mehmet İnanç Turan yoldaşımın zihninin umutsuzluğu, kullandığı suçlayıcı sözcüklere bakılırsa, dilinden dışarı taşmış, “nerede o Lenin’in 1902’de yazdığı Ne Yapmalı kitabında anlatılan demir disiplinli örgüt? Nerede illegal parti hücremin sekreteri? Nereye gitti o yukarıdan aşağıya sarkan emir-komuta zinciri?” diye kırk yıldır fellik fellik eski partisini arıyor. Besbelli ki bulamamış, kılıcını bana sallıyor.

KIR ARTIK ZİHNİNİN ZİNCİRLERİNİ

Tarihsel TKP’nin hasretinden daha ne kadar prangalar eskiteceksin değerli yoldaşım?

Kır ya da kopar artık zincirlerini Gülsarı diyordu Cengiz Aytmatov. Benden sana nâçizane tavsiye: Sen de fazla gecikmeden kır artık zihninin zincirlerini.

Diyalektik düşünceyi biliyorsun sevgili yoldaşım. Eskiden yaptıklarımızı soğurarak içselleştirir, sonra onu yeni koşullarda diyalektik olarak yadsıyıp aşarız. İstersen buna  olmayana ergi yöntemiyle düşünmeyi ekle. Ayrıca basit sorunlara çözüm üretebileceğimiz yanal düşünce yöntemini de deneyebilirsin.

Dikkatin yer değiştirmesinin, saplantıdan kurtulmanın zihni kurtarıcı gücü vardır. Dikkatinin yerini biraz değiştirirsen besbelli okumuş-yazmış bilgili bir insansın, kolaylıkla görebilirsin. Hep geri dönüp arkana ya da başını öne eğip hep yere bakacağına, biraz ileriye, yukarı doğru bak. Yağmakta olan yağmur damlalarıyla biraz serinlet başını, öfkeni dizginleyip ferahlat gönlünü. Lütfen etrafındakileri azıcık değişik bir gözle görmeye çalış. Oralarda her biri şimdilik değişik partilerde mücadele yürüten yoldaşlarını göreceksin.

1937 yılında Komintern’in tavsiyesiyle başlayan “separat” (desantralizasyon) dönemindeki çalışma yöntemini biliyorsun. Bazı yoldaşlar o zaman da yadırgamışlardı. Ne demekti separat? Sanki örgütümüz yokmuş gibi, emir-komutasız parti dışında, hattâ CHP içinde çalışmak? Bilirsin, tarihimizde zaman zaman olmuştur ilk bakışta böyle tuhaf gibi görünen şeyler.

1980 darbesinden sonraki ana belgimizi unutmuş olamazsın: NEREDE BİR YOLDAŞ VARSA TKP ORADADIR.

En önemlisi de, aynaya bakarsan TKP’nin bizzat orada olduğunu göreceksin.

Sana yine haddim olmayarak yoldaşça nâçizane tavsiyem: Umudu başka yerde arama. Umut sensin, çünkü TKP sensin. Oportünist, revizyonist, likidatör, dönek diye senden biraz değişik düşünen yoldaşlarına öfkelenmeden, onları ikna etmeye çalışarak, sen sen ol, lütfen göster becerini.

Yoldaşım, unutma ki Nâzım Hikmet tek başına bir orduydu. Askeri terimlerden pek hoşlanmayan eski yoldaşlarımız var. Onlar için söyleyeyim: Nâzım Hikmet tek başına hem bir orkestra şefi, hem de en başta Kurtuluş Savaşı Destanı adlı yapıtıyla başlı başına bir orkestraydı. Hepimizi bugüne taşıyan en başta şiirleriyle o büyük ustamız oldu. Bundan sonra da, öyle inanıyorum ki, kendi azim ve kararlılığımızın yanı sıra, başta Nâzım Hikmet olmak üzere bütün isimsiz kahramanlarımızın mânevi mirası yolumuza ışık tutacaktır.

Değerli yoldaşım: Bugün gereğinden çok sayıda öbeklere ayrılmış olan Marksist çevreleri senin birer-ikişer birleştirme becerisini gerçekleştirebileceğine sonsuz güvenim var. Senden rica ediyorum lütfen göster bunca yılın deneyim birikimini, olgunluğunu. Örneğin hiç değilse ilk ağızda Sol Parti ile TİP’in, ya da Emek Partisi’nin birleşmesine yardımcı olamaz mısın?

HÂLÂ SINIF KİNİ Mİ?

Ağır işkenceler gördüğümüz illegalite döneminde içinde haklı olarak biriken sınıf kinini çıkar artık kınından, bir tarafa at. Biliyorum, biz bunu Lenin’den öğrenmiştik diye itiraz edeceksin. Gaddarca işkenceler, sürekli terör, başta ağabeyi Aleksandır İlyiç olmak üzere yoldaşlarının barbarca katledilmesi Lenin’in içinde bir ara böyle bir kin ve intikam duygusu yaratmıştı. Ama bu zihin karartıcı duygunun üstesinden gelmeden Ekim Devrimi hiç başarıya ulaşabilir miydi?

Ayrıca tersinden de düşün. Proletarya başarıya ulaştıktan sonra bu sınıf kini duygusu ne denli büyük zararlar vermişti devrime. Sonunda zincirlerinden boşanmış bir nefret duygusu nelere mal olmuştu? Unutma ki gemlenmemiş bir kin ve intikam duygusu ile devrim yönünü şaşırıp kendi çocuklarını yemiştir.

Bırak “kindar bir nesil” yetiştirmek isteyen biz değil başkaları olsun.

  1. yüzyıl ötesinden bize seslenen büyük Yunus’un sözlerini salık vererek seni sevgiyle kucaklıyorum:

Biz kimseye kin tutmayız

Ağyar dahi dosttur bize

Düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmayız

Kamu âlem birdir bize

12 Temmuz 2020

Cavlı Çulfaz

About admin

Check Also

110. yılında 8 Mart: Güvenceli iş, Şiddetsiz Yaşam ve Örgütlü mücadele, Admin

8 Mart 2021’de dünyada sayısız toplumcu feminist grup, eşitsizliği yeniden üreten ataerkilliğe ve onu cesaretlendiren …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com