ŞEYH SAİT’İN İDAMININ 95.YILI NEDENİYLE TKP’NİN KEMALİZMLE DANSI-III

HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu, Şeyh Said ve 47 arkadaşının idam edilmelerinin 95’inci yıl dönümü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, “Mezar yerleri ailelerine ve kamuoyuna açıklanmalı, tüm hakları iade edilmelidir” çağrısı yaptı.

Bu vesileyle Mehmet İnanç Turan arkadaşımızın “Mustafa Suphi’nin Partisi” kitabının ilgili bölümünden bir özet sunuyoruz.

 

”Şeyh Sait ayaklanmasıyla, TKP Üçüncü Kongresi üst üste çakıştı. Kongre, ayaklanmanın başlamasından hemen sonra toplandı. Şeyh Sait ayaklanması nasıl bir ayaklanmaydı? 13 Şubat 1925’te, devletin eşkiya suçlamasıyla aradığı Şeyh Sait’in adamlarının jandarmalara teslim olmamasıyla başlayan çatışma, Kürtleri peşinden sürükledi. Kemalist devlete karşı Şeyh Sait ayaklanması giderek büyüdü.

 

Kemalist hükümet bu ayaklanmayı İngiliz emperyalizminin planladığı bir ”irtica” hareketi olarak damgaladı. Devlete göre, Şeyh Sait ve ayaklanan Kürt yığınları şeriat ve hilafeti geri getirmek istiyorlardı. Resmi ideoloji bu görüşü her olanaklı yolla yaydı.

 

TKP, Şeyh Sait ayaklanması karşısında Kemalist devletin yanında yer aldı ve bu ayaklanmayı İngiliz emperyalizminin oyunu olarak gördü. Resmi ideolojinin ayaklanma hakkında söyledikleriyle, TKP’nin tutumu arasında özde bir fark yoktu. TKP’nin haftalık Orak Çekiç gazetesinin 26 Şubat ve 5 Mart 1925 tarihli 6. ve 7. sayılarında şöyle deniyordu:

 

’İrticaın başında Şeyh Sait değil, derebeylik duruyor; irticaa karşı mücadelesinde Halk, Hükûmetledir.’

 

’Yobazların Sarıkları, Yobaz zümresine kefen olmalı! Yobazlarıyla, Ağalarıyla, Şeyhleriyle, Halifeleriyle, Sultanlarıyla birlikte Kahrolsun Derebeylik! İrtica ve Derebeyliğe karşı mücadele için: Köylüler (Köy Meclisleri), Ameleler (Sendikalar) etrafında teşkilâtlanmalıdırlar.’[1]

 

Orak Çekiç’in 5 Mart 1925 tarihli 7. sayısındaki yazının başlığı: ”İngilizlerin Oynattığı İrtica Kuklası” idi. Söz konusu yazıya göre: İngilizler, İslamcıları, Kemalist hükümete karşı ayaklandırmışlardı. Ayaklananlar haindi; bu hainleri yok etmek gerekiyordu. Orak Çekiç gazetesi şöyle diyordu:

 

Şeyhlerin, ipleri İngiliz zabitleri tarafından çekilen kuklalar gibi hareket ettiklerine şahit olmaktayız. Bu şeyhler, İngilizlerin, İslamiyet’i, şark milletlerinin cehalet ve uyuşukluk içinde tutmak için bir alet tarzında kullandığını fark etmeyecek kadar kör değilseler, en (…)  iğrenç menfaatperestler ve hainlerdir. Her iki ihtimalde de bu nevi mahlûkları imha etmek gerektir.[2]

 

Kürt sorununda Türkiye Komünist Partisi’ni haklı biçimde eleştirmiş olan Hikmet Kıvılcımlı bile Şeyh Sait ayaklanmasını aynı biçimde değerlendiriyordu.

 

Şeyh Sait İsyanı: a) Memleket içinde, ağalığın sermayedarlığa taarruzu olduğu için irticaî idi. b) Dünya içinde, emperyalizmden medet umduğu için yine irticaî idi. Şu halde, Şeyh Sait isyanı gerek millî, gerek milletler-arası mikyasda irticaî idi.[3]

 

*          *          *

 

Moskova 26 Şubat 1925’te Şeyh Sait ayaklanmasını özel bir bültenle şöyle duyurdu:

 

Mustafa Kemal’e ve Ankara hükûmetine karşı Kürdistan’daki Şeyh Sait Ayaklanması, Moskova tarafından, Türk gericiliğinin İngiliz emperyalizmi ile ittifak halinde bir geri dönüş girişimi olarak değerlendirilmektedir.

 

Kemal, genel olarak millî kurtuluş hareketini temsil etmekte ve Türkiye’nin demokratlaştırılması ve feodal kalıntılar ile Müslüman din adamlarının etkisinden kurtarılması için çalışmaktadır. Kemal’e karşı, ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir.[4]

 

Sovyet devletinin yayın organı olan İzvestiya gazetesi, Şeyh Sait isyanın haberini 26 Şubat 1925 tarihinde birinci sayfadan verdi. İsyan ”dışarıdan” yönlendiriliyordu. 27 Şubat 1925 tarihli İzvestiya’da ilk sayfanın üçte biri bu isyan haberine ayrılmıştı. Haberin başlığı, ”Türkiye’de Karşıdevrimci Ayaklanma” idi. Haberin yanında İrandust’un (Osetrov’un) ”Türkiye’de Karşıdevrim” isimli makalesi yer alıyordu. Kemalistlere, isyanın sert biçimde bastırılması için akıl veriyordu:

 

Cumhuriyet Halk Partisi (…) karşıdevrimci harekete ezici bir darbeyle cevap vermelidir.[5]

 

Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin merkezi yayın organı Pravda, 26 Şubat 1925 tarihli sayısında Şeyh Sait Ayaklanmasını ”gerici isyan” olarak değerlendiriyordu. 4 Mart 1925 Pravda, ”İngiliz emperyalizminin ’eski’ Türkiye’nin ölü ruhuna yaptığı yeni çağrılar sonuçsuz kalacak,” diyordu. Açıkça, isyana karşı Kemalistleri destekliyordu. Kısacası, Sovyetler Birliği’ne göre, Şeyh Sait ayaklanması gerici bir ayaklanmaydı. TKP’yi yönlendiren bu politikaydı.

 

*          *          *

 

Komintern’in tutumu da farklı değildi. Komintern’e göre Şeyh Sait ayaklanmasının özelliği:

 

  • Türk gericiliğinin İngiliz emperyalizmiyle ittifak yapmasıydı.
  • Kemalist Hükümet milli kurtuluş hareketinin temsilcisiydi ve demokrasi için çalışıyordu.

 

Komintern ayrıca Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı gericilerin Mustafa Kemal’e karşı kurduğunu iddia ediyordu. İsyancıların arkasında Musul petrol meselesinden dolayı İngiltere bulunuyordu. Komintern belgelerinde bu görüş şöyle dile getiriliyordu:

 

Son zamanlarda bütün gerici güçler, Kemal’e karşı bir harekete önderlik eden ’Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını’ kurdular. İsyancılar, din adamların yobazlaştırdığı göçebe aşiretleri harekete geçirdi, dinci sloganlarla ortaya çıktılar.

 

Ayaklanma büyük toprak ağalarının hakim olduğu Doğu illerde patlak verdi. İsyancıların arkasında, Musul meselesinde, yani petrol meselesinde çıkarı olan İngiltere bulunuyordu.[6]

 

*          *          *

 

Komintern ve TKP resmi ideolojiyi savunan konuma düştü.

 

Gerçek neydi?

 

Şeyh Sait ayaklanması Kürt ulusunun dinsel görünümlü bir ayaklanmasıydı. Nitekim Şeyh Sait ve arkadaşları yakalanıp Diyarbakır’da yargılanırken, savcı tarafından hazırlanan iddianamede ayaklanmanın ”Kürt ihtilali” olduğunu ve bütün sanıkların amacının ”Bağımsız Kürdistan’ı kurmak olduğu” belirtiliyordu.

 

Kemalist devlet, İngilizlerin bu Kürt isyanında parmağı olduğuna dair tek bir belge sunamadı. Bugüne kadar da böyle bir belge bulunamadı. TKP, Şeyh Sait ayaklanmasından 10 yıl sonra 20 Aralık 1935 tarihli Orak Çekiç yayınında eski tutumunu sürdürdü.

 

1925 yılındaki Kürdistan’da patlayan irtica kalkınması, Türkiye içinde bu gibi reaksiyoner ayaklanmaların en önemlilerindendir.

 

Kemalist burjuvazi haklı olarak bu irtica hareketine karşı koydu ve onu ezdi. Reaksiyonun ezilmesile inkılâb namına iyi bir iş de görülmüş oluyordu.[7]

 

*          *          *

 

Kemalist devlet, Şeyh Sait ayaklanmasını bahane ederek 4 Mart 1925’te Takriri Sükun Kanunu’nu çıkardı. Bu kanuna göre İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Takriri Sükun kanunundan iki gün sonra gazeteler kapatılmaya başlandı. 12 Mart 1925’te TKP’nin yayın organları olan Aydınlık ve Orak Çekiç kapatıldı. Oysa Orak Çekiç dergisi açık olarak Kemalist devletin yanında yer alarak ve resmi ideolojinin diliyle konuşarak hükümete destek vermişti. Şefik Hüsnü yurtdışına kaçmak zorunda kaldı. Mayıs 1925’te 38 komünist tutuklandı. Sanıklar en az yedi, en çok on beş yıllık kürek cezalarına mahkûm edildi.

 

TKP üçüncü kongresinde Merkez Komitesi’ne girmiş Hasan Ali Ediz Haziran ayında yurtdışına kaçtı. Nâzım Hikmet de Ağustos ayında yurtdışına çıktı, Odesa’ya geldi. Şefik Hüsnü Ekim 1925’te Moskova’ya geldi. Hasan Ali Ediz, Şefik Hüsnü ve Nâzım Hikmet birlikte bir bildiri yayımladı. Bu bildiride dikkat çeken şu satırlar vardı:

 

Biz komünistler sultanın defedilmesini selâmladık. Biz şimdi Kemalist hükümetin saltanatçı komploculara ve onları destekleyen ruhanilere karşı savaşını selâmlıyoruz. Ama biz komünistler daha ileriye gitmek istiyoruz.

(…)

Türk komünistlerin davasında mahkûm edilen Şefik Hüsnü, Hasan Ali, Nâzım Hikmet.

 

5 Ekim 1925.[8]

 

Ayrıca Şefik Hüsnü, Komintern’in Doğu Seksiyonu bürosuna ”TKP’nin Faaliyeti ve Perspektifleri hakkında” bir rapor yazdı. Bu rapor da Kemalistlerin komünistlere saldırısının sürpriz olduğu belirtiliyor: Kemalistlerin Kürtlere saldırısını onaylıyordu:

 

5 Mart 1925’te Türk burjuvazisi partiye korkunç bir darbe indirdi.

(…)

Ancak bir seferde partinin hem dergisini, hem gazetesini kapatan bakanlık kararnamesi yine de beklenmiyordu. Çünkü o tarihte böylesine baskıcı bir önlemi gerektirecek hiçbir şey olmamıştı.

(…)

Dahası komünist yayınlar Kürt ayaklanmasının acımasızca bastırılmasını va’zediyor ve hükümete komünistlerin feodaliteyi tasfiye yönündeki tüm çabalarında destek olma vaadinde bulunuyordu. Partinin hattı, tamamıyla doğruydu.[9]

 

Şefik Hüsnü 25 Ekim 1926 yılında Komünist Enternasyonal Dergisi’ne yazdığı ”Türkiye’de Komünist Hareket” isimli yazıda, TKP’nin Kemalist devleti desteklemesine rağmen cezalandırılmasına şaşıyordu; olayı ilginç buluyordu:

 

Bütün komünist yayınların çıkmasını bir anda yasaklayan bakanlık genelgesi gene de beklenmiyordu. Çünkü, o sırada, bu aşırı sert önleme gerekçe olacak hiçbir şey olmamıştı.

(…)

Aslında tam bu sıralarda, komünistlerin yayın organlarının son sayılarında, Kürt isyanının amansızca bastırılmasından yana olmaları ve feodalizmin tasfiye edilmesinde Halk Partisi’ni bütün güçleriyle destekleyeceklerini açıklamaları ilginçtir.[10]

 

Diğer yandan Komintern Yürütme Kurulu, 1925 yılı sonunda, ”Doğudaki Devrimci Hareketin Sorunları” üzerine yazdığı raporda, TKP’nin, Kemalizmden gördüğü terör yüzünden politika değiştirmemesini istiyordu. Komintern’e göre TKP’nin görevi, Kemalistlerin devrimci adımlarını ve Sovyetler Birliği ile kurduğu dostça ilişkileri desteklemekti:

 

Bugün Türkiye’deki iktidara karşı izlenecek taktiği, sırf… Komünistleri kovuşturmasına dayanarak belirlemek ağır bir hata olur… yoldaşlar Kemalist hükûmetin devrimci kazançları sağlamlaştırmaya ve SSCB ile dostça ilişkiler kurmaya yönelik her adımını, bundan sonra da kararlılıkla ve tereddütsüz desteklemelidirler.[11]

 

Mehmet İnanç Turan, Mustafa Suphi’nin Partisi, Etki yayınları, 2013.

 

 

[1] Orak Çekiç’in 26 Şubat ve 5 Mart 1925 Tarihli Sayıları, aktaran Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931), Yurt Yayınları, 1981, s.132-133.

[2] Orak Çekiç, 7. sayı, 5 Mart 1925.

[3] Dr. Hikmet Kıvılcımlı, İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark), Yol Yayınları, 1979, s.194.

[4] Komünist Enternasyonal Belgelerinde Kürt Milli Meselesi, aktaran Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931), Yurt Yayınları, 1981, s.133.

[5] İzvestiya 27 Şubat 1925, aktaran Mehmet Perinçek, Sovyet Dünya Kaynaklarında Kürt İsyanları, Kaynak Yayınları, 2012, s.84.

[6] III. Enternasyonal Raporları, aktaran Hasan Yıldız, Aşiretten Ulusallığa Doğru Kürtler, Fırat-Dicle Yayınları, 1991, s.111.

[7] Orak Çekiç, 1. sayı, aktaran Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar-II (1925-1936), BDS Yayınları, 1992, s.370.

[8] Aktarma İstanbul Komünist Grubu’ndan Türkiye Komünist Partisi’ne, 3. Cilt, Sosyal Tarih Yayınları, 2013, s.13.

[9] Şefik Hüsnü, aktarma İstanbul Komünist Grubu’ndan Türkiye Komünist Partisi’ne, 3. Cilt, Sosyal Tarih Yayınları, 2013, s.135.

[10] Şefik Hüsnü, aktarma Komintern Belgelerinde Türkiye-5 Şefik Hüsnü – Yazı ve Konuşmalar, Kaynak Yayınları, 1995, s.63.

[11] Komintern Yürütme Kurulu Kararı, aktaran Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar-II (1925-1936), BDS Yayınları, 1992, s.21.

About Sait Almis

Check Also

KÜRESELLEŞME YALANI

  “KÜRESELLEŞME” YALANI “Küreselleşme” neo-liberal bir yalandır. Mehmet İnanç Turan bu yalanı çok önceden afişe …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com