Köşelerden bir demet-Cavlı Çulfaz

“Kasabanın Sırrı”nı Yazmak / Yazmamak – Hamdi Yaver AKTAN

Cumhuriyet – 22 Haziran 2020 Pazartesi

Esprili ve ironik bir şekilde ‘bir kadının yaş gününü her zaman anımsamak, ama yaşını hiçbir zaman anımsamamak zorunda olduğu meslek’ olarak tanımlanır diplomatlık.

Aydınlanma düşünürü Kant’a göre en zararsız özgürlük, ‘insanın her konuda kendi aklını kamusal olarak kullanmak özgürlüğü’dür. Aklın kamusal kullanımı derken Kant, bütün okur dünyası önünde” kullanılmasını kasteder. Görülüyor ki söz konusu özgürlük, basın özgürlüğünden başka bir şey değildir; yine Kant’a göre kamusal aydınlanmayı kısıtlamak ise insan doğasına karşı bir suç olacaktır.

Hukuk devleti kavramının doğuşu ve giderek kamu hukuku belgelerinde temel ilkelerden biri haline gelmesi de bilindiği üzere aydınlanma felsefesi ile olmuştur. Buna düşünür Kant’ın katkısı yadsınamaz. Bir bakıma pozitif özgürlük anlayışının da başlangıcıdır. Devlet özgürlükleri tanımakla yetinemez, kullanılmasını güvence altına almakla yükümlüdür. Sözgelimi toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasını engelleyenlere karşı, özgürlüğü kullanmanın sağlanması ve korunması için etkin önlem almak devletin görevidir.

İNSANLIĞIN ACI TANIKLIĞI

Devlet-özgürlük ilişkisinde Hegel belki de daha öndedir. Hegel’e göre ‘devlet sadece yurttaşlarının özgürlüğe ulaşmalarını sağlamakla kalmaz; o bizzat özgürlüğün cisimleşmesidir. O bir değer ve bir erektir ve salt bireylerin gereksinimlerini karşılamanın bir aracı değildir… Hukuk felsefesi, devletin istikrarının temeli olarak yurttaşların zihnine dikkat çekmez’

Özgürlüklerin kullanımı için düşünürler her ne kadar devlete yükümlülük düştüğünü, devletin özgürlüğün cisimleşmesi olduğunu felsefi olarak ileri sürseler de insanlık nelere tanık olmadı ki!? O nedenle devlete karşı bireyin korunması, devlet gücünün sınırlandırılması ve sağlanması için yargı organının tam bağımsız olması düşüncesi gelişmiştir.

İnsanlık, insanların, yaptıklarından dolayı değil, kim olduklarından dolayı cezalandırılmalarına ne yazık ki tanık oldu! Dahası tutuklanan diyalektik felsefe yanlısı bir adamın, ‘kendisinin partiye karşı hiçbir suç işlemediğini, ancak onu casus ve iki taraflı çalışan biri olarak tutuklayan organların haklı (ve) suç işlememiş olsa bile yine de partiye düşman bir tabakadan olduğunu’ söylemesi  ve ‘günce tutmak yasadışı değildir… Ama fark edilecek olursa Winston’un ölüm cezasına çarptırılacağı ya da en az yirmi beş yıl zorunlu çalışma kampına gönderileceği’nin kesin sayılması sadece edebiyat eserlerine mi özgüydü, yoksa hiç gerçek olmamış mıydı?

Stalin sanığın adının yanına iki dikey çizgi koyduğu zaman, bu on yıllık mahkûmiyet anlamına geliyordu yine de iki çizgililer şanslıydılar!… Tek çizgi olsaydı ne mi olurdu? İDAM!

Geçen yüzyılın başlarında -1922- Sosyalist Devrimciler yargılanırlarken mahkeme heyetindekiler tarafsız davranamayacaklarını, ancak taraflılıkları ‘devrimin yararına’(!) olduğu sürece bu durumun sorun yaratmayacağını söylemişlerdi. Nazi Almanyası’nda da yargıçlar ‘Adolf Hitler’in şahsına sadakat yemini’ etmemişler miydi?

Maksim Gorki, Sosyalist Devrimcilerin davası cinayetle sonuçlanırsa, bunun daha en baştan alçakça bir cinayet olarak algılanacağını dönemin güçlü adamı Troçki’ye yazdığı mektupta bildiriyor ve adil bir yargılama istiyordu.

Sonuç değişiyor muydu? Elbetteki hayır! Tutuklanacak ve düşman ilan edilecek kişi sayısı tutuklamalar başlamadan önce yukarıdan aşağıya bir silsile halinde …. bildiriliyordu. Bu anlayış çerçevesinde plana uygun miktarda (sayıda) tutuklama yapılması esastı.’

TÜKENMEYEN AYDINLAR

Ama tükenmeyen aydınlar vardı: Varoluşçu düşünür J.P. Sartre 1945’te Modern Zamanlar’da aydın sorumluluğu üzerine yazarken Flaubert ve Edmont Concourt’u, komünün ardından gelen baskıdan sorumlu tutuyordu: çünkü ‘Engel olmak için tek satır yazmadılar’ diyordu ve devam ediyordu: ‘Şunu diyebiliriz: Bu onların işi değildi. Peki ama Calas duruşması Voltairein işi miydi? Dreyfüs olayının kınanması Zola’nın işi miydi?’  Aynı Sartre, Cezayir Savaşı sırasında kendi ülkesine karşı tutum alır. Tutuklanması istenir. Simone de Beauvoir’e göre tutuklanıp zincire vurulmuş bir ülkede tek özgür adam’ olmaktır isteği!

Ne var ki gerçekten büyük Charles de Gaulle vardır!… Charles Desjordins adlı yurttaşa cevaben yazdığı mektupta Sartre için ‘O Fransa’dır, tutuklanamaz!..’ der ve bu cevabıyla daha da büyür!

ELEŞTİRİ ‘OLMAZSA OLMAZ’

Hukuk devletine, insan haklarına, demokrasiye bağlı bir ülkede eleştiri vazgeçilemez bir gereksinimdir. Liberal düşünür Isaıah Berlin bu yöndeki düşüncesini ‘topyekûn kaos veya felaketi önlemek için fikir birliğine gerek duyulan umutsuz durumlar hariç, eleştiriyi yasaklayan veya kısıtlayan bir rejim totaliterizme veya başka bir tür fanatizme yol alıyor demektir’ biçiminde açıklamaktadır. O nedenle düşünce özgürlüğü günümüzde en yüksek değer olmuştur. Katılınmasa da yok etme hakkı hiç kimseye tanınamaz.

John Stuart Mill ne diyordu: ‘Bir kişi hariç bütün insanlık aynı görüşte olsa, tek bir kişi karşı görüşte olsa, insanlığın o kişiyi susturma hakkı o kişinin gücü yetse insanlığı susturma hakkından fazla değildir.’

Edebiyata, biyografilere, düşünce ürünü yapıtlara/yazılara göndermelerle dolu yazımın sonuna geldim sayılır. Yargıya intikal etmiş konularda görüş açıklamalarının yapılamayacağını bilenlerdenim. Türkiye pratiğinde bu emredici anayasa/yasa kuralları aleyhe açıklamaları kapsamamaktadır.(!)

Daha somut ve açık bir ifade ile aleyhe yazı yazılması olanaklı; hata müdafilerin bilmediklerini, alamadıklarını bazı “makbul sayılanlar”ın yazdıkları, aldıkları ortada!

KIYAMET Mİ KOPAR?

Soruşturma/kovuşturma yapılıyor mu?

Bilinmiyor!..

Kasabanın sırrı’ haline gelmiş bilgileri yazdıkları ve yazmadıkları/açıklamadıkları için tutuklu gazetecilerin özgürlüklerine kavuşturulmaları yargı organının önünde durmakta. Sartre’ları, Zola’ları, Gorkileri vb. kısmen görmekteyiz; bir yurttaş olarak Charles Desjordins’lere yazılan mektup benzerini görsek ne olur: “Kıyamet mi kopar”?

Geçmişte, bu toprakların gördüğü en kanlı bir örgütle mücadele edenlere bizzat devlet sahip çıksa fena mı olur? Aksine bir yaklaşımının o örgütün dolaylı olarak olsa da kırık kanadının iyileştirilmesi anlamına geleceği abartılı bir düşünce mi sayılır. Ne demişti Victor Hugo ‘… kartalın kırık kanadını iyileştiren onun pençelerinden de sorumlu olurmuş.’

Edebiyatla mı bitirsek: ‘Gecenin ardından gün nasıl doğuyorsa adaletsizlik de bir gün son bulacaktır. Olumsuzlukların bittiğini de göreceğiz, ışığın ve mucizelerin doğuşunu da…’

Yargı organına, El Greco’ya Mektuplar’dan bir cümle okumaya gerek var mı: ‘… kötü koşullarda adalet yerine getirilemiyorsa, adalet mekanizmasının başka zamanlarda işlemesi ne sağlar?’

Diplomasi mesleğiyle uzaktan/yakından ilgisi/bilgisi olmayanın diplomatlığa özenen yazısı da ancak bu kadar anlaşılmaz olur, değil mi?

Hoşgörüyle!..

HAMDİ YAVER AKTAN
YARGITAY ONURSAL DAİRE BAŞKANI

Avlumdaki ölü kuşlar

Barış Terkoğlu – Cumhuriyet – 22 Haziran 2020 Pazartesi

Benim köklerimin olduğu topraklarda ölüm bir kadın sesidir. Feryadın ayırt edilebilen bir acısı vardır. Gidenin ardından o an yaratılmış ağıtlar yakılır. Kadınların suratlarındaki tırnak izinin derinliği yitenin evlat olduğunu ele verir.

Bir cuma sabahı birbirinden farklı iki ses işitiyordum. Erkeklerin olduğu taraftan her zamankinden daha öfkeli sloganlar duyuluyordu. Kadınların koğuşlarından yükselen çığlıklardan ölüm soğukluğu hissediliyordu. Gelen gardiyana “Biri mi öldü” dedim. Yanıt vermedi. O gün ziyarete gelen iki avukat da bilmiyordu. Koğuşa dönerken maltada telefon hakkını kullanan gözü yaşlı bir kadın mahpus bana “Helin öldü” diyerek seslendi. Grup Yorum solistinin ölüm orucunda hayatını kaybettiğini anladım.

Avlunun dört köşesinde kuş yuvaları var. Her gün ürkekçe inip bıraktığım ekmekleri yiyorlar. Bir süre sonra yuvalarının içindeki tüm kiri aşağı döktüler. Meğer bu doğum habercisiymiş. Neredeyse bir tam gün uçmayı becerebilmek için uğraşan minikler avluda belirdi. Onlar kadar şanslı olmayanlar vardı. Hayatına devam edemeyeceği anlaşılan öteki yavrular birer birer aşağı atılıyordu. Avluda toprak yok. Onlara gazete kâğıtlarından geçici mezarlar yapıyorum. Önce onlardan vazgeçen annelerine kızıyorum. Sonra düşen yavruların başına üşüşen karıncalara bakıp, doğanın öğrettiğini yapan anneleri kendi yargılarımla yargılayan kendime kızıyorum.

Uçaktaki ‘eski teröristler’

Ben kuşlara kâğıt mezarlar yaparken, televizyonda ve gazetelerde Helin’i ve ölüm kuyruğunda bekleyen diğerlerini tartışıyorlar. Bir kısım yaşam hakkından bahsederken “onlar terörist” diyenler tüm sesleri bastırıyor.

Gözümün önüne Cumhurbaşkanı’nın uçağı geliyor. Erdoğan’ın bir yanında eski PKK hükümlüsü yeni Pelikancı, Akşam gazetesi yazarı duruyor. Öbür yanında bir dizi bombalamaya karışmış eski İBDA-C hükümlüsü yeni Pelikancı Star gazetesi yazarı. Eski Türkiye” düzeni, “terörist” saydıklarına bile cezalarını çektikten sonra yeni bir hayat vermiş. Muhtemelen Cumhurbaşkanı da onların gözlerine “eski terörist” diyerek değil, “kendisini bir kez daha doğurmuş insan” diye düşünerek bakıyor. “Herkesi Tanrı’nın merhametine havale ederiz, ama kendimiz hiç merhamet göstermeyiz” diyor George Eliot. Ne yazık, Tanrı’nın adını en çok anıyor görünenler, güce kavuştukça merhameti unutuyor.

Türban eyleminden terör tutukluluğuna

Bizim kuşak, Grup Yorum’la 90’lı yıllarda tanıştı. O dönem Ahmet Kaya gibi Grup Yorum’u da farklı görüşten insanlar dinliyordu. Öyle ki 90’ların ikinci yarısında Beyazıt Meydanı’ndaki türban eylemlerinde sahnede Grup Yorum vardı. Bir yanda şehadetparmağı öbür yanda yumruk kaldıranlar birlikte slogan atıyordu. Sonra o eylemlerdeki İslamcı gençler sakalları kesti, takım elbise giydi, “düzen siyaseti” dedikleri işlere bulaştı. 35 yıldır şarkı söyleyen Grup Yorum’u terörist ilan etti. İşin ilginci, farkındalar mı bilmem, halen AKP’nin tanıtımlarında kullandıkları birçok fon müziği Grup Yorum imzasını taşıyor.

Gelelim işin esasına…

Doğrusunu öğrenmek için Helin Bölek’in mahkeme dosyasını elime alıyorum. Çeşitli eylemlere katılıp defalarca gözaltına alındığı ve hepsinde serbest bırakıldığı görülüyor. Çoğunlukla bu eylemler nedeniyle yargılandığı 11 ayrı davanın sanığı olduğu anlaşılıyor. Nihayetinde çoğunluğu gizli tanık ve itirafçı ifadelerine dayanan delillerle DHKP-C üyeliği suçlamasıyla 2017 yılında tutuklanıyor. Yargılamanın başlamasından kısa süre sonra, tutukluluğunun 8. ayında, 15 Şubat 2018’de tahliye oluyor. Ancak cezaevinden çıktığı gibi yeniden gözaltına alınıp bir daha tutuklanıyor. Bir süre sonra, bu kez İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, Bölek’i “suç vasfının lehine değişme ihtimali” gerekçesiyle tahliye ediyor. Kısacası 2011’de başlayan yargılanma serüveninde, yargının değişik dönemlerine tanıklık eden 9 yıllık süreçte, hiçbir mahkeme Helin Bölek hakkında bir karar vermedi. Eminim ki sebebi yargıçların DHKP-C sempatisi değil. Şüpheden uzak kesin bir kanaat kuramadıklarından bunu yapamadılar. Sonuç olarak tahliye olan Bölek, “konser vermesinin engellendiği” gerekçesiyle başlattığı ölüm orucu eyleminde hayatını kaybetti.

Hapiste de şarkı cezası

Mahkeme tutanaklarında yer alan 3 Ekim 2018 tarihli savunmasında şunları söylüyordu:

Hapishanede şarkı söylediğimiz ve halay çektiğimiz için disiplin cezası aldık. Ben Grup Yorum elemanıyım, orada da saldırıya uğruyor, orada da yasaklanıyorum. Hapishaneye geliyorum orada da şarkı söylüyoruz, orada da yasaklamalar ve saldırılara maruz kalıyoruz. (…) Savunmaya çalışırken gördüm bu maddeyi, anayasanın 64. maddesiymiş bu: Devlet sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Dönüyorum şu anki bulunduğumuz duruma bakıyorum, çok tezat bir durum söz konusu ya da şöyle demek lazım herhalde haklarını yemeyelim: Bir buçuk senedir gayet iyi sanat eserlerimiz ve faaliyetlerimizle beraber korunuyoruz hem de yüksek güvenlikli hapishanelerde korunuyoruz. (…) Başka yerlerde boy gösteriyor olsaydım, sahnelere çıksaydık, magazin sayfalarında yer alsaydık şu an burada yargılanıyor olmayacaktık.

Bölek savunmasında Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında Fethullahçı polislerin yaptıklarının bir benzeriyle bugün karşılaştığını da iddia ediyor.

AYM Başkanı ne dedi?

Bölek’in ardından halen ölüm orucu eylemleri sürüyor. Zaman zaman cezaevinde denk geldiğim tutuklu avukat Ebru Timtik kemikleri sayılır halde ölüme doğru yürüyor. Kendisiyle birlikte tutuklanan avukatlarla ortak talepleri şu: “Adil yargılanmak istiyoruz.”

Zira İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin haklarında verdiği tahliye kararının ardından onlar da cezaevi kapısında yeniden tutuklandı. Kararı veren hâkim heyeti değiştirildi. Sonra karar da değişti.

Adil yargılanma” isteyen avukatlar ölüm orucundayken, 9 Haziran’da Yargı’nın 1 numarası, AYM Başkanı Zühtü Arslan, “Yüzde 52.1 oranında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini görüyoruz” dedi. Kısacası ölüme giden avukatla, yargının en tepesinde hâkim adaletin olmadığı konusunda anlaşıyor.

Adalet ve limon

Teröre de insan hayatını ortadan kaldıran eylemlere de karşı olalım. Öte yandan terör örgütü yöneticisi ile üyesini, destekçi ile sempatizanı, propaganda yapanla davada avukatlık yapanı ayırt edecek olan şeye hukukun terazisi dediğimizi de bilelim. Genelkurmay Başkanı’nı terörden tutuklayan, MİT Başkanı’nı terörden ifadeye çağıran, hedefinin ise mevcut Cumhurbaşkanı’nı terörden yargılamak olduğunu bildiğimiz yargı terörünün travmasını; herkesi terör çuvalına doldurup mahkeme kararlarını bile uygulamayan bir başka yargı ile atlatamayacağımızı görelim. Bunun terörü büyütüp, yargıyı çürüttüğünü anlayalım.

Hukuk, Cumhuriyet’in en kalın kolonudur. Adalet, dostlarımıza verdiğimiz gül değil, düşmanlarımızı bile tarttığımız kantardır. “Adil yargılanma” ayrıcalık değil, suç işlemiş olsa dahi herkes için haktır.

Kuşlar ötmeye devam ediyor, ölenlerin cesedi avluda. Gardiyanlar yemek dağıtıyor. Limonlar açlık grevindekilere devletin ikramı. Korkuyorum, zalimden değil zulmün parçası olmaktan. İnanıyorum, bir gün adalet de hürriyet de limon kadar ulaşılabilir olacak.

 

 

Mehmet Ali Güller

ABD’yle ortak çalışmanın iki tehlikesi

Cumhuriyet – 22 Haziran 2020 Pazartesi

Türk-Amerikan ilişkilerinde hangi sorunlar var?

En büyük sorun ABD’nin PKK’ye her türlü desteği vermesi ve bu örgütün Suriye koluna, tıpkı daha önce Irak’ta Barzani’ye yaptığı gibi bir devletçik kurdurmaya çalışmasıdır.

Bir diğer sorun, ABD’nin FETÖ’yü desteklemesi ve Fethullah Gülen’i Türkiye’ye iade etmemesidir.

Öte yandan ABD’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı cepheyle hareket ediyor olması da önemli sorunlardan biridir.

S-400 sorunu, Washington’a göre TürkAmerikan ilişkilerindeki en önemli sorundur. F-35 sorunu ise S-400 sorununa bağlanmış bir alt sorundur. Ama S-400 aynı zamanda Ankara açısından bir karttır. Halkbank gibi konular da yine temel sorunlarda kullanılan kartlardandır.

Kuşkusuz başka sorunlar da vardır ama bugün ele alacağımız konu çerçevesindeki belli başlı sorunlar bunlardır.

Çıkarlar tablosu

Erdoğan’ın “ittifakı sürdürme” mektubu, Çavuşoğlu’nun “ortak çalışma” ilanı, “ABD’yle yeniden ortak çalışmanın getirileri” üzerine Kalın’dan Oktay’a pek çok AKP’linin açıklamaları…

Şimdi soru şu: Türkiye Libya’da ABD’yle ortak çalışabilme noktasına nasıl geldi? Tüm diğer sorunlar, sorun olma özelliğini korurken, hiçbir sorun yokmuş gibi Libya’da ortak çalışma yapılabilir mi? Bunun mümkün olmadığı ortada…

Libya’da Türk-Amerikan ortak çalışması için iki tarafın da çıkar ortaklığı gerekir.

Washington için tablo şöyle: Birincisi, Libya’da ortak çalışmayı Türk-Rus ilişkilerini baltalamanın bir fırsatı olarak görüyorlar. İkincisi, bunun Suriye’ye olumlu yansıyacağını düşünüyorlar; ona uygun hazırlıklar da (Sezar yasası, Barzani – PKK anlaşması) yapıyorlar. Üçüncüsü Rusya’nın Kuzey Afrika’daki varlığına karşı, “anlaşma yapılmış” bir Türkiye’nin dengeleyici olacağını varsayıyorlar.

Ankara için de tablo şöyle: Birincisi, Libya’da ABD ile ortak çalışmanın Rusya’ya karşı pozisyonu güçlendireceğini hesaplıyorlar. İkincisi, bu işbirliğinin sıkışık ekonomik tablolar için bir anahtar görevi göreceğini düşünüyorlar. Üçüncüsü ve en kritiği, bunun Suriye’de bir getiri oluşturmasını planlıyorlar!

S-400 ve Halkbank tavizleri

Tüm bu çıkarlar tablosu, ortak çalışma için yeterli mi? Pek mümkün görünmüyor. Bu gibi durumlarda “çıkarları” destekleyen “tavizlerin” de masada olması gerekir. İşte o noktada karşımıza S-400 ve Halkbank konuları çıkıyor.

S-400’de durum ne? Sistem nisanda çalıştırılacaktı, salgın “bahanesiyle” ertelendi. Bahane diyoruz, çünkü birincisi salgın bir silah sistemini çalıştırmaya engel değildir, ikincisi de madem 1 Haziran’da normalleşme başladı, o zaman sistem artık çalıştırabilir! Görünen o ki “ortak çalışma”nın nasıl ilerleyeceğine bağlı olarak S-400 Ankara tarafından bir pazarlık kartı olarak kullanılmaya devam edecek.

Halkbank’ta durum ne? Son olarak Trump’ın Halkbank davasının savcısı Geoffrey Berman’ı görevden aldığı açıklandı. (Berman’ın görevden alınmadan hemen önce istifa ettiği de belirtiliyor). Trump’ın eski ulusal güvenlik danışmanı Bolton’ın kitabında yazdığına göre Trump bu konuda Erdoğan’a şunu demişti: “Halkbank sorunu Obama döneminden kalma savcılar değiştiğinde çözülecek.”

Nitekim Erdoğan daha önce “Trump’la Halk Bankası konusunu konuştum. İki bakanımıza yaptırım kalktı” demişti, bir süre sonra da Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla serbest bırakılmıştı.

Fırat’ın doğusuna tahkimat

Gelelim asıl meseleye; bu ortak çalışmanın Suriye’ye nasıl yansıyacağına, bu konuda Ankara ve Washington’un beklentilerine…

Washington açısından Suriye meselesinde temel hedef en başından beri Suriye’nin kuzeyinde bir Amerikan koridoru kurmaktır. Bunu, Irak’ın kuzeyindeki koridorla birleştirip Doğu Akdeniz’e açmak istemektedir.

Bu olmadı; Türkiye’nin koridora müdahalesinden Esad yönetiminin iyi direnmesine kadar bir dizi nedenle ABD hedefini gerçekleştiremedi. Ancak bir fırsattan yararlanarak hedefini ileride gerçekleştirebilmek üzere parçalı olarak ayakta tuttu: AKP’nin Fırat’ın batısında ÖSO koridoru kurma hayalini bir fırsata dönüştürerek Fırat’ın doğusundaki PYD koridorunu korudu. Nitekim Fırat’ın doğusu Ankara’nın gündeminden uzun bir süre önce düşmüştü!

Şimdi ABD Libya’daki ortak çalışmayı da fırsata çevirerek Fırat’ın doğusunu tahkim ediyor. Nasıl? Barzani ile PKK’nin Suriye kolu PYD’yi anlaştırarak!

Tuzak ortada: Fırat’ın doğusundaki özerk yapının “dokunulmazlığı”, artık AKP’nin müttefiki Barzani de içinde yer aldığından, biraz daha artacaktır!

Ne yapmalı?

  1. Libya, Doğu Akdeniz ve Suriye artık tek cephedir ve Libya’da ABD’yle ortak çalışma, Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Suriye’de taviz vermeyezorlar.
  2. Fırat’ın batısında ÖSO koridoru kurma ajandası olan, Fırat’ın doğusundaki Amerikan koridoruna razı olur!

Ankara’nın son tahlilde savaşlara gebelik yapan jeopolitikçi anlayıştan çıkıp, Atatürk’ün komşularla barış ve güvenlik kuşağı” kurma anlayışına dönmesi, “beka” meselesidir!

 

Ergin Yıldızoğlu – 22 Haziran 2020

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu/ruyadan-kabusa-amerika-1746634

 

Ergin Yıldızoğlu – 18 Haziran 2020

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu/kasimda-trump-kazanirsa-liberal-demokrasiye-donusu-unutun-1745767

 

Erdal Atabek – 22 Haziran 2020

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/erdal-atabek/korku-ile-suru-lestirme-1746619

 

Bit yavrusu – Yapışkan yılışık

Süleyman Demirel ve Deniz Gezmiş

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/enver-aysever/bit-yavrusu-1745758

 

Attila Aşut – Oğuz Oyan – BU “VİRUS” DA NEREDEN ÇIKTI?

https://www.birgun.net/haber/kavramlar-uzerine-gorusler-305499

 

Melih Pekdemir – Layığını bulmak

Laiklik bile diyemeyip ‘layiklik’ denilen bir memlekette layık olmak ne işe yarar ki?

https://www.birgun.net/haber/layigini-bulmak-305505

 

Mehmet Yakup Yılmaz – Kötülüğün Sıradanlığı

https://t24.com.tr/yazarlar/mehmet-y-yilmaz/yesil-topcu-mahir-unal-in-sunumuna-yanitim,27122

 

Oya Baydar – Araya kaç santim mesafe koymalı?

https://t24.com.tr/yazarlar/oya-baydar/pkk-teror-orgutu-mu-araya-kac-santim-mesafe-koymali,27127

 

Martin Luther King

https://medyascope.tv/2020/06/21/martin-luther-king-ayaklanmalar-uzerine-1967-turkce-altyazili/

 

Ünsal Ünlü – Medyascope – Yürümek, yürekten, gülerekten

https://medyascope.tv/2020/06/22/yurumek-yurekten-gulerekten/

 

Ruşen Çakır – Medyascope

https://medyascope.tv/2020/06/19/rusen-cakir-mahkemeler-anayasanin-esitlik-ilkesine-gore-davransaydi-basta-ak-parti-olmak-uzere-bircok-partiden-cok-kisi-fetonun-siyasi-ayagini-olusturduklari-gerekcesiyle-yerlerinden-olurdu/

About admin

Check Also

Köşelerden Bir Demet (259)-Cavlı Çulfaz

“Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz. Biz ise, ortadan kaldırılmış yoksulluk! O yüzden anlaşamıyoruz.” – Victor …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com