DEVRİMCİ MİRAS KİTAPLIĞI

YIKINTININ TARİHİ VE TEORİSİ (1)
 
Yıkıntının Tarihi ve Teorisi isimli kitabın birinci baskısı Etki Yayınevi’nden 2001’de yayımlandı. Gözden geçirilmiş ikinci baskısı Özgür Üniversite Kitaplığı’ndan 2011 yılında çıktı. Kitap, 1991’de çözülen ve yıkılan Sovyetler Birliği’nin niçin yıkıldığını analiz ediyor.
 
Türkiye solunun çoğunluğu Sovyetler Birliği’nin yıkıcısı olarak Gorbaçov’u görmektedir. Oysa bu kitaba göre, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının temelleri 1930’larda atılmıştır.
 
Gorbaçov döneği sadece sırça saraya son darbeyi indirmiştir. Sonu görmek, başı görmemek siyasi körlüktür. Anlamak için tarihe bakmak gerekiyor.
 
Yıkıntının sorumlusu kim?
 
Tarihsel olarak suçlu Stalin ve onun beslediği Sovyet bürokrasisidir:
 
Tarihe bakış açısını ele almamızın bir nedeni var. Yıkıntının tarihinde Stalin’in ve onun teorik-politik anlayışının olumsuz önemini göremeyenler, Stalinci bürokrasi yığınının gücünü göremeyenler, bu tarihi doğru algılayamaz. Diyalektik olmayan şu ucuz görüşlerden vazgeçmek gerekiyor:
 
”Tarihteki tüm olumsuzlukların suçunu bir kişiye yüklemek doğru olmaz.”, ”Stalin tarihte hiç mi olumlu bir rol oynamadı?”, ”Stalin’in yaptıklarının doğruları da var, yanlışları da.”, vb.
 
Bu ortacı yaklaşım, tarihte bireyin rolünü anlamayan, bilincin-teorinin gücünü görmeyen, zincirin hangi halkasının tutulacağını bilmeyen oportünist bir yaklaşımdır. Birçok neden arasında bocalayanlar, belirleyici nedeni bulup çıkaramayanlar böyle düşünür. Bunlar, ”tarihi insanlar yapar” cümlesini ezbere bilirler. Ama bu görüşün aynı zamanda, tarihin bireysel istençlerin çatışmasından doğduğunu anlatmak istediğini kavrayamazlar.
 
”Tarih öyle bir yolda ilerler ki, son sonuç, her zaman, bireysel birçok istenç arasındaki çatışmalardan doğar.”
 
Marksizm ile ilgilenen herkes bilir ki, Marx’ın, Engels’in, Lenin’in de hataları, yanlış öngörüleri vardır. Ancak hiç kimse tarihsel sürece bütünüyle baktığı zaman, onların tarihe yaptıkları bireysel katkılarının olumsuz olduğunu söyleyemez. Halbuki Stalin için aynı olumlu değerlendirmeyi yapmak mümkün değildir.
 
Stalin’in yıkıntının tarihine katkısı olumsuzdur. Komünist partilerini Sovyetler Birliği’nin piyonları haline getirmiş, bürokrasinin çıkarını başa koymuştur. Yıkıntının tarihini ve burada Stalin’in rolünü doğru biçimde anlamak, yıkılmış ”kendine sosyalist diyen ülkelerin” acı kaderinin nedenlerini anlamakla bir açıdan özdeştir. Çünkü, Stalin ile birlikte yazılan Yıkıntının tarihi, dünya devriminden kopuşun tarihinden başka bir şey değildir. Sovyetler Birliği’nde Stalin’in uyguladığı iç politikanın, dış politikaya güzel, ama acılı bir yansımasıdır bu tarih.
 
* * *
 
Komintern tarihi, Komintern’in 1919-1924 dönemi dışarıda bırakılırsa, geriye kalan sadece, Sovyetler Birliği’nin ulusal çıkarına göre şekillendirilmiş bir politikanın, diğer komünist partilerine dayatılmasıdır. Bu tarih aynı zamanda proletarya enternasyonalizminin çiğnenmesidir; olabilecek devrimlerin önünün kesilmesidir.
 
Nesnel koşulların kendi başına hiçbir gücü yok. Tarihi yapan insanların ve onların içinde yığınlara önderlik eden liderlerin olumlu, ya da olumsuz anlamda bir gücü var. Tabii ki yaşanan nesnel koşullara bağlı olarak. Yığınlar olmazsa, örgüt ve liderler olmazsa, nesnel koşullara dayalı hiçbir devrimci durumdan devrim ortaya çıkmaz. Kitleler, örgütsüz-lidersiz, kendiliğinden bir tarih yaratabilir ancak. Rastlantıları görmek, zorunlulukları kavramak ve bu koşulları bilinçli bir yöne kanalize etmek kitlelere önderlik edenlerin misyonudur. Eğer bu misyon yanlış bir biçimde yerine getirilirse, devrim isteyenlerin karşı-devrimi bilinçsizce hazırlamaları son çözümlemede kaçınılmazdır. Komintern tarihi bunu da göstermiştir.
 
Stalinizm, Rusya’nın ekonomik olarak geri koşullarında gerçekleşen Ekim devriminin, emperyalistler tarafından tecrit edilmiş bir geçiş toplumunun ve dünya devrimine doğru sıçrayamamış bir devrimin objektif koşulları üzerine oturmuştur. Bu koşullar, yozlaşmış bir işçi bürokrasisini geliştirmiştir. İşte Stalin’in dayandığı sosyal tabaka da bu olmuştur. Bu bürokrasi yığını olmadan, onlara dayanmadan Stalinizm ne var olabilirdi, ne de ayakta kalabilirdi. Stalinist ideolojinin yaşamda hayat bulması bürokrasi sayesinde olmuştur. Daha doğrusu bürokrasinin çıkarlarına Stalinizm tercüman olmuştur. Stalinizm = Stalin değil, Stalinizm = yozlaşmış işçi bürokrasisidir. Bu bürokrasinin çıkarlarını dile getiren ideolojiye Stalinizm, diyoruz.
 
* * *
 
Kanıtların-belgelerin gerçeği yorduğu söylenir. Ama gerçeğin ne olduğu pratiğin içinde doğrulanan belgelerle, kanıtlarla, görüşlerle ortaya çıkar. Gerçek kavrandıktan sonra bir yorgunluk ortaya çıkar ancak. Gerçek, çoğunluk tarafından kavranmadığı sürece, ne kanıtlar, ne belgeler, ne görüşler kendilerini tekrarlamaktan yorulur.
 
Gerçeğin ölçütü teori değil, pratiktir. Tarihin kendisi ise pratiktir. Soyut teorik tarih yoktur. Daha doğrusu böyle bir tarih filozofların kafasında vardır, ancak bu tarihin yaşanmış tarih ile ilgisi yoktur. Yaşanmış tarihi doğru anlamak için pratiğe bakmak, belgeleri, görüşleri bu pratiğin sınavından geçirmek ve gerçeğe ulaşmak gerekiyor.
 
Stalin ve onu izleyenlerin yazdırdığı gerek Bolşevik Partisi tarihi, gerekse Komintern tarihi gerçekleri ortadan kaldırmaya çalışan bir tarihtir. Yalanlara, çarpıtmalara dayanan, objektif olmayan bir tarih ne kadar güçlü olursa olsun, gerçek tarihi arkasından getirmeden yapamaz. Ölümlü yalancı tarih, realist tarih karşısında daha şimdiden yenilmiştir. Sadece, tarihin Stalin versiyonunun uydurma biçimini henüz göremeyenler onun ölümünü göremez. Bu çalışmanın amacı da ölümü somut olarak göstermektir. Bu ölümü anlamak, Sovyetler Birliği’nin Gorbaçov eliyle yıkılmasından çok önce, Stalinizm ile yıkıldığını kavramak demektir.
 
Bu çalışma öz olarak belgelere dayanmaktadır. Stalin’in yazdırdığı resmi tarihin dışında başka bir gerçek tarihin olduğunu göstermek istemektedir. Bu nedenle, tarihsel belgelere, realist tarihçilerin görüşlerine yer vermektedir. Araştırmak, düşünmek, doğruyu bulmak ve gerçek tarihin ne olduğunu anlamak isteyenler için, kanıtların-belgelerin toplu olarak sunulması bir kolaylık sağlar. Bu nedenle kendi yorumlarımı mümkün olduğu kadar kısa tutarak, Stalin öncesi Komintern tarihinin ayrıntılarına girmeden, belgeleri, tarihçileri konuşturmaya çalıştım. Umarım ki araştırmak için fazla zamanı olmayanlara bir yardımı olur ve gerçeğin güçlenmesine hizmet eder.
 
Stalinist anlayıştan, gelenekten, teoriden, pratikten kopmanın ne kadar zor olduğunu kendi deneyleriyle bilenlerdenim. Marksizmin çarpıtılmış Stalinci versiyonu ile eğitildim. Yıllarca Stalinci görüşlerin doğruluğuna, yazılan uydurma tarihsel masallara iknâ olarak yaşadım, bunları savundum. Gerçeğe yaklaşabilmem ve tarihe başka bir gözle bakabilmem için yılların eskimesi gerekti. Bu eskiyen yıllar içinde zamanla Stalinciliği anlayabildim. Emek sarfederek aranmadan gerçek bulunamıyor.
 
Sovyetler Birliği yıkıntısının tarihini anlamak, Stalinizmi anlamakla bağlantılıdır. Stalinizmi anlamayan, yıkıntının nedenini ve onun tarihini anlayamaz.
 
Gerçeği aramak ufak bir parça altın filizi çıkarmaya benzer. Büyük kayaları parçalamayı ve kumları temizlemeyi göze almak gerekir.

About Sait Almis

Check Also

Bir Egemenlik Aracı Olarak Sanatta Ödül-Sinan Abuzer Akdağ

Egemenin amaçlarına ulaşmasını kolaylaştıran ve her kesimden insanı bu yarışma kültürü içine çeken bu anlayış, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com