Önder İşleyen’in cevapları

Soru 1

Chomsky’nin, salgının insanların nasıl bir dünyada yaşadığımız ve yaşamak istediğimiz konusunda düşünceklerdir, sözleri bu dönem için hareket noktamız olabilir. Felaket ve devrim senaryoları üzerinden aşırı iyimser ve kötümserlik arasında salınan erken değerlendirmeler yerine, bu şey üzerine daha fazla düşünmek gerekir. Anlama çabası da yarına, korona sonrasına ilişkin bir tutum olduğu sürece belki Zizek’in, komünizme geçiş abartısında olduğu üzere çarpıcı ve üzerine konuşulabilir olabilir ama gerçekle pek ilgisi olduğu ise pek iddia edilemez.

Dünyanın nasıl olacağına tek bir şeye yani şimdi bu küçük virüsün kapitalist kurumları nasıl çaresiz bıraktığını söyleyerek karar verilemez. Bu sistemi değiştirecek bir alternatif ve onu hayata geçirecek örgütlenme, hareket ve enerjinin müdahalesinin nasıl mümkün olacağını düşünmek ve hatta tam da bugün bunun için hareket halinde olmak gerekir. O nedenle dünyanın gelecekte nasıl bir yer olacağından bugün yaşadığımız kriz içindeki eğilimlere ve buna soldan yapılacak müdahalelere odaklanmak daha doğru olacaktır. Salgının hemen başında, bu kahinlik merakının solun bir bölümünün dikkatini de kaydırdığını ayrıca ifade edebiliriz.

Bunlar bu dönemin önemli etkileri ve sonuçları olacağını tümüyle dışlamaz. O zaman, biraz daha öncesinden başlayarak bazı noktaların altını çizebiliriz. Salgın, kapitalizmi kriz halinde yakaladı ve bu krizi derinleştiriyor. 2008 sonrasındaki kriz bir yanda sol direniş hareketlerini, halk isyanlarını gündeme getirirken bir yandan da neo-faşist iktidarların öne çıktığı bir tabloyu ortaya çıkarmıştı. Salgın, sistemde iki yönlü bir etki ortaya çıkarmaya başladı. Bir yanda çökmekte olan sistemi hızla deforme etti. Kriz içindeki Avrupa Birliği çöktü, bütün sınırlar hızla ve birbirleriyle koordinasyona dahi ihtiyaç duymadan kapatıldı. ABD’de kimi bölgelerde halkın AVM’lere yönelik yağmasından, pek çok yerdeki silah ve gıda depolamaya varan eğilimlerini görüyoruz. Trump saçmalık olarak görünen hareketlerin arkasında, eyaletlere savaş açtı. Bir dağılmadan söz ediyoruz her yerde. Bu dağılma içinde başvurulan ilk yöntem ise dönemin olağanüstü niteliğini de kullanarak yetkilerin arttırılması, özgürlüklerin kısıtlanması ve sürecin askerileştirilerek güç ve yetkin arttırılması. Bu yapılırken elbette göçmen ve yabancı düşmanlığının körüklenmesi ve virüsün bir dış-yabancı unsura ait bir silah olarak değerlendirilmesine buna eşlik ediyor. Bu da neo-faşist iktidarlar için bir fırsat olarak görülüyor ki mevcut durumda yaratılan korku ve çaresizlik ikliminde iktidar olana (yani olanakları elinde tutana) doğru yönelme en azından ondan beklenti içinde olma duygusunun gelişmesi de muhtemel.

Bunun içinde ise tam da neoliberal kurumsal düzeneğin yarattığı sorunlar görülüyor. Salgının kaynağına ilişkin komplo teorilerini bir yana bırakırsak, gerçek olan şu ki kapitalizmin doğa üzerindeki yıkımının sonuçlarıyla yüz yüzeyiz. Ekolojik yıkımla birlikte sağlık sisteminin sadece parası olanlar için düzenlenmiş olmasının nasıl sonuçlarını olduğunu, insanların sağlıklı barınma hakkı, gıdaya erişim imkanlarının ne denli sınırlandırılmış olduğu da bu aynada ortaya çıkıyor. Bir başka gerçek ise gelir ve servet dağılımındaki eşitsizliğin bir tartışma konusu olarak öne çıkması. Bunlar elbette adalet, eşitlik talebine, kamucu ve planlamacı demokratik bir sisteme olan ihtiyacın altını daha çok çiziyor. Ekonominin güvenliği ya da halkın yaşamı arasındaki bir tercih söz konusu olduğunda kapitalizmin tercihinin ekonomik çarkların dönmesinde yana olacağını milyonlar yaşayarak ve öfke içinde görüyorlar. Ancak burada temel mesele şu görmek tek başına yeterli olmayacaktır. Değiştirmek için, değişime ilişkin bir iradenin, potansiyel bir gücün ve fikrin de görülmesine ihtiyaç var ki bugünün en önemli eksikliği tam da burada birikiyor. Yeni değil, tüm direniş ve isyan dalgalarına karşı bu henüz değişmiş bir durum değil ancak değişmesi için zeminin daha uygun hale geldiğini söylemek gerekir ki salgının yarattığı toplumsal bunalım ve bilinç de bunu güçlendiriyor.

 

Soru 2-

Burada da sol güçlerin program ve hareket kapasitesine yapılan atıflara katılıyorum. Değiştirici bir güç olmaksızın hiçbir şey gerçek anlamda değişmez. Ötesinde böyle bir güç yoksa eğer kapitalizm ne kadar çürümüş olursa olsun ya tüm çürümüşlüğüyle bugünkü gibi felakatler yaşatarak, ölülerimizin üzerine basarak ayakta kalmaya devam edebilir.

O zaman burada öncelikle bugün sadece solun değil kapitalist merkezlerin de vurgu yapmak zorunda kaldığı sınıfsal eşitsizlikler sorunu var. Neoliberal çağ, solu da bir ölçüde kimlikler siyasetinin içinde reformist ve muhalefet potansiyelini de parçalayan noktalara sürükledi. Bu hatırlanırsa sınıflar mücadelesinin sona erdiği ve proleteryanın tarih sahnesinden çekildiği tezleriyle kol kola ilerledi. Ama salgın günlerindeki görüyoruz ki hayatı ayakta tutmaya devam eden şey emekçi sınıflardan başkası değil. Sol, bu durumun radikal bir eleştirisi üzerinden sınıfsal bir temel üzerinden yükselebilecek. Bu temel noktadan hareketle şimdi yaşanan sorunlara nasıl çözümler bulunabilir diye sorduğumuzda (kimi bazı devletler zorunlu olarak bunu gündeme getiriyor) kamuculuk, kamulaşturma ekseni öne çıkıyor. Özelleştirmenin, kamu hizmetlerinin paralı hale getirilmesinin sonuçlarını bugün görülmekle kalmayacak, insanlar artık bunu talep etmeye devam edecekler. O zaman, sol bir siyaset kuşkusuz ki özelleştirilen hizmetlerin yeniden kamusal bir niteliğe sahip olması, ulaştırma, enerji başta olmak üzere stratejik kurumların kamulaştırılması mücadelesi için bir yeni dönem başlayacak. Bu mücadele doğanın, halkın müştereklerinin savunulmasına dayanan ekolojik bir eksenle birlikte, tohumun, toprağın yani gıda üretiminin şirketlerden kurtarılması üzerinden yükselecek.

Buna iki şeyi daha eklemek gerekir. Salgın günleri bize, Thatcher’in, toplum yoktur rekabet içindeki bireyler vardır, sözüyle başlayan bir dönemin de sonunu işarete diyor. Bugün, ancak birlikte bir toplum olabileceğimiz, kolaktif ve dayanışmacı ilişkilerle ayakta kalabileceğimiz de görülüyor. Bu da kapitalizmin yarattığı kültürel ve sosyal yıkıma karşı bir yeniden kuruluş noktası olarak öne çıkıyor. Bu fikirlere daha çok kulak verileceği bir dönemde toplumların demokratik, halkın söz sahibi olacağı bir anlayışla sol bir alternatifi güçlendirecek bir örgütlenmelerin güçlendirilmesi için bir enerjinin ortaya çıkması gerekiyor. Sol, bu enerjiyi açığa çıkarabildiği oranda toplumdaki bu arayış ve potansiyelle birleşerek, durumu değiştirebilir.

Soru 3

Türkiye’de bir muhalefet krizinden de ya da muhalefetin etkisizliğinden de söz etmek gerekir, belki dünya ölçeğinde de (kimi istisnalar dışında) durum farklı değil. Bunun pek çok nedeninden söz edebilmek mümkün ama güncel olarak muhalefet yerel yönetimler bağlamında belli bir güç kazanmış olmakla birlikte (ki salgında da yerel yönetimlerin öne çıktığı bir düzlem var) izlenen politikalar ağırlıkla düzenin restorasyonuna odaklanmış durumda. Bu da bir sağ siyasete tekabül ediyor. Daha çok parlamenter sisteme geri dönüşle sınırlandırılmış olan ve bunun için de AKP’nin eski parçalarına uzanacak bir sağ merkez kaolisyon görüntüsü altında sürdürülen politikalar, gerçek ve dönüştürücü bir alternatifi ortaya koymakta yetersiz kalıyor. Sistemin derin bir sarsıntı geçirdiği bir noktada sürecin kısmi demokratik haklar temeline indirginmesi ve bir din devleti karşısında laiklik başta olmak üzere bağımsızlık, kamulaştırma ve sermaye karşıtlığına dayanmayan politikalarla gerçek bir alternatif ortaya koymak da mümkün değil. Sol bir alternatif ve siyasetin güçlenerek, muhalefeti sağa yatık eğilimini de sola bükmesine ihtiyaç var. Solun mevcut dağınıklık olarak görülen etkisizliğinin aşılabilmesi de buna bağlı. Salgın koşullarında bu noktada ortaya konulmaya çalışıyan dayanışma pratiklerinin, kamulaştırma talebiyle yürütülen mücadelelerin etki gücü tartışılabilir ancak hiç de küçümsenmemesi gerekir. Ancak bu koşullarda toplumun sorunlarına daha geniş ölçekte yanıt verebilmek ve alternatif olarak ortaya çıkmak, kuşkusuz solun bugünkünü aşan bir örgütlenmeye ve toplumsallaşmaya olan ihtiyacını da bir kez daha ortaya koyuyor.

About admin

Check Also

Köşelerden Bir Demet (194)-Cavlı Çulfaz

O kitap insanın eyleminden söz ediyordu hatırlayın, düşünüp duran filozofları bırakın diyordu, sürekli değişen koşullar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com