Yazar NABİ YAĞCI’nın cevapları

  1. Doğrusu kapsamlı sorular sormuşsun, elbette bu sorular tartışmayı gerektiren sorular, ancak kendi adıma henüz yeterli verilerin ortaya çıkmış olmadığı nedeniyle böyle bir soruşturma niteliğinde bir tartışmayı erken buluyorum. Fakat bunlar üzerinde konuşulamaz değil, konuşuluyor da zaten. Pandemi sonrasında dünyanın çok farklı bir dünya olacağına kuşku yok fakat hiçbir şey eskisi gibi olmayacak demek de bana anlamlı gelmiyor, kullanmayı da sevmiyorum. Pandemi bize olmayan bir şeyi göstermiş değil zaten ekolojik felaketlerin ve kapitalizmin küreselleşmesine paralel gelişen ve en azından yarım yüzyıldır yarattığı yıkımın aşıkâr hale geldiği, ekonomik, sosyal ve inasani değerler üstünde süren bir çöküntüye güçlü bir projektör tuttu. Kuşku yok ki corona19’un yarattığı sarsıntı kapitalizm için çok ciddi bir sarsıntı ama doğurduğu kriz kapitalizmin ilk krizi de değil. Her kriz sonrasında özellikle Marksistler kapitalizmin sonunun geldiğini söylediler, söyledik, fakat öyle olmadı. Keşke öyle olsaydı. Diğer yandan şu da bir gerçek ki her yeni kriz öncekinden daha ağır ve yıkıcı olmakta. Buradan bir sona doğru gidiş eğilimini çıkarabiliriz. Ne var ki biz Marksistlerin ideolojinin kuşatıcılığı nedeniyle genelde tarihteki eğilimleri olgu gibi alma yanlışımız vardır. Bu nedenle henüz bu salgının neleri ve ne derinlikte yıktığını somut olarak görebilmiş değiliz. O nedenle gelecek üzerine büyük konuşmaları, analizleri ve varsayımları ihtiyatla karşılamak istiyorum. Elbette doğra da olabilir bunlar veya içinde şu ya da bu ölçüde doğruluk payı taşıyabilirler. Ayrıca, geleceğin ne olacağı üzerine odaklanmanın doğurabileceği bir zaaftan kaygı duyuyorum. Bu kaygım dikkatleri bugün üzerine yoğunlaştırmayı zayıflatmasıdır. Oysa gelecek dediğimiz şey ufuk çizgisine uzanan bugünden başka bir şey değildir. Ne var ki yaygın düşünce tarzı, sanki ileride bizi bekleyen ve adına gelecek dediğimiz bir yer ve zaman varmış gibi bir ilizyon taşır ki böyle bir şey yoktur. Bugüne, bugünkü yaşamı doğuran süreçlere, yaşam tarzına müdahale edip onu şu yada bu yönde, şu veya bu derinlikte değiştirebildiğimiz zaman geleceği de kuruyor oluruz. Bugüne müdahale edemeyenler geleceğin failleri de olamazlar. Önemli olan içinde yaşadığımız ve bizi çepçevre kuşatan durumu anlayabilmek ve anlamlandırabilmektir. Bu ise tarihten kopuk olarak yapılamaz, aksine tarihten gelerek yapılabilir. Böyle yani tarihsel bir perspektiften baktığımda kapitalizmin böylesi çöküntü ya da derin kriz dönemlerinden sonra gelen koşulların hiç de ezilenlerin, sömürülenlerin, altakilerin lehine olmadığını görüyorum, aksine otoriter ve totaliter rejimler geliyor. Çünkü böylesi durumlarda yönetici sınıflar ekmeğe, işe muhtaç olanları kolay maniple edebiliyorlar. Elbette bunun istisnaları yok değil. Gelecekte de böylesi istisna durumlar çıkabilir mi? Buna kimse önceden hayır diyemez ama adı üstünde bu durum istisna olur. Dolayısıyla benim bu kriz sonrası kötü varsayımım genel hatlarıyla devletçi/milliyetçi totaliter ve hatta faşizan akımların daha da güçleneceği noktasındadır. Özellikle bu salgın nedeniyle fiziksel mesafeyi sosyal izalosyon politikasına çevirip sosyal dayanışmayı ve hatta sosyalliği zayıflatmalarıdır. Bu günün yakın tehlikelerine odaklanıp buna çare aramak bana göre gelecekte her şey daha iyi olacak tekerlemesinden daha faydalıdır ve daha devrimcidir. Bu noktada iki önemli küresel akımı ve gücü başa alarak düşünmek gerekiyor; Ekolojik hareketler ve feminist hareketi Fakat altını çizmek isterim ki bu iki harekete vurgu dünkü tarzımızdaki gibi olamaz yani bu hareketleri önemli görme ama ikincil önemde sayma yanlışı gibi. Bu iki hareketin dinamizmi etrafında yeni işsizler sınıfını görmek gerek. Böylece bana göre küresel ölçekte bir radikal özgürlükçü ve radikal demokratik bir gelişme mümkün olabilir. Bu dediklerime yeni bir uygarlık anlayışı üstüne geliştirilecek entelektüel çabaları özellikle felsefi düşünceleri ve bir kültürel yeniden doğuşu hazırlayacak sanatsal etkinlikleri geliştirmeyi de eklemeliyiz. Bu söylediklerim bir gelecek yorumu ve ne yapmalının yanıtı gibi görülmesin, neden bugüne odaklanmak gerektiğini anlatabilmek için bunları söyledim. Salgın sonrası durumun somut verilerini gördüğümüzde ayağı yere basan ve ayrıntılı yorumlar yapabiliriz. Türkiye’de solun durumu üstüne çok konuşuldu doğrusu bu konuda yeni bir sözüm yok. Ben bu konuya pratik bakıyorum. Bütün yanlışlarına karşın, ki, bunları az çok bilmekteyim, ben HDP’nin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira içinde Kürt hareketinin aktif yer almadığı bir sol ve demokrat hareketin etkili bir muhalefet doğuramayacağı sanırım oldukça açık.

About admin

Check Also

Köşelerden Bir Demet (194)-Cavlı Çulfaz

O kitap insanın eyleminden söz ediyordu hatırlayın, düşünüp duran filozofları bırakın diyordu, sürekli değişen koşullar …

One comment

  1. “…biz Marksistlerin ideolojinin kuşatıcılığı nedeniyle genelde tarihteki eğilimleri olgu gibi alma yanlışımız vardır. Bu nedenle henüz bu salgının neleri ve ne derinlikte yıktığını somut olarak görebilmiş değiliz.” Bu çok doğru bir saptama. Salgın sonrası gelişmelerin otoriterlik yanının daha olası görülmesi de devrimci bir tavır. Ancak, -şu anda gerçekten bir sonuç çıkarmak erken olsa da- neoliberal kapitalist küreselleşme açısından uzun vadede gelişmelerin işçi sınıfı ve halklar açısından olumlu olabileceğini de değerlendirmek gerekir. Kısa ve orta vadede ‘ulus-devlet’in konumunun güçlenebileceği de düşünülebilir. Devletlerin ‘toplumsal düzenleyici rolleri’nin böylesi dönemlerde öne çıktığını da değerlendirmek gerekiyor sanırım.
    (1918-19 İspanyol gribinde, ki 50 milyon insan ölmüştür, salgının bitmesiyle birlikte halklar hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmişler, unutmayı seçmişlerdir.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com